Ağaç Kültü

Yakut inanışlara göre şamanlar, yeryüzüne bir kartal tarafından
getirilirlerdi. Onlara göre şaman olacak olan bir çocuğun ruhu, çocuk
daha doğmadan bir kartal tarafından yenirdi. Bu ruhu yiyen kartal,
bundan sonra güneşli bir bölgeye göç ederdi. Ortası büyük bir çayırlıkla
kaplı olan bu bölgede, güneşin ışıkları solmaz ve her zaman pırıl pırıl
parlarmış. İneklerin ilk defa süte geldiği yerde, yine bu çayırlık alan
imiş. Tam bu çayırların ortasında ise, kırmızı bir çam ile, bir gürgen
veya kayın ağacı varmış. İşte bu kartal bu ağaçların üzerine gelir ve
yumurtasını bıraktıktan sonra gidermiş. Yumurta, bir süre ağaçların
üzerinde kaldıktan sonra yarılır ve içinden bir çocuk çıkarmış.
Ağaçların altında bir beşik bulunurmuş. Çocuk yumurtadan çıkar çıkmaz,
hemen bu beşiğin üzerine düşer ve orada büyüme başlarmış.

İnanışına göre, iyi şamanlar kırmızı çam üzerindeki yumurtadan; kötü
şamanlar ise, gürgen ağacı üzerindeki yumurtadan çıkarlarmış. Yumurtadan
çıkan bu şamanlar, tabii olarak hayatları süresince, “Kartal-Ana”ları
tarafından korunurlarmış. Bu kartal, onların her işlerinde büyük
yardımcıları olurmuş.

Yakutlar en yüksek ruhları taşıyan hayvanın kartal olduğuna
inanıyorlardı. Şaman göğe yükselirken dünya ağacını vasıta olarak
kullanıyordu. Bahsedilen bu dünya ağacının üstünde kuşlar ve tepesinde
de kartal bulunuyordu. Bazen bu dünya ağacı uzun bir sırık şeklinde
düşünülüyordu. Sırığın tepesinde genellikle gök kuşu denilen kartal veya
çift başlı kartal bulunuyordu. Tasavvura göre bu sırığın üzerindeki
kartal, Gök tanrının kuvvet ve kudretinin temsil ediyordu. Dünya ağacı
zaman zaman Türkler ve çevrelerinde ki topluluklar tarafından kutsal
olarak kabul edilen kayın ağaçları gibi ağaçlardan seçilirdi. İlk şaman
yaratıldığı zaman, yaratıcının çocuklarının bulunduğu yedi dallı bir huş
ağacı ilahi bir mesken olarak kurulur. Bunun dışında üç ağaç daha
dikilir. Bu kozmik ağacın tepesinde de yukarı da bahsettiğimiz sırığın
tepesinde olduğu gibi, Gök tanrının bir biçimi olan kartal yer alır.
Kartalın yanındaki kuşlar ise, geleceğin kam’larının ruhlarını temsil
etmekteydi. Kartal’ın ormanın ruhunu temsil ettiğinin söylenmesi bu
dünya ağacının aynı zamanda orman kültüyle de alakalı olduğunu da gösterir.

Kaynak: – Mustafa Kazar

Tantalis

Öylesine beyaz kartalı araştırıyordum google’da. Bi kaç güzel resim buldum,
derken bir yerde beyaz kartalın Tantalis’ın simgesi olduğunu yazıyordu.
Tantalis ne ola ki dedim; meğerse Manisadaki kayıp şehrin adıymış. Kibeleden
filan da bahsetti biraz, tam bu konuyu kapatıyordum ki, kelime bana ilginç
bi etki yapıyor dedim, hımmm eveeet; Tantalis tamı tamına atlantis kelimesinin başka bi dizimi!!!
Bu durumda beyaz kartal oldu mu Atlantis simgesi?! :)))

Aslında benim en sevdiğim kartal siyah beyaz olanı:

Kanatları ne kadar geniş, insan bu güzellik karşısında hayran oluyor.

Demek kartal suya da inermiş 🙂

Toltec öğretisinde Kartalın yayılımları şeklinde bir kavram vardır, bakınız:-https://blog.sonsuz.us/?p=506– hatta Castaneda ona neden kartal ismini verdiklerini anlayamaz. Fakat eski görücüler üçüncü dikkatte onunla kısa bir an için de olsa karşılaşmışlar, daha doğrusu gördükleri şeyi kartala benzetmişler. İlginçtir ben de bir vizyon esnasında kartalın siyah kanatlarını görmüştüm, hemen sağ omuz başımdaydı ve ayrıca beyaz ve devasa bir kartalla da uçarken karşılaştım. Boğazın üzerindeydik.

Vizyonlar da rüyalar gibi fantastik oluyor 🙂

Dikkat Dereceleri

Görücülere göre üç tip dikkat vardır.Tüm hisseden varlıklar için değil, sadece insanlar içindir bu sınıflama. Aslında bunlar dikkat dereceleridir. Her biri kendi içinde bütün, bağımsız alanlardır.

İlk dikkat, sıradan bir insan olarak her şeyimizdir. Görücülerin gördüklerine göre, ilk dikkat farkındalık parıltısının çok yüksek bir parlaklığa ulaşmış halidir. Ama bu kozanın üstüne sabitlenmiş bir parıltıdır denebilir. Bu bilineni örten parıltıdır.

İkinci dikkat, farkındalık parıltısının daha karışık ve uzmanlık gerektiren bir durumudur. Bilinmeyenle ilgilidir. İnsanın kozası içindeki kullanılmayan yayılımlar değerlendirilirse oluşur. Uzmanlık ister çünkü, kullanılmayan yayılımları değerlendirmek için bir insanın alışılmadık, ayrıntılı taktikleri üstün bir düzence ve yoğunlaşmayla uygulamasını gerektirir. İnsanın rüya görürken, rüya gördüğünün ayırtına varacak yoğunluğa ulaşması ikinci dikkatin önkoşuludur. Bu, günlük hayattaki bilinçlilikten farklı bir bilinç halidir. Sol yan farkındalığı da denilen ikinci dikkat, insanın imgeleyebileceği en geniş alandır. Bu anlamda sınırsız sayılabilir. Büyük zorluk, ikinci dikkate girişin çok kolay, cazibesinin de neredeyse karşı konulmaz olmasıdır.

DJ, eski görücülerin, uzmanlıklarını kendi farkındalık parıltılarına uygulayıp onu akılalmaz boyutlarda genişlettiğini söyler. Esasında, kozaları içindeki yayılımların her seferde tek bandını aydınlatmayı amaçlamışlar. Başarmışlar da, fakat gariptir her seferinde bir bant aydınlatma başarıları ikinci dikkatin batağına hapsolmalarına neden olmuş.

“Yeni görücüler bu hatayı düzelttiler. Farkındalık ustalığının doğal sonuna ulaşmasını, yani tek bir vuruşta farkındalık parıltısının genişleyerek saydam kozanın sınırları dışına erişmesini sağladılar.”DJ

Üçüncü dikkate, farkındalık parıltısı içten gelen ateşe dönüştüğünde ulaşılır: Bu tek bir bandı değil, insanın kozası içindeki bütün kartal yayılımlarını alevlendiren bir parıltıdır.

DJ, ayrıksı insanlar ve diğer hisseden varlıkların bilinmeyen ve bilinemeyene farkında olmadan girişlerini bahse değer bulmaz ve bunlardan Kartal’ın armağanı olarak sözeder. Yeni görücüler için üçüncü dikkate girmek anlamı farklı bir armağandır. Bu ulaşılan nokta için bir ödüldür.

“Ölüm anında tüm insanlar bilinmeyene girer, fakat bazıları çok kısa bir an ve sadece Kartal’ın besinini arıtmak için üçüncü dikkate ulaşır. İnsanın en üstün başarısı, bu dikkat derecesine, yaşam gücüne sahipken, titrek bir ışık gibi Kartal’ın gagasına doğru yuvarlanan bedensiz bir farkındalığa dönüşmeden, ulaşmaktır.”

Bilinen ve bilinemiyenle ilgili sesli düşündüğüm şu yazıya göz atabiliriz: https://blog.sonsuz.us/?p=493

Gerçekten çok hassas bir konu olduğunu hissediyorum.