Zamanın birinde orman koyunde kıt kanaat yasayıp giden bi Ali Dede varmış. Olup olanca varlıgı bir atmış adamcagızın, ormandan kestigi odunları atına yukler sonra pazarda satar, gecimini böyle saglarmış.
Bir sabah uyandıklarında bakmışlar ki at yok ortada. Aile başlamış dövunmeye, komşular akın akın uzuntularını bıldırmeye gelmısler;
“Geçmiş olsun, bu ne buyuk felaket” diye sızlanmışlar
“Nerden bildiniz?” demiş Ali dede
Komşular şaşırmış tabii, başlarını sallayıp evlerine dönmuşler.
Ertesi sabah bir uyanmışlar ki kaybolan at bir tayla geri dönmuş, herkes bayram sevincine bogulmuş, komşular
“oh oh talih kuşu başınıza kondu” demişler
“Nerden bildiniz?!” demiş Ali Dede gayet sakin
Ayol bunda bılmeyecek ne var deyip cık cıklamış bizimkiler.
Ertesi sabah uyanmışlar ki taya binmeye calışan onbeş yaşındaki torun duşup bacagını kırmış!
Herkes gecmiş olsuna koşup gelmiş “vah vah Ali dede” ne kötu oldu bu diye aglaşmışlar
“Nerden bildiniz?” demiş yine Ali dede
Millet, bunadı galiba bu ihtiyarcık deyip susmuş
Ertesi sabah, davul sesiyle uyanmışlar, padişahın habercisi, sefer ilan edildigini, ondort yaşından buyuk butun erkeklerin derhal orduya katılmasını ilan edermiş.
Herkes savasa gitmiş bir tek bacagı kırık torun kalmış köyde
Komşular yine doluşmuşlar eve “oh oh, göruyormusunuz ne iyi oldu” demişler
“Nerden bildiniz?!” demiş Ali Dede
Ertesi sabah…
Ertesi sabah…
Kıssadan hisse;
Eskiden iyiyle kötü arasında bir sabah varmış. ;))))
Şimdi o da yok. Öküz içti, daga kaçtı, yandı bitti kül oldu!