Şimdi bu öyle bişey ki… Hani ay ikiye yarılmış da geri birleşmiş filan, hikaye…Ordaki argümanları az çok biliyoruz ne de olsa; yok meridyen hesabı, yok gece hava sahası, buluttu vesaireydi derken, burda o ihtimal de yok.
Neyse uzatmayalım, mucizenin adı güneşi geri döndürmek:)
“Resulullah S.A. efendimizin mucizeleri arasında, batmaya yüz tutmuş güneşi geri döndürmek de vardır. Ve.. Resulullah S.A. efendimizin bu mucizesi üç kez vuku bulmuştur.
BİRİNCİSİ; bunu ESMA r.a anlatmaktadır;
Resulullah S.A. efendimiz, Hz. Ali’nin kucağına başını koymuş, kendisine gelen vahyi dinliyormuş.. Bu arada, Hz. Ali r.a dahi, güneş battığı halde henüz ikindi namazını kılmamıştı… Resulullah S.A efendimiz, Hz. Ali’ye sordu; Ya Ali, ikindi namazını kıldın mı? Hz. Ali r.a. şöyle dedi: kılmadım..
Bunun üzerine Resulullah S.A. şöyle dua etti; “Ey rabbim, Ali senin ve Resulunün itaatinde iken, namazı geçti.. Güneşi geri çevir..”
Bundan sonrasını Esma r.a. şöyle anlattı;
Güneşin battığını görmüştüm.Tekrar, battığı yerden geri dönüp doğduğunu gördüm. O kadar ki, dağlara ve yerlere güneşin aydınlığı vurdu..

İKİNCİSİ; Hendek vakasında olmuştur.
Resulullah S.A. efendimiz ikindi namazını kılmamıştı. Güneş olduğu yerde durdu, batmadı.. Bu babda, ravileri sağlam olan hadis-i şerifler vardır.
Aliyülkari, Şifa-i Şerif şerhinde şöyle diyor:
Resulullah S.A. efendimiz için anlatılan bu mucize, Süleyman peygamber için de olmuştur.. Nitekim bunu; “Onu bana döndürün” (38/33) mealine gelen ayet-i kerimenin tefsirini yaparken, müfessirlerden bazısı anlatıyor..
ÜÇÜNCÜSÜ; Miraç vakti olmuştur.
Güneşin hapsedilmesi..
Diyorlar.
Resulullah S.A efendimiz, miraca çıktığı zaman bir kafileye rastladığını haber vermişti.
Resulullah S.A efendimize sordular; Kafile buraya ne zaman gelebilir?
Onlara cevap olarak Resulullah S.A. efendimiz şöyle buyurdu; Çarşamba günü gelir!..
Çarşamba günü oldukta, Tüm Kureyş kafirleri hazırlanıp kafileyi karşılamaya çıktı.. Güneş doğdu, yükseldi.. Artık günün hükmü kalmayacak kadar alçalıp batmaya yüz tutacağı zaman, Resulullah S.A efendimiz dua etti.. Resulullah S.A. efendimizin bu duası üzerine, güneşin batması bir saat ertelendi…
Bu şekilde güneş de hapsedilmiş oldu..
Az sonra, daha gece hükmü başlamadan kafile geldi. Böylece Resulullah S.A. efendimizin de doğru söylediği ortaya çıkmış oldu.
Bu hususta, Alivvülkari Mu’cem Evsat adlı eserinde; Cabir’den r.a. naklen şöyle anlatır; Resulullah S.A. efendimiz güneşe emretti, günün kaybolması bir saat ertelendi…
Resulullah S.A. efendimizin bu mucizesine, peygamberlerden hiçbirinin mucizesi mukabil olamaz, onun muadili olamaz. Şunun için ki; Melekut aleminde yani gökte zahir olan mucize, bulunduğumuz alemin tabiatlarından hariç bulunmaktadır. Bunda hile ihtimali de yoktur. Bilhassa, bu alemi aydınlatan güneşin, kendi tabi seyrinden ve gerçek yörüngesinden geri kalarak Resulullah S.A. efendimizin emrine tabi olması çok büyük bir mucizedir..”
Kaynak: Mucizat’ül Enbiya, Eski Alay Müftüsü Mehmed Şakir Hoca’dan sadeşetirerek çeviren Abdulkadir Akçiçek. Sağlam Kitabevi- 1979 syf:269-271
🙂
Aman yarabbi, nutkum tutuldu.
Let’s go home!
Bunları duymamıştım. Süpermiş. Nedense bir şeylere geç kalındığında ya da namaz kaçırıldığında devreye girmiş. Zaten durduk yere neden yapsın ki di mi efendim..
xenix: Takiplerim
Tarihe not düşülmemiş olması da ayrı bi enteresan… Güneşin önüne bulut neyim geldi demek ki.. ya da hava sahası kapalıydı, o da olmadı meridyensel kısıtlılık vardı, veyahut aptal romalılar ortaçağ karanlığındaydı:)
Kul sıkışmayınca Hızır -pardon Tanrı- yetişmezmiş ! :))
Yani şimdi seviyeyi yükseltmek istemiyorum da, merak etmeden de duramıyorum, olmuyor :). Güneş’in hareket yönü tam olarak nasıl değişmiş olabilir acaba. Dünya’ya tam olarak ne kadar bi açısal ivme gerekir bunun için. Dönem insanının kaçırdığı ama aslında bu anlatılanlar kadar büyük başka mucizeler var bu işin içinde :).
Her neyse gerçekten güzel hikayeler, haklarını teslim etmek lazım, ben tuttum. Bir edebi yanları var gibi. Arapların fantazi dünyası genişmiş.
Müslümanın işi zor bu devirde.
Mucizeleri savunamıyosun, kadın haklarını savunamıyorsun, Allah’ın ne olduğunu ne olmadığını anlatamıyorsun, şeytan, cennet, cehennem aynı şekilde tanımlıyamıyorsun, namazdı salattı, köktü fiildi, uydurma hadisti falan hepten karıştı.
Eskiden filozof olmak zordu şimdi müslüman olmak zor. Bu yüzden dikkat edin her müslüman kendisinin anladığını iddia etse de iş anlatmaya geldiğinde hiç biri bunu beceremiyor.
En sonunda ne yapıyor müslüman? Benim kutsalım yok diyor. (Aslında ateist oldum demek istiyor, bakma müslüman göründüğüme)
xenix: Takiplerim
Kur’an demiyorsunuz, sahih hadis ise onu soylemiyorsunuz.
Inanisa gore mucize dendigine gore, olagandisi olaganustu olmasi lazim . Olagan olsa fizikle aciklansa , kandirmaca denilecek, oyle curutulecek. Inanis bu yonuyle tutarli. Neden bu curutme ihtiyaci hala.
Dinler bin yillardir var. Dinlerin iyilikle ilgili , paylasmakla ilgili , israf etmemekle ilgili de onerileri var. Bu ve benzeri seyleri bin yillardir disipline eden de dinler , birakin bunlardan faydalansin insanlar. Alain de botton un son kitabini okuyun, eliacik in kitaplarini okuyun, seriati yi okuyun, benim dinim olsaydi seriati nin dini olurdu diyen cagcili Sartre Okuyun.
Yine mi Sartre?:)
“inanışa göre mucize” dendiği için bu sadec bir efsane diyorsanız misafir zaten tartışmaya değer bir şey yok demektir. Ama iman etmişlerin yaklaşık %95’i öyle düşünmüyor bunun gerçekten olduğuna inanıyor. Ben de işte bunu irdelemeye çalıştım, öyle ya sonuçta ruhlar aleminde yaşamıyoruz. Fiziksel bir evrenin içindeyiz. Sizi aşağılamak için demiyorum sonuçta herkes fizik bilmek zorunda değil. Ama fiziği yeterince özümsemiş olsaydınız, fiziksel kavrayışınız yeterince yüksek olsaydı – ki tekrar ediyorum bu ayrıcalıklı veya yüksek bir statü değil, ama böyle olsaydınız… mucize göstermenin de bir adabı olduğunu bilirdiniz.Mucize de bir yere kadar. Bu evrende mucizelere yer olmadığının farkında olurdunuz, sadece “göz” yanılsamaları var. Ama dedimya güzel bir dalga yakaladık, seviyeyi yükseltmek amacıyla yazmadım, takılmayın, bunları bir iç ses olarak değrlenidirin :).
Ben de örneğin edebiyat özürlüyüm. Ama bu kıssaların edebi bir yanı da var dedim. İnsanların zamanı durduma isteği, zamanı geri alma isteğini hikayeye dökmüşler :). Yaratandan bir ctrl+z özelliği isteği var. İşte aldığım bu mesajları bu şekilde yorumladım. Öykülerin içine mesaj gömmek edebiyattır, değil mi?
Ayrıca bu konuda sizinle tartışmak istemiyorum, güzel ve saf düşünceleriniz var ama… ama… dinlerin çok çok küçük bir bölümü ahlaki tavsiyelerle ilgilidir sayın misafir. Özellikle bu Orta Doğu’lu dinlerinin.
yok artık! sartre ne zaman ve nerede söylemiş olabilir böyle bir sözü….daha da önemlisi neden söylesin varoluşçuluğu benimsemiş birinin kader denen mefhumu yok saydığını düşünürsek…güleyim mi ağlayayım mı Ali K.?
diğer yandan benim bildiğim kadarıyla Hz. İsa’nın mucizelerine karşın Hz. Muhammed mucizesi olmayan bir peygamberdir, hatta bir vakitler buna gerek olmadığını söyleyen bir Tanrı kelamı da okumuştum…ama gelin görün ki insanoğlu tanrıtanımaz tabiatlıdır…şimdi Hristiyanlığın peygamberi türlü mucizelerle (ekmek ve şarabı çoğaltacak, hastaların şifacısı olacak)insanların gözünü boyayacak (!) koskoca İslam peygamberi buna mukabil atıl kalacak öyle mi? olur mu efendim onun da güneşi defalarca geri getirmişliği vardır….yazık…ekle çıkart çarp topla…bu’dur.
bir de A. K kokan misafir (siteye üye olmanızı ve kendisiyle tanışmanızı kuvvetle tavsiye ederim. ha tabi ki misafir A. K olabilir bunda bir sorun yok beni etkileyen bir A. K’mızın daha olabileceği fikri) dinlerin iyi söylemleri de vardır elbette ancak insanların “iyi” (!) olabilmek için dinlere ihtiyacı yoktur. Çeşitli felsefi öğretiler de yazılı olmayan kurallar da örfler-gelenekler de iş görür emin olunuz. Ve size tek bir sorum var: madem din diyorsunuz; İslamiyeti henüz kabul etmemişken atalarınızın ahlaksız, hırsız, kimseye yardım etmeyen oldukça kötü insanlar mı olduğunu düşünüyorsunuz. Düşünmüyorsanız onları bu kötülükten alıkoyan şeyi (Gök tengri bile olabilir zira onu da semavi olmadığı düşünülerek öğretiler içine alabiliriz) din odaklı açıklarsanız pek bir keyif alıp bilgileneceğim ki anlatamam…şimdiden teşekkür ederim.
Bir Sartre’dır gidiyor.. ya bende bi sorun var ya da birileri ikinci el dolap çeviriyor gibi.
(Geçenlerde ali k’ya da sormuştum Sartre’a atfettiği bir başka cümleyi, kitaba bakmaya gittiydi hala gelmedi:)
Hani bilemiyorum tabi, belki de bu arkadaşlar haklıdır..
Mesela Sartre öyle demiştir ama kitapları sonradan tahrif edilmiş olabilir yane:))
Buyrun birde buna bakın:link to atoptics.co.uk
Gökyüzünde üç güneş!:)
Saatleri Rolex’miymiş ?
Bilmem.. Ama galaksi diye bişeyi bilselerdi Hubble’ın kırmızıya kaymasını da iki dirhem durdururdu bunnar, he he:)
Yaz saati uygulaması olmasın?:)))
Hz. İsa’nın kavmine gösterdiği mucizeler
Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm.” (Maide Suresi, 110)
İsrailoğulları’na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları’na şöyle diyecek:) “Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)
Hz. Musa’nın asasının ejderhaya dönüşmesi
(Firavun) Dedi ki: “Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım).” Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi. (Araf Suresi, 106- 107)
Hz. Meryem’in yanında hep hazır yiyecek olması
… Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: “Meryem, bu sana nereden geldi?” deyince, “Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir” dedi. (Al-i İmran Suresi, 37)
ben dünyayı geri döndürdüm yahu bu da bişey mi hehehhee…
ama dur ciddi olmalıyım pıh pıh pıh.. yok bunla ilgili yapcam bi yorum dur dur…
Mahabharata’da Krişna da Arjuna’nın hayatını kurtarmak için iki kere batırmıştı güneşi
O güneşi batırmamıştır, bi akşam üstü güneş battıktan sonra dünyayı yukarı kaldırıp geri bırakmıştır kütle hesabı diye bişi var çıkarın bu at gözlüklerini yahu:))
Olayın tekrarsızlığı, yani tekliği önemlidir dinde…
İçinde insanın saklandığı her mağaranın ağzına bir örümcek gelip ağ örmez yani. Eline asayı alan herkes suya vurup da denizi açmaz. Çocuğunu öldüren her babanın tepesine gökten bir koç inmez.
Yani din, “özel koşullarda özel sonuçlar” kavramına dayanır.
İnananlar da kendilerinin o özel koşullarda olmadığını bildikleri, halde mucizeler bekler; bir kez olan şeyin bir daha olabileceğine dair ısrarlı bir umut beslerler.
Birazcık din bilen herkesi hemen aziz, şeyh, şıh ilan etmeleri bundandır; bir daha tekrar edilemeyecek bir mucize görmek için dikkatle beklerler.
Hani Afrika’da tam onu yemek üzerelerken çakmağını yakan beyaz adamı tanrı sanan bir yamyam kabilesi gibi; bilgisinin dışında olana tapmaya yatkındırlar.
Bir şeyi anlayabiliyorlarsa, o şey mucize olmaktan çıkar zaten, hiç bir ulvi yanı kalmaz.
Ay tutulması, güneş tutulması astronomlarca tanımlandığında bütün büyüsü, gizemi kayboldu gitti işte; oysa cahil bir topluma “bakın güneşi kararttım” diye istediğini yaptırdıktan sonra “alın geri verdim” diyen kurnaz adamlar hala var.
Dünya çapında 193 üye ülkesi bulunan Birleşmiş Milletler, çeşitli kriterleri göz önünde bulundurarak her sene hazırladığı İnsani Gelişme Endeksi‘ni yayımlamaktadır. Bu endeksin içerisinde, üye ülkelerin eğitim durumlarını ölçmeye ve belirtmeye yönelik olarak hazırlanan Eğitim Endeksi bulunmaktadır. Bu endeks, okuma-yazma oranı ile eğitime katılma süresi ve oranı göz önünde bulundurularak hazırlanmaktadır. Sıfır ile bir değeri arasında değer alan ülkenin eğitim endeksi değerinde, “bir” en iyiyi, “sıfır” ise en kötüyü tasvir etmektedir.
Dinin kökenlerinde cevabı bilinmeyen soruların da bulunduğu ve nitelikli bir eğitim ile bu sorulara cevap verilebileceği; cevap verilemese dahi doğru cevabın “tanrının işi” olmadığının anlaşılabileceği düşünüldüğünde toplumunun eğitim seviyesi yüksek olan ülkelerde dini eğilimde azalma olduğu görülmektedir. Tam tersine, toplumunun eğitim seviyesi düşük olan ülkelerde ise dini eğilimde artış olduğu görülmektedir.
Genel olarak, ‘toplumlarda okuma/yazma, eğitime katılma oranı ve eğitim süresi arttıkça, dini eğilimin azaldığı’ şeklinde bir yargıya varılmaktadır. Gerçekten de eğitim endeksinde ilk sıraları paylaşan Finlandiya, Danimarka, Avustralya, Küba, Kanada, Norveç gibi ülkelerde dini eğilim oldukça düşükken; son sıralarda yer alan Afganistan, Senegal, Pakistan, Bangladeş, Sudan gibi ülkelerde dini eğilim oldukça yüksektir.