Ho’oponopono tekniği

Bu tekniği ilk duyduğumda ne saçma demiştim,
Sanıyorum bakış açısını değiştirmekten başka birşey değildi, gerçi kitapta verilen örnek sanki olanaksızmış gibi ama kendi hayatımızın küçük aksaklıklarında kullanılabilir.Genelde elimizden başka bir şey gelmediği durumlarda böyle şeylere başvuruyoruz.

Mesela iyileşmesini istediğiniz bir sevdiğiniz, gerçekten kırdığınız ama iletişim kuramadığınız kişiler ya da sizi kırmış olanlar, kendi hastalıklarınız, dünyanın herhangi bir yerinde yardıma ihtiyacı olan herhangi biri için bu tekniğin işe yarayacağına inanıyorum..

Bu tür iyileştirme , enerji vs tekniklerine bu sitede çoğu dostun inanmadığını biliyorum…Ama birşeyler var açıklayamıyorum sadece hissediyorum , yaşıyorum 🙂
Aşağıdaki yazıda Tanrıya söylemekten bahsediyor ama şart değil ille de birine söyleyecekseniz kendinize de söyleseniz olur deneyin, 🙂

“2 yıl önce, Hawaii’de, bir koğuş dolusu akıl hastası suçluyu onları hiç görmeden tedavi eden bir terapist olduğunu duymuştum. Terapist, hastaların dosyalarını incelemiş ve sonrasında kendisinin bu kişilerin hastalıklarını nasıl yarattığını görmek için kendi içine bakmış. Kendisi geliştikçe, hastalar da gelişme göstermiş. Bu hikayeyi ilk duyduğumda bunun bir şehir efsanesi olduğunu düşünmüştüm.

Biri, kendini iyileştirerek başkalarını nasıl iyileştirebilirdi ki? Bu kişi bilge bir kişi olsa bile akıl hastası suçluları nasıl iyileştirebilirdi? Anlamamıştım. Mantıksızdı. Ve hikâyeyi unutup gittim.

Ta ki hikayeyi bir yol sonra yeniden duyana kadar. Terapistin ho’oponopono adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullandığını duydum. Daha önce bu yöntemi duymamıştım. Hikayeyi yeniden unutup gitmek istemiyordum. Anlatılanlar tümüyle doğruysa, hakkında daha fazla şey öğrenmeliydim. Şu ana kadar “sorumluluk” kelimesinin anlamını, yaptıklarımdan ve düşündüklerimden sorumlu olduğum şeklinde anlardım. Daha ötesinden değil. Ve çoğu insanın da böyle düşündüğünü sanıyorum. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz, başkalarının yaptıklarından değil. Birçok akıl hastasını iyileştiren Hawaiili terapist bana sorumluluğun ne demek olduğu konusunda yeni bir bakış açısı kazandırdı. Adı Dr. Ihaleakala Hew Len. İlk telefon görüşmemiz yaklaşık bir saat sürdü. Ona hikayenin tamamını bana anlatıp anlatamayacağını sordum. Bunun üzerine Len Hawaii Eyalet Hastanesi’nde dört sene boyunca çalıştığını söyledi. Ve hikayesini anlattı.

Akıl hastası suçluların bulunduğu koğuş oldukça tehlikeliymiş. Terapistler bir ay içinde istifa ediyorlarmış. Hastane personeli sıkça hastalık izni alıyormuş ya da istifa ediyormuş. Hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, koğuşta sırtlarını duvara çevirerek yürüyorlarmış. Kısacası burası yaşamak, çalışmak ya da ziyaret etmek için hoş bir yer değilmiş. Dr. Len bana hastaları hiç görmediğini anlattı. Ofisinde oturup hastaların dosyalarını incelemiş.

Hastaların dosyalarına bakarken kendi üzerinde çalışmış. Ve kendi üzerinde çalıştıkça hastalar iyileşmeye başlamış.

“Birkaç ay sonra, daha önceden ellerli kelepçeli dolaşan hastalara serbestçe dolaşmaları için izin verilmeye başlandı,” dedi bana. “Ağır ilaç tedavilerine maruz kalan hastalar ilaç tedavilerini bıraktılar. Serbest bırakılmaları konusunda hiç ihtimal olmayanlar serbest kaldı.” Şaşkınlık içindeydim…

“Sadece bu kadar değil,” diye devam etti. “Ve personel işe gelmekten hoşlanmaya başladı. İşe gelmeme ve sıkça olan işten ayrılmalar bitti. Personel ihtiyaçtan daha fazla sayıda olmaya başladı, çünkü hastalar serbest bırakılıyordu. Personelin yapacak bir işi kalmamıştı. Bugün, bu koğuş kapalı.”

Ve işte en önemli soru: “Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptın?” dedim
“Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim sadece,” dedi. Anlamadım…

Dr. Len hayatından sorumlu olmanın, hayatındaki her şeyden sorumlu olmak olduğunu söyledi -aslında basit, çünkü her şey senin hayatında oluyor. Tam manasıyla, tüm dünya senin yaratımın.

“Hmmm… Kolay sindirilebilir bir şey değil. “

Söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmakla, hayatındaki tüm insanların söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmak farklıdır. Gerçek şu ki eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan hayatında gördüğün, işittiğin, tattığın, dokunduğun ya da herhangi bir şekilde deneyimlediğin her şey senin sorumluluğun altındadır.

Çünkü hepsi senin hayatında olmaktadır. Terör eylemleri, ülke yöneticileri, ülkenin mali durumu ve hoşuna gitmeyen diğer şeyler, hepsi şifalanmak üzere sana geliyor. Onlar aslında yoklar… Onlar sadece iç dünyanın birer yansıması…

Sorun onlarda değil, sende. Onları değiştirmek istiyorsan, kendini değiştirmelisin.
Bunu kabul etmeyi ve hayata geçirmeyi bir kenara bırak, kavramak bile kolay değil; biliyorum.

Suçlamak sorumluluk almaktan kolaydır. Fakat Dr. Len’le konuştukça onun kendisini nasıl iyileştirdiğini ve ho’opnopono yönteminin kendini sevmek anlamına geldiğini kavramaya başladım.

Hayatının gelişmesini istiyorsan, onu iyileştirmelisin. Eğer birini iyileştirmek istiyorsan -akıl hastası bir suçlu bile olabilir bu- bunu ancak kendini iyileştirerek yapabilirsin.
Dr. Len’e kendisini nasıl iyileştirdiğini sordum. Hastaların dosyalarına bakarken ne yapmıştı?
“Sadece, tekrar ve tekrar ‘özür dilerim’ ve ‘seni seviyorum’ dedim,” dedi.
Bu kadar mı?
Bu kadar.

Sonuç olarak, kendini sevmek kendini geliştirmenin en önemli yoludur ve kendini geliştirdikçe dünyan gelişir.

Bu konu hakkında bir örnek vermeme izin verin:

Bir gün biri bana beni üzen bir e-posta gönderdi. Eskiden olsa, bu konu üzerindeki çalışmamı, zayıf duygusal noktalarımı araştırarak ya da hoş olmayan bu e-postayı gönderen kişinin bunu neden yapmış olabileceğini bulmaya çalışarak yapardım. Bu sefer, Dr. Len’in yöntemini kullanmaya karar verdim. İçimden “Özür dilerim” ve “Seni seviyorum,” dedim. Bu dediklerimi özellikle bir kişiye yönelik söylemedim. Sadece, dış koşulları yaratan içimdeki parçamı iyileştirmesi için, sevginin ruhunu yardıma çağırdım. Bir saat sonra aynı kişiden bir e-posta daha aldım. Önceki e-posta için özür diliyordu. Bu özür için herhangi özel bir eylemde bulunmamıştım. Ona herhangi bir şey yazmamıştım. “Seni seviyorum” diyerek içimdeki, o kişiyi yaratan parçamı iyileştirmiştim.

Daha sonra Dr. Len tarafından düzenlenen bir ho’oponopono workshopuna katıldım. 70 yaşında, saygıdeğer yaşlıca bir şaman. Ve bir münzevi gibi. Çekim Yasası Sırrı adlı kitabımla ilgili güzel şeyler söyledi. Kendimi geliştirirsem, kitaplarımın titreşiminin artacağını ve okuyucuların bunu hissedeceklerini söyledi. Kısacası, kendimi geliştirirsem okuyucularım da gelişecekti.
“Şu anda piyasada, dış dünyada olan kitaplar hakkında ne dersin?” diye sordum.
“Onlar orada değiller,”dedi. Bilgeliği aklımı karıştırmıştı. “Onlar hala içinde.”
Dış dünya diye bir şey yok.
Bu gelişkin tekniği hak ettiği derinlikte anlatabilmek için bir kitap yazmak gerekir ama kısaca şunu söyleyebiliriz.

Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için.
“İçine baktığında, bunu sevgiyle yap.”

1.Ne olduğuna dair hiçbir fikriniz yok.

İçinizde ve etrafınızda olan her şeyin, bilinçli ya da bilinçsz, farkında olmanıza imkan yoktur.Bedniniz ve aklınız şu anda çalışmaktadır ve bunun farkında değildir.Ve havada, radyo dalgalarından düşünce formlarına kadar görünmeyen sayısız sinyal bulunmaktadır ve sizler bunların hiç birini bilinçli olarak algılamazsınız. Gerçeği söylemek gerekirse, tam şu anda kendi gerçeğinizi yartmaktasınız ama bu olay bilinçli bilginiz ya da kontrolünüzün dışında, bilinçsizce olmaktadır. Bu nedenle istediğiniz kadar olumlu düşünün gene de yaralanırsınız. Yaratıcı olan bilinçli zihniniz değildir.

2. Her şeyi kontrolünüz altında tutamazsınız

Elbetteki olan her şeyden haberiniz olmadığı için, onları kontrol edemezsiniz. Dünyaya emredebileceğinizi düşünmek egosal bir hatadır. Şu anda dünyada neler olduğunun çoğunu egonuz göremediğine göre, sizin için en iyisine egonuzun karar vermesine izin vermek hiç de bilgece olmaz. Seçim sizin elinizde, ama kontrol değil. Ne deneyimlemeyi tercih edeceğinize karar vermek için bilinçli zihninizi kullanabilirsiniz, ama onu ifade edip edemeyeceğinizi ya da bunu nasıl ve ne zaman yapacağınızı kendi haline bırakmalısınız. Teslimiyet anahtardır.

3. Yolunuza her ne çıkarsa onu iyileştirebilirsiniz.

Yaşamınızda önünüze çıkan her şey, oraya nasıl geldiğine bakmaksızın, iyileştirmek içindir, çünkü şu anda sizin radarınızdadır. Buradaki varsayım, eğer onu hissedebiliyorsanız, onu iyileştirebilirsiniz de. Eğer onu bir başkasında görebiliyorsanız ve bu sizi rahatsız ediyorsa, o zaman iyileştirmek için oradadır demektir. Ya da Oprah’ın bir keresinde söylemiş olduu gibi, “Eğer onu farkedebiliorsanız, ona sahpsinizdir.” Onun neden hayatınızda olduğuna ya da oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikriniz olmayabilir, ama artık farkında olduğunuza göre, onu serbest bırakabilirsinz. Karşılaştığınız şeyleri ne kadar iyileştirirseniz, tercih ettiklerinizi ifade etmede o kadar net olursunuz, zira başka şeyleri kullanmak için gereken enerjiyi serbest bırakmış olursunuz.

4. Tüm deneyimlerinizden %100 sorumlusunuz.

Hayatınızda başınıza gelenler sizin suçunuz değildir, ama sizin sorumluluğunuzdadır. Kişisel sorumluluk kavramı söylediğiniz, yaptığınız ya da düşündüğünüzün ötesindedir. Hayatınızda yer alan diğer herkesin dediklerini, yaptıklarını ve düşündüklerini de içerir. Yaşamınıza meydana gelen her şeyin sorumluluğunu tamamen alırsanız, o zaman herhangi bir kişi bir sorunu su yüzüne çıkardığında, o sizin de sorununuz olur. Bu üçüncü ilkeye bağlanır, yani yolunuza çıkan her şeyi iyileştirebilirsiniz. Kısacası, şu anki gerçeğiniz için hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi suçlayamazsınız. Tüm yapabileceğiniz onun sorumluluğunu almak, yani onu kabul etmek, ona sahip çıkmak ve onu sevmektir. Karşılaştığınız şeyleri ne kadar çok iyileştirirseniz kaynak ile o kadar uyumlu olursunuz.

5. Sıfır limite iletiniz “seni seviyorum” cümlesini söylemektir.

Sizi her şeyin ötesindeki huzura, iyieştirmeden ifade etmeye götürecek bilet sadece “seni seviyorum” cümlesidir. Bu cümleyi Tanrı’ya söylemek içinizdeki her şeyi temizler ve böylece şu anın mucizesini yaşayabilirsiniz: sıfır limiti. Amaç her şeyi sevmek. Fazla kiloyu, bağımlılığı, sorunlu çocuğu ya da komuyu, eşi sevin; hepsini sevin. Sevgi sıkışıp kalmış enerjiyi değiştirir ve serbest bırakır. “Seni seviyorum” demek Tanrıyı deneyimleme dileğinizin gerçekleşmesidir.

6. İlham niyetten daha önemlidir.

Niyet zihnin oyuncağıdır;esinlenme Tanrı’dan bir bildirimdir. Bir an gelir, yalvarmak ve beklemek yerine teslim eder ve dinlemeye başlarsınız. Niyet egonun sınırlı görüşünü temel alarak hayatı kontrol etmeye çalışmaktır; esinlenme ise Tanrı’dan gelen mesajı almak ve buna göre hareket etmektir. Niyetler işe yarar ve sonuç verir; esinlenme ise işe yarar ve mucizeler getirir. Hangisini tercih edersiniz?

Zero Limit kitabından alıntı – Joe Vitale, Dr.Ihaleakala Hew Len “

17 yorum “Ho’oponopono tekniği”

  1. Demek ki tanrı sadece peygamberlere sms atmıyor.

    “…Tanrı’dan gelen mesajı almak ve buna göre hareket etmektir.”

  2. Tanrı kelimesine takılmayın diyorum içses de mesela 🙂

  3. Sevgili mor, başta zaten etiketlemişsin “sahte hikayeler” diye fakat yazında bu hikayeye inandığını söylemişsin. Yoksa ben mi yanlış anlıyorum acaba?

    En sevmediğim şeydir, duymak istediklerimizi söyleyip yalanla gerçeği birbirine karıştırıp ortaya sunmak. Hiç inanmadım şahsen,hikaye baştan aşağı palavra bence..:)

  4. Forumda “sahte hikayeler” açıklamasında “gerçekmi yoksa sahte mi burada konuşuyoruz” gibi bir tanım vardı.O yüzden aslında ben etiklemedim sahte hikayeler başlığına açtım konuyu daha uygun bir alt başlık olmadığı için.
    Evet inanıyorum da kapılıp gitmiyorum, daha doğrusu deniyorum bu şekilde bakmayı.Ortaya karışık birşey sunmuyorum kimseyi ne inandırma ne de yalanlarla kandırma niyetim de yok.

    Kitapta verilen örnekler ve kişiler gerçek sizce palavra elbette olabilir,
    parçuket seni seviyorum ve lütfen beni affet 🙂

  5. 🙂 Ufak bi yanlış anlaşılma oldu galiba hemen düzelteyim, yalan söyleyen derken elbette seni kastetmedim mor, bence Dr.Ihaleakala Hew Len biraz hayalci gibi.

  6. bilmem hawaii’ ye gidip bakmak lazım yerinde 🙂
    benim gibi sevgi kelebeğine bağlamışlara güzel bir yöntem yine de

  7. Ne zaman böyle düşüncenin gücüyle ilgili bir kitap veya yazı görsem okurum.Hayali şeyler bile olsalar güzel geliyorlar. Ama şunu da çağrıştırıyorlar eğer bu tarz düşünceler doğruysa demek oluyor ki, içimde bir yerlerde iblisten bile tiksinç bir canavar olmalı..bunu düşününce biraz sinirleniyorum sonra boş hayalden ibaret bir düşünme şekli olduğunu hatırlayıp gülümsüyorum.

  8. baal ne demek istediniz tam anlamadım iblisten bile tiksinç canavar niye olsun içinizde bu tip bilgiler neden onu çağrıştırsın?

  9. ne demek istediğim açık sanıyorum…daha fazla açma isteğim yok.

  10. Tüm gün her şeyle kavga ettim.Ne kadar gıcık ve öfkeliyim diye üzüldüm.15 dk önce kedimle kavga ettim:( ardından bu yazıyı okudum, sonra bana küs olduğu olduğu için köşede kıvrılıp uyumuş kedime baktım, gittim, öptüm ,yanağımı kafasına koydum ‘Seni seviyorum’ dedim içim eridi…

  11. Kavga iyidir, zihni canlı tutar.Fakat amaçsız kavga da kabak tadı verir.

    Bir de kavga ederken karşınızdakinin buna değip değmeyeceği üzerinde uzun uzun düşünün ki sonradan vaktinizi boşa harcadığınızı anladığınızda üzülmeyin 🙂

    “kendi” ile girilen kavgaların da arı bir hazzı vardır yani :))

  12. Kavga etme yeteneğimi kaybettim..Hani bir hastalık olur görme yeteneğini kaybedilir ya onun gibi…biri bana küfrediyor mesela hiç umrumda bile olmuyor…galiba beynim zaten az olan enerjimi kavgayla tüketmek istemiyor… kendi kendine energy saving moduna girdi.:)

  13. Bende öfkelenme yeteneğini kaybetmeliyim ,biliyorum kimse değmiyor o kadar sinir hücremi harap etmeye . Bilmek ve yapamamak da ayrı bir konu.

  14. Kavganın neresi iyidir yahu, keskin sirke küpüne zarar verir nerde kavga varsa hemen çıkmak lazım ordan, çıkamıyorsak paralel evrene geçmek lazım 🙂
    genç ve güzel kalalım öfke yaşlandırır hücreleri öldürür hastalıkları yaratır…

  15. 🙂

    Kavga deyince, saç baş kavga veyahut küfürleşmeden bahsetmiyorum tabii ki.

    Mesela, bir ideoloji için kavga vermek/etmek zihni canlı tutar ve bu kavgadan kaçılmaz.Haklı olduğunuz bir durum için kavga etmek/mücadele etmek son derece yerindedir. Daha birçok kavga{:)(:} olması gereken nihayi sonuçtur. Asla da bu tip kavgalardan kaçmam.

    Fakat yukarıda belirttiğim gibi, anlamsız kavgalar da vardır.Bunlar insanın enerjisini sömürür.Bunlardan mutemadiyen uzak durmak gerekir.

    Ne demişler, dostunu tanımak istiyorsan onu bir de kavga’da gör 😉

  16. Ben artık tüm kavgalarımı face’de yapıyorum. Yılda bir kez eşimi bile face arkadaşlığından atıyorum, ancak bir hafta sonra karı-koca kontenjan açığından geri alıyorum.

    12 Eylül referandumunda tüm evet diyen eski arkadaşlarımı attım ve arkadaşlık tekliflerini kabul etmedim bir daha da.

    Son olarak yine sonsuza da yazdığım ”Dindar Gençlik için Temel Bilgiler” başlıklı yazıyı face’de paylaşınca 35 yıllık 2 hanım arkadaşımın dini duygularını incitmişim meğerse, ”iyi”dedim ”bir daha incitmem” onları da attım, daha sonra da ”dini eleştirilerime ve ateist yorumlarıma devam edeceğim, özgürlüğüm pahasına da olsa akp’yi de eleştireceğim” dedim, ”isteyen de beni çıkarsın” dedim, kimse çıkarmadı.

    Demek o 2 kişiden başka kimsenin dini duyguları incinmemiş, memnun oldum. Oysa Hıristiyan 3 kişi, Musevi 1 kişi, 8-10 tane 5 vakit namaz kılan, enaz 100 tane de teist arkadaşım var. Demek beni böyle kabul ediyorlar sevindim…

    Savunmamın da temeli şuydu:”Sizler benim Ateist olduğumu biliyorsunuz, ben sizlerin dini bayram, kandil, kadir gecesi vb kutlamalarınızı inançsızlığıma saygısızlık olarak görmüyorum, bazen like yapıyorum, bazen ben de sizlerin bayramını kutluyorum” dedim.

    Ama iyi ki kavga etmiş ve o iki kişiden kurtulmuşum diyorum. Sentetik arkadaşım olmasın, benimle olanlar mutlu veya en azından huzurlu olsunlar istiyorum. Ben de kimseyi kırmak, incitmek için yazı yazmıyorum, neysem o’yum.

    Bence hem öfkelenin, hem kavga da edin. Sağlıklı olanı bu.

  17. Ohhhh be ! nihayetinde öfke ve kavganın olumlu davranış biçimleri olduğuna dair bir şeyler duydum.E tabi keskin sirkenin küpüne zarar verip hasta ettiği de şahsen tecrübe etmiş birisi olarak bir an önce beni agresif olarak tanımlayan sentetik arkadaşlarımı defedip öfkemle barışarak kavgamı gönlümce yaşamaya karar verdim:) Çok uğraştım sakin biri olamadım ya yaradılış ya gen ya da başka bir şey sonuçta şiddet yok,art niyet yok .Öfkemi sevmeye karar verdim tüm yazılanları toplayarak 🙂 Kendimi de seviyorum öfkemi de geri zekalı, kedi düşmanı , çirkin apartman yöneticisini de,sürekli aynı hatayı tekrar tekrar yapan biricik yakınlarımı da,ha bre yanlış teşhis koyan( ya da koyamayan) 50 not ortalaması ile geçmiş embesil doktorları da, devleti de, minübüs şöferlerini de daha sayamadığım bir sürü şeyi öfkem eşliğinde çok seviyorum artık.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.