Geçtiğimiz hafta sonu Sevda Bakankuş’un, Holografik Öğrenim Teknikleri isimli iki tam günü kapsayan seminerine katıldım. Ayşe Arman’ın (Aşağıda tam metni sunacağım) yazısı sebebiyle yurt çapında olay haline gelen bu konuyu, insanların hala çok merak ettiğini bildiğim için, maceramı, his ve düşüncelerimi olabildiğince detaylı olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Fakat başlamadan önce bu deneyimin, anlayışım oranında tamamen sübjektif gözlemlerime dayandığını hatırlatmak istiyorum, eminim ki diğer katılımcılar açısından da birçok farklı tespitler yapılmış olabilecektir.
Öncelikle Sevda Hanım’la tanışmaktan çok memnun olduğumu belirtmekle başlayayım. Hem ilk izlenim, hem de iki gün boyunca gözlemim, onun samimi biri olduğunu ve edinmiş olduğu bilgileri gerçekten paylaşmak istediğini gösteriyordu. Alçak gönüllü davranışları ile ses tonunda kolayca yakalanan gücün, kendine güvenden kaynaklandığını hissettiriyordu. Kendiliğindenlik yansıtan bu ses, iknayı kolaylaştıran ve günümüzde konuyla ilgili birçok kişiyi yıldırmış olan entelektüel gevezelikten oldukça uzak, sade, uygulamaya dönük ve güvenilirdi. Sevda hanımı sevdiğimi açıkça söyleyebilirim.
Ne yazık ki aynı şeyleri semineri planlayan Nominer şirketi için söyleyemeyeceğim. Gerçi Sevda Hanım, şirket sahibi olan hanımefendiyi arkadaşım diye takdim etmiş olsa da, kişinin konunun ehemmiyeti ile fazlaca ilgili olduğunu hissedemedim. Kanımca bundan daha fazla ticari görünülemezdi. Ayşe Arman’ın yaratmış olduğu ilgiyi acilen gelire dönüştürmek kaygısı ile planlanmış olduğu izlenimi veren program, bence yaratılmış olan beklentiye karşılık vermekten uzaktı. Üstelik katılımcılara farklı fiyat uygulamaları yapılmış olduğu söylentisi yayınlanan fiyatı tam olarak ödemiş olanlar üzerinde hoş olmayan etkiler bıraktı. Sadece konunun ne olduğunu açıklamakla ilgili olduğu anlaşılan bu programın iki tam güne yayılması, üstelik (bence) bu kadar yüksek bir fiyatla pazarlanması hem zaman hem de para anlamında kaynak israfı olmuş diyebilirim.
Bu program böylece devam edip gidecek ve muhtemelen bu şekliyle fazla da uzun sürmeyecek. Yine de güzel bir otelde, hoş bir hafta sonu geçirip, yeni arkadaşlıklar edinmek, sosyalleşmek ve üstelik faydalı bir şey yaptığına dair kendini olumlamak isteyen birçok bol paralı insanı mutlu edeceğini de tahmin etmek güç değil. Aslında bu da bir ihtiyaç, atılan tohumlardan, nefes egzersizlerinden hatta sadece sonraki günlerde yeniden yeniden anlatılacak bir şey yaşamış olma hoşnutluğu bile yararlıdır kendi çapında (Aynı zamanda uyumaya devam etmenin de bir garantisidir tabi). Ezcümle holistik konular ve Yeni Dünya ile ilgili donanımlı, bilgili ve bilinçli katılımcılar için tatmin edici bir seminer olmadığını iç rahatlığı ile söyleyebilirim.
Gelelim içeriğe, bu konuları uzun zamandır okuyan ve uygulayan kişiler zaten var hatta bazıları ne yaptığını bile bilmeden yapıyorlar. Süslü cümlelerle bunları anlatmaya kalkışmayacağım, en sade biçimde ifade edersek; “oyun hamuru” ile oynamayı öğreten ve geliştiren sistemler, yani Yeni Dünya’ya hazırlayıcı eğitimler bunlar. İçerik NLP tekniklerini de anımsatıyor. Empati, sinestezi, telepati gibi becerileri geliştirmeyi amaçlıyor. Fakat kolayca suiistimal edilebilecek konulara kayma tehlikesi olduğu gibi, Secret esintisi gibi bestseller olup çokça hayal kırıklığına sebep de olabilir ( https://blog.sonsuz.us/?p=905 ).
Bu konuların her biri, Dünyanın birleşim noktasını yeni yere çengelleme amacını güdüyor. Benim gibi birçok insan birleşim noktalarının yerini farklı dünyalara kaydırabiliyor, üstelik oradan getirdikleri izlenimleri mevcut dünyada kendi becerileri doğrultusunda bir lisanla (sanat, bilim, rüya vs) ifade edebiliyorlar. Ancak bu paylaşımı yapan bizlerin birçoğu mutsuz; çünkü o farklı dünyalarda gördüklerini bu dünyada görünür kılamadıkları için mutsuz. Tabi diğer dünyalara gidip de buraya dönemeyenler, ya da dönmeyi tercih etmeyenleri saymıyorum bile!
Dünyamızın daha çok şifaya yani sevgiye ihtiyacı var, kritik kütleyi hangi olası gerçekliye doğru aşacağız bilinmez ama aşacağız, bunu yürekten istiyor ve hissediyorum. Sevda Hanım da kritik kütleye omuz vermiş bir eğitmen gibi görünüyor. “Ekran açılması” denen uygulama sağ beyin kullanan herkesin otomatik olarak yaptığı, ancak ne yaptığını bilmeden yaptığı için çoğunlukla bilinçli faydaya dönüştürülemeyen bir işlem. Eğer “hayal” , “vizyon” ya da “gündüz düşü” derseniz dünyanın eril güçleri tarafından küçümsenerek karşılanırsınız ama eğer buna “ekran”, “holistik” gibi isimler verebilirseniz, erkeklerin de (sol beyin ağırlıklı kullanan insanların) dikkatini çekebilirsiniz. Bu açıdan Sevda Hanım’ı ve bu konularla yakından ilgili olduğunu bildiğim Aydın Arıtan’ı kutluyor ve yollarında başarılı olmalarını diliyorum.
Bu arada Sevda Hanım, eğitimi almış olduğu Bronnikov hakkında biraz sitemkâr konuştu, onun iyi niyetinden şüphe ettiği için yolunu ayırdığını söyledi. Detaylar neydi bilemiyorum, belki Bronnikov yöntemi konusunda internet ortamına düşen “oldukça yerici” videonun etkisini zayıflatmak istiyordu, belki de zaten kendisi de bu konuda daha çok şey biliyor.
Sevda Hanım’ın bence öğretmeye aday olduğu holistik beyin teknikleri, -ismi her neyse- zaman ve mekanı ortadan kaldıran Yeni Dünya’ya geçişin tüm eğitmenleri, becerilerini paylaşırken adil ve becerikli mekanizmaları kullanmalılar. “Sihirli değnek” vaadi doğru değil, sistemli, sabırlı, disiplinli ve sarsılmaz niyetle sürdürülecek çalışmalar bunlar. Umarım bu harika konseptin altı da kısa zamanda boşaltılmaz.
Benim naçizane önerim, Sevda Hanım’ın böyle geçici ve sonuç aldırmayacak eğitimler yerine hemen kendisine bir okul açmasıdır. Resmi yapısı itibariyle okul olması gerekmez, hatta olmaması daha iyidir. Bu okul/kurs a kaydolanlar, alacakları dersleri ve süreyi baştan bilerek, giriştikleri işin bilincinde olarak gelmeliler. Hem eğitimi verenler hem de alanlar, ellerini taşın altına koymuş olmalılar. Böylece sonuç alıcı büyük işlere imza atılabilir. Bu konuda başka eğitimciler de var, el ele yürek yüreğe verilerek, telaşa kapılmadan tatminkâr bir ders programı izlenerek, Yeni Dünyanın insanlarını yetiştirmeye katkı sunmalıyız.
Sibel Atasoy
18.01.2010 – Beylerbeyi
Ayşe Hanımın Röportajının tam metni:
Aylin, 12 yaşında, tatlı kendi halinde bir kız. Holografik beyin teknikleriyle gözleri kapalı renkleri tanıyor, elleriyle okuyor, toprağın altını görüyor, fotoğraflarına bakıp kişinin yaşayıp yaşamadığını söylüyor. Bu teknikleri ona, annesi Sevda Barankuş öğretiyor. Arıtan Yayınları’nın sahibi Aydın Arıtan da bu konuda pek çok kitap yazdığını, Sevda Hanım’ı yakından takip ettiğini söylüyor.
Ben “Olmaz, olmaz!” dedim ama gerçekten oldu. Gördüm, gözümün önünde yaptı. Olayın gerçekleştiği yer Cities’in en altındaki kafe. Aylin, 12 yaşında, tatlı, kendi halinde bir kız. Holografik beyin teknikleriyle bir sürü bize çok acayip gelen şey yapabiliyor. Annesi bunun Aylin’e özel olmadığını, herkesin yapabileceğini söylüyor. Neler mi yapıyor? Gözlerine bant takıyor, eline verdiğin her şeyin rengini söylüyor. Görmeden… Sadece dokunarak… Enerjisini hissederek… Fotoğraflara bakıp kişilerin yaşayıp yaşamadığını söyleyebiliyor… Yine gözleri kapalı, dergilerin üzerinde yazan şeyleri okuyabiliyor. Bunlar benim tanık olduklarım. O gün kafede, Sevda Barankuş, Arıtan Yayınları’nın sahibi Aydın Arıtan, Aylin, fotoğraflarımızı çeken Senih ve Sertab Erener’dik. Sertab da tanık oldu bir sürü şeye. Bu röportaj yarın da devam edecek. Aylin başka şeyler de yapabiliyormuş. Neler olduğunu öğrenebilmeniz için bu röportajı okumanız gerekiyor…
Hikayanin en başından başlayalım…
-Adım Sevda Bakankuş. Ben bir iş kadınıydım. Tekstil mümessilliği yaptım, iki sene önce önüme bu proje geldi.
Neydi bu proje?
-“Holografik beyin teknikleri.” Rusya’da bir sürü merkezde uygulanıyor. O merkezlere de “İnsan Gelişim Akademileri” deniyor. Kapalı gözlerle renkleri görebiliyorsunuz, ellerinizle okuyabiliyorsunuz. Amaç, çok azını kullandığımız beynimizin kapasitesini yüzde 80’e kadar çıkarmak…
Kim getirdi bunu?
– Yabancı bir hanım.
Ne dedi?
– “Türkiye’de bunu açalım” dedi. Ben tabii heyecanlandım, çünkü önce tamamen yatırım olarak baktım, tutar diye düşündüm. İçeriğiyle ilgili değildim.
Sonra?
– Rusya’dan hocalar geldi. İlk önce yakın çevremize eğitim vermeye başladık. Ben yavaş yavaş işin içine girdim. Ve öyle bir nokta geldi ki, teknikleri öğrendim. Eğitimleri kendim verecek düzeye geldim. Daha doğrusu bu teknikleri Türkiye’ye daha uygun bir program haline getirdim. Artık yoluma yalnız devam ediyorum…
(Röportajın bu noktasında ne yalan söyleyeyim, karşımdakinin bir “şarlatan” olduğundan neredeyse emindim. Hiç ama hiç inandırıcı gelmedi söyledikleri…)
İnsan, bu teknik sayesinde ne öğreniyor?
– Kendisinin farkına varıyor. Ne kadar güçlü olduğunu kavrıyor. Ama ben bu bilgileri karşımdakine öğretirken ona bir lütufta bulunmuyorum, sadece beyinde kullanmadığı alanları nasıl kullanabileceğini öğretiyorum. İnanın, bu da çok olağanüstü bir şey değil, herkes yapabilir. Önce tabii her insanın beyninde bir bilgisayar bulunduğunu ve onu nasıl açacağını öğretiyoruz…
Pardon? Ne bilgisayarı? Nasıl yani?
– Beynimizde bir biyoekran var. O açılıyor, her şeyi görüyoruz ve orada her şeyi yapabiliyoruz.
Siz de benim buna inanmamı mı bekliyorsunuz!
(Arıtan Yayınları’nın sahibi Aydın Arıtan söze giriyor…)
– Ben de Sevda Hanım’ın seminerlerine katıldım. O Rus hocalardan teknikleri öğrendim. Hatta çocuklarım ve hanım da katıldı. Bu arada, ben bu konuda pek çok kitap yazdım, hatta diyebilirim ki “hologram” ve “holistik” konusunda Türkiye’de en çok yazan insan benim. Sevda Hanım “Böyle böyle bir eğitime başlıyoruz” deyince, dahil olduk. Birkaç aşamalı bir eğitim. Önce bir biyoenerji çalışması yapıldı. Bu çalışma, zihinle beden arasındaki ilişkiyi gevşetmek ve beyne daha geniş kullanım imkânları tanımak için yapılıyor. Bu 10 ders devam etti.
Devamını oku “Yeni dünyanın belirtileri”