Tek Millet, Tek Devlet, Tek Yönetim

Bu mümkün müdür bilmiyorum fakat, farkettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum. İnsanlığa dört bir koldan ilahi evrensel bilgiler akıyor. Ve bu bilgilerin tamamı birlik ve beraberlik üzerine konulanmış ruhsal eğitim bilgileri. Bazı bilgler din kökenli olurken bazıları da uzak doğu felsefesi, kadim bilgiler, toltek vs vs. Son bir kaç yıldır daha bir yaygınlaşıp gelişen bu bilgilerin arınma, arınmak dan ayrı bir mesajı daha var, Dünyada TEK MİLLET, TEK DEVLET, TEK YÖNETİM in olmsı gerktiği. Aslında benim farkedip kendime sorduğum bir soru bu. Dünyayı yöneten o çok bilindik gizli güçler ( ki o güçler her devirde insanları ırk, din, dil olarak parçalamışlardı ) nasıl oluyor da dünyayı dört bir yandan saran bu birlik beraberlik oluşumuna izin veriyorlar.? İsteseler her şekilde bu bilgi akışını durdura bilirler, ama yapmıyorlar ? Acaba bu bilgiler gerçekten birlik beraberliğe mi hizmet ediyor, yoksa dünyayı her devirde menfaatleri doğrultusunda yöneten gizli güçlere mi ? Yoksaaa…..

Bildiklerinizi paylaşırsanız memnun olurum arkadaşlar.

Bilim ve İlim

Aslında Bilim olarak bakılan ve deneylenen her veri ve görüş maddeden öteye geçemiyor.
Neden ? Çünkü Bilim adamlarının çıkış noktaları belli. Amaç yaşadığımız madde evreni bilmek.
Mikroskoplarında Tanrıyı aramıyorlar ama, ne tesadüf dür’ki sonucunda hep Tanrı çıkıyor.
Bilimle uğraşan insanlar İlim sahibi olmuş olsalardı belki şimdiye kadar keşfetdikleri her yeni bilgide Tanrı olduğunu göreceklerdi.

Tüm inançlara sonsuz saygım var. Bu güne kadar Bilim’e inanmış, Bilim’in ışığında inanç ve felsefesini oluşturmuş insanların kuantum teorisinden sonra bir ikileme düştüklerini düşünüyorum. Maddenin enerjiye dönüşüp yok olmadığını yada enerjinin yoğunlaşarak madde olabilme özelliği yeni keşfedilmiş bir şey değil. Bunu binlerce yıl önce gerçek ilim sahibi olan bir çok varlık yazmış söylemiş. Her bir madde beden birer hologramdır yani bütünün parçaları, bu bütün, ister Tanrı olsun isterse varlık enerjisi, adı hiç de önemli değil, bizler bu büyük enerjiye bağlı ama maddeyle ayrık parçalarız. Hiç bir şekilde yok olmayacağız. Bu büyük enerjinin ( Allah, Tanrı, her ne ise ) sistemi, var olmak, var olurken de var etmek, tıpkı bizim gibi etkileşimle.

Var olmak için gözle göremediğimiz sadece hissettiğimiz Sevgi,nefret,ego,hırs,kin,akıl,vefa,şefkat,vicdan gibi olumlu yada olumsuz bir çok duygu ihtiyacımız var. Bu olmazsa olmazlarda ne yazıkki matematikle ölçülüp değerlendirilemiyor. Şimdi bu duygular matematikle hesaplanamıyor diye yok mu kabul etmemiz gerekiyor. Bilimde mantık aranıyor ise bunu yok saymak mantıklımı acaba.?

Sanırım neler olup bittiğini anlamak için O büyük enerjiye çok daha yakın olmamız gerekiyor. Maddenin de bir manası olduğunu, maddeyi mana ile anlamamız ve anlamlandırmamız gererektiğini bilmemiz gerekiyor. Ki her şeyin sonsuz ve sınırsız olduğu alemde ”” Tamam her şey anlaşılmıştır, zaten mikroskoplar, hesaplamalarda bir tanrı göstermedi demekki her şey burayla sınırlı ölünce yok olup gideceğiz ””’ düşüncesi mekanik bir düşüncedir, ruhsal düşünceyi yok saymaktır. Ruhsal düşünceyi yok saymak ise tüm maneviyatımızı yok saymaktır. İşte bu görülmeyen şeyler daha üstün çıkıyor ve bizlere Hakikati bulma yolunda ”” ben artık oldum, biliyorum ”’ dedirtmiyor, sürekli bir buldum, buluyorum, tamam bu bilgi süper kessin sırrı çözcem diyerek bizleri her an olma oluş halinde tutuyor. O’ na ulaşmak hem çok kolay hem çok zor. O’ nu yok saymak ise en kolayı. Sanırım seçim burada başlıyor.

Sevgili Sonsuz Yazar ve Okurları, benim burada anlatmak istediğim; İlim le Bilim’in aynı gibi görünsede aslında farklı olduğunu anlatmak.

Hayatın Anlamı

Hayatın kendi içinde herhangi bir anlam yoktur. Yaşam bir anlam yaratma fırsatıdır. Anlam keşfedilmez: yaratılmak zorundadır. Anlamı sadece yaratırsan bulacaksın. O çalılıkların arasında, birazcık aradığında bulabileceğin şekilde, bir yerlerde yerde yatmıyor. O senin bulabileceğin bir taş gibi orada durmuyor. O senin besteleyeceğin bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır.
Anlam bir danstır, taş değil. Anlam müziktir. Onu ancak yaratırsan bulacaksın. Unutma bunu.
Milyonlarca insan anlamın keşfedilmesi gereklidir gibi son derece aptalca bir fikir yüzünden anlamsız hayatlar yaşamaktadır. Sanki o zaten orada bir yerdeymişçesine. Tek yapman gereken perdeyi kaldır ve yakala, işte anlam burada! Böyle birşey değildir o oysa.
Öyleyse unutma: Buda anlamı bulur çünkü onu yaratır. Ben buldum çünkü yarttım onu. Tanrı bir ‘şey’ değildir, bir yaratımdır. Ve sadece yaratanlar bulur. Ayrıca, anlamın bir yerlerde yatıyor olmaması iydir, aksi taktirde bir kişi onu keşfetmiş olurdu – o zaman da tüm diğerlerinin onu bulmasına ne gerek kalırdı?
Dinsel ve bilimsel anlam arasındaki farkı göremiyor musun? Albert Einstein görecelilik teorisini buldu, onu tekrar tekrar keşfetmek zorunda mısın? Bunda bir yarar var mı? Bir adam yaptı; o sana haritayı verdi. Bu onun yıllarını almış olabilir ancak senin onu anlaman sadece bir kaç saat sürer. Üniversiteye gidip öğrenebilirsin.
Buda da birşey keşfetti, Zerdüşt da birşey keşfetti ama Albert Einstein’in keşfi gibi değildir onlar. Yalnızca Zerdüşt’ü ve haritasını takip ettiğinde bulacağın bir yerde değildir o. Onu hiç bulamayacaksın. Sen bir Zerdüşt olmak zorunda kalacaksın. Farkı görüyor musun?
Görecelilik teorisini anlayabilmek için Albert Einstein olmak durumunda değilsin, hayır. Sadece ortalama bir zekanın olması yetecektir, hepsi bu. Şayet çok fazla engelli değilsen, anlayacaksın.
Ancak, Zerdüşt’ü anlamak için, bir Zerdüşt olmak zorundasın – bundan azı işe yaramayacaktır. Onu yeniden yaratmak zorundasın. Ve her birey Tanrı’yı, anlamı, gerçeği doğurmak zorundadır; her insan ona hamile kalmalı ve doğumun sancılarından geçmelidir. Herkes onu kendi rahminde taşımalı, kendi kanıyla beslemelidir ve ancak o zaman kişi onu keşfeder.

Alıntı

Ey İnsan

Ey insan,ey ilahi sırlar nüshası

Şahane güzelliğe aynasın sen…

Bu ne bahtiyarlık,bu ne bahtiyarlık

Sendedir alemdeki her varlık…

Ne istersen,iste kendinden

              MEVLANA

Hz Muhammed ve Atatürk

Birçok yönden karşıt gösterilen bu 2 lider, aslında birbirinin benzeridir. Nicelikler önemli değil, nitelikler önemlidir.

Benzerlikleri şudur: İkisi de İlahi Düzen’i sezmiş ender insanlardır. Atom Modeli’ni de kendilerine prensip etmişlerdir. Kafalarında bir model kurmuşlardır. Model güzel ve çalışır bir hal alınca, kendilerini bu modelin merkezi olarak düşünmüşlerdir. Merkez olmak kolay değildir. Bunu bilmişler ama çekinmemişlerdir. Sorumluluğu göze almışlardır. Bir yerde göreve talip olmuşlardır. Kurulan zihinsel model güzelse, Birliğe, olumlu bir Birliğe doğru ise, Yukarısı yardımını esirgemez. Kim olursa olsun esirgemez. Ve o zaman “Yardım” gelir. Moral olarak gelir, ilham olarak gelir, güç olarak gelir, zeka olarak gelir, kısmet olarak gelir, şans olarak gelir, vahiy olarak gelir. Kapılar teker teker açılır. Onlara da bu “Yardım” gelmiştir. Ve onlar artık “Görevli” olmuşlardır.

“Görevliler”, genelde “Görev”leri bitene kadar korunurlar. Şarapnel gelir, kalbin üstündeki saate çarpar, örümcek gelir, saklanılan mağaranın ağzına ağını örer ve de onlar “Görev”lerini yaparlar. Konsantrasyonlarını kaybetmedikleri sürece yaparlar.

Hz. Muhammed, toplumunun doğru yolda birliğini düşünmüş ve kendisine “Gerçek Din” Bilgisi ve de gerekli güç ve imkanlar verilmiştir. Hak etmiştir.

Atatürk, Türk Toplumunu toparlıyacak bir birliği düşünmüş ve O’na da gerekli güç, imkan ve ilham verilmiştir. O da hak etmiştir.

Doğru Merkez olmuşlardır. Kudretlidirler, azimlidirler. Atomik Model’lerini oluşturmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardır. Önemli olan toplumun Atomik yapısıdır. Atom’larını her türlü tehlikeden geçerek kurabilmişlerdir. Gayeleri “Barış”dır. Atom bir “Barış” sembolüdür. Kararlıdır. Birlik içinde, tek bir birimdir. Etrafına saldırmaz. Başka Atomlar’ı çekebilirse Molekül olur. Büyür büyür bir “Atom Sistemi” olur. Hep bir birlik peşindedir. Harp etmez. İkna eder. Çeker ve toplar.

“Cihad” işte budur. Birliği büyütmek için çekmek ve toplamak. Harp ederek, esir alarak Birlik sağlanmaz. Gönül birliği ile, sevgi ile, kucaklaşmakla, Birlik Aşkı ile Birlik olur. “Müslümanlık” böyle yayılmış, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı böyle kazanılmıştır. Savaş yapılmıştır. Bu bir savunma, Birliği kurma savaşıdır. “Barış”a erişme savaşıdır. Kaçınılmazdır. Ancak o zaman yapılır. Birlik için zorunlu kalınmadıkça savaş yapılmaz. İkisi de böyle savaşmışlardır. Savaştıkları, Birliğe katılmalarını istedikleri değildir. Birliği bozmaya çalışanlardır. “Cihad” budur. Akılla yapılır, “Birlik Aşkı” için yapılır.

İkisi de “Cihad”larında başarılı olmuşlardır. Birlik’lerini, birleştirici faktörleri doğru saptıyarak kurmuşlardır. Birlik’lerini bir seviyeye de taşımışlardır. Tam birer lider, tam birer “Doğru Merkez” örnekleridir.

Çocukları, torunları ne yapmıştır? Onların başlattıklarını ileriye götüreceklerine, geriye, daha da geriye çekmek için uğraştıkça uğraşmışlardır. Ne Merkez kalmış, ne Atom kalmıştır. Birlik ilkelerini kaybetmiş, dağılmıştır. İnsanlık hep iyi başlamış ve iyi başladığını, çoğunlukla çarpıtmıştır. Kaderi ise bu değildir. Özel İnsanlar azınlıkta kalmışlardır. Onların iyi başladıklarını, diğer bazı İnsanlar hep bozmaya çalışmışlardır. Çünkü onların amacı Birlik, İlke, Düzen değil, ayrılık, ilkesizlik ve düzensizliktir. Çünkü çıkarları ordadır. Ters gidişe işte bu “Şeytanlar” sebep olmuştur. Maskeleri düşecektir. Kabul edilir ki, bu konuda çoğunluk nötrdür. Vaziyet alamamışlardır. Onların da kabahatleri budur.

Biliniz ki, “Birlik” konusunda, Hz. Muhammed ve Atatürk yalnızca 2 büyük örnektir ama, yegane örnek değildir.

Kafasında güzel bir senfoni birliği oluşturan bir müzisyen, güzel bir matematik modeli oluşturan bir matematikçi ve benzerleri, hepsi birer “Doğru Merkez”dir. Hepsine de “Yardım” gelmiştir. Bireysel örnekler çoktur ama, toplumsal örnekler azdır.

“Kahramanlar “ ortaya çıkarlar, tek başlarına bile olsalar çıkarlar, ve “Yardım” mutlaka gelir. Ne kadar gerekiyorsa, o kadar gelir. Ama gelir.

Kural bunu gerektirir. Ruhsallık da budur.

“İlahi Düzen’e Uygun Birlik” daha hala Dünya’da kurulamamıştır. Tüm “Yardımlar”a rağmen kurulamamıştır.

İnsan’ın sorunu başka, İnsanlığın sorunu başkadır. Ama genelde, her ikisi de “Doğru”yu bulamamışlardır.

Ve işte bunun içindir ki, “Doğru” hep anlatılmış ve hep anlatılmıştır.

Ve de işte, gine anlatılmaktadır.

Alıntı