Hangi mutsuzluk…

Bugün bir arkadasımla aşağıda yazdığım konu hakkında uzun uzun konuştuk ama çıkamadık işin içinden .

Bir kadın ve bir erkek bir ilişki yaşamaktadır.
Taraflardan birini -kadını- ele alıyorum…
Kadın bağlıdır erkeğe, duygusal bir bağlılık vardır, sever, sarılınca içini tarif edilmez bir duygu sarar etrafını, içi bu duyguyla dolar dolar taşar…
Onunla uyumak; en güzel uykudur, en güzel rüyalar gelir gecesine…
Onunla uyanmak; en güzel sabaha uyanır, en güzel güneşi görür…
Hissedilenler güzel fakat eksiktir birşeyler, kadın sanki hep ona güzellikler veriyordur hiç almadan.
Beklentisiz seviyorum der kendi kendine, “birşeyler beklersem çıkar ilişkisi olmaz mı?” der.
Bu telkin karşı taraftan gelen (kadına göre olumsuz olan), onu üzen birçok davranış biçimi karşısında yaşadıgı mutsuzluğa engel olamaz…
Eğer onsuz olursa da mutsuz olacaktır, özleyecek, sarılmak, dokunmak onunla olmak isteyecektir.
Gecelerce ağlayacaktır belkide…

Sonuçta iki türlü de mutsuzluk, hüzün, gözyaşı vs.var.

Bu noktada o ilişkiyi yaşayıp üzülmek, kırılmak mı daha iyidir yoksa ilişkiden vazgeçip üzülmek, özlemek kısacası aşk acısı çekmek mi daha iyidir?

Bu iki mutsuzluktan hangisi seçilmeli?

bugun…

Yalnızlıkmı acaba?
Bugün benim sorunum ne bilmiyorum…
Eskideki bi an’ı özledim sanki…
Hangi an onuda bilmiyorum …
Tanıdık gelen bişeyler var bugunde ama eksik olan bişeykerde var …
Bulamıyorum bugun kendımı,ruhum başka yerde bedenım baska yerde de cekıp alamıyorum ruhumu bugun bedenıme…
Bi gidiyor kafam uçuyorum bıryerlerde bı bakıyorum gercegin içindeyim bu gidip gelmelermi yordu benı ….

Uyumalıyım …
Bitmeli artık bugun ve yarın sonsuz olmalı…

Şamanizm, Feminizm ve Türkler

Şamanizm anaerkil dönemde ortaya çıkmıştır ve kadın-erkek arası fark yoktur.Kadınlarda şaman olabiliyordu hatta şamanların büyük çoğunluğu kadındı.

Ziya Gökalp’e göre Türklerin eski inancı olan Şamanizm ‘deki kadın-erkek eşitliği anlayışının kabulü bir bakıma feminist olmakla eşdeğerdi.Bundan dolayıdır ki feminist düşünce,türk kültüründen çokta uzak değildir.”Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde bu düşünceyi dahada ileri giderek ”istikbalde bi-taraf bir tarih demokrasi ile feminizmin Türklerden doğduğunu itirafa mecbur kalacaktır.O halde,istikbaldeki Türk ahlakının esaslarıda millet,vatan,meslek ve aile mefkureleriyle beraber, demokrasi ve feminizm olmalıdır” sözleriyle dile getirir.

Hal böyle iken Z.Gökalp’in öngörüsü ve önerisi ne kadar olanaklıdır ve en önemlisi neden özümüzden bukadar uzaklarda yaşamaktayız ?