Birçok yönden karşıt gösterilen bu 2 lider, aslında birbirinin benzeridir. Nicelikler önemli değil, nitelikler önemlidir.
Benzerlikleri şudur: İkisi de İlahi Düzen’i sezmiş ender insanlardır. Atom Modeli’ni de kendilerine prensip etmişlerdir. Kafalarında bir model kurmuşlardır. Model güzel ve çalışır bir hal alınca, kendilerini bu modelin merkezi olarak düşünmüşlerdir. Merkez olmak kolay değildir. Bunu bilmişler ama çekinmemişlerdir. Sorumluluğu göze almışlardır. Bir yerde göreve talip olmuşlardır. Kurulan zihinsel model güzelse, Birliğe, olumlu bir Birliğe doğru ise, Yukarısı yardımını esirgemez. Kim olursa olsun esirgemez. Ve o zaman “Yardım” gelir. Moral olarak gelir, ilham olarak gelir, güç olarak gelir, zeka olarak gelir, kısmet olarak gelir, şans olarak gelir, vahiy olarak gelir. Kapılar teker teker açılır. Onlara da bu “Yardım” gelmiştir. Ve onlar artık “Görevli” olmuşlardır.
“Görevliler”, genelde “Görev”leri bitene kadar korunurlar. Şarapnel gelir, kalbin üstündeki saate çarpar, örümcek gelir, saklanılan mağaranın ağzına ağını örer ve de onlar “Görev”lerini yaparlar. Konsantrasyonlarını kaybetmedikleri sürece yaparlar.
Hz. Muhammed, toplumunun doğru yolda birliğini düşünmüş ve kendisine “Gerçek Din” Bilgisi ve de gerekli güç ve imkanlar verilmiştir. Hak etmiştir.
Atatürk, Türk Toplumunu toparlıyacak bir birliği düşünmüş ve O’na da gerekli güç, imkan ve ilham verilmiştir. O da hak etmiştir.
Doğru Merkez olmuşlardır. Kudretlidirler, azimlidirler. Atomik Model’lerini oluşturmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardır. Önemli olan toplumun Atomik yapısıdır. Atom’larını her türlü tehlikeden geçerek kurabilmişlerdir. Gayeleri “Barış”dır. Atom bir “Barış” sembolüdür. Kararlıdır. Birlik içinde, tek bir birimdir. Etrafına saldırmaz. Başka Atomlar’ı çekebilirse Molekül olur. Büyür büyür bir “Atom Sistemi” olur. Hep bir birlik peşindedir. Harp etmez. İkna eder. Çeker ve toplar.
“Cihad” işte budur. Birliği büyütmek için çekmek ve toplamak. Harp ederek, esir alarak Birlik sağlanmaz. Gönül birliği ile, sevgi ile, kucaklaşmakla, Birlik Aşkı ile Birlik olur. “Müslümanlık” böyle yayılmış, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı böyle kazanılmıştır. Savaş yapılmıştır. Bu bir savunma, Birliği kurma savaşıdır. “Barış”a erişme savaşıdır. Kaçınılmazdır. Ancak o zaman yapılır. Birlik için zorunlu kalınmadıkça savaş yapılmaz. İkisi de böyle savaşmışlardır. Savaştıkları, Birliğe katılmalarını istedikleri değildir. Birliği bozmaya çalışanlardır. “Cihad” budur. Akılla yapılır, “Birlik Aşkı” için yapılır.
İkisi de “Cihad”larında başarılı olmuşlardır. Birlik’lerini, birleştirici faktörleri doğru saptıyarak kurmuşlardır. Birlik’lerini bir seviyeye de taşımışlardır. Tam birer lider, tam birer “Doğru Merkez” örnekleridir.
Çocukları, torunları ne yapmıştır? Onların başlattıklarını ileriye götüreceklerine, geriye, daha da geriye çekmek için uğraştıkça uğraşmışlardır. Ne Merkez kalmış, ne Atom kalmıştır. Birlik ilkelerini kaybetmiş, dağılmıştır. İnsanlık hep iyi başlamış ve iyi başladığını, çoğunlukla çarpıtmıştır. Kaderi ise bu değildir. Özel İnsanlar azınlıkta kalmışlardır. Onların iyi başladıklarını, diğer bazı İnsanlar hep bozmaya çalışmışlardır. Çünkü onların amacı Birlik, İlke, Düzen değil, ayrılık, ilkesizlik ve düzensizliktir. Çünkü çıkarları ordadır. Ters gidişe işte bu “Şeytanlar” sebep olmuştur. Maskeleri düşecektir. Kabul edilir ki, bu konuda çoğunluk nötrdür. Vaziyet alamamışlardır. Onların da kabahatleri budur.
Biliniz ki, “Birlik” konusunda, Hz. Muhammed ve Atatürk yalnızca 2 büyük örnektir ama, yegane örnek değildir.
Kafasında güzel bir senfoni birliği oluşturan bir müzisyen, güzel bir matematik modeli oluşturan bir matematikçi ve benzerleri, hepsi birer “Doğru Merkez”dir. Hepsine de “Yardım” gelmiştir. Bireysel örnekler çoktur ama, toplumsal örnekler azdır.
“Kahramanlar “ ortaya çıkarlar, tek başlarına bile olsalar çıkarlar, ve “Yardım” mutlaka gelir. Ne kadar gerekiyorsa, o kadar gelir. Ama gelir.
Kural bunu gerektirir. Ruhsallık da budur.
“İlahi Düzen’e Uygun Birlik” daha hala Dünya’da kurulamamıştır. Tüm “Yardımlar”a rağmen kurulamamıştır.
İnsan’ın sorunu başka, İnsanlığın sorunu başkadır. Ama genelde, her ikisi de “Doğru”yu bulamamışlardır.
Ve işte bunun içindir ki, “Doğru” hep anlatılmış ve hep anlatılmıştır.
Ve de işte, gine anlatılmaktadır.
Alıntı