Cadının Rüyası-6

Uzun duasını bitirdikten sonra hemen “neden af diledin?” diye sordum. Ters çevrilmiş ellerini kucağıma koyarak “Avuçlarımdaki çizgilere bak” dedi.

İşaret parmağımla, avuçlarına sanki dağlanmış gibi görünen soldaki belirgin V ve sağdaki M çizgilerin üzerinden geçtim. Sözcükler üzerinde durarak “V çizgisi yaşamı ‘vida’ ve M çizgisi ölümü ‘muerte’ tanımlar. Ben tedavi etme ve zarar verme yetileriyle doğdum” diye açıkladı.

Ellerimi kucağımdan çekerek sözlerini silmek ister gibi havayı fırçaladı. Odaya göz gezdirdi, zayıf etsiz bacaklarını hamaktan yere indirerek ayaklarını önü kesilmiş ve ayak parmaklarının göründüğü terliklere dikkatle geçirdi. Giymiş olduğu siyah bluz ve eteği düzeltirken gözleri eğlenceli bir şekilde pırıldadı. Koluma girerek beni dışarı çıkardı ve çalışma odasına yönelerek “yürüyüşe çıkmadan önce sana bir şey göstereyim” dedi.

Doğrudan tümüyle erimiş mumla kaplı büyük sunağa yöneldi. Bu sunak, bir şifacı olan onun büyük-büyük-annesi tarafından tek bir mumla başlatılmış olduğunu söyledi. Elini sevgiyle, parlak ve adeta şeffaf olan yüzey üzerinde gezdirdi.

“Renkli çizgiler arasından siyah mumdan olanı bul” diye istekte bulundu. “Bu da, cadıların güçlerini kötülük yapmak için kullandıklarında siyah bir mum yaktıklarının kanıtıdır”. Renkli çizgiler arasında siyah mumdan sayısız iplikçik bulunuyordu.

“Tepeye yakın olanlar benim” dedi. Gözleri farklı bir sertlikle parlarken “gerçek bir şifacı aynı zamanda bir cadıdır” diye ekledi. Dudaklarında bir an için hafif bir gülümseme parladı; sonra da sadece bölgesinde tanınmış olmadığını, insanların tedavi için Caracas, Maracaibo, Merinda ve Cumana’dan da kendisine geldiklerini söyledi. Yurt dışından Trinidad, Cuba, Colombia, Brezilya ve Haiti’de de tanınıyordu. Evin bir tarafında bulunan ve bu durumu onaylayan resimler arasında bakanlar, büyük elçiler ve hatta bir de piskopos vardı. Esrarengiz bir şekilde bana baktı, sonra omuzlarını silkti.

“Şansım ve gücüm emsalsizdi bir zamanlar, her ikisini de kaybettim ve şimdi sadece şifa verebiliyorum” dedi. Sırıtışı yayıldı ve gözleri alaylı bir parıltı ile aydınlandı. Bir çocuğun saf merakıyla “ya çalışmaların nasıl gidiyor?” diye sordu. Ani konu değişikliğine uyum sağlamama vakit kalmadan ekledi “Mülakat yapacağın şifacı ve hasta sayısı ne kadar olursa olsun, bu şekilde hiçbir zaman öğrenmeyeceksin. Gerçek bir şifacı önce bir medyum, sonra da bir ruhçu, bir cadı olmalıdır.”

Göz kamaştırıcı bir gülümseme yüzünü aydınlattı. Doğal bir ifadeyle “Bu günlerin birinde yazı defterlerini yakarsam fazlaca üzülme. Bu saçmalıklarla vakit kaybediyorsun” dedi. Bir anda panikledim. Çalışmamın alevler arasında yok olması olasılığını hoş karşılamadım.

“Asıl önemli olan nedir biliyor musun?” diye sordu ve sonra kendi sorusunu yanıtladı.

“Şifanın görünen basit yüzünün ötesine geçen meseleler. Açıklanamayan ama yaşanarak tecrübe edilen şeyler. Şifacıları inceleyen pek çok kişi oldu. Gözleyerek ve soru sorarak medyumların, cadıların ve şifacıların yaptıklarını anlayabileceklerini sandılar. Onlarla tartışmanın bir anlamı olmadığına göre, onları yapmak istedikleri ile baş başa bırakmak çok daha iyidir. Senin durumun aynı olamaz. Senin çöpe gitmene izin veremem. Şu halde, şifacıları inceleme oyunu yerine, bu evin verandasında her gece atamın ruhunu çağırma pratiği yapacaksın. Bu süre içinde not tutamayacaksın çünkü hayaletler için zaman farklıdır. Göreceksin, ruhlarla ilgilenmek toprağa girmeye benzer.”

“Bazı insanlar kaderimizle doğduğumuzu söyler, bazıları da kaderimizi davranışlarımızla oluşturduğumuzu iddia eder. Cadılar her ikisinin de doğru olmadığını ve köpek avlayıcısının köpeği yakaladığı gibi bir şeyin bizi yakaladığını söyler. İşin sırrı bizim yakalanmak istediğimizde orada olmamız, yakalanmak istemediğimizde orada olmamamızdır.”

Tamamı için Tıklayınız

Octavio Cantu-Cadının rüyası-5

İğneyi hareket ettiren bir mekanizma bulmak ümidiyle pusulayı her fırsatta incelemiştim. Hiç böyle bir şey olmadığına göre onun açıklamasını güvenilir olarak kabullenmiştim: Bir insan dengede olduğunda, yani ruh, beden ve tin uyum içinde olduklarında aletin iğnesi hiç kıpırdamaz. İddiasını kanıtlamak için aleti sırayla kendine, Candelaria’ya ve bana tutmuştu. Pusula sadece benim önümde iken iğnenin hareket ettiğini, şaşkınlık içinde görmüştüm.

Octavio Cantu alete bakmak için boynunu uzattı ve “Hasta mıyım?” diye dona Mercedes’e, yukarı doğru bakarak yumuşakça sordu. “Senin tinin” diye fısıldadı, “tinin çok kargaşa içinde”.

Pusulayı cam dolaba iade etti ve yaşlı adamın arkasında pozisyon alarak iki elini başının üstüne koydu. Uzun bir süre öylece durdu, sonra emin ve hızlı hareketlerle parmaklarını omuz ve kollarının üzerinde gezdirdi. Hızla adamın önüne geçti, elleri hafifçe göğsünden bacaklarına, ayaklarına kadar süpürdü. Kısmen kilise ilahisine kısmen sihirli bir şarkıya benzeyen bir dua okuyarak – ruhçulukla Hıristiyanlığın birbirlerini tamamladıklarını her iyi şifacının bildiğini iddia ederdi – adamın sırtını ve göğsünü yaklaşık yarım saat süreyle, sırayla ovaladı. Yorulan ellerine anlık rahatlama sağlamak için aralıklı olarak arkasında silkeledi. Bu silkeleme hareketini biriken negatif enerjinin atılması olarak tanımlıyordu. Şifa seansının birinci bölümünün bitişini sağ ayağını üç kere yere vurarak belirtti.

Octavio Cantu kontrolsüz bir şekilde ürperdi. Mercedes, adam yavaşça ve zorlukla nefes alana kadar başını arkadan tutarak şakaklarını avuçlarıyla bastırdı. Bir dua mırıldanarak sunağa gitti, önce bir mum yaktı, ardından mumla yaktığı puroyu eşit ve kısa nefeslerle içmeye başladı.

Adam dumanlı sessizliği bozarak “Şimdiye kadar alışmalıydım” dedi. Sesten irkilen Mercedes yanaklarından yaşlar akana kadar öksürdü. Acaba dumanı kazara içine mi çekti diye merak ettim. Octavio Cantu onun öksürüğüne aldırmadan konuşmaya devam etti. “Sana defalarca söyledim ki sarhoş olsam veya olmasam da tek bir rüya görüyorum. İçi boş olan kulübemde ayakta duruyorum. Rüzgârı hissediyorum ve her yöne doğru hareket eden gölgeler görüyorum. Fakat boşluğa ve gölgelere havlayacak köpekler artık yok. Korkunç bir baskı ile uyanıyorum. Sanki biri göğsümün üstünde oturuyormuş gibi bir his duyuyorum. Bir köpeğin sarı gözbebeklerini görüyorum. Gittikçe büyüyorlar ve sonunda beni yutuyorlar.” derken sesi gittikçe zayıfladı.

Nefes için soluyarak odanın içine bakındı. Nerde olduğunu bilmiyor gibiydi. Mercedes Peralta puronun izmaritini yere attı. İskemlesini arkadan tutarak hızla çevirdi, böylece adam sunakla yüz yüze geldi. Yavaş ve büyüleyici hareketlerle gözlerinin etrafını ovaladı.

Herhalde uyuya kalmış olmalıyım ki kendimi odada yalnız başıma buldum. Süratle etrafıma bakındım. Sunaktaki mum hemen hemen tükenmişti. Tam tepemde, bana yakın olan duvarın köşesinde küçük bir kuş boyunda bir güve vardı. Kanatlarında büyük siyah daireler bana meraklı gözler gibi bakıyorlardı. Ani bir hışırtı dönüp bakmamı sağladı. Mercedes Peralta sunağın yanındaki iskemlede oturuyordu. Boğuk bir çığlık attım. Biraz önce orda olmadığına yemin edebilirdim.

“Orda olduğunu bilmiyordum” dedim ve “başımın üzerindeki büyük güveye bak” diye ekledim. Böceği aradım ama gitmişti. Kadının bakış tarzında beni ürperten bir şey vardı. “Çok yorgun düştüm ve uyuya kaldım. Octavio Cantu’nun derdinin ne olduğunu bile duymadım” diye açıkladım.

“Arada bir beni ziyaret eder” dedi. “Bana bir şifacı ve ruhçu olarak gereksinimi vardır. Ruhu üzerine çökmüş olan yükü hafifletirim.”

Tamamı için Tıklayınız

Cadının Rüyası 3-Caracas’da

Çok büyük bir gayret sonrasında eşyalarımı bavulumdan çıkarmayı başardım. Bir çift çorabın arasına dikkatle yerleştirilmiş ve Florinda’nın el yazısını içeren katlanmış bir kâğıt parçası buldum. İştahla okudum:

Ayrıntılar hakkında dertlenme. İnsanda güçlü inanç varsa ayrıntılar kendilerini dış şartlara hizmet edecek şekilde ayarlarlar. Planların şöyle olmalıdır. Herhangi bir şey seç ve onu başlangıç olarak tanımla. Ondan sonra o başlangıçla yüzleşmeye git. Bir kere başlangıçla yüz yüze geldiğinde seni nereye götürürse izin ver. Niyetinin seni zorlayıcı bir başlangıç seçmeni önleyeceğine güveniyorum. Bilgelikle seçebilmen için gerçekçi ve sade ol. Şimdi hemen yap.

P.S. Başlangıç için herhangi bir durum olabilir.

Florinda’nın kararlılığının etkisiyle telefonun ahizesini kaldırarak eski bir dostun numarasını çevirdim. Hâla Caracas’ta olduğundan emin değildim.

Telefonu yanıtlayan kibar hanım dostumun o adreste oturmadığını söyleyerek aramam için başka numaralar verdi. Artık durmam mümkün olmadığından hepsini aradım. Başlangıç beni sarmaya başlamıştı. Sonunda ebeveynlerimin ahbabı olan evli bir çiftle konuşmayı başardım. Beni hemen görmek istediler, fakat bir nikâha gitmekte olduklarından beni de beraberlerinde götürmekte ısrar ettiler. Hiçbir sorun olmayacağına dair bana güven verdiler.

Nikâhta amatör toplumbilimci, eskiden Cizvit papazı olan bir beyle tanıştım. Saatlerce onunla konuştum. Kendisine toplumbilim çalışmalarına olan ilgimden söz ettim. Benim sihirli bir söz söylememi bekliyormuş gibi, halk şifacılarının tartışmalı değeri ve toplumdaki sosyal rolleri hakkında yorumlar yapmaya başladı.

Düşüncemde en ön safta yer almasına rağmen, çalışmamın mümkün konusu olarak genelde şifacılar veya şifa hakkında söz etmemiştim. Düşüncelerimi yanıtlar gibi görünüşü beni sevindireceği yerde, korkuya yakın bir huzursuzlukla doldum. Batı Venezuela’nın ruhsallık merkezi olmasına rağmen Sortes kasabasına gitmememi söylediğinde ona karşı samimi bir kızgınlık hissetim. Her adımda, beni önceden tahmin eder gibiydi. Eğer farklı bir olayla karşılaşmazsam tam da o küçük kasabaya gitmeyi planlamıştım.

Partiden ayrılmamdan hemen önce yüksek sesle, Kuzey Venezuela’nın yeni ve gerçek ruhsallık merkezi olan, olağanüstü başarı sağlayacağım, Curmina kasabasına gitmeyi, ciddi olarak göz önüne almamı söyledi.

Doğal ve kuru bir tonda “Nasıl bildiğimi bilmiyorum ama biliyorum ki Curmina cadılarıyla birlikte olmaya can atıyorsun” dedi.

Bir parça kâğıt alıp bölgenin haritasını çizdi. Büyücülerin, sihirbazların, cadıların ve şifacıların yaşadığı çeşitli noktaların Caracas’a olan kesin mesafelerini kilometre olarak verdi. Bir isim üzerine özellikle durdu: Mercedes Peralta. Önce ismin altını çizdi, farkına varmaksızın daire içine ve nihayet bir koyu kare içine aldı.

Bana gülümseyerek “Kendisi tinsel ve şifacı bir cadıdır,” dedi. “Onu görmeye gideceksin, değil mi?”

Yazının bütünüiçin tıklayınız:

Cadının Rüyası 2-Florinda Donner

Dediklerini tam olarak anlamama rağmen, Florinda’nın dediklerini yorumlayamadan hayranlıkla izlemeye devam ettim. Ekleyecek daha hiçbir şey yokmuş gibi aniden durunca derin bir umutsuzluk hissettim. Elimde olmadan, kontrolsüz bir şekilde ağlamaya başladım. Bana şu anda söylediklerinin problemlerimin çözümüne yardımcı olamayacaklarını biliyordum. Uzunca bir süre ağlamama izin verdi ve sonra güldü.
Şaşkın bir ifadeyle “Gerçekten ağlıyorsun” dedi.

Hıçkırıklarım arasında “Rastladığım en acımasız, duygusuz insansın,” dedim. “Beni, Tanrı bilir nereye, yollamaya hazırsın ve ne yapmam gerektiğini dahi söylemiyorsun.”
“Ama, şimdi söyledim” dedi gülmeye devam ederken.
“Söylediklerinin gerçek yaşam durumlarında hiçbir değeri yok,” diye cevapladım kızgınlıkla. “Sloganlar dağıtan bir diktatörü andırıyordun.”
Florinda bana keyifle baktı. “O salak sloganlardan ne çok kullanım elde edebileceğini görünce şaşıracaksın. Fakat şimdilik bir uzlaşmaya erişelim. Ben seni hiçbir yere yollamıyorum. Savaşçı yolunda bir kadınsın ve istediğini yapmakta serbestsin, bunu biliyorsun. Nagual dünyasının ne olduğunu henüz tümüyle kavramış değilsin. Ben senin hocan değilim, hâmin de değilim. Senden sorumlu değilim. Kendinden sadece kendin sorumlusun. Nagual dünyası hakkında kavranması en zor olan şey tam bir özgürlük sunduğudur. Fakat özgürlük karşılıksız değildir. Seni kanadımın altına almamın nedeni, şeyleri oldukları gibi görme doğal yeteneğine sahip olman ve kendini olaylardan soyutlayıp, tümel mucizeyi hayretle izlemendir. Bu bir yetenektir; böyle doğdun. Nagual’ın dünyasına ait ortalama insanların kendilerine dönük ilgilerinden kopmaları ve tümel gizemi görmeyi başarmaları yıllar alır.”

Onun methini önemsemeden, endişeden adeta kendimden geçmiştim. Nihayet, uçağım kalkmadan hemen önce istediğim belirli talimatları bana vereceğine söz vererek beni sakinleştirdi.

Havayolunun dış hatlar bekleme salonunda bekledim ama Florinda hiç gelmedi. Moralsiz ve kendine acıma duygularıyla dolu umutsuzluğuma ve hayal kırıklığıma doludizgin izin verdim. Etrafımdaki meraklı bakışlara aldırmadan oturdum ve ağladım. Daha önce hiç hissetmediğim kadar yalnız hissettim. Tek düşünebildiğim beni yolcu etmeye kimsenin gelmemiş olması, bavulumu taşımak için kimsenin yardıma gelmemesiydi. Arkadaş ve akrabalar tarafından yolcu edilmeye alışıktım.

Florinda, nagualin dünyasını seçen herhangi bir kişinin keskin bir yalnızlığa hazır olması gerektiği konusunda beni ikaz etmişti. Onun için yalnızlığın tek başınalık anlamına gelmeyip, fiziksel yalnızlık durumunu ifade ettiğini açıkça belirtmişti.

Allıntının yapıldığı yazının bütünü için Tıklayınız.

The Witch’s Dream

Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan bu kitabında Florinda Donner, Curmina’daki büyücü Mercedes Peralta yanında çıraklık yapıyor. Yörenin kültürü bu konulara tam olarak aşina zaten, insanların günlük hayatı içinde yer alıyor bu kavramlar.
Dikkatimi çeken ilk husus, Florinda’nın ilk kitabı Being-in-Dreaming (Rüyacı olarak çevrildi)deki kişiliği ile bu kitaptaki kişiliği arasında en ufak bir benzerlik yok. İki kitap adeta iki farklı kişi tarafından yazılmış gibi!
Bir yazar ve iyi bir okuyucu olarak bunu doğru anladığımı sanıyorum. Üç sene arayla yazıldığını sandığım iki kitaptaki Florinda’ların birbirlerinden bunca kopuk olmaları bana normal gelmedi. Şüphesiz Florinda, Don Juan gurubuna kabul edilip orada ciddi bir ilk eğitim almıştı ama, bunun bu kadar kısa zamanda bir insanı başka bi insan haline dönüştürdüğünü varsaymak zor.

Bana ilginç gelen bu hususu belirttikten sonra, Mercedes Peralta’nın bazı tespitlerinden bahsetmek istiyorum. Peralta’ya göre büyücülük kavramı içinde üç ana ayrım var:

  1. Medyumlar
  2. Şifacılar
  3. Cadılar.

İlk ikisi görevleri açısından rahatça anlaşıldığı için kendisi de üçüncü için bazı açıklamalar getirmiş. Örneğin kitabın bir yerinde cadının, kaderin gizemini anlamak açısından belirli bir yola sahip olduğunu söylüyor. Yine başka birkaç yerde ise, onların şans çarkını hareket ettirmeye yetkin olduklarını, üstelik kendi özel bağlantılarını yapabilmeye de muktedir olduklarını belirtiyor. Bu çarkın nasıl hareket ettiği ile ilgili sekiz erkekten sekiz öykü dinliyoruz, kendilerinin hayat öyküleri. Bu öyküler okurken de, üzerinde düşünürken de iç sızlatıcı şeyler. Anladığım kadarıyla Mercedes,  gerçek öyküler yoluyla şifalanma ya da farkındalık artırma yolunu benimsemiş bir büyücü.

Bu durumları zaten CC serisinden biliyorduk ancak bu kitapla  birlikte tanıştığım yeni bir kavram var: Curiosa! İngilizce sözlükte bir karşılığı yok ve ben de daha önce duymadım. Mercedes, Curiosaların da bir çeşit büyücü olduklarını ancak farklı sembolik araçlar, ritüeller ve büyülü sözler kullandıklarını söylüyor. “Curiosa’lar sonsuzluğun bilinmeyen şeylerine dalmışlardır. Onlar, bilinen ve bilinmeyen arasındaki görünmeyen iplikçikleri, bir örümceğin yaptığı gibi ağ şeklinde örerler .”  
Orada bazı insanlar curiosa’yı sırtından çıkan kanatları ile saydam beyaz bedenlerinin gökyüzüne ulaştığını gördüklerini anlatırlarmış.

Mercedes’in dünyasını Florinda’nın gözünden izlerken aklıma sık sık Clarissa Estes geldi. Sanırım bazı şeyleri daha bütünlüklü anlayabilmeye başladım.