Plume Lokantada

Plume öğle yemeğini yiyordu lokantada, tam o sırada yanına şef garson yaklaştı, yüzüne ters ters baktıktan sonra alçak ve gizemli bir sesle: “ O tabağınızdaki yemek listede yok” dedi.

Plume hemen özür diledi.

-Hani, işim acele olduğundan listeye bakamadım. Ne bileyim, pirzolaları vardır, yoksa da yakında bir yerlerden kolayca bulabilirler diye düşünmüş olacağım, işte öylesine bir pirzola söyleyiverdim, ama pirzolamız yok deselerdi başka bir şey de isteyebilirdim. Garsonun pek öyle şaşırmış gibi bir hali yoktu, gitti, az sonra da bunu getirdi, işte böyle…

Elbette parası neyse ödeyeceğim. Pirzola da güzelmiş hani, hiçbir diyeceğim yok. Parasından kaçacak değilim ya. Bilseydim, başka bir et seçerdim, niye olmasın? Ya da sadece bir yumurta, her neyse şimdi artık pek aç da değilim. Borcum neyse, size ödeyeyim hemen.

Gelgelelim şef garsonun kılı kıpırdamaz. Plume patlayacak derecede sıkıntılıdır. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra gözlerini çevirince… hımmmm… şimdi de lokantanın sahibi karşısında durmuyor mudur?

Plume hemen özür diledi.
Devamını oku “Plume Lokantada” →

Plume

Yataktan dışarı uzanıp da ellerinin duvara değmeyişine şaşırıp kaldı Plume.”Vay canına,” diye düşündü, “Karıncalar yemiş olmalı…” ve yeniden uykuya daldı.

Az sonra karısı Plume’ü omzundan tutup sarsalamaya başladı: “Uyansana be miskin adam! Sen uykudayken evimizi çalmışlar!” dedi. Gerçekten de dupduru bir gökyüzü dört bir yana yayılıyordu. “Adaaam sen de, olan olmuş bir kere,” diye düşündü.

Aradan çok geçmedi, bir gürültü duyuldu. Bir tren olanca hızıyla üzerlerine geliyordu. “Geliş hızına bakılırsa belli ki bizi geçer” diye düşündü ve yeniden uykuya daldı.

Sonra üşüdüğü için uyandı. Her yanı kana bulanmıştı. Karısından kalmış bir kaç parça duruyordu yanıbaşında. “İşin içine kan karışmaya görsün, adamın başı dertten kurtulmaz; şu tren geçmemiş olsaydı, ne iyi olacaktı. ama madem olan oldu bir kere…” diye düşündü ve yeniden uykuya daldı.

-Yahu, diyordu yargıç, karınızın sekiz parçaya bölünmüş bulunacak kadar kazaya kurban gitmesini, buna karşılık yanında olup da onu kurtarmak için en ufak bir hareket yapmamanızı, farkına bile varmamanızı nasıl açıklayacaksınız? Anlaşılması gereken bu. İşin can alacak noktası burda.

-Bu konuda ona yardımcı olamam, diye düşündü Plume ve yeniden uykuya daldı.

-Yarın idam edileceksiniz. Söylemek istediniz bir şey var mı, suçlu?

-Bağışlayın, dedi Plume, davayı izlemedim. Ve yeniden uykuya daldı.

Henri Michaux

Esas Akıl

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
– Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor:
– Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?
Adam:
– Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.
– Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tahliye tapasını çeker.

AKIL , SADECE BİZE SUNULANLARIN DIŞINDA ÇÖZÜM BULMAKTIR.

DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM :)

Zeka

Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.
Juan, “Yalnızca kum” diye yanıt verince polis, “Aç bakalım çantaları” der.
Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka bir şey bulamaz çantada! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka bir şey yoktur! Polis, çantalarını Juan’a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.
Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan’ı gene durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Juan’ı serbest bırakmak zorunda kalır.
Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder !
Bir gün emekli polis Meksika’da bir barda otururken Juan’ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;
-“Senin yıllardır bir şeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım, geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin. ”
Juan gülümseyerek yanıtlar: “Motosiklet”

Eski Bir Tapınak Yazıtı

Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş;
sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.
Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.
Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.
Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma.
İçten ol, telaşsız, kısa ve açık seçik konuş.
Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil olduklarında zaman bile dinle onları.
Çünkü dünyada herkesin anlatacak bir hikayesi vardır.
Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen. Hayattaki dayanağın odur.
Seveceğin bir iş seçersen yaşamın boyunca bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
İnsanları yargılarsan onları sevmeye vaktin kalmaz.

Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri,
sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kıvırma sakın. O çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir.
O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bir bitkinin
sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu sakın unutma.
Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et.
İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı ömür boyu sürer.
Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.
Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlük olsun.

Yılların hızla geçip gitmesine öfkelenme.
Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla.
Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil,
gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.
Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları. Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.
Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.
Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde, sonunda bütün servetin sensin.
Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de senin biricik güzel mekanındır..