Gnostik Teurji -1-

Hakikat nedir? Bildiğimiz hayatın ana sorusudur bu ve hiçbir şekilde cevaplanması kolay bir soru değildir. İki bin yıl önce Romalı Vali Plate İsa’ya aynı soruyu sormuştu, aradan geçen zamanda medeniyet birçok başka alanda epey ilerleme kat etmiş olsa da, öyle görünüyor ki cevaba çok yaklaşamadık. Bu makalelerde size Gnostik Teurjiyi anlatacağız. Bu disiplinin insanın hakikat kavramının en önemli değerlendirmelerini içerdiğini düşünüyoruz. Hakikat hiç kimsenin tekelinde olmasa da, teurji yoluyla modern insanın uyguladığı birçok ruhani sistemin ardındaki temel Gnosis’i size anlatabileceğimizi düşünüyoruz. Görünüşler dünyasının ardında neler olup bittiğini kavramamıza yetecek kadar kavrayış parçalarını bir araya getirdiğimizi düşünüyoruz.

HAKİKAT NEDİR?
Hakikati anlamanın en iyi yolu Antik Yunan’a geri dönmek ve Platon tarafından kullanılan mağara meselini tekrar incelemek. Diğer mesellere kıyasla bu mesel hakikatin ne olduğuna dair bize kesin bir içgörü sunuyor. Platon insanlığın tümünü birer mahkum olarak görür. Hepimiz bir yer altı mağarasında zincirlenmiş ve karanlık bir duvara bakacak şekilde doğarız. Mağaraya ağzındaki küçük açılıktan çok az bir ışık girmektedir. Zincirlerimizden dolayı ışığın geldiği tersi yöne bakarız ve bu yüzden sadece önümüzdeki duvarda geçen gölgeleri görebiliriz. Bu gölgeler mağaranın ağzının ötesinde yaşayan insanlar ve olaylardan gelmektedir. Bizim algılarımız, demek ki, sadece gölgeler ve yansımaların algısıdır. Platon’un esas sorusu içimizden birinin mağaranın dışına kaçmayı başarması durumunda ne olacağıdır?

Platon’un cevabını onun Devlet kitabında bulabiliriz. Burada Sokrates kaçan mahkumun önce üst dünyadaki ışıktan dolayı kör olma korkusuyla tekrar mağaraya geri kaçacağını söyler. Fakat yalnızca kısa bir süreliğine…

Demek ki dünyada bazı şeyleri görebilmesi için, önce gözlerinin alışması gerekmektedir. İlk olarak gölgeleri görmek ona kolay gelecektir, sonra suda yansıyan insanların ve şeylerin hayallerini görecektir, daha sonra da bizzat gerçek şeyleri görecektir. Bundan sonra geceleri gökyüzünü ve semavi cisimleri, ayı ve yıldızları inceleyebilir, ancak henüz gündüze alışmamıştır ve Güneş’e bakamaz. En sonda güneşe bakabilecek, herhangi bir yansımaya değil, doğrudan kaynağı görebilecektir. Bundan sonra mevsimleri, günü, görünür dünyadaki her şeyi Güneş’in ürettiğini ve mağaradaki arkadaşlarının gördüğü her şeye onun sebep olduğunu anlamaya başlayabilir. Devlet, Platon, 516. p.

Platon burada insanın normal halini anlatmaktadır. Çizdiği resim net ve kesindir. İnsan maddeye ve düşmüş haline bağlılığı yüzünden zincirlenmiştir. Onun gördüğü tek gerçeklik bir yansıma ve etrafındaki yanılsamalı dünyanın hayal dünyasıdır. Bu dünyaya Dialektik Sistem veya Arkhonlar Alemi denir. Eşyanın gerçek kaynağı idealar aleminde – ruhani planlarda bulunmaktadır. Gnostik okulumuzda bunlar Statik Sistem veya Işığın Hazinesi diye bilinirler.

Platon’un meseli iyi bir başlangıç noktasıdır, çünkü bize anlam arayışında olan insana dair iyi bir kavrayış sunar. İnsanın arayışı bir savaştır, birbirinden ayır iki sistem arasındaki Kozmik Savaş. Birçok ruhani sistemde bu iki alem birbirlerinden ayrı olmakla kalmaz, birbirleriyle savaş halindedir. Çünkü eğer insanı zincirleyen güç, aynı zamanda yanılsamaları yöneten güçse, o zaman özgürleşmek için savaşmak şarttır. Bazen bu savaş mitolojilerde kozmik savaş veya öte dünyaya ait bir savaş gibi anlatılır.

Savaş neden yeryüzünde olduğumuz, bizi buraya kimin veya neyin koyduğu ve hayatımızın amacının ne olduğuyla ilgilidir. Bu savaşı ve insanlar için ne anlama geldiğini kavramak için inançlarımızı ve kavramlarımızı yeniden değerlendirmemiz gerekir. Kadim metinleri ve kutsal kitapları incelediğimiz yıllar içinde birçok genel inancımızın, kendi hayat akışımıza tümüyle yabancı bir sistem tarafından bizzat yaratılıp korunduğunu fark ettik. Gerçeği gördüğümüzde bir şok yaşadık, tam bir şok! Çünkü doğru sandığımız her şeyden çok farklı bir şey olmasıydı.

Burada ‘savaş’ kelimesinin geçmesi birçok insanı yazıdan soğutabilir. Neden bahsediyoruz? Şeytan mı? İblisler mi? UFO’lar mı? Bu sorunuzu yanıtlamadan önce makaleleri incelemeniz ve Gnostik dünya görüşünü anlamanız gerekiyor.

GNOSİS VE HAZIR KAVRAMLAR
Dili ve bilgiyi düşündüğümüz zaman çok önemli bir mesele çıkar ortaya. Mesele şu ki insanlığın sahip olduğu birçok (ve belki bütün) kavram, inanç ve zihinsel yapının yapay olmasıdır, bunlar ‘iktidar sahipleri’nin istediği şekilde evrim geçirmişlerdir.

Bu yüzden neden bahsettiğimizi anlamanız için her şeyden önce kafanızda hali hazırda bulunan kavramları bir kenara koymanız gerekiyor. Birçok kelime belli şekillerde davranmamızı sağlamak için kasıtlı bir şekilde programlandığı için bu çok zor bir iştir. Hepimiz Hıristiyanlık, Musevilik, Hinduizm, Demokrasi, Siyaset vb. konularda bazı ‘bilgilere’ sahibiz. Bunlar yanlış veya doğru olabilirler, bu konuda bir şey söyleyemeyiz, ama emin olduğumuz şey şu ki bunların hepsi çevremizden öğrendiğimiz şeylerdir, kendi içimizden çıkan şeyler değil. Dile farklı dünya görüşlerine uyacak şekilde şekil verilebildiğini ve bizde belli izlenimler ve tepkiler yaratmak için kullanıldıklarını bilmenin faydası var. Alice’in Harikalar Ülkesinde Humpty ile yaptığı şu konuşmayı dinleyin:

Dumpty ve Alice:

“Bir kelime kullandığım zaman, “dedi Humpty Dumpty, “o ben onu ne anlamda kullandıysam o anlama geliyor, ne fazla ne eksik.”

“Sorun şu ki,” dedi Alice, “kelimeleri birçok farklı anlama gelecek şekilde kullanabilirsin?”

“Asıl mesele,” dedi Humpty, “hangisinin esas olduğudur, işte o kadar.”

Aynanın İçinden, Levis Caroll

Gnostik dünya görüşünü anlayabilmek için inançlarınızı, varsayımlarınızı bir kenara koymanız ve size öğretilen şeylerin çoğunu yeniden gözden geçirmeniz gerekmektedir. Kullandığımız terimleri, onları kullandığımız bağlamda anlamanız çok önemlidir. Size vereceğimiz birçok kelime ve kavram, her ne kadar Hıristiyan gelenekte de kullanılmış olsa da, oradaki kelimelerle hiçbir şekilde aynı anlama gelmiyorlar!

Araştırmamız sonucunda Gnosis’in iç öğretisini, Gizem Öğretilerini yeniden inşa etmeye başladık. Bizim keşfettiğimiz şey Hıristiyan Kiliseler’in, Okült örgütlenmelerin ve diğer örgütlü din ve felsefelerin öğrettiklerinden farklıydı. Şimdi bir saniye durun ve son cümlede birçok ‘cızzzzz” kelimesi kullandığımızı fark edin: Hıristiyanlık, kilise, okült, ezoterik, gizem öğretileri…

…ve bu her kelime kafanızda bir çağrışımı harekete geçirdi. Örneğin okült kelimesini muhtemelen karanlık veya şer bir şeyle ilişkilendiriyorsunuz, oysa kelimenin anlamı ‘gizli’ demektir. Örneğin tıpçılar ‘okült kanama’ derler, bu sadece kaynağı bilinmeyen gizli kanama anlamına gelir. Buradaki anlamı hiçbir şekilde şer veya karanlık değildir.

Tekrar tekrar vurgulamak zorundayız ki Gnostik dünya görüşünü anlayabilmek için sahip olduğunuz çağrışımları, önyargıları ve hazır kavramları bir kenara bırakmalı ve kullanılan terimleri yeni anlamlarıyla dikkate almalısınız. Dili kullandığımız şekliyle anlamanız, hali hazırda sahip olduğunuz dini ‘bilgilerinizle’ anlamamanız çok önemlidir. Sizden söylediğimiz her şeyi kabul etmenizi veya eski terimlere getirdiğimiz yeni tanımları düşünmeden kabul etmenizi istemiyoruz. Sizden istediğimiz şey geçici olarak inançsızlığınız askıya almanız, Gnosis’imize girmeniz ve kararınızı bütün resmi gördükten sonra vermenizdir.

PEKİ BÜTÜN BU TUHAF TERİMLER NE ANLAMA GELİYOR?
Gnosis kelimesi Yunanca “bilmek” kelimesinden gelir, fakat ‘kafada bilmek’ten daha fazla, tanımak, yaşayarak bilmek, görmek anlamlarına gelir. Gnosis ruhani bilgelik arayan kişinin uluhiyeti yaşadığı ve dönüştüğü sürecin ismidir.

Bu dönüşümü mümkün kılan öğretilere Gizem Öğretileri denir. Bu öğretiler dünya dinlerinin ve ideolojik sistemlerinin ardındaki esas özün, en kadim bilgeliğin cisimleşmesidir.

Bu anlamda onlar Ezoterik veya Batinidir (ezo ve batın – iç anlamına gelir). Bunlar laik bilginin ötesinde ve ardındaki içsel öğretilerdir ve yalnızca çok az insanın erişebileceği çekirdek dini bilgeliktir.

Bunlar gizli oldukları için batin, ya da okült bilgilerdir. Bunlar dinin kaynağa dönmek anlamında olması hasebince dinidirler. Bu öğretiler bizi tekrar ruhani dünyaya, yabancılaşmış olduğumuz Işık Hazinesi’ne geri döndüren bilgileri içerirler.

“Fakat belki öncelikle belirtmemiz gerekir ki burada öğretilerin, ne kadar parçalı veya eksik olursa olsun, sadece Hindulara, Zerdüştçülere, Kaldeye, Mısır dinine, Budizme veya İslama, Hıristiyanlığa, Museviliğe ait değillerdir. Gizli Öğreti hepsini özüdür.” Madame Blavaskty.

Kadim öğretilerin mistik mesellerinin perdesinin ardında, bütün inisiyasyonların tuhaf olaylarının ve karanlığının ardında, bütün kutsal yazıların bize çağırdığı anlaşmada, Ninova ve Thebes kalıntılarında, Asur Tapınaklarından veya Mısır Sfenks’inden arta kalan kararmış taşların içinde, Veda’ların verdiği ilhamla yapılan onlarca Hindu tabloda, simyayla ilgili eski şifreli kitaplarda, gizli cemiyetlere girişlerde yapılan seremonilerde dünyanın her yerinde aynı olup dünyanın her yerinde özenle gizlenmiş bir öğretinin izleri mevcuttur.
Okült felsefe bütün entelektüel kuvvetlerin tanrıçası ve süt annesi olmuş, bilginin sadece rahiplere ve krallara saklandığı çağların en yüce kraliçesi olmuştur.
Eliphas Levi, Transcendental Magic,
© Gnostıc Apostolıc Church, Instıtute For Gnostıc Studıes

© 2010, BATİNİLER.

6 yorum “Gnostik Teurji -1-”

  1. ALFA OLAYI
    ZAMAN
    Nereden başlamalı? Sorumuz bu. Mantıklı olan başından başlamak, ama başından deyince Gnostik sistemde bir problemler yumağını açmış oluruz. Çünkü gnostikler için dünya göründüğü gibi değildir ve maddi dünya bizim ilk incelemede algıladığımızdan çok farklı bir şeydir. Eğer başından başlamaktan bahsediyorsak, başı deyince ne kast ettiğimizi çok iyi bilmeliyiz. Neyin başı? Her şeyin başı… diyebilirsiniz. Fakat biz burada acaba ne hakkında konuşuyoruz? Ne demek ‘her şey’? Kelimelerle oynadığımızı düşünebilirsiniz, fakat ne hakkında konuştuğumuzu net bir şekilde kavramamız çok önemlidir, çünkü bundan sonraki her şey bunun üzerine inşa edilecektir. Ne hakkında konuştuğumuzu belirlemek için, gelin zamanın ve onunla ilişkili bütün güçlerin (mekan veya madde gibi) tek bir çizgi oluşturacak şekilde tanımlanabileceğini düşünelim. Bu çizginin üzerinde dört ana olay belirleyebiliriz. Çizginin başlamasından önce olan olay, çizginin başındaki olay (Alfa Olayı), çizgi ve çizginin sonundaki olay (Omega Olayı). Kolaylık olsun diye gelin buna ‘Kozmik Zaman Çizgisi’ diyelim. Gnostik kavrayışa göre Zaman Çizgisi’nin öncesinde ve ötesinde olan şeye Mükemmellik, Işık Hazinesi (bu konuya geleceğiz), Zaman Çizgisi’nin sonuna da Omega Günü veya Kıyamet denir.

    Zaman çizelgesi insan tekamülünün çeşitli aşamalarıyla oluşmuştur, Alfa Olayı ise zaman, mekan ve maddenin başlangıcını gösterir. Burası her şeyin başladığı yer değildir, sadece zaman ve maddenin başladığı yerdir. Çok önemli bir noktadır bu. Zira Gnostik için bütün ana sorular zaman kavramıyla ilgilidir. Bugünkü sistem nasıl gelişti? Zaman, mekan ve maddeye ne sebep oldu? Bununla ilişkili olarak acının, ıstırabın ve ölümün nedeni nedir? Çünkü zaman varsa entropi vardır, dolayısıyla çürüme, ıstırap ve nihayet ölümle yok oluş. Bu Alfa olayı o halde Gnostik sistemi nasıl anladığımızın başlangıç noktasıdır. Çünkü madde ve maddenin gelişimini algılama biçimimiz, bütün dünya görüşümüzü belirler.

    Mitolojinin Doğası
    Alfa olayının hakikatini kavramanın önündeki en önemli sorunlardan biri, çeşitli Gnostik ve dini geleneklerde bu olayın çok farklı semboller kullanılarak çok farklı şekillerde anlatılmış olmasıdır. Bunlardan birinde Yunan Gizem Okulları’nın derin felsefi yaklaşımını, diğerinde ‘karanlık ve ışığın savaşını’ ve bir başkasında Şeytan’ın cennetten kovuluşunu okuyabiliriz. İlk bakışta bu gelenekler birbirinden ayrılıyor gibidir ve kavrayış düzeyimize bağlı olarak bunlardan birini diğerine tercih edebiliriz. Ne var ki eğer farklı gelenekleri daha ayrıntılı bir şekilde incelersek, ortak bir temeli görebilir ve sorunun hakikatle ilgili olmayıp dini veya sembolik dilden kaynaklandığını anlayabiliriz.
    Çocuklara matematik öğretirken elmalar, portakallar veya paradan bahsederiz, ne var ki yetişkinler olarak cebir ve denklemler dünyasına gireriz. Hiç kimse bu iki yaklaşımın birbirleriyle çatışma içinde olduğunu düşünmez, belli bir hakikati anlatmak için farklı metaforlar kullandığımızı rahatlıkla kabul ederiz. Bu durum Gnostik gelenek için de geçerlidir. Örneğin ister ilahi akılda meydana gelen bir hatadan isterse Logos veya cennetten kovulan bir Şeytan şeklinde ortaya çıkan bir muhalefetten bahsedelim, yaptığımız şey aynı kozmik olayı iki farklı şekilde anlatmaktır. Öyle görünüyor ki yirminci asrın dini hareketleri lafzi anlamlara öyle takılmışlardır ki gerçekte sadece aynı hakikatin iki farklı algılanışı yüzünden sonsuz tartışmalara giriyorlar.
    İncildeki kitapları incelediğimiz vakit ilahi sırlarla ilgili çok farklı anlatımlar görüyoruz. İsa vaktinin epey bir kısmını mesellerin önemini anlatmaya harcamıştır ve ayrıca birçok anlamı olan hikayeler anlatmayı çok seviyor gibidir. Hatta havarilerin sayısında bile hakikatle ilgili sırlar vardır. Mesela 12 havari vardır, ayrıca 70 öğrenci ve halktan, kalabalıklardan bahsedilir.
    On iki Havari
    Bu sayı Zodyak’ın on iki burcunun ve İsrail’in on iki kabilesinin sembolüdür. En iç öğretilerle – ezoterik sırlarla – ilgili olabilirler.
    Yetmiş Öğrenci
    Bunlar yedi ışık ve yaratımın yedi günüyle vs. ilişkilidir. Ara öğretilerle ilgili olabilirler.
    Yığınlar
    Ekzoterik, dış öğretilerin sembolüdür.

    Alfa olayını anlamak için çeşitli mitolojileri, dini hikayeleri gözden geçirmemiz ve onların ardındaki esas hakikati çıkarmalıyız. Bu hikayeleri bir Gizem Okulu’nun sembol sistemini veya mitolojilerle örülü dilini çözecek şekilde değerlendirmeliyiz.

    Kozmik Hataya Dair Efsaneler ve Mitolojiler
    Kitabı Mukaddes’te anlatıldığına göre bir başmelek kozmik düzene başkaldırır ve cennetten atılır. Meleksi doğasını kaybeder ve düşmüş bir varlık haline gelir. İsmi Lusifer ışık taşıyan anlamına gelir ve o karanlık bir güce dönüştürülmüştür. Bundan sonra ikinci düşüş gelir, bu düşüşle insanlıkla ilgilidir ve yoruma bağlı olarak Adem ve Havva, Yaratıcı’nın yasalarından birini veya Kozmik bir yasayı ihlal eder ve Eden Bahçesi’nden atılır. (Gnostik görüşe göre Eden’den atılmak Ruh’un maddeye girmesi anlamına gelir). Aynı temanın çok farklı anlatımları mevcuttur.

    Bazı Gnostik geleneklere göre evrenin kuvveti genişler ve onun son tezahürü Sofia veya Bilgelik’tir. İlk Yaratıcı’yı tanıma isteğiyle o bir yarı tanrı olan Ialdabaoth’u doğurur. Onun yaratımı (madde) düşer ve kendisi de bu alemde tutsak olur. Bu efsanede Eski Ahit’in Tanrı’sı kötüdür ve Mesih ışık aleminin tek elçisidir. Başka bir geleneğe göre Satanel (düşmüş olan) fiziksel dünyayı yaratır, fakat yaratımı kısırdır. Yehova ışığın ilçesi olarak bu yanlış yaratımı, Satanel’in oluşturduğu kabukların içine hayat üfleyerek, düzeltir. Fakat ne yazık ki düşmüş dünya tümüyle düzeltilemez, bu yüzden o ışık ve karanlığın bir karışımı olarak kalır.
    Eğer başka bir mitin alanına girmek istersek modern bir efsaneyi düşünebiliriz. Örneğin bir bilim kurgu öyküsünde Titanlar denilen ilksel bir ruh varlıklarına dair bir hikaye vardır. Bunlar aralarından olup yozlaşan biri tarafından yakalanırlar. Bu yozlaşmış olan onlara ince akıl desenleri gösterir, diğerleri kendilerini bu desenlere öyle kaptırırlar ki onların içine tutsak düşerler. Zaman geçtikçe bu kalıplar tarafından öyle sınırlanırlar ki sonunda ortaya fiziksel madde çıkar. Buna benzer daha eski olup biraz Yıldız Savaşları tadında bir efsaneyi Veda’larda buluruz. Bu efsane başka alemlerden başka boyutlardan gelen uzay araçlarıyla yapılan uzay savaşlarını anlatır. Her iki tarafında elinde devasa güçte silahlar vardır ve zaman ve mekan içinde savaşırlar. Birçok kültürün kutsal metinlerinde böylesi bir sürü efsane bulunur. Bütün bu hikayeler, dıştaki anlamı nasıl görünürse görünsün, içinde gizli bir hakikat barındırır. Diller değişse de hatırlanan şeyin özü aynıdır.
    Daha derin bir anlatım olarak kötülüğün ve maddenin evrene nasıl girdiğine dair elimizde Kabalistik yorumlar vardır. Her şeyin kaynağı çeşitli varlık düzeyleri içinde tekamül etmeye başladığında bir düzlüğe varılır ve bu aşamada kozmik ışık bir yansıma, kendi zıddını yaratır. Bu yansıma canlanır ve pozitif suretin negatifi olur. Bu yansıma bizim kötülük veya şer dediğimiz öz haline gelir ve kendinin doğal bir gelişimi olarak madde oluşur. Hangi efsaneyi kabul edersek edelim (çok farklı kültürlere ait daha birçok efsane bulabiliriz), ana fikir şudur ki Alfa olayı kozmik bir hatadır. Zaman, mekan ve madde çizgisi varlığa gelmeseydi daha iyi olurdu. Bu düşmüş bir sistemdir, karanlık ve ışığın karışımıdır, ama karanlığa meyleder. Zamanın tabiatı entropidir ve her şey acı çeker ve ölür. Alfa olayı ruhsal dünyada bir yarılmaya neden olmuş, bu da yüksek ve aşağı alemler arasında (üçüncü makalenin konusu), yüksek ve aşağı bedenler arasında (dördüncü makalenin konusu) bir bölünme ve ikilik yaratmıştır.
    Alfa olayı Gnostik dünya görünüşünün eksenidir. Eğer madde bir hataysa ve ‘NurParçaları’ veya Ruhlar onun içinde tutsak kalmışsa, madde ve ruh, zihin ve beden, Işık ve Karanlık arasındaki ikiliği anlamaya başlayabiliriz. Evrenin yönetici gücünün neden entropi olduğunu, neden her şeyin çürüyüp öldüğünü anlayabiliriz. Ayrıca tarihe ve genel olarak insanlığın haline çok kendine özgü bir bakış açısıyla bakabiliriz.

    Madde Ruha Karşı
    Madde ve Ruh çatışma halindedir. Modern bütüncü felsefenin aksine Gnostik görüş insani tecrübenin temelinde bir mücadele yattığını bilir. İster Tevrat’ta anlatılan etin ruhla savaşını, ister Zerdüştçülerin (Ahura Mazda ile Ahriman’ın evreni kaplayan savaşındaki) düalizmi düşünelim, esas hakikat şudur ki madde ve ruh pek birbirlerini sevmiyorlar. İnsanın fiziksel var oluşu hızlanıp teknoloji giderek daha yükseklere tırmanırken, bunun bedeli başta düşündüğümüzün çok, ama çok ötesine geçmiştir. İnsanın evrim sayesinde dünyanın sularından sürünerek çıkarak yavaş yavaş yarı tanrı bir hayvan olan insana dönüştüğüne inanmaya eğilimli olabiliriz.
    Ama onun ışık benliğine ne demeli? İnsanlık tarihi çok çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir, tarihi yedi, sekiz, otuz, hatta kırk döneme ayıran bakış açıları vardır. Buradaki amaçlarımız açısından geleneksel evrimci veya teknolojik tarih modelini ilk Veda’ların Yuga sistemiyle karşılaştırmak ilginç olacaktır. İlk Veda sistemi tarihi dört çağa, yani Yuga’ya ayırır. Bu sistem bir açıdan Gnostik’tir, çünkü en gelişmiş insanı başa ve hayvana en yakın insanı sona koyar. Bu çağların Sanskrit isimleri Krita, veya Satva Yuga, Treta Yuga, Dvapara Yug ve Kali Yuga’dır. Bu yaklaşım ayrıca Yunanlıların tarihi Altın, Gümüş, Bronz ve Demir olarak böldükleri gelenekle de ilişkilendirilebilir. Krita Yuga Altın Çağ’dır; Ruh’un çağıdır ve buradan itibaren her şey yavaş yavaş kötüye giderek Ateş ve Su kıyametiyle bitecek olan Kali çağına gelir.
    Teknolojik dünya görüşünün evrimci bakışı insan hayatını maddeci bir açıdan görür. Hayat amipten insana evrilmiş ve kültür ile teknolojideki gelişmelerle birlikte giderek daha karmaşık hale gelmiştir. Bu iki dünya görüşünü karşı karşıya koyup durumu Alfa Olayı ışığında değerlendirirsek ortaya bazı ilginç şeyler çıkar.
    Madde ile ruhun derecelerini temsil eden ve üstünü ruhun, altını da maddenin oluşturduğu dikey bir çizgi ve zamanın akışını da yatay çizgiyle gösterdiğimiz bir grafik oluşturursak madde ve ruh arasındaki çatışma açık hale gelir. Yüksek alemlerde Ruh’un altın çağı yaşanırken, madde daha yeni kaynamaya başlamış ve amipler oluşturmaktadır.

    Madde evrim geçirdikçe ruh giderek daha az etkiye sahip olmaya başlamıştır. Bizim varsayımsal zaman çizgimizin sonuna yaklaştıkça (Omega Noktası) madde doruk noktasını çıkarken ruh en aşağıya iner. Eğer bu karşılaştırmadan kuşkulanıyorsanız, televizyonu açıp sekiz haberlerini izleyin ve ağlayın. Alfa Olayı madde ile ruh arasında neden bir savaşın sürüp gittiğini ve neden zıt oranlarda işlediklerini açıklar. Ayrıca doğanın ardındaki temel planı açıklar. Çünkü Doğa da Alfa Olayı’nın bir sonucudur ve henüz bu noktada bile doğanın mekanizmasını ve onun neden ruhun karşıtı bazı kötücül amaçlara sahip olduğunun ipuçlarını da görebiliriz.

    Doğanın Doğası
    Doğa hakkında kesin bildiğimiz tek şey onun çözülme ve ölüm döngüsüdür. Elbette döngü diyorsak, bir şey öldüğünde başka bir şey doğar. Zaten işin püf noktası da budur. Biri doğar, biri ölür. Kalıcı hiçbir şey yoktur, her şey geçicidir. Bu Gautama Buddha’nın bundan 2,500 önce ilan ettiği büyük hakikattir ve zaman onu yanlışlamamıştır. İnsan hayatı bazen negatif entropi olarak görülür. Ama bu, maddeyi kendinize başlangıç noktası olarak alırsanız doğrudur sadece. Fakat şiddet, hayat standartları, dünyanın halini düşünürseniz, dördüncü insanlık ırkının etkisi kesinlikle tekamül edici değil, yıkıcı bir etki olmuştur. Burada Genes ve Menes denilen şeyleri de görüyoruz.

    Genlerimiz bizi üremeye programlıyor ve bu da kıskançlık, şiddet, mülkiyetçilik, yani medeniyetimizin en önemli hastalıklarına zorluyor. Cinsiyetler arasındaki savaşın bile bir genetik temeli vardır. En iyilerin ayakta kalması ve böylece en iyilerin korunması için insanın savaşmasında bile (en azından doğa açısından) bir faydası vardır. Bu sayede iyi genler devam eder ve doğa memnun olur. Doğa mı yetiştirilme mi diye sürüp giden bir tartışma var. Bununla birlikte insanlık genetik programlamasıyla yönlendirilmektedir. Eğer Alfa Olayı’nın anlarsak bu programlamanın en kötü halinde kötücül, en iyi halinde de bizi kurtuluşa götürmeyecek bir şey olduğunu anlarız. Eğer buna Memleri de eklersek konu iyice önem kazanır. Memler genlerin zihinsel karşılıklarıdır; buna göre fikirler insanlığın müşterek bilinçaltında mevcut olabilir ve halkları, insanları ve ülkeleri etkileyebilirler. Buna göre, Genlerin kozmik bir hatanın programlanmasını gerekleştirdiğini, hatta onların ‘yıkıcı varlıklar’ olduklarını (tamam tamam fazla abartmayalım) kabul edersek, o zaman memlerin insanlığın düşünce biçimini nasıl belirlediklerini, gerçek bir ruhani gelişme, uyanma ve aydınlanma imkanını perdeleyen ‘izm’leri ve ‘loji’leri yarattığını görebiliriz. Doğa, kendi halinde, ahlaki açıdan ‘şer’ olarak görülemez, bununla birlikte o düşmüştür, hatayla tasarlanmıştır ve bu yüzden Işık ile Karanlık’ın karışımıdır. Doğa insan tabiatına girdiği zaman potansiyel olarak içerilen ikilikler (dualiteler), ahlaki yapıda düalitelere dönüşür. Bununla birlikte insan aklı genlerin, memlerin, Archonların, Alfa Olayı’nın ötesine gidebilir ve yüksek ruhani alemlere geri dönebilir. Yani insanın hatası maruz görülemez. O uyanmayı başarmalı ve her şeyi eski yerine koymalıdır. Bununla birlikte bu eski yerine koyma, her şeyin hakkını teslim etme, ancak sistemin yapısının eksiksiz kavranmasıyla olabilir.

    Gnostik dünya görüşüne göre varlıklar şeması fiziksel olanın, hatta zihinsel olanın çok ötesine uzanır. Eğer başka boyutlar, planlar ve alemlerin mevcut olduğu varsayımını kabul edersek, o zaman düşmüş ve düşmemiş varlıklar da olmalıdır. Zaman ve mekanın ötesinde mevcut alemler ile madde denizine hapsolmuş alemler mevcut olmalıdır. Bu alemlerin kendi sakinleri olabilir, başka hayat biçimleri olabilir, bunlardan bazıları insanlığa yardım etmeye, onu hapishanesinden kurtarmaya çalışırken, diğerleri insana daha zararlı olup onu zincirleri içinde tutmayı dileyebilir. Bu diğer varlıklar gelecek makalemizin konusudur.
    © Gnostıc Apostolıc Church, Instıtute For Gnostıc Studıes

    © 2010, BATİNİLER.

  2. safsatalama;

    gerçek; gerçek olanın kendisidir ve gerçeğe göre aydınlanabilir ve kendisine göre-dir tanımalanabilir

    görüyorsunuz ki gerçeği tanımlamak ya da ondan sözetmek içinde hakiki olmaynlar ve sahte ve (gerçeğe göre) asılsız olanlar biliniyor ya da tanımlanabiliyor;

    imitasyon olan her şey gerçek değildir

    “gerçek kendi sınıfında tek-devimsiz olandır”- joyintus ya da parmenidetus

    —

    çok fazla haber ve haber doğrulamak bize ne ifade ediyor?
    çok fazla dezenformasyon var ve bunları doğrulamak (yanlışlamaktan ve elemekten de) sözediyoruz

    peki insanlar neden habere gereksinim duyar?
    siz neden habere gereksinim duyarsınız?
    yarın yağmurlar yağıcak örneğin,
    ya da yağmurları güneş yağdırrıyor;
    gerçek hangisi nerde?

    yaşamak için bunlara ihtiyaç yok-bundan sözediyoruz?

    imitasyon olan her şey gerçek değildir

    bir şeyin kopyası yoksa ona gerçek diyebilir miyiz?
    -bir şeyin hiç kopyası yoksa;

    -hiç yalan haber olmasa?

    siz görmüyor musunuz ki taklitlerle de gerçek yapıılır ve gerçek-te taklitlerle yapılır;
    gerçeğinden daha iyisi bile yapılabilir
    taklitler zaten gerçekle-gerçeğinden-yapılır;
    hayır canım takilitlerde aynı materyalden yapılır-gerçek materyeli
    boğuşmuş düşünceler bunlar

  3. algı operasyonu diye bir kelime var günümüzde?

  4. bu şeyi/şeyleri karıştıran (bu kadar karmaşıklaştıran) şey gerçekliğin yapısı çok kez denedik anlatmayı (bizdekini) ama subjektif

    -bir üst yiyici var-insanlar bunu anlaşamıyor; bu çok ters ve saçma geliyor ve oturmuyor;

    tavuklara bile sizi-onu yiyen bir tür olduğunu söylesek ve bedenleri ile ilgilenen, ve onların bedenlerini beslenme amaçlı bir tür kullanan

    ve koyunlara onları kopyalayabilen
    maymunlara deney yapıldığını söylesek onlarla

    ve farelere aslında biz hiç bir tür (üst tür ve tanrıda) değiliz ancak sizle deneyler yapabiliyor ve sizi de çoğaltabiliyoruz desek biz
    sizden bir evrimsel üst türüz hepsi bu doğal gereksinimimiz bu! sizi yiyoruz desek kimine-anlasalarda bizi desek yani ne olurdu- anlaşılır mıydık?
    biz kötü niyetlimiyiz şimdi de? aslan kötüniyetle mi öldürür?
    ne yapalım desek gibi

    ağılda beslenen tavuklara söyleyin hadi sizi biz oluşturduk-
    aslında iyiniyetlerle beslenme amaçlarımız doğrultusunda sizi doğadan aldık kopayladık ve de üzerinizde araştırmalar yaptık -semirttik ve genlerinizle de oynadık; bacaklarınızı incelttik ki daha fazla et -süt verin desek

    sizi çoğalttık ve tıktık buraya -attık ve beslenme amaçlı kullanıyoruz ve bizim için yaşıyorsunuz;?nokta

    hayır doğa mı oluşturdu çiftlikteki tavuğu amaç burda?
    tanrı ayırdısı bu; demiurguros’a ikilişkin söylem bu;

    doğadaki tavuk özgür müdür çiftliktekine göre ve daha az çok mu keşfeder ve düşünür de?

    (ve kasyoypa ya ilişkin söylem; bu kadar karmaşık değil canım aslında)

    insanoğlu iki türden (genetik müh’le) kırma bir tür geliştirse karma
    bitki ya da hayvan ya da insan (farketmez) ve onu oluştursa (gerçekten-gerçeklese bunu da) onun fizik tanrısı -oluşturucusu kim olur paradoksu bu?

    doğayı daha geniş düşünün; doğadan tahta yapmak

    fiziksellik üzerine odaklanıldığı ve kendini fizik-fizik beden sanıldığı sürece bunlal aşılmıyacak

  5. bakın ilk yaratıcı ya da baş-taç yaratıcı (ilk evreni ya da herşeyi yaratan) ve varolan herşey olan
    fizik evrenin yaratıcısı ya da fizik yaratıcı-insan türünün ve bedeninin yaratıcısı/tasarımcısı-/fizik tasarımcı-yapımcı) gibi kavramlar var ve karışmış;
    bu gnostisizm kavraşmış bir şekilde bunları kullanıyor/barındırıyor-kasyopya da az açık bunlar;

    “merkez”, “yedinci seviye” ya da “birlik” ilk yaratıcıya karşılık gelir ve az çok ona ya da altıncı seviyede kısmen eşlik eder
    fiziksel evrenin yaratıcısı altıncı seviyeye denk gelir;
    demiurgos sa ya altıncı seviyeye ya da aynı zamanda dördüncü seviyeye /ve üstü) denkleşir; (Altıncı seviye düşünce merkezleri-projeksiyonlar)

    tüm tanrı şeytan demon denklerimini (archon -marchon )açıklıyor bu-bunlar yakın ya da çok yakın ve açık-içiçe;

  6. tavuğun etiyle değil -enerjisiyle/ürettiği enerjiyle -bi şekilde- beslendiğinizi düşünün ve enerjisini semirtmek ve istediğiniz yönde dönüştürmek için manilpülasyon/değişiklik yaptığınızı düşünün; (ilk tavuk türünü kim icat etti de üretti uçamayan kuş var mı ya da kanatlı ya da başka?)
    -sütünü almak ineği öldürüyor mu?
    inek size süt üretmek için yaşıyor değil mi ve
    daha fazla süt üretsin diye her gün emilerek yaşıyor (montofon doğada mı üretti -montofonı doğa mı evrim-sel?)
    -inek yine doğada ve kırda yayılıyor-özgür
    -eğer fiziksel olarak beslenmeseydiniz ve besin kapsülleri ve enerji kapsülleri üretseydiniz bu yiyeceklerden örneğin ne yapardınız-nitelikli besin ve enerji için de;

    (mesele bu değil ki!burada takılıp kalmak bu!ikilem bu)

    -başka bi gezegene taşınsanız ve tavukları yanınızda götürseniz?

    -başka bi gezegen araştırma maymunlar götürseniz ve nesliniz yok olsa?
    onlarda insan olur mu?
    ve o insanlar maymunlar sizin daha önceden genetik olarak oynadıklarınız olsa-fiziksel manipülasyon ve ilaç deneyleri -arta kalanlar da

    başka bir gezegen keşfetseniz ve ordan tür getirtmeye başlsanız ve burada da deneyler yapsanız?

    -başıboş- köpekler doğadaki örneğin sırtlan davranışları ile aynı davranışı mı gösteriyor-özgürler de;
    (-siz kaçının dostlarım;biz oralarda -uzaklarda olalım -(bu sitem bir ince sızı))

    burda kötü yok; kötü bi şeyde ; kötü gözünüze girsin-fizik kafanızda
    mesele burda değil

    ağaç olarak yaşayan şey ağaç mıdır,, bir doğa nesnesi ve parçası ve aynı nesnesi de
    ağaca -ağaçla en fazla ne yapabilirsiniz
    -devinim içindeki -genel- akılıan sözediyorum-hepsi bir-

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.