Koyun

Sevgili dünlük,

Biliyorsun, cehaletimi gidermem için bana önerilen bir kitap vardı, Erdoğan Aydın – Nasıl Müslüman Olduk?

Benim için çok şaşırtıcı bilgilerle doluydu. Bazı konuşmaların içine girdi ister istemez, ama anladım ki, nasıl Müslüman olduğumuzla ilgilenmeyen bir tek benmişim.

Kiminle konuştuysam kitabın ismini bir soru gibi algılayıp ortak bir cevap verdiler: Kılıçla!

Dünyanın yuvarlak olduğunu bilmiyor muydun ?? gibi bir ifadeyle karşılaştım da denilebilir bu konuşmalar sırasında. Kendime baktım, hiçbir cevabım yok bu konuyla ilgili, nasıl Müslüman olduğumuzla da, neden Müslüman olduğumuzla da, ya da Müslüman lığın, Hıristiyanlığın, Museviliğin ne olduğuyla da tamamen ilgisizmişim. Bununla birlikte neden inanmadığıma ya da neye inanmadığıma da baktım doğal olarak. Anladım ki inanmak ya da inanmamak diye bir seçim de yapmamışım, sorgulamamışım, düşünmemişim, sadece burada olmakla, ben olmakla ilgilenmişim, ne hissettiğimle, nasıl algıladığımla, nasıl yaşadığımla ilgilenmişim, öncesi… sonrası… ne fark eder ki?

Galiba aynı nedenle Platon’un, Sokrates’in söyledikleri de (aynı Muhammet’in ya da İsa’nın söyledikleri gibi) yaşanmış bitmiş Dünya tarihi de, büyük patlama da, evrim de beni heyecanlandırmıyor, ilgilendirmiyor.

Çünkü bütün bunlar açıklama dünlük! Neden yaşıyorum, ölünce ne olacağımın açıklaması din ya da evrim, neden böyle yaşıyoruz un açıklaması tarih. Alternatif açıklamalar bilim, felsefe, sosyoloji, psikoloji vs vs. Her biri bir arayışın, bir sorgunun sonucu. Bunları yazarken bende soruyorum, neden bu kadar çok açıklamaya ihtiyaç duyuyor insan. Niye sorular sorup sorularımıza ikna edici yanıtlar arıyoruz?

Başlangıç… İnsanın yaşarken sonunu düşünmesi ve şekillendirmeye çabalaması (bence tamamen gereksiz de olsa bile) daha anlaşılabilir geliyor ama öyle ya da böyle bir şekilde başlamışsa niye başlangıçla ilgili bir açıklama arar insan. Niye bunun için öyküler kurgular cennetten çıkma, büyük patlama, karmik yaşam diye?

Böle işte sevgili dünlük, dünün sorusu buydu, neden bu kadar çok açıklama ihtiyacı duyar insan?
Biliyorum biliyorum, bu da dünyayı, var oluşu anlamaya çalışan insanın ürettiği ve ikna edici cevap aradığı bir soru gibi oldu. Ama bir şeyi açtı bende, anladım ki ben bir tür koyunum dünlük, acıktığında sadece önündeki çimeni yiyen, o çimeni kendisine sunanın kasap olup olmadığıyla ilgilenmeyen bir tür koyun.

Kabala’dan Feyz alan Said Nursi

NUR CEMAATİ !!!!!

Kuşkusuz başlığı okuduğunuzda her ne görüşü savunuyorsanız savunun aklınızda ‘’ne alaka” sorusu belirecektir. Heleki nur cemaatinden olanlar hem küfür edip hemde okuyarak savunma pozisyonunda bana karşı her yönden saldırıya geçeceklerdir. Ben hepsine göğüs gerecek ve cevap verecek güçteyim evvel ALLAH..!

Ne diyordu üstat Mehmet Akif..

Ulusun korkma..! Nasıl böyle bir imanı boğar..?!!

Ben ulumalarından değil İslam’a gelebilecek zararlardan korkuyorum..!

Başlık her şeyi anlatıyor aslında.

Ama ben yinede açıklama yapmak istiyorum. Yazı uzun olacak bunu ilk olarak söyleyeyim. Onun için tam okumadan ve anlamadan yorum yapmayın.

Bazı saf kardeşlerimizin zamanın en büyük din alimi diye adlandırdıkları ‘’Bediüzzaman said-i nursi” nin yapmış olduğu işlerin, sarfetmiş olduğu açıklamalarının, yazdığı risale, külliyat vb. kitaplarının KABALA ile ne kadar benzerlik ve uyum içinde olduğunu anlayacak, ortak olarak seçtikleri kişilerin milliyet ve dinlerinin de ne olduğunu göreceksiniz.

Kürtçülük akımını nasıl başlattığınıda en sonunda okuyup Nur cemaatinin ve manevi liderinin nasıl bir insan olduğunu anlayacaksınız.

İlk olarak tam anlayabilmeniz için KABALA nın ne olduğunu kısaca özetleyeyim.

KABALA NEDİR ?

Kabala kelime olarak sihir, büyü anlamlarını ifade etmektedir.

Yahudi dili olan İbranice’de kabalanın özel bir yeri bulunmaktadır. Yahudi’lerin tevrat’tanda çok önem verdikleri kabala bir sihir, büyü kitabının özetidir. Bir takım hesaplar kullanılarak olaylara yön verebilen bir sihirdir KABALA.

Yahudi’lerin inançlarına göre ALLAH (Yehova) H.z Adem ile Havva’ya bazı sihir ve büyü formülleri vermiştir. Dünya’ya geldiklerinde bu sihirleri kuşaktan kuşağa anlatmışlar ve silsile yolu ile nesilden nesile bildirmişler.

Tabi bu nesil Adem (selam olsun ona) den sonra gelen Peygamber’lerdir.

Adem’den, Nuh aleyhisselama ondan da İbrahim’e, İbrahim’den Musa’ya, Musa’dan da kardeşi Harun’a ve Harun’dan da HAHAM lara aktarılan sihir formüllerinin tümüne ‘’KABALA” diyorlar.

Şu anda kabalist bir yapıya sahip İsrail devleti aslında Tevrat değil Kabala’ya göre yönetilmektedir.

Sadece Yahudi HAHAM larının bildiği Kabala öğretisi tüm evrenin Yahudi ırkının emrinde olması için devam ettirilmektedir.

Onun için bazı devletleri kabalist bir yapıya büründürmek ve kirli emelleri için araç olarak kullanmak amacındadırlar. O bazı devletler ise nilden fırata kadar olan bölgeyi sınırlayan devletlerdir. Bunun içinde Türkiye’de vardır.

SAİD-İ NURSİ VE TERAKKİ MASONLARININ İŞ BİRLİĞİ

İttihat ve Terakki’nin kurucuları malumunuz üzere Yahudi Masonlarıdır.

Büyük Hakan 2.Abdülhamit’in siyasi iradesine engel olmak için o büyük Hakan’ı tahtan indirip sürgüne bile yollamışlardır.

Sırf modern (!) Siyonizm’in babası olan Thedor Herzl’in Amerikalı Yahudi Rotchild’in direktifiyle İsrail’in kurulması için Büyük Hakan’dan para karşılığında toprak isteyipte aldığı ***** cevabı üzerine İttihat ve Terakki Masonları tarafından ‘’KIZIL SULTAN” lakabı yaftalanarak Türk Milleti’ni o büyük sultana karşı kışkırtmışlardır.!

İşte bu dönemlerde Rusya’da esir (mi ?) düşmüştü Said-i Nursi.

Esirlikten kurtulup (!) bir yolunu bularak ülkeye dönen Said-i Nursi İttihat ve Terakki’cilerin çok büyük desteğini bilinmez bir şekilde almıştır.

Bu desteği Rusya’da esir (mi düşmüştü acaba ?) düştüğü içinmi yoksa başka bir sebep içinmi verdiler bilinmiyor.

Yine o dönemlerde İngiliz ve Amerika’lı ajanlar cephede bir türlü yenilmeyen Türk’lerin ayakta nasıl hala dimdik kaldığının üzerinde çalışmalar yapıyorlardı. Ve sonuçta aradıklarını buluyorlardı.

Aradıkları cevap İSLAMİYET idi..!

Eğer İslam dini yozlaştırılıp, yanlış kişiler tarafından yönlendirilirse Türk’ler İslam dininden bilmeden uzaklaşacak ve böylece cephe düşman tarafından ele geçirilecekti.

Bunu başarmanın bir yoluda İslamcı (!) kimlikli birini bulup (İcad edip) önce Milleti’in gönlünde taht kurdurmak, ona karşı sevgi beslettirmek sonra onu İslamcı olduğu için sürgüne yollamak, sürgünden sonra tekrar Millet’in önüne sürmek, halkın bu yanlış kişiyi önder diye sahiplenmesini sağlamak ve toplumun onun her dediğine onay vermesini sağlayarak gizlice hem İslam’ı hemde vatanı parçalara ayırmak düşüncesini ve fikrini buldular.

Bizi ancak böyle yenebilirdiler. (Bakınız Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişimi)

İşte bu yüzden İttihat ve Terakki’cilerin desteğini almıştı Said-i Nursi denen şahıs.

Ve Türk Milleti’ni kandırmak ve parçalamak için harekete geçmişti birileri.

İslam dininin yozlaştırılması için Yahudi Masonları olan İttihatçılar tarafından kurulan ‘’Darülhikmetülislamiye” yani İslam Akademisi’nin başlarından biride artık Said-i Nursi idi.

İttihatçılar birden bire İslam’a heveslendiler nedense.

Onun içinde Said-i Nursi’yi buldular.!

Bir Yahudi Mason’un İslam’ı gerçek manada yaşatmak için bir akademi kurabilirmi..?

Said-i Nursi’nin gerçekten Rusya’da esir düştümü…?

Her türlü ajan ve hainin arka çıktığı akademinin güvenilir olabilirmi…?

Gerçekten Said-i Nursi’ye İslam alimi mi.?

Tüm bunlar Said-i Nursi nin Mason’lar tarafından desteklediğini gösteriyor olabilirmi…?

Ne İslam ile nede vatan ile alakası yoktur. Kürtleri kışkırtmak için kullanılan maşadan başka bir şey değildir.!

KABALA’DAN İLHAM ALAN NURCULUK VE SAİD-İ NURSİ

Nur cemaati ve okulları kendi içlerinde ‘’CİFR” ilmine çok önem verirler.

Bir takım ‘’Ebced” hesapları ile geleceği tahmin etmeye uğraşmaktadırlar.

Gizli bir ilim olan ‘’cifr ve ebced” hesapları KABALA ile aynı oranda benzerlik teşkil etmektedir.

Çünkü KABALA’da da bir takım hesaplar ve formüller kullanılarak gelecek tahmin edilmek istenmektedir ve bazı ileriye dönük çalışmalara zemin hazırlanmak istenmektedir..

Bilindiği gibi Said-i Nursi de yazdıkları risalelerde, külliyatlarda, lemalarda bu hesapları kullanarak bir takım tahminlerde bulunmuştur.

Ve günümüzde olan bu ‘’İBRAHİMİ DİNLER” masalının zeminini ta o zamanlar hazırlamıştır.

Cemaat içindeki okullarda öğrencilerin beyinlerine Said-i Nursi’nin yazmış olduğu Risalelerin, Külliyatların, Lemaların kaynağının ALLAH olduğunu ve ALLAH’ tarafından Said-i Nursi’ye gelen ‘’İLHAM” ile yazılmış olduğunu aşılamaktadırlar.

Yani bu ayetler Yüce Allah’tan gelmiş, ve Yüce Allah bunları Said-i Nursi’ye indirmiş ve yazdırmıştır !!!!

Aynı ‘’KABALA” daki bir takım hesapların ve sihirlerin ALLAH’tan peygamberlere, peygamberlerden de sil sile ile HAHAM’lara inmesi gibi. Benzerlik garip!!!

Durun daha bitmedi..Sihirbaz Said-i Nursi hapisteyken mürtileriyle bile konuşabiliyormuş.!

O yıllarda hapise atılan Said-i Nursi yine bir takım sihir ve büyüler kullanarak geceleri kaldığı hapishaneden esrarengiz bir şekilde UÇUP belirli müritleriyle bir evde toplantılar yapıyor, gece boyunca konuşabiliyor, sabaha yakında kaldığı hapise tekrar aynı şekilde esrarengiz bir şekilde geri dönebiliyormuş.

Hep KABALA öğretilerinin tesiridir bunlar.

Esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmalar, direk aracısız (Cebrail a.s. bile yok) ALLAH’ c.c.tan alınan ilhamlar, bir takım gizli büyüler hesaplar ‘’cifr ve ebced” gibi hepsi KABALA da mevcuttur.

Hatta Nur cemaatinin Said-i Nursi’den sonraki manevi lideri olan Fettullah Gülen 31 ocak 1986 tarihinde İzmir İl nüfus müdürlüğüne başvurarak, 3881 kayıt numaralı kimliğindeki ismini ‘’FETULLAH”tan ‘’FETHULLAH” a çevirmiştir.

Bu ‘’H” harfindeki değişiklik bazılarına göre (bize göre yani) ‘’ebced” hesabına uydurarak ileriki zaman dilimlerinde kendinin İSLAM önderi olacağının inanılması içindir, bazılarına göre ise (nur cemaati) Said-i Nursi’nin siirtteki hocası ‘’MOLLA FETHULLAH”ın ismini almak istediği için yapılmıştır.

İşte size yine KABALA ile aynı oranda benzerlik teşkil eden olay. Sihir ve büyü hesapları kullanılarak kendini ‘’YÜCELTME” çalışmaları..!

Bir başka benzerlik ise Nur cemaati okullarında mevcuttur.

Yahudi doktrininin (KABALA) öğretildiği gelenekçi okullardaki öğretmenlere ‘’SOFERİM” yani ‘’YAZICILAR” denilmektedir.

Bu okullarda yazılı Tora ve Sözlü (vahiy edilmiş ama yazılmamış !) Tora vardır.

Soferimlerin görevi, vahiy edilenleri açıklamak ve bunun toplumlar ile fertleri tarafından öğrenilmesini ve benimsenmesini sağlamaktır.

Nur cemaati içinde de Said-i Nursi’nin ‘’Risale-i Nur Külliyat”ını aslından (yani Latin harfleriyle basılmamış haliyle) okuyan, açıklayan, topluma ve fertlere öğretenlerede ‘’YAZICILAR” denilmektedir.

Hem KABALA’da, hemde Nur Cemaati içinde aynı şey…! ‘’YAZICILAR” Bu sizce tesadüf, rastlantı olabilirmi..?

SAİD-İ NURSİ’YE AÇIK DESTEK VEREN YAHUDİLER

Bediüzzaman sempozyumuna katılan Yahudi…!

‘’Dindar, fakat antisiyonist bir Yahudi’yim”

diyen Central Connecticut Üniversitesi öğretim üyesi olan Profesör Norton Merzinsky sunduğu bir açıklamada Said-i Nursi’nin yazdığı Risalelerin diğer dini kitaplardan ayrılan üç özelliği olduğunu söylüyor.

Barışa sık sık atıfta bulunması, kendisi gibi düşünmemeye anlayış ve Müslüman-Yahudi ilişkilerine bakışta tek bir tarafı haklı çıkarır bir tutum sergilememesi !

Said-i Nursi’nin Yahudi’lerinde hak ve hukukunun bulunduğunu yazması, Kudüs ve çevresinin Yahudi’ler için kutsal olduğundan bahsetmesi Yahudi Profesör Norton Merzinsky’i çok şaşırtmış???!

Said-i Nursi’ye destek çıkan bir diğer Yahudi Profesör Yehezkel Landau’nun 2004 yılındaki bir konferansta sunduğu açıklamanın konusu;

Yahudi geleneği ve Said-i Nursi’ydi.

1978 yılında vatandaşı olduğu Amerika’yı terk edip İsrail’e yerleşen, 1980 yıllarında dindar bir Siyonist hareket olan Netivot Salom’da idarecilik yapan,

1981-2003 yılları arasında İsrail’in Ramle şehrinde Arap ve Yahudi birlikteliğini hedefleyen ‘’Açık ev” merkezini kuran, Profesör Yehezkel Landau zaman gazetesinden Nuriye Akman’ın sorularına şöyle cevaplar veriyordu…;

“Nursi’nin hayatı ve eserleri bazı Yahudi düşünürleriyle benzerlikler gösteriyor. 19.yüzyıldan itibaren bazı hahamlar Yahudi’lere bilimsel çalışmalar (KABALA) ile modern dünya arasında bağlantı kurma konusunda yardım etmeye çalıştı. Tel Aviv yakınlarında dini ilimler ve seküler bilimleri birleştiren Barilan isimli harika bir üniversitemiz var. Yine New York’ta Yashiva isminde bir üniversite daha var.

Ben Said-i Nursi’nin fen ve din ilimlerini birlikte öğretmek üzere doğu anadoluda kurulmasını planladığı üniversite ( Medresetüzzehra ) fikrini duyduğumda Barilan üniversitesinin Türkiye versiyonunu kurmak istemiş diye düşündüm.

Bence Said-i Nursi devlet sistemi olarak tamamen seküler Atatürk modeli ve İmamlarca yönetilen İran modeli arasında bir sentez istedi.

İsrail’de bunu yapmaya, tamamen seküler olmayan parlementosunda dini partilerinde yer aldığı, hahamların en yüksek yetkiye sahip olmadığı bir Yahudi devleti kurmaya çalışıyor.

İsrail’de sivil mahkemeler, anayasa mahkemesi ve kişilerin özel statüleriyle ilgili konulara bakan hahamlarca yönetilen dini mahkemeler var. Bana göre sosyal sahada dini özel bir meta yapmak yeterli değildir. İnanıyorum ki Siad-i Nursi içinde yeterli değildi. (31 ekim 2004)

Kabalacı Said-i Nursi’ye ilgi duyan sadece dış devletlerdeki Yahudi’ler değildir.

Ülke içindeki Sabatayistlerde bu adama ilgi duymuşlardır.

Nur cemaatine yakın olan ‘’Matbuat” dergisinin, sabatayist olduğunu saklamayan ve ‘’Evet ben selanikliyim” kitabını yazan Ilgaz Zorlu’yla yaptığı bir röportajdan kısa bir bölüm aktarmak istiyorum.

Soru : Kabalizm sizin için çok önemli bir nokta. Peki Bediüzzaman’ın ebced hesabıyla ilgili çalışmalarını biliyormusunuz ?

Cevap : Evet biliyorum ve o konuya girmeyeceğim. Enteresan ifadeleri var. Bence Said-i Nursi yazmak istediği şeylerin çoğunu yazmamış bir insan. Özellikle cifr konusunda bir hayli bilgisi var. Bunu açık bir şekilde yazmamış bu çok önemli.

Soru : Bediüzzaman’ın eserlerinin sizde ne gibi bir tesiri oldu ?

Cevap : En çok ilgimi çeken ‘’Tabiat Risalesi”. Dinsizlik ve materyalizm karşısında bu insan çok sağlam delillerle bu kitabı atıyor ortaya ve ben onun vermiş olduğu örnekleri kendi dini tartışmalarımda kullanıyorum.Diyorum ki Bediüzzaman Said-i Nursi’de böyle söylüyor. Ve ben bundan hicap duymuyorum. Niye duyayım ? Çünkü oda aynı yolda gidiyor.

Din olarak Yahudi’liği seviyorum. Yahudi’lik üzerine çok araştırma yapıyorum ama bu benim Bediüzzaman’ı araştırmayacağım anlamına gelmez. Eminimki Bediüzzaman Said-i Nursi yaşasaydı ondan öğreneceğim çok şey olurdu.

İşte sizlerde okudunuz sevgili okurlar.

Kabala nasılda Said-i Nursi’yi, Fettullah Gülen’i etkisi altına almış. Yaptıkları her hareket, her söz, her laf Kabala ya göreymiş.Bunu açıkça okuduk ve öğrendik.

Son söz…

KÜRT KIŞKIRTICISI, SİHİRBAZ SAİD-İ NURSİ DİN ALİMİ DEĞİLDİR

Eser Adı

İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi Yahut Divan-i Harb-i Örfi ve Said-i Kürd-i

Yazar Adı

Said-i Nursi Kürdi

Tarih ve yer

1909, İstanbul, Vezir Han, İkbal-i Millet Matbaası

Saidi Nursi olarak bildiğimiz zat, söz konusu eserinde, kendisinin “Said-i Kürd-i”, yani “Kürt Said” olduğunu onaylamakta, ayrıca kendisini “Bediüzzaman” diye takdim etmektedir.

Kitab toplam 48 sayfadır ve kitabın “hatime” kısmında Saidi Kürdi şu satırları yazmaktadır:

“******larıma (Ebnâ-i cinsime) burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik (natamam) kalır. Ey Asuriler ve Keyanilerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri (pişdar) ve kahraman askerleri olan Arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız, yeter artık, uyanınız, sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir.”

Ayrıca Saidi Nursi Kürdi şöyle söylemektedir:

“Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriate dayanmış olan, hürriyet sultanı, yüksek sesle sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için, fen, sanat ve silah başına, ileri arş.”

Saidi Nursi Kürdi; “Kürt milliyetçiliği” çatısı altında Kürtleri birleştirmek gayesi gütmekte, 1909 tarihli eserinde Kürtçülük propagandası yapmakta, yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış olan Türkleri ve Kürtleri -Kürtçülük söylemleri ile- kışkırtmaya çalışmaktadır.

Kısacası Saidi Nursi Kürdi’nin gerçek niyeti, Türklerin bölgede egemen olmalarını istemeyen İngilizlerin istekleriyle birebir örtüşmektedir.

Gerçek gayesi, geri kalmış Kürtleri kalındırmak/bilinçlendirmek olsa idi,

“fen ve sanat başına”

demekle yetinirdi. Ancak “SİLAH BAŞINA” diyebilecek kadar pervasızdır.

Üstelik aynı satırlardan, kendisinin emperyalist güçlere karşı hareket ettiği sonucunu çıkaranlar, şunu görmelidirler:

Saidi Nursi Kürdi’nin söylemleri doğrudan doğruya Kürtlere yöneliktir; muhatap sadece ve sadece Kürtlerdir. Ve de kendisi İngilizlerin icad ettiği şeriat sevdalısıdır. Gerçek İslam şeriatinden fersah fersah uzaktadır.

Evet, Saidi Nursi Kürdi Kürtçüdür, ne var ki kendisini gizlemek için müslümanlık/ümmetçilik örtüsüne bürünmektedir.

Saidi Nursi Kürdi, Türk müridlerinden evlenip “dinsiz evlatlar yetiştirmemeleri”ni isterken, habire çoğalan ve nüfusu gün geçtikçe -hızla- artan Kürtleri engellemek gereği dahi duymamaktadır.

Evet, Saidi Nursi Kürdi bölücüdür; onun müridleri de, gerçekleri görmekten aciz vatan hainleridir. Bunlar, Siyonizm’in istekleri doğrultusunda ayaklanan Şeyh Said’den hiçbir farkı olmayan Saidi Nursi Kürdi’nin ardına takılmış, Cumhuriyet ve Laiklik karşıtı ikiyüzlü Müslüman görünen ama Müslümanlıkla alakası olmayanlardır!

Kendi ırkçılıklarını gerçek milliyetçilere yamamaktan ise asla geri durmazlar. Kürtçülüğe/Kürdistan’a hizmet eden bu vatan düşmanları, bizleri “sahte milliyetçi/ırkçı” olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar.

Oysa Mustafa Kemal Atatürk, “Ne Mutlu Türk Doğana” değil, “Ne Mutlu Türküm Diyene” demiştir; yani ırkçılığı değil, aynı dili konuşan insanların bir araya gelmeleriyle ortaya çıkan bir milleti işaret etmiştir.

İşte, bizim milliyetçiliğimiz bu çizgidedir, yurtseverliktir.

MİLLET; ırk/din birliği değil, AYNI DİLİ KONUŞAN insanların bir araya gelmelerinden oluşur ve “Türküm” diyen Türk’tür. Bu, asla ve kat’a, ırkçılık değildir.

Asıl ırkçı/şoven olan, Saidi Nursî Kürdi’nin ta kendisi ve onun nurcu müridleridir.

Fethullah Gülen Hocaefendi de, Saidi Nursi Kürdi çizgisinde yürüyen bir Kürtçüdür. Yakın gelecekte Saidi Nursi Kürdi’yi elinin tersiyle silip atacak ve Kürtçülüğünün rengini/örtüsünü değiştirecektir; ancak asıl amacından hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.

Yani SİYONİZM’in İslam yeşiline boyanmış Din Devleti rücusundan..!

İşte, Türk Milletine asıl zararı verenler/verecek olanlar gerçek İslam Şeriatini isteyenler değil, Siyonist Süfyani düşünceye sahip bu kişilerdir.

Çünkü bunlar, içimizde barındırdığımız komşularımız, yakınlarımızdır. Çünkü bunlar, ikiyüzlü/takiyyeci vatan düşmanlarıdır. Çünkü bunlar sahte müslümanlardır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere işaret ettiği yurtsever bazlı milliyetçiliğimizi, ırkçılıkmış gibi gösterip, gençliğimizi/milletimizi fırkalara ayıran bu zihniyete karşı akıllı hareket etmek sorumluluğundayız.

Ve unutmamalıyız ki, bizler, Enver Paşa’nın maceraperestliğindeki ahmaklar gibi değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün ufkun da ötesini görebilmeyi hedef kılan/edinen kişiler olarak düşünebilmeliyiz.

Tüm gelişmelere bu yönde bakabilmeli, geniş yelpazede analizler üretmeli ve buna göre stratejiler belirlemeliyiz. Sağın ve solun fırkalaşmış/parçalanmış gençleri değil, milliyetimizin atası Atatürk’ün refere ettiği ÖNCÜ/İLERİCİ insanlar olduğumuzu artık idrak etmeliyiz.

Evet, bizler Farklıyız, ancak Fırka/tefrika değiliz! Ne sağda, ne solda, her daim ÖNDE/İLERİDE yürümeliyiz.

ALLAH’a emanet olun..

Not: Bu yazıyı yazarken yararlandığım kaynaklar: Diyalog Belgeseli 1-2-3, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Arslan Bulut’un bir yazısı, Yeni mesaj gazetesi yazarları ve güvenilir internet sitesi

Eren Erdem

“”

Kehanet, Dua ve Seçim

Kehanet, Dua ve Seçim
Ölü Deniz Parşömenleri’ndeki İsaiah’ın kehanetlerinin yeni değerlendirmelerine göre, Apokalipse size ve bana bağlı. Son iki bin yıldaki dini liderlerin ve geleneklerin gözden kaçırdığı bir şey mi var? Evet, özellikle Batı geleneklerinin; 325 yılında önemli miktarda bilginin açık literatürden kaldırılıp sadece gizem okullarının ve seçkin papazların elinde kalması ile başlayan mantığın duyguyu ele geçirmiş olmasının hala acısını çekmektedir.

Batı gelenekleri, Isaiah Parşömenlerinde yer alan önemli ilkeleri unutmaya başladı, bunlar bazı Doğu ve Yerli Amerikan geleneklerinde muhafaza edilmişti. 1700 yıl önce ayrıldığımız anlayış noktasına geri dönmemiz için kuantum biliminin akli araçları kullanılıyor.

Paralel evrenler kavramı daha 1957 yılında kabul edildi, ve maddenin paralel hallerinin varlığının bilimsel kanıtı, Beryllium, sadece 1998 yılında yayınlandı. Bu, bilim adamı, öğretmen ve rehber, Gregg Braden için bulmacanın son parçası olmuş ve kehanetin fizik ve metafiziği arasındaki kavramsal köprüyü kurmasını sağlamıştı.

Gregg Braden heyecanlı bir kişilik, bu iç görülerini paylaşma ateşi ile yanıyor. İlk kitabı Sıfır Noktasına Uyanış: Toplu İnisiyasyon, gezegenin her seviyesinde -virüs mutasyonlarından, jeolojik afetlere ve insan bilincindeki sıçrayışa kadar- meydana gelmekte olan inanılmaz değişimleri açıklamaktadır. Bu da akıllara “bu tür değişikliklerin ortasında kişisel seviyede biz ne yapıyoruz” sorusunu getiriyor.

Gregg’in cevabı ikinci kitabında geliyor, Dünyalar Arasında Yürümek – Şefkatin Bilimi. Esenîlerin öğretilerini kullanarak, şefkatin herkes tarafından kabul edilebilir bir bilim olduğunu gösteriyor. Şefkat ile kişisel ve kolektif olarak yüzleşmekte olduğumuz sorunları aşabiliriz.

Bu kitap, Ölü Deniz Parşömenlerinden yakın zamanda tercüme edilen yazılara dayanmaktadır. 2000 yıllık Ölü Deniz Parşömenleri, 1946 yılında keşfedilmişti. 8 kişilik küçük bir araştırma grubu tarafından (erişebilirliği) kontrol edilen parşömenlerin sadece küçük bir kısmı tercüme edilmiş ve yayınlanmıştır. Papirüs, metal ve deri üzerine yazılmış 22,000 adet parça ve parşömen var ancak sadece biri bütün halinde / tam olarak bulunmuştur: Isaiah Parşömeni.

Gregg’in 28 Martta (2000) yayınlanacak olan üçüncü kitabı, Isaiah Etkisi: Kayıp Bilim Dua ve Kehanetin Şifresini Çözmek olarak adlandırılmıştır. Kitap, Isaiah Parşömenin yeni bilimsel bilgilere göre değerlendirmesini içermektedir. İkinci kitabın formatında olup doğal, savaş veya hastalık kaynaklı gezegensel değişimlerden kaynaklanan kişisel veya kitlesel acılara bir cevap sunmaktadır. Kolektif olarak nasıl biraraya gelebileceğimizi ve Isaiah Parşömeninin içerdiği bilim ile bu mücadelelerle nasıl başa çıkabileceğimizi açıklamakta.

ISAIAH PARŞÖMENİ
Parşömenin bu kitabın dayandığı kısmı, kehanette bulunma ile, özellikle bizim zamanımız için, ikinci binyıldan üçüncüsüne geçiş ile ilgili. Kehanet kelimesi bazılarını rahatsız ediyorsa, akademisyenler ve askeriye tarafından kullanılan şekli ile adlandırın: uzak görüş. Kitap, araştırmacıların parşömeni geleneksel değerlendirme şekillerinden radikal olarak farklı.

Isaiah, geleceğimiz ile ilgili içgörüler sunmaktadır, ve bunlar diğer Maya, Navajo, Hopi, ve Mısırlılar gibi toplumların ve Nostradamus ve Edgar Cayce gibi kahinlerin kehanetleri ile paralellik taşımaktadır. Hepsinin kehanetleri de iyi ve kötü zaman döngüsünü içermektedir, ancak hangisinin ne zaman geleceğine dair bir uyuşma yoktur.

“Isaiah Parşömenini kullanmayı tercih ettim çünkü bütün bu kehanetlerin bize söylemek istediği şeylerin bir temsilcisi olduğuna inanıyorum, ve o ilklerden biri. Bulgularımız, kehanetlerden çok, birçok afetten -salgın hastalık, kötü hava şartları ve savaşlardan- kaynaklanan ölümlerin görülmesidir ve sonra bunların ardından huzurlu ve yumuşak hava şartlarının, ve uluslar ve hükümetler arasında işbirliğinin olduğu zamanlar gelmektedir. ”
Isaiah Etkisinin geleneksel değerlendirmelerden ayrıldığı yer ise, araştırmacılar bu olayları lineer olaylar olarak görmüştür; yani iyi zamanlardan önce kötü zamanlardan geçtiğimizi görmüşlerdir.

ISAIAH ETKİSİ

1957 yılında Princeton’dan bir fizikçi, Hugh Everett, III, hayatlarımızda her an, eşzamanlı olarak bir çok an, ihtimal ve sonuç olduğunu ve bunların hayatlarımızdaki her seçim için olduklarını ileri sürmüştür. Hepsi aynı anda olmaktadır, biz onların farkında olmasak bile. Everett bunlara paralel ihtimaller adını vermiştir. Bilimkurgu bu fikre hemen alışmıştır, ve diğerleri gibi, bilimsel gerçek olarak kanıtlanamamıştır.

Braden’ın Isaiah Parşömeni değerlendirmesine göre, birçok ihtimalin içinden sadece birine odaklandığımızda, bu bizim realitemiz haline gelmektedir. Bu şu demektir: kehanetlerin geleceğimizde gördükleri her bir felaket anı, şu anda hayatlarımızda yapmakta olduğumuz seçimlerin muhtemel sonuçları olabileceği gibi mümkün olan başka sonuçlar da vardır.

Isaiah, uluslar arasında eşi görülmemiş bir işbirliği zamanına girebileceğimizin ve savaş kelimesinin kelime hazinemizde bile olmayabileceğinin mümkün olduğunu söylerken çok açıktır. Araştırmacılar arasındaki gizem ise; nasıl olur da binlerce yıl önce bu kehanetler, tarihteki aynı an için farklı ihtimalleri görebilirler.

“İnanıyorum ki eski kahinler bu paralel realiteler arasında geçiş yapma konusunda ustaydılar. 2500 yıl önce sahip oldukları kelimeler ile gördükleri ihtimalleri bizlere içgörü olarak veriyorlardı. Bir adım ötesine gidip hayatlarımızda hangi ihtimallerin rol oynadığını belirleme bilimini verdiler. Yeni ihtimallere ilerlememize neden olan seçimleri yaptığımızda Isaiah Etkisini deneyimleriz.”

KENDİ REALİTEMİZİ YARATIYOR MUYUZ, SEÇİYOR MUYUZ?

“Bu nokta, ruhsal gelenekler, dinler, kuantum fiziği ve felsefe arasındaki sınırların belirsizleştiği yer. ‘Yeni düşünce’nin yandaşları tarafından bize söylenen kendi realitemizi yarattığımızdır. Kuantum bilimi ve inanıyorum ki eskiler, bu doğruya yakındılar ama bu tam olarak doğru değildir. Onun yerine, hayatımızdaki her an için birçok sayıda eşzamanlı ihtimali yaşıyoruz. Onlar aslında hareketsiz ve uykudalar ta ki biz yaptığımız seçimler ile onları uyandırana kadar. Bütün kişisel seçimlerimiz, tarihte verilmiş bir zamana kolektif yanıtımız haline geliyor.”

Böylece, en korkutucu kehanetlerin habercilerine/öncülerine şahitlik ediyor olsak da başka sonuçlar mevcuttur. Bir ihtimalden diğerine nasıl geçeriz? İpuçları Isaiah Parşömenlerinde.

ÖLÜ DENİZ’DEN TİBET’E

Anlayışımız için bel bağladığımız kutsal yazılar, 4. Yüzyılda yok edildiğinden beri, insan ile düşüncenin, duygunun, hissetmenin ve kozmosun arasındaki ilişkiyi kaybettik. Sonuç olarak, mantığa-dayalı bir toplum haline geldik, ancak yerli gelenekler bu anlayışı sakladılar. Eseniler, zulümden kaçmak için Kumran’ı terk ettiklerinde, bütün kütüphaneleri yanlarında taşıdılar. Bazıları Bolivya ve Peru’ya gitti, ve güney Peru’da hala aktif olan manastırlar vardır. Hopi ve Navajo gelenekleri de bu yazıları onaylamaktadır. Diğerleri ise Tibet topraklarındaki manastırlara gitmişlerdir, bu yazıları sonraki jenerasyonlar için güvende olması için oraya götürmüşlerdir.

1998 yılında Braden, bu Tibet manastırlarından 12’sine ve iki rahibe manastırına ziyarette bulundu ve kendisine bu kütüphanelerden biri gösterildi. Tibetlilerin Hıristiyan ve Hıristiyanlık öncesi gelenekleri içeren bu kütüphanelere sadece ev sahipliği yapmadıklarını, bugün bu gelenekleri devam ettirdiklerini de anlamaya başladı. Bu içsel teknolojileri, günlük hayatları ile birleştirmişlerdi.

“Batı tarafından kaybedilen ve Tibetliler tarafından bizim için saklanan bilgelik parçaları batının geleneksel dualarından çok farklı şekildedir. Bu dua şekli, Isaiah’ın parşömeninde gösterdiğine inandığım dualardır. Bu dua şekli, bizi kuantum ilkelerine bağlamaktadır, ve tarihteki anımızın sonucunun seçimine dahil olmamıza izin vermektedir.

DUA HİSSETMEKTİR

Bu kitlesel dua alıştığımız duadan ne gibi farklılıklar içermektedir? “Bahsettiğimiz dua, dini, bilimi ve mistisizmi aşmaktadır. Dünya ile ilişkimizin insan hissiyatı ile tekrar birleşmesine dayanmaktadır. Şimdi, çaresiz gözlemciler olarak hissetmek yerine, meydana gelen olaylara katılma fırsatına sahibiz.”

Eseniler, bu dünyada hayatı nasıl deneyimlediğimizi açıklamak için düşünce, hissetme, ve duygu niteliklerini kullanmışlardır. Duygu, bizi her gün ileriye götüren güç sistemidir, ve bu güç sistemi, düşüncelerimiz tarafından yönlendirilmedikçe bir yöne sahip değildirler.

Düşünce ve duygunun birleşimi histir. Tibetliler, kendilerini dua için doğru hisse ulaştırmak adına kullandıkları dualar ile ilahiler ve mantralar ile mudralar arasındaki ayrımı iyi yaparlar. Ve derler ki duaların bir dış formu yoktur çünkü dua hissetmektir.
Bu çok ilginçtir çünkü kuantum bilimi insan hissiyatının bir kuantum sonucundan diğerine ilerlediğimiz yol olduğunu önermektedir. Bir şekilde insan hissiyatı kişisel ve kolektif olarak deneyimlediğimiz sonuçlar ile ilgilidir. Şu anda elimizde olan “dua teknolojisi”dir; bize bir şeyi yaparak nasıl durmadan aynı sonucu alabileceğimiz anlayışını anlatmaktadır. Bu tam olarak bedenlerimizde spesifik duygu ve düşünce niteliklerini yarattığımızda bulduğumuz şeydir. Bu bize tekrar tekrar ve önceden tahmin edilebilir şekilde Isaiah’ın söylediği bir duyguyu verir: bu zamanda, iyi ya da kötü, hangi sonucu deneyimlemeyi nasıl seçtiğimiz duygusunu.

KAYIP DUA ŞEKLİ

Bu his Batı’da kullandığımız diğer dua şekillerinden nasıl farklıdır? İlk olarak, bilinen duada bir şey istenirken, bu yeni yöntem bizi bedenimizde duamız sanki gerçekleşmiş gibi bir his yaratmaya davet ediyor. İmgelemeler, biz onlara hayat vermediğimiz sürece güçsüzdürler ve bu hayat verme ise bu imgelemler zaten gerçekleşmiş his ve duygusunun gücü ile olur. Bu dua şekli inandığımız gibi işe yararsa, felaket kehanetlerini deneyimlememiz için hiç bir neden kalmaz çünkü artık realiteyi değiştirme kolektif gücüne sahibiz. Ancak bunu yapabilmek için kitlesel dua ile bir araya gelmeliyiz, insan duygusunun gücünün ateşlediği hissi kullanarak. Bu okadar güçlü bir araç ki bazı seminerlerimizde insanlar, derin, şifa verici bir etki deneyimlediler çünkü bu insanlar kalplerinde açık olan yeni ihtimalleri hissetiler ve kendilerine değişme izni verdiler.

Bir his oluşturduğumuzda, o realiteyi etkileriz ve dış dünya, iç dünyamızın yarattıklarını yansıtmaktadır. Hayatlarımızda ne haline dönüştüysek, onunla deneyimlediklerimizi belirleriz. Kişisel hayatlarımızda ister huzuru ister korkuyu seçelim, dünya bize onu geri yansıtır, çünkü dünya yaratım ilkesini onurlandırmaktadır.

Esenilerin dediği gibi, “Huzur ol, çünkü dünyaya barışı çeken odur.”

( 2012 limitsiz )

SIFIR NOKTASI ve SCHUMANN REZONANSI

2012 ye paralel olaraktan…

SIFIR NOKTASI ve SCHUMANN REZONANSI
Gregg Braden son günlerde Amerika eyaletlerini ve medyayı gezerek Dünya’nın Foton Kuşağı’ndan geçtiğine ve Dünya’nın ratasyonunun yavaşladığına dair bilimsel kanıtlarını anlatıyor. Aynı zamanda Dünya’nın rezonans frekansında bir artış bulunmaktadır. (Schumann Rezonansı) Dünya dönüşünü durdurduğunda ve rezonans frekansı 13’e ulaştığında sıfır noktası manyetik alanında olacağız. Dünya durduktan sonra 2 ya da 3 gün içinde ters yöne doğru tekrar dönmeye başlayacak. Bu durum Dünya’nın etrafındaki manyetik alan içinde ters yönde ani bir değişikliğe sebep olacak.
Jeofiziksel Durum 1: Dünya’nın Yükselen Temel Frekansı
Dünya’nın zemin temel frekansı, ya da “kalp atışı” (Schumann Rezonansı, SR, olarak adlandırılır) hızla artmaktadır. Coğrafi bölgelere göre değişkenlik göstermesine rağmen, onlarca yıldır toplam ölçüm 7.8 devir / saniye’yi göstermekteydi. Bu değerin sabit olduğu düşünülüyordu ve global askeri haberleşme sistemi bu frekans üzerine geliştirilmişti. Son raporlar oranın 11 devire ulaştığını ve yükselmeye devam ettiğini söylüyor. Bilim bu oranın neden yükseldiğini ya da yükselişe neden olanın ne olduğunu bilemiyor. Gregg Braden verileri bu konu üzerinde çalışan Norveçli ve Rus araştırmacılardan aldı;
Amerika’da çok geniş çapta raporlama yapılmıyor. (SR üzerine tek referans hava ile ilgili ve sadece Seattle Kütüphanesinde referans bölümünde bulunmaktadır. Bilim SR’yi sıcaklık değişkenlerinin ve dünya çapında hava durumlarının hassas göstergesi olarak kabul etmektedir. Braden değişen SR’nin son zamanlardaki şiddetli fırtınaların, sellerin ve havanın bir faktörü olduğuna inanıyor.)
Jeofiziksel Durum 2: Dünya’nın Azalan Manyetik Alanı
Bir yandan dünyanın “puls” oranı yükselirken diğer yandan manyetik alan kuvveti azalmaktadır. New Mexico Üniversitesi Profesörü Bannerjee’ye göre, son 4000 yıl içinde manyetik alan yoğunluğunun yarısı kaybetti. Manyetik alan kuvveti, manyetik kutupların tersine dönmesinin bir habercisi olduğu için, Prof. Bannerjee, başka bir değişimin gelmekte olduğuna inanıyor. Braden, devirsel “Yer değiştirmeler” ters dönmeyle birleşik olduğu için manyetik dönüşümün belirtisi olan dünyanın jeolojik kayıtları ayrıca
tarihte daha önceki “Yer değiştirmeler”i de işaret etmektedir. Zaman ölçüsünün büyüklüğü düşünüldüğünde, bunlardan sadece bir kaç tane mevcuttur.

Schumann Rezonansı Nedir?
İster inanın, ister inanmayın, Dünya dev bir elektrik devresi gibi davranmaktadır. Aslında atmosfer zayıf bir iletkendir ve eğer hiçbir şarj kaynağı olmasaydı varolan elektrik yükü yaklaşık 10 dakika içinde dağılırdı. Dünya’nın yüzeyi ve iyonosferin iç kısmı arasında 55km’lik bir boşluk bulunmaktadır. Herhangi bir anda bu boşluk içindeki toplam yük 500,000 Clombtur. Yeryüzü ile iyonosfer arasında 1-3×10-12 Amper / m2’lik bir dikey akım akışı vardır. Atmosferin rezistansı (direnci) 200 Ohm’dur. Potansiyel voltaj 200,000 Volt’tur. Dünya çapında herhangi bir anda yaklaşık 1000 şimşek çakmaktadır. Bunların her biri 0,5 ila 1 Amper üretmektedir ve Dünya’nın elektromanyetik boşluğundaki akım akışının ölçümü için hesaplanmaktadır. Schumann Rezonansları bu boşlukta varolan ve aralarında az da olsa benzerlik gösteren elektromanyetik dalgalardır. Yaydaki dalgaların da olduğu gibi, her zaman mevcut değildirler, fakat incelenebilirliğin olması için reaktif olmak zorundadırlar. Dünyanın içsel faktörleri, kabuk ya da çekirdek tarafından oluşturulmamaktadır. Atmosferdeki elektriksel faaliyetlere ait gibi görünmekteler, özellikle şiddetli şimşek faaliyetlerinin oluştuğu zamanlarda. 6 ila 50 devir / saniye arasındaki frekans değerlerinde meydana gelmektedir; özellikle 7.8, 14, 20, 26, 33, 39 ve 45 Hertz’de, +/-0.5 Hertz’lik varyasyon ile. Sonuç olarak Dünya’nın elektromanyetik alan özellikleri aynı kalırsa bu frekanslarda aynı kalır. Tahminen Dünya’nın iyonosferi, Güneşin 11 yıllık macula? devrinin sonucunda bu duruma cevaben değişime uğramaktadır. Çoğunlukla SR 2000 ile 2200 birim zaman aralığında daha kolay görülebilmektedir. Atmosferin bir yük, bir akım ve bir voltaj taşıdığı göz önünde bulundurulursa böylesine elektromanyetik dalgaların bulunması hiç de şaşırtıcı değil. Dünyadaki bu boşluğun rezonans özellikleri ilk defa 1952 ve 1957 yılları arasında Alman fizikçi W. O. Schumann tarafından ortaya atılmış ve 1957 yılında Schumann ve König tarafından kanıtlanmıştır. Bu fenomenin ilk spiritüel tasviri 1960 yılında Balser ve Wagner tarafından hazırlanmıştır. Son 20 yıl içindeki incelemeler, denizaltlarıyla Ekstrem Düşük Frekanslı haberleşme araştırmalarını yürüten Deniz Kuvvetleri Bölümü tarafından yönetilmektedir.
Daha fazla bilgi için: “Handbook of Atmospheric Electrodynamics, vol. 1”, Hans Volland, 1995, CRC Press.
2. Bölüm tamamıyla Schumann Rezonansları üzerinedir ve Davis Campbell tarafından
yazılmıştır. (Geophysical Institute, University of Alaska, Fairbanks AK, 99775) Ayrıca bu araştırmanın tarihçesi ve geniş bir bibliografisi de bulunmaktadır.

MUHTEMEL SONUÇLAR
1. Sıfır noktasına yaklaştığımızda zaman hızlanmış olarak tezahür edecek. Buna göre 24 saatlik zaman dilimi, 16 ya da daha az saatte yaşanmış olacak. Binlerce yıldır SR’nın 7.8 devirde olduğunu, fakat 1980 yılından beri artmakta olduğunu hatırlayın. Bugün bu değer yaklaşık 12 devirdir. Ve 13 devire ulaştığında duracak.
2. Sıfır noktası ya da Çağların Değişimi, kadim insanlar tarafından binlerce yıl önce bildirilmişti. Bir çok değişimler meydana gelmiştir; her 26000 yıllık Ekinoks geçişi sürecinin yarısı olan 13000 yılda bir.
3. Sıfır Noktası ya da manyetik kutupların ters dönüşü muhtemelen yakında, birkaç yıl içinde, belki de her 20 yılda bir 12 Ağustos tarihinde gerçekleşen Dünyanın dört devir bioritmi ile eşzamanlı olarak gerçekleşecek.
4. Sıfır Noktasından sonra Güneşin batıdan doğup, doğudan batacağı da söylenmektedir. Bunun daha önce gerçekleştiğine dair çok eski kayıtlar bulunmaktadır.
5. İlginçtir ki Yeni Dünya Düzeninin 2003 yılında hayata geçeceği planlanmıştır. Bu, bir çok etkene ve gündeme bağlı olarak olabilir de olmayabilir de. Fakat merkezde kalın ve sezgilerinizi takip edin.
6. Sıfır Noktası değişimi muhtemelen bizi 4. boyuta sokacak. Burada, düşündüğümüz ve istediğimiz her şey hemen tezahür edecek. Bu Sevgi’yi ve Korku’yu içermektedir. NİYETİMİZ en yüksek öneme sahip olacak.
7. Bildiğimiz bir çok teknoloji işlemez hale gelecek. İstisnalar Sıfır Noktası ya da serbest enerjiye dayalı olan teknolojiler olabilir.
8. Sıfır Noktasına yaklaştıkça fiziksel bedenlerimiz değişmektedir. DNA’larımız 12 sarmallı yapıya yükseltilmekte. Yeni bir ışık beden yaratılmakta. Daha sezgisel bir hale bürünüyoruz.
9. Maya Takvimi şu anda gerçekleşmekte olan bütün değişimleri önceden bildirmiştir. Buna göre biz teknolojinin ötesine doğru ilerlemekte, Doğanın ve Evrenin natürel devirlerine dönmekteyiz.
2012’de 5. Boyuta gireceğiz. (Sıfır Noktasında 4. Boyuta geçtikten sonra)
10. Bütün bu bilgiler korkutucu nitelikte değildir. Yeni Işık Çağını getirecek olan bu değişimlerdir.