İkili Mantığın Sorunları

Belirli ve yalıtık kavramlara ve sınıflandırmalara dayanan ikili mantığa dayalı düşünmenin ilkeleri kadim Yunan filozofları tarafından başlatılmıştır. Başlangıçta belli bir A hipotezi bulunur ve ard arda B, C, D,… adımlarıyla bir sonuca ulaşılır. Sorun A’nın, B’ye ve B’nin tekrar A’ya işaret ettiği durumlarda ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda takılıp kalırız ve kendi üzerine dönüşümlü etkileşimler paradokslara (çelişkilere) yol açar. M.Ö. yaklaşık 400 yıllarında Zeno ve M.Ö. 600 yıllarında Epimenides ikili mantığın içerdiği sorunları görmüşler ve ilginç paradokslar düşünmüşlerdir.

Aşil ve Kaplumbağa paradoksu

Hızlı koşan Aşil ile yavaş hareket eden kaplumbağa arasında bir yarış başlatılır. Yarışı kazanacağından emin olan Aşil, kaplumbağaya avans verir ve onun yarışa önde başlamasını ister. Zeno, Aşil’in hiç bir zaman kaplumbağaya yetişemeyip geçemeyeceğini iddia eder. Çünkü Aşil kaplumbağanın başladığı yere ulaşana kadar kaplumbağa bir miktar yol almış olacaktır. Her yeni uzaklık veya adım için durum değişmeyecek ve kaplumbağa daima Aşil’den ilerde olacaktır.

Bu tür bir mantık zaman ihmal edilip sadece uzaklık göz önüne alındığında doğrudur. Hız ise hem uzaklığa hem de zamana bağlıdır. Hızın tanımı yol bölü zaman olup V = x/t şeklinde ifade edilir. Eğer belli bir zaman aralığında hızlı koşucu yavaş koşucuya göre daha fazla mesafe kat ederse, hızlı koşucunun hızı yavaş koşucunun hızından büyük olacak ve hiç bir çelişkili durum oluşmayacaktır.

Fakat bu paradoks sanıldığından daha derin anlamlar içermektedir. Aşil bir adımı sonlu bir sürede tamamlamalıdır. Adımı belli bir t zamanında tamamlaması için önce adımın yarısı t/2 gibi yarı zamanda kapsaması gerekir. Fakat bu zaman da yarıya ve kapsadığı uzaklık da yarıya bölünebilir. Bu bölünmeler sonsuza kadar devam ettirilebilir. Sonuçta sıfır süreye ve sıfır zamana ulaşılır. Böylece, zamanın bir düşünce yapısı olduğu ve gerçekte bulunmadığı sonucu ortaya çıkar. Gerçek zaman andadır ve bir flaş ışığı gibi çok kısa bir sürede, kavranamadan geçip gider. Böylece bu paradoksun en kısa zaman süresi göz önüne alındığında, geçerli olmakta devam ettiğini görüyoruz. An dediğimiz bu en kısa zaman aralığına şimdi ve en kısa uzaklığa da burası diyoruz.

Gözlem daima ‘şimdi’de ve ‘burada’dır. Kuantum kuramı gelecek ve geçmiş hakkında herhangi bir öngörüde bulunmaz. Geçmiş ve gelecek büyük oranda beynimizin ürünüdürler. Olayları rasyonel olarak incelemek (mantığa vurmak) ve sonuca ulaştırmak isteğimizden ortaya çıkan birer “ekstrapolasyon” durumudur.

Eğer varsayımlarımızdan ve ön kabullerimizden kurtulursak var olanların bütünsel ilişkilerini ve bağlarını görebileceğiz. Böylece dışımızda var olan her ne ise hem bir parçacık gibi bağımsız hem de bir dalga gibi bağımlıdır. Dış dünya hem bizden ayrıdır, hem de bize ait bir parçadır. Bizimle içinde yaşadığımız arka zemin arasında bitmeyen bir ilişki ve etkileşim vardır. ‘Hem’ sözcüklerini koyu yazmamın nedeni var olanların kopmaz bütünselliğini ve beraberliğini belirtmek içindir.

İkili düşünce şeklinin paradokslara yol açmasının nedeni, kavramların belirli ve birbirlerinden bağımsız olduklarını varsaydığımız içindir. Fakat gerçekte mikro ve makro sistemler birbirleriyle etkileşirler ve kapalı, yalıtık veya birbirlerinin aynı olan birimlerden oluşmuş sınıflar halinde varlıklarını sürdürmezler. Eğer düşünce şeklimizi doğanın iç-içe geçmiş ve çok tabakalı yapısına uyduramazsak, paradokslarla ve yanıtsız sorularla karşılaşmamız kaçınılmaz olur.

Avusturyalı mantıkçı ve matematikçi Kurt Gödel (1906-1978) biçimsel mantık sistemlerinin tutarsızlıklarını kanıtlayan teoremi ile meşhurdur. Biçimsel mantık, belirli kurallara dayanarak oluşturulan mantık sistemine denir. Teoremi matematiğin temellerini küme (set) kuramıyla açıklamaya çalışan matematikçilerde bir tokat etkisi yaratmıştır. Teorem herhangi kurallı ve ‘kendi kendine yeterli’ (kapalı) bir mantık sisteminde yanıtsız soruların bulunacağını ve dolayısıyla sistemin tamamlanmış olamayacağını kanıtlamıştır. Dahası, kuralların tutarlılığı sistem içinde kanıtlanamaz. Şu halde ‘kendi başına bağımsız tutarlılık’ kapalı bir sistemin (bir kümenin) kabulünden ortaya çıkan bir tanımdan ibarettir.

Bu da şunu gösterir: Hiç bir tutarlı sistem, ne kadar basit olursa olsun, kendi tutarlılığını kanıtlayamaz ve sistemde bazı önermeler HEM kanıtlanabilir HEM de kanıtlanamaz. Bu ifadede karşıtların birliği ile yeniden karşılaşıyoruz. Bu bütünsel birlik evrenseldir ve her türlü kurallı küme teorisi için dahi geçerlidir.

Gödel’in teoremi gündelik dilde şu şekilde ifade edilebilir: “Mevcut olan mantık sisteminin kurallarıyla bu ifadenin doğruluğu kanıtlanamaz.” Kanıt olabilmesi için “evet” veya “hayır” şeklinde kesin bir sonuca ulaşmak gerektiğinden, teoreme göre bu tür bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Nihai sonuç, hem ‘evet’ hem de ‘hayır’ yanıtını veren çelişkili bir durum olacaktır. Bu genel sonuca göre hiç bir formel (kurallı) mantık sistemi tamamen kapalı ve tutarlı olamaz.

Yalancı Paradoksu

Benzer bir paradoks Giritli Epimenides tarafından oluşturulmuştur. Epimenides şöyle bir önermede bulunmuştur:

“Tüm Giritliler yalancıdır. Ben de Giritliyim.”

Bu önerme kendi üzerine dönüşümlüdür. Çünkü hem kendi önermesinden hem de tüm Giritlilerden söz eder. Tüm Giritliler yalancı iseler önermesi de yalan olması gerekir. O zaman da dediği doğru olur ve gerçekten Giritliler yalancıdır. Şu halde çelişkiden kurtulmanın tek çaresi Giritlilerin HEM yalancı HEM de doğrucu olduklarını kabullenmektir.

İkili mantığa göre önerme bir paradokstur. Paradoksun oluşma nedeni “üçüncü halin olmazlığı” ilkesidir. Bu ilkeye göre bir önerme ya doğrudur veya yanlıştır. Ayrıca sadece iki olasılığı, ‘hepsi’ veya ‘hiç’ hallerini, kabul etmekte aradaki ‘bazen’ veya ‘bazı’ durumlarını ret etmektedir. Fakat doğada üçüncü orta hâlin bulunduğu pek çok olay veya durum vardır. Örneğin, bir kap siyah mürekkebe azar azar su katarsanız belli bir noktada sıvı ne siyah ne de beyazdır. Arada bir durumda gri olarak tanımlanabilir. Bu durumda hem siyah hem beyazdır ve ne siyah ne beyazdır. Fakat hangi su damlasında bu orta durumun, “gerçek” griyi oluştuğunu belirlemek mümkün değildir.

Eğer “veya” yerine “ve” ile düşünmeye başlarsak, gerçeği ve doğru olanı kavrayabilme yeteneklerimiz artar ve daha kapsayıcı insanlar oluruz. İkili mantığın sorunlarını çözmek kolay değil. Zira gözlem sonucu gelişen teknoloji ikili ya-veya mantığına dayanıyor. Fakat yaşam içinde bu mantığın yeterli olmadığı da bir gerçek. Özellikle “üçüncü halin olmazlığı” ilkesi veya varsayımı düşüncemize büyük bir kısıtlama getiriyor. Kuantum kuramı yeni bir Hem-Hem mantığı ile çalışıyor. Hem-Hem mantığı Hegel’in Diyalektik (eytişim) mantığına benzese de şu noktada ayrılıyor: Hem-Hem mantığında ayırımlar ve karşıtlar gerçek değil, beynimizin ürünü. Eytişim mantığı ise karşıtların varlığını gerçek olarak kabul ediyor. Bu yeni mantığın yeni bir devrin, yeni bir çağın mantığı olduğu görüşündeyim.

21 yorum “İkili Mantığın Sorunları”

  1. ” Gödel’in teoremi gündelik dilde şu şekilde ifade edilebilir: “Mevcut olan mantık sisteminin kurallarıyla bu ifadenin doğruluğu kanıtlanamaz.” Kanıt olabilmesi için “evet” veya “hayır” şeklinde kesin bir sonuca ulaşmak gerektiğinden, teoreme göre bu tür bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Nihai sonuç, hem ‘evet’ hem de ‘hayır’ yanıtını veren çelişkili bir durum olacaktır. Bu genel sonuca göre hiç bir formel (kurallı) mantık sistemi tamamen kapalı ve tutarlı olamaz.”

    Gödel teorisinin bazi problemlere isaret ettigi dogrudur. O kurala göre “Mevcut olan mantık sisteminin kurallarıyla bu ifadenin doğruluğu kanıtlanamaz.” Burada evet veya hayir demek mümkün degildir. Bu konuda haklisiniz. Kendi kurallari icinde ayni kurallarla bu soruna yanit bulmak mümkün degildir. Burada mevcut olan kurallarla sorunun “belinemez” olma ihtimalinden bahsediliyor. Bu da cok dogrudur.

    Bu kuralin mevcut problemi cözememesi sizin “hem-hem” kuralinin gecerli oldugu anlamina gelmez. Bu savinizi Gritli örnekle cözmeye calismissiniz:

    ”
    Yalancı Paradoksu

    Benzer bir paradoks Giritli Epimenides tarafından oluşturulmuştur. Epimenides şöyle bir önermede bulunmuştur:

    “Tüm Giritliler yalancıdır. Ben de Giritliyim.”

    Bu önerme kendi üzerine dönüşümlüdür. Çünkü hem kendi önermesinden hem de tüm Giritlilerden söz eder. Tüm Giritliler yalancı iseler önermesi de yalan olması gerekir. O zaman da dediği doğru olur ve gerçekten Giritliler yalancıdır. Şu halde çelişkiden kurtulmanın tek çaresi Giritlilerin HEM yalancı HEM de doğrucu olduklarını kabullenmektir. “

    Buradaki sonuc eger su sözleriniz ise “Şu halde çelişkiden kurtulmanın tek çaresi Giritlilerin HEM yalancı HEM de doğrucu olduklarını kabullenmektir. ” bu söylemler de birsey ifade etmiyor. Cünkü siz halen Epimenides’in yalan mi yoksa dogruyu mu söyledigini bilmiyorsunuz. Oysa o anda bunu bilmeniz lazim.

    Bunu nasil bilmek mümkündür? Eger siz anlik bir karar vermek istiyorsaniz ve sizin Epimenides hakkinda sadece bu bilgi varsa siz gercekten yazi tura atmaniz gerekecektir. Ama siz Epimenides’i önceden taniyorsaniz ve onun normalde yalan mi yoksa dogruyu mu söyledigini biliyorsaniz yukardaki sözlerinin de ne kadar tutarli oldgunu anlarsiniz.

    Gecmis hakkinda bir bilginiz yok ise yukardaki su cümlenin “Tüm Giritliler yalancıdır. Ben de Giritliyim.” sözü sizin icin birsey ifade etmeyecektir. Ama Epimenides’in ne kadar tutarli oldugu ona güvenilmesi gerekip gerekmedigi konusunda ip ucu verecektir.

  2. Sanırım söylenmek istenen karar vermek ile ilgili bir şey değil. Yani giritliyi önceden tanıyıp tanımamanın bir önemi yok..:) Mantık işlemlerinin doğru ya da yanlış olarak iki seçeneğe sahip olmasının yarattığı eksiklikten bahsediliyor. Lütfi askerzadenin “bulanık mantığı” bu tip sorunlardan kurtulmak için geliştirilmiş yöntemlerden biridir.

  3. Ikili mantık ile tek bir cümleden yola çıkarak gritlinin yalan söyleyip söylemediğini bilemeyiz. Tek bir cümleden yalanı tespit edememek her gritlinin hem yalancı hem de doğrucu olduğu anlamına da gelmez. Bu anlamda hem-hem mantığı karar verememenin bilimsel nedensellestirmesidir, yani bilimsel bir süstür. Bu sorunu çözmek icin Gödel’in önerisi gibi o cümlenin dışına çıkmak gerekiyor. O cümlenin dışına ancak başka cümlelerle çıkılır, yani Epimenides’in eski sözlerine bakmak gerekir. Eski sözleri ile tutarlı birisi ise söylediği şey doğrudur, tutarlı değilse o söylediği şeye de inanmak pek doğru olmaz.

  4. Turan: Sen Epimenides’in kişiliğine takıldın. Oysa konu, başlıkta da belirtildiği gibi, ikili mantık. Bu mantıkla teknik ve teknoloji üretilir ama insani değerler üretilemez. Ayrıca Hem-Hem mantığını kısaca “VE” mantığı olarak anlamamız mümkündür. Her ne anlatacaksan ‘ve’ kullanırsan ve dilinden ‘veya’ sözünü çıkarırsan Hem-Hem mantığını kullanmış olursun.

    Yazıda bir diğer önemli nokta “Üçüncü Halin Olmazlığı” ilkesidir. Bu ilke çok kısıtlayıcıdır ama bu ilkenin de teknoloji üretmekte büyük faydası olmuştur. Örneğin, bilgisayarların makine dili 0 ve 1 ile kuruludur. Yani bu alfabede üçüncü bir harf yok. Gündelik yaşamımızı bu kadar kısıtlı iki harfle anlatmadığımız içindir ki çok harf ve sözcük ürettik. Üçüncü durumun olurluğu başlıklı yazımı okumak için:

    link to halukberkmen.net

  5. Söylediklerim kişilikle alakalı değildir. Godel teorisi burada cok yalın şekilde ne yapılması gerektigini söylüyor, hatta Einstein bile şöyle demişti: Sorunlar, onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez. O halde halen tek bir cümleden yola çıkarak şöyle denilmez:

    ” Şu halde çelişkiden kurtulmanın tek çaresi Giritlilerin HEM yalancı HEM de doğrucu olduklarını kabullenmektir. ” “

    Bu cümlenin anlamı kararsizliktir: o ya yalan söyler, ya da söylemez. Ama sorun halen çözülmüş değildir. Hem-hem mantığı çözülmezligi kabul ediyor ama sorun ortadan kalkmıyor.

    O cümle dunyasinda kaldıkça hangi mantığı kullanırsanız kullanın sonuç aynı olacaktır: bilinmezlik. O halde sorun mantık sorunu değildir. Sorun tek bir cümlenin sorunu çözmek için yetersiz kalmasidir. Veya cümlede geri dönüşümü önlersiniz.

    Bertrand Russell sorunu çözmek için geri dönüşümü yasaklamak istemistir. Ama bu da pek doyurucu bir sonuç değildir.

  6. Hem-hem mantığının amacı çözmek değil. Yazıda da belirttiğim gibi çözüm demek ya “evet” veya “hayır” sonucuna ulaşmaktır. Oysaki bu yeni mantık böyle bir sonuca ulaşmak istemiyor. Ayırım yerine bütünlüğü ve tümelliği seçiyor. Yani “sorunlar hem çözülür hem de çözülemez”. Eşdeğer olarak “sorunlar çözüme ulaşır ve ulaşmaz”.

    Neden? Çünkü her çözüm yeni bir veya birkaç soru/sorun yaratır da ondan. Bu sonsuz bir girdap gibidir. Bilim bu yüzden her yeni buluşun ardınan yeni sorunlar yaratıyor ve çözüm arayıp duruyor. Hem-Hem mantığı sorunlara çözüm bulamaz ama yeni sorun da yaratmaz. Karşıtların tekliğini ve birliğini kabullenerek yeni karşıtlar üretmez.

    Galiba insanlığın da istediği budur. Teknik ve teknoloji yeteri kadar sorun yaratmıştır. Artık bu sorunlara son verelim. Yeni çözümler aradıkça yeni sorunlar yaratıyoruz ve sonunda bu felakete gidebilir.

  7. “Hem-Hem mantığı sorunlara çözüm bulamaz ama yeni sorun da yaratmaz. Karşıtların tekliğini ve birliğini kabullenerek yeni karşıtlar üretmez.

    Galiba insanlığın da istediği budur. Teknik ve teknoloji yeteri kadar sorun yaratmıştır. Artık bu sorunlara son verelim. Yeni çözümler aradıkça yeni sorunlar yaratıyoruz ve sonunda bu felakete gidebilir.”

    Bu da sorunlardan kacis degil midir? Sorunlarin kökü kurutulamiyacagi icin hic “sifir sorun politikasi” güdülmüs olunmuyor mu? Sorunlari görmemezlikten gelmek o sorunlarin yok oldugu anlamina gelmez. Sifir sorun politikasi da arka kapidan getirilmek istenilen baska bir inanc sekli olmasin?

    Bizler sorun cözmek icin var gibiyiz. Sorunlar var olmasina ragmen nihai bir sorun olamiyacagini da bilmek gerekir. Tabii ki her sorun arkasinda baska sorunlar yaratacaktir. Bizler de zaten sorun cözerken bir nevi sorun cözme oyunu oynamiyormuyuz? Yani kendi kendimizi can sikintisina birakmak yerine sorunlarla musgul etmiyormuyuz? Aslinda sorunlarla ugrasmak can sikintisindan da öte birsey, öz nedeni meraktan kaynaklanmis olmasi gerekiyor. Bir olayin nasil oldugunu merak edip ona sinama ve yanilma yöntemi ile cözüm üretmeye calisiyoruz. Pasif bir rol üstlenmek yerine aktif olmayi tercih ediyoruz.

  8. Şimdi hocam bu mantık bize bir bilgi katmayacaksa, bir sonuç üretmeyecekse ne işimize yarayacak?

    Ben de bunun yerine HİÇ – HİÇ mantığı üretip, “Önermeler ne doğrudur ne de yanlıştır” desem, HEM – HEM mantığından farkı ne olacak?

    Bir de bu konuda tutarsızlığı baştan kabul ediyorsanız ve bir şey değiline eşitlenebiliyorsa buna mantıksal açıdan “zırva” diyor Celal Şengör.

    Yani kullandığınız mantık sistemi; bir şeyin kendisini değiline eşitlerse, her şeyi ispatlayabilirsiniz.

  9. Celal Şengör’ü duydum. Konuşunca Türkçe mi yoksa İngilizce mi konuşuyor belli değil. Belki de Hem Türkçe Hem İngilizce karıştırarak ilginç bir mantık örneği sunuyor. :=))

    Ayrıca neyin ne zaman işe yarayacağı belli olmaz. Bilimde bir sürü örneği var. Faraday laboraturda basit mıknatıs deneyleri yaparken “bu deney ne işe yarayacak?” diye sormadı ama o deneylerin sonucu elektrik motorunu ortaya çıkardı.

    Turan: biz sorun çözmek için yokuz. Biz mutlu yaşamak ve sağlıklı olmak için varız. Önce sorun yaratıp sonra o sorunları çözmek insanı mutlu etmez. Sadece daha iddiacı ve bencil, hatta maddeci yapar. Benim görüşüm bu, ama katılıp katılmamak size ait. Çünkü ben Hem haklıyım Hem haksızım. :=))

  10. “Turan: biz sorun çözmek için yokuz. Biz mutlu yaşamak ve sağlıklı olmak için varız. Önce sorun yaratıp sonra o sorunları çözmek insanı mutlu etmez. Sadece daha iddiacı ve bencil, hatta maddeci yapar. Benim görüşüm bu, ama katılıp katılmamak size ait. Çünkü ben Hem haklıyım Hem haksızım. :=))”

    Mutlu yasamak bir epifenomendir, yani mutlu olmak daha önceki yapilmis olan seylerin yan ürünüdür. Amac kendi potensiyelimizi geregince gelistirmektir. Bu aciyi da kapsar sevinci de. Insan hem en dibe vurmalidir, hem de en doruk noktalarin havasini solumalidir. Her ikisini de tadan biri ancak hayatin degerini anlar. Mutluluk duragan bir noktayi özlemektir, bu da doganin kendi yapisina aykiridir. Sorunlar asmak icindir, gelismek icindir. Eger gelismek bencillik ise, ben severek bencilim.

  11. Turan: “Insan hem en dibe vurmalidir, hem de en doruk noktalarin havasini solumalidir” diyorsun. İşte şimdi doğru söyledin. Hem dip hem doruk ama ikisi de aslında zihnimizin ürünü. “neye göre dip?” ve “neye göre doruk?” Birçok tanımımız böylesine anlamsız ve yanıtsız.

    Yunus Emre ne demiş? “Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim. Senin ile avunurum” diyor. Çünkü varlık ve yokluk zihnimizin ürünleri. zengin olsan senden daha zengini çıkar. Fakir olsan senden daha fakirler çıkar.

    Bırak bu ego savaşını ve iddiasız olmaya bak. Benden söylemesi.

  12. Herseyin bi vakti vardir. Yunus Emre o seviyeye ulasmak icin 40 yil hocasi icin odun cekmistir. Bu da onun dibe vurusu.

  13. Bilgisev” Hocama kesinlikle katılıyorum. Dünyadaki tek problem mutlu olmaktır. Yap boz tekrar yap sözde daha iyisini yap modeli sadece tüketime hizmet eder. Mutlu olmak için yiyicek içecek temiz oksijen gibi temel ihtiyaçlar artı sevgi. Problem yaratıp onlara çözüm ve sonra başka sonrunlar tekrar çözüm döngüsü sıkıcı ve boşa enerji sarfıdır diye düşünüyorum.

  14. Burada sözü edilen ikili Aristo mantığının sorunlarıdır. Bu sorunların başında ben-öteki ayırımı gelir. “Ben” yani ego kendini çevresinden ve diğer varlıklardan ayrı gördüğü sürece dünyada barış ve huzur olmayacaktır. Kadim Yunan düşüncesinin yolunda giden batı kültürü bu ikili mantık sayesinde teknik ve teknoloji hatta bilim geliştirmiş ama mutlu olmayı başaramamıştır. Çünkü mutluluk dış varlıklardan değil, içten gelen bir olgudur.

    İkili mantık ise iç-dış ayırımı yapar. Şamanlar, örneğin, iç dünyaile dış dünya arasında ayırım yapmazlar. Batı ise Freud ile bilinç-bilinçaltı diye ayırım yaparak insanda ikilik yaratmıştır. Bu ikilik öylesine derin yerleşmiştir ki tek gerçekliğin bilinçte olduğu ve bilinç ötesi diye bir âlemin hayal ürünü olduğu genel bir dogma haline gelmiştir.

    Aslında iç-dış ayırımı insanı mutsuz eden bir varsayımdır. Bu varsayımdan kurtulmanın yolu Hem-Hem mantığı ile düşünebilmektir. Her konuda olmasa da insan ve toplum konularında bu mantığın barış getirebileceğini düşünüyorum. Bu mantıkla düşünmeyi deneyin ve farkını göreceksiniz.

  15. Sayin Bilgisev, siz mantiksal bir sorunu yine mantik ile cözmeye calisiyorsunuz. Mantik ile cözülebilir bir sorunun aristo mantigina göre daha aciklayici yönü olmalidir. Ama siz de kendi önerinizin mantiksal hic bir faydasinin olmadigini söylediniz. O halde sizin mantik kurgulariniz neden kullanilsin?

    Eger amaciniz mantik yolu degil ise, amaciniz gönüle hitap etmek ise o baska birsey. Eger siz mutluluk ariyorum diyorsaniz, o baska sorun. Siz mutlulugu mantik ile arayamazsiniz. Cünkü mantigin yöntemi zaten bölmektir, bütünlestirmek degil. Mutluluk mantiksal bir yol degildir.

    Belki iyi seyler ifade etmek istiyorsunuz ama kullandiginiz malzeme sizi hedefinize ulastirmayacaktir. Ahmet Inam gönül hakkinda ne söylemis, bir de onu dinleyelim:

    “Gönül kuşu, uçacak uçacak, bizi yepyeni dünyalara götürecektir.Senin gönül kuşun ten kafesinde inim inim inlemektedir. Kurtar onu ten kafesinden.
    Gönül kuşu bu dünyada tenle uçar. Ten, kafes değildir kanattır.
    Benim gönül kuşum tenimdeki kalp atışlarıdır. Benim gönül kuşum, tenimi uçuran kuştur. O bir mürg-i bal-şikeste, kanadı kırık bir kuş değildir.Sen gönül kuşunu kafeslemişsin, tenin kafesine tıkmışsın, ardından da özgürleştirmeye çalışıyorsun! Gönül kuşunu tenindeki gökyüzünde uçur. Heveslerinin kalıcılığını, derinleştiğini, sağlam bir yere oturduğunu göreceksin.”

    (Ahmet İnam)

  16. Sayın Turan,

    ”Herseyin bi vakti vardir. Yunus Emre o seviyeye ulasmak icin 40 yil hocasi icin odun cekmistir. Bu da onun dibe vurusu.”

    sözlerinizden nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Bu niye dip noktası olsun, nasıl böyle bir mantık yürütüyorsunuz? Siz odun taşımanın kendi ön yargılarınız doğrultusunda dip noktası olarak belirliyorsunuz. 0 veya 1 mantığı önyargılara veya kavgalara sebep verdiği için, hocamızın önerisi daha bütünsel ve geniş düşünceye işaret eder.
    Bunu sadece deneyin diyor, empoze edilen bir şey yok.
    HEM hocam, Epimenides Giritli olduğundan bile emin olamayız. Ama bazı gerçekler vardır, O bir insandır. Her insanın mutlu olma ihtiyacı vardır. Birazda bu duruma kafa ve gönül koyalım. Ayrıcalıklı oluruz, çünkü dünyada çook yeterince problem yaratan var.

  17. Turan: “Cünkü mantigin yöntemi zaten bölmektir, bütünlestirmek degil. ” diyorsun ama bu Aristo mantığının yöntemidir. Örneğin Hegel’in eytişim (diyalektik) mantığının yöntemi bölmek değil birleştirmektir. Ayrıca saçaklı mantık vardır ki bölmekle değil, yüzdelerle çalışır. Benim savunduğum Hem-Hem mantığı da birleştiricidir.

    Ayrıca “kullandiginiz malzeme sizi hedefinize ulastirmayacaktir” diyorsun ama amaç hedefe yaklaşmaktır, ulaşmak değil. Bu mantığı tüm bilge kişiler kullanmışlardır. Kadim Çin kültüründe ve özellikle Zen Budizminde bu mantık hep kullanılmıştır ama adına Hem-Hem Mantığı denilmeden. İç-dış bütünlüğü ile ilgili şu yazımı okumanı öneririm: link to halukberkmen.net

  18. Sayın Turan::

    ”Mutlu yasamak bir epifenomendir, yani mutlu olmak daha önceki yapilmis olan seylerin yan ürünüdür. Amac kendi potensiyelimizi geregince gelistirmektir. Bu aciyi da kapsar sevinci de. Insan hem en dibe vurmalidir, hem de en doruk noktalarin havasini solumalidir. Her ikisini de tadan biri ancak hayatin degerini anlar. Mutluluk duragan bir noktayi özlemektir, bu da doganin kendi yapisina aykiridir. Sorunlar asmak icindir, gelismek icindir. Eger gelismek bencillik ise, ben severek bencilim.”

    Siz burada herkes için mutluluğu da tanımlamaya çalışıyrosunuz. Çabalarınız taktir edilebilir ama amaçsız. Bu problemi bırakın çözümsüz kalsın. Çünkü mutluluk tanımlanamaz, yaşanır. O bir histir, herkes için farklı.
    Galiba sözün bittiği yerdeyiz.

  19. Sayin Bilgisev, siz izlediginiz yolun Hegel, Cin ve Zen felsefeleri ile ayni derece oldugunu söylüyorsunuz. Ben buna katilmiyorum. Siz hem-hem degiminizle hem pasifligi savunuyorsunuz hem bütünlügün gelmesinin istege bagli oldugunu ima ediyorusnuz. Oysa Hegel tez antitez sentezden bahsederken orada bir savasin oldugunu, yani aktörlerin aktif rol almalari gerektigini söylüyor. Sizin icin tez ve antitez ayni oldugu icin tartismanin bir anlami yok. Cin ve zen budizminde de olay pek degisik degildir. Orada da satori beklenmedik bir anda gelir. Ögrenci mesela bir elle ses nasil cikar üzerine yogunlasirken satori aniden gelir. Isteyerek gelmez.

    Sayin misafir, ben mutlulugu tanimlamaya calismadim. Öyle bir gayretim yok zaten. ben mutlulugun hangi sartlarda gerceklesebilecegini söyledim ve insanlarin asil amacinin mutluluk da olmadigini savunuyorum. Insanlarin amaci iyi yasamaktir. Iyi yasamanin icine sevinc de girer, hüzün de. Bir de mutlulugu anlamak icin Flow denen degime bakmak gerekir. Burada da asil mesele mutluluk meselesi degildir. Burada insan kendini sevdigi seye öyle veriyor ki zamanin akisini bile unutuyor. Mutluluk insanin kendi disinda, yani kendi kendisi ile pek mesgul olmadigi anlarda, mutlu veya mutsuz oldugunu sorgulamadigi anlarda. Iste bu anlar nasil elde edilir? Ancak kendinize birseye severek verebilirseniz.

  20. Turan: Aynı yerde durup doruyorsun. Boşuna nefes ve enerji tüketmek niyetinde değilim. Anlayan anlar anlamayan takılır kalır. Artık bu konuda tartışmayacağım.

  21. kafam bir gün dursa ve yeniden başlasa ve bunları yeniden düşünse;

    çocuk merakı-sıkılmama-yapma isteği ve başarısı inancı ile
    ve en çok tüm bunlardan sıkılmayı ve başa dönmeyi yeğ saymayı isterdim

    bilmiyoruz şurada olabiliriz ama bu da saçma-zamanın getiriği;

    yargılar karşı paradokslarla ve diyalektikle çözümlenip açılımlanmalı ve geliştirmeli
    ve soru ve ilkeler geliştirilmelidir; Soru ve merak üzerine daha çok bağımsız düşünce ama tekrar kavramlardan arınma basamağındayız, İsnanlar kavramsal kavrama ve felsefe bekler

    bir yagıya (eşit) karşıt olmak başlı başına saçma olmaya başladı-dün gördüğümü görün yaşayın- bi de ordan bakın, İnsanlar birbirini yaratıyor ve karşı karşıtını; ne saçma

    otomatlar dünyası-biz

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.