sus ve sis var ortalıkta
çıkan sesler gürültüden ibaret
kırık ışıklar geziniyor orada burada
ne
gürültü anlama ulaşmamı engelliyor
ne de kırık ışıklar
gökte güneşi görüşüme engel…
“sana şükürler olsun felsefe” diyesim geliyor
biliyorum kendimle çelişeceğim böyle dersem
çelişkiye şükredesim geliyor bu kez
bir tokat da devinimden yiyeceğim
sonra yürüyeceğim
sanki tarihin ayak izleri önümde yarına doğru
her adımda
ve
her an
bir şeyler değişerek…
Etiket: Hüseyin AKTAŞ
GOLÜ KİM ATAR?…
“Maçın 25. dakikasında Galatasaray Arif’le 1-0 önde…”
“Tanju, Tanju, Tanju, Galatasaray 3-0…”
” Ve Galatasaray 25. Dakikada 1-0 öne geçiyor, gol; Metin Oktay!”
(Hey gidi günler…):))
Bu tür sözleri radyo konuşmacılarından anımsarsınız.
İki takım arasında oynanan bir maçın aktarımında, bir takımın diğer takım önünde öne geçtiği anın ifadesinde, yukarıdaki türden sözler sarf edilir…
Peki sizce golü kim atar?
Oyuncu mu atar, takım mı atar?
Masör mü atar, teknik direktör mü atar?
Seyirci mi atar?
Tersinden de soralım:
Peki sizce golü kim yer?
Kaleci mi mi yer takım mı yer?
Masör mü yer, teknik direktör mü yer?
Seyirci mi yer?
Baal Arkadaşla bir başka sahada yaptığımız maçta Baal diyor ki; “Golü oyuncu atar, takımın bir üretimi değildir, kişinin attığı golün takımın ortak çalışmasıyla bir bağı yoktur”
Baal gibi biliyorum ki şimdi bağıracak oradan; “hayır ben böyle bir şey demedim, çarptırıyorsun ve hatta iftira atıyorsun”
Bir bakalım o zaman:
YARATMAK
Bir zamanlar
Sonsuz.us’un emekleme döneminde
sonsuz.us’ta bir yazı yayınlandı. Yazıyı daha önce “belgelerim” arasına kopyalamıştım. Daha sonra sonsuz.us’ta bir sorun yaşandı ve yazı kayboldu. Ben kaybolan bu yazıyı olduğu gibi buraya aktaracağım.
Yazı bir satranç sitesinde, oyuncuların başka oyunculara “davet” göndererek satranç turnuvası oluşturması ile ilgili idi. Oyuncunun bunu yapabilmesi için, sitedeki “Turnuva Yarat” kutusunu tıklaması gerekiyordu. Bir dizi oyuncu “yaratma” eyleminin “yalnızca tanrıya ait” bir yetki olduğunu ileri sürerek, siteden “bu kutu isminin değiştirilmesini” istemesiyle başlayan bir tartışmadır. Tartışmayı, sonsuz.us’ta yayınlandığı şekliyle, aşağıda yorum hanesine aktaracağım:
“ok-umak”
Ermeni Sorunu ile ilgili olarak statik arkadaşın açtığı bir başlık altında gelişen bir “tartışmada” söylemek isteyip, unuttuğum bir konu var. Konu ayrıca bir başlığı hak ediyor diye düşündüm ve orada gereksiz bir açılım olacağı için burada yazmaya karar verdim.
İnternet ağlarında, bağlarında, googleda yayınlanmış yazılardan yararlanmak, bunlardan alıntı aktarmak, söylem ve savlarına buralardan destek kaynak göstermek…
Ben bunlara karşı değilim. Bunlara karşı olmak bir tür vandallıktır! Matbaanın icadına karşı olmak kadar gülünçtür! Avrupa’da Rönesans Ve Reformun gerçekleşmesinde ve yayılmasında, matbaanın katalizör görevi gördüğü bir gerçektir! Aynı görevi bugün İnternet Ağları müthiş bir hızla yerine getirmektedir! Bilginin elektron hızında dolaşımında, bilgi üzerindeki tekelin kırılmasında internet ağları çok önemli bir görev yerine getirmektedir!
Karşı olduğum ve eleştirdiğim durum, Google’da bir şey bulamayınca söyleyecek bir şeyi olmamak. Tüm referansları internet bilgilerine dayamak! Kitleleri şuursuzlaştırma politikasının bir yöntemi olarak, “informasyon bombardımanı” denilen yöntemin, basın-yayın organlarında olduğu gibi, internet ağlarında da aynı yöntemin kullanıldığı bir gerçektir! Google doğru bilgilerin yanı sıra, kirli bilgilerle doludur! “Okumadan olmuyor, ama salt okumakla da olmuyor” demiştim bir zaman…
Türkçede “okumak” fiili “ok” sözcüğünden gelir. Bir silah olarak kullanılan ok, aynı zamanda bir “haberleşme” aracı olarak da kullanılmıştır. Bir yerden bir yere fırlatılan okun ucuna yerleştirilen kimi imler ile iletişim sağlayan Türkler, bu iletişim olayının gerçekleşmesini, günümüzde “şimdiki zaman” ekine dönüşen “i-mek” yardımcı fiili ile birleştirerek, “ok-u-mak” fiilini yaratmışlardır. Bu fiilin anlamı; “okun ucunda iletilen iletiyi anlamak” demektir! Anadolu’da halen düğün öncesi, düğüne davet için “oku göndermek” geleneği vardır. Bu gelenekte düğün sahibi çağırdığı kişiye hediyelik eşya (havlu, mendil, göynek, gömlek gibi…) gönderir! Gönderiyi alan çağrılı sorar; “Kimin okusu bu?”, okuyu ileten “okucu” da “Filancanın falan zaman düğünü var, buyrun gelin” gibisinden gerekli açıklamayı yapar… Çağrılı kişi durumu okumuş, anlamış olur!…
Yani okumadan olmaz, ama salt okuyarak da olmuyor derken, okuyucunun okuduğu yazıyı anlaması gerekiyor. Çıkardığı anlamı nesnel bir biçimde değerlendirebilmesi gerekiyor. Körü körüne okumak ve okuduğu ilk bilgiyle kanmak doğru bir davranış olamaz. Çünkü insanların yanlış okumasına neden olacak bir yığın faaliyet var dünyada. Bu yüzden “okucu” kim, “yazı(düğün sahibi) sahibi kim, okuyucu (çağrılı) kim, bunlara karşı son derece özenli bir duruşa sahip olunması gerekiyor. Çünkü günümüzün “düğün sahibi” emperyalistler, “okucuları” işbirlikçi sermaye grupları ve onların hükümetleri, diktatörleri ile, onların çanak yalayıcısı sözüm ona yazar, sanatçı, bilim adamı bir yığın soytarı var! Tüm bunların arasında bireyin sağlıklı bir bilgiye ulaşması son derece zordur!
Bu yüzden internet dünyasının bu yüzüne “gogulukerim” demiştim. Herhangi bir konuda googleda dayanacak bir kaynak bulamayınca susup kalanlar, kendilerinin bu “tanrıya” ne denli kul köle olduğunu ve “yaratılan tüm tanrıların” kimlere hizmet ettiğini de düşünmek zorundadırlar! Örneğin burada yazdığım “okumak” fiilinin kökleri ile ilgili öyküyü googleda bulamazsınız! Hani gamaro bir ara şöyle bir vurgu yapıyordu: “Bu yazı internette yok, ilk defa burada”… Belki o da aynı dertten dertli idi…
Sonuç olarak, bilginin dolaşımında akıllara durgunluk verecek bir hızda olanak sağlayan internet ağları, mutlak bir biçimde dünya halklarının aydınlanmasında, bilgi üzerindeki tekelin kırılmasında son derece önemli bir rol oynayacaktır. Bu rolün ne tür toplumsal dönüşümlere yol açacağını kestirmek bizim gibi mekanik kuşaklar için zor olsa da, kesinlikle olumlu bir katkı sağlayacağını kestirmek zor değildir! İşte tam da bu nedenle, yaşamın üretilmesi için icat edilen kimi aletlerin, buluşların aynı zamanda yaşamın sonlandırılması için kullanılan bir silaha dönüştürüldüğü gibi, kitlelerin uyanışına hız katan bu sistemin, yalan yanlış bilgilerle doldurularak değişimin, etkileşimin, iletişimin yönünü kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeye çalışan odaklar da iş başında olacaktır ve iş başındadırlar! Hatta işin başında onlar vardır! Bize düşen ise, onların bizim için kazdıkları kuyuya, kendilerini gömmektir! Fabrikaları işçileri sömürmek için kuran burjuvazinin, farkında olmadan binlerce işçiyi bir araya getirip onların örgütlenmesine yol açtığı gibi… Onların “informasyon bombardımanı” karşısında, şuurlarımızı özgür kılmak, Picasso’nun şu sözünde gizlidir: “Hayır, bende evetten önce gelir!”
YGS (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı) – Seçme Sorular
Bu forumun hedef kitlesi üniversiteye hazırlanan çocuklarımızdır:
YGS (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı) bir çoğumuzun geçtiği, bir çoğumuzun çocuğunun da geçeceği kabus durumunda…
Bu sınava hazırlanan kızımın zaman zaman takıldığı sorular oluyor. Bazen çözdüğüm oluyor, bazen çözecek gibi olduğum, bazen de çözemiyorum. Kimi soruları ne okuldaki ne de dershanedeki öğretmenler çözebiliyor. Öyle sanıyorum ki sizlerin de böyle sorularla karşılaştığı oluyordur. Birimize göre kolay olan diğerimize göre zordur. Böyle anlarda sonsuz.us’un kolektif zekasına başvurmayı düşündüm çoğu zaman.
Bu başlık altında her kim olursa takıldığı soruyu paylaşsın dileğiyle ilk soruyu ben sorayım ve sizlerden çözüm alayım:
– Köpek bir tavşanı kovalıyor. Tavşan ile arasında köpeğe göre 75 adım var. Köpek 3 adım attığında tavşan 4 adım atıyor. Köpeğin 2 adımı tavşanın 3 adımına eşit olduğuna göre, köpek kaç adım sonra tavşanı yakalar?
Biliyorum, bazılarınız için çekirdek bile değil. Ancak bu soruda tam çözer gibi olurken kaçırdığım yer neresidir bilmiyorum.
Hepinize iyi eğlenceler:)