Bu konu tüm Müslümanların kafasını karıştıran, açıklayamadığı, biraz üstünde düşündüğünde ise imanını kaybetme korkusu sardığı bir konudur. Çeşitli İslam alimleri kendilerince açıklamaya çalışmış, kimisi trenleri örnek göstermiş, kimisi film şeridini, kimisi başka türlü örnekler sunmuş fakat sorular biraz artınca “zaten bu konu hakkında insan aklı yeterli değildir, çok düşünmemek lazım gelir” şeklinde kaçamak cevaplar gelmiştir.
Kimi İslam alimleri kaderin olduğu gibi Allah tarafından yazıldığını kabul ederken, kimileri ise külli irade – cüzi irade ayrımlarına gitmiş ve insana bir parça özgür irade vermeye çalışmıştır. Çünkü onlarda farkındadır ki özgür seçimlerimiz yoksa, dünya sınavı anlamsız bir hale gelmektedir. Bu noktadan hareketle bir şeyleri açıklamaya çalışmışlardır. Fakat açıklamaları cüzi iradenin külli iradeyi asla yenemeyeceğini, önüne geçemeyeceğini fark ettikleri an, tekrar “insan aklı bunu almaz, çok sorgulamamak lazım” şeklinde konuyu kapatmaya çalışmışlardır.
İslam’ın en zayıf noktalarından biri olan “kader” olayını kimse doğru düzgün anlayamamış, anlatamıyorken günahkar olmak, dinden çıkmak adına bu konuyu düşünmemeyi, konuşmamayı yeğlemiş olmaları şaşırtıcı değildir. Sorgulama, düşünme, konuşma sadece iman et diye öğütler yüzyıllardır nesilden nesile aktarıldı.
Bu başlık altında, bu konuyu anlamış, anladığını sanan, anlayabileceğine ve anlatabileceğine inanan herkesi davet ediyor, “kader” konusunda meydan okuyorum. Emin olun beni ikna edebilirsiniz.
Not: İnternetten kopyala yapıştır kolaycılığı yerine kendi düşünce ve fikirleriniz ile tartışılacaktır.
Kuranda kullı cuzzı irade diye tek kelime geçmiyor.
Müslümanların tek yazılı kaynağı var o da Kuranı Kerim. Günlük hayatta kullandığımız “kader” anlamı taşıyan tek bir ayet bile yok. Bazı müfessirler “ölçü”yü kader diye yorumlamışlar. Mesela “biz herşeyi ölçüye göre yarattık” ayetini “biz herşeyi kadere göre yarattık” diye yorumlamışlar. Anlaşmazlıklar da bundan kaynaklanır.
Elbette kişi seçim yapmakta tamamen özgürdür. Ben eğer şu an intihar etmeye karar vermişsem ederim. Hiçbir şey engelemez beni.
Kuranı yorumlamada yetersiz olan ve kendisine din adamı diyen kişileri emekli olmaya ve bilmeyerek de olsa kargaşaya yol açmamalarını tavsiye ediyorum. Kulliymiş cüzziymiş, bunlar Kuran’ın sözleri değil, kişisel yorumlar.
Yani yaşanacaklar Allah tarafından bilinmiyor, Kuran’da böyle bir şey dile getirilmemiş ve Levhi Mahfuz da saklanmıyor mu diyorsunuz?
“Gaybın anahtarları O’nun katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.” (En’am Suresi, 59)
“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.” (Hadid Suresi, 22)
“Sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır” (Saffat Suresi, 96)
(Ayetler çok, isterseniz bir daha düşünün bu kader mi ölçü mü diye? )
xenix: Takiplerim
Allah herşeyi bilir. Geleceği de, geçmişi de, kıyamet gününü de, yeni doğacak çocuğun cinsiyetini de bilir. Zaten “zaman” kavramı insanlar için geçerli. Allah katında zaman diye birşey yok. Bu yüzden Tanrı diyoruz.
Örnek bir benzetme: Mesela Yıldız Savaşları adlı sinema filminin film şeritlerini sana veriyorum ve bu sayede filmin başından sonuna kadar her olayı görüyorsun. Film kahramanları o zamanın içindedir, zamanı yaşıyorlar ama filmi tutan sen onların yaşadığı zamanın dışındasın. Bizler de tıpkı filmdeki kahramanların konumundaki gibiyiz ve hayat şeridi üzerinde tanrıyı tartışıyoruz.
Tekrar ediyorum: Gelecekte yaşayacağımız hiçbir hal ve hareketler daha önce belirlenmiş değildir. Allah bize kişisel idare özgürlüğü vermiştir. Ama bizim gelecekte ne yapacağımızı da bilir.
Geleceği görebilmek Einstein’ın teorisine göre insanlar için de mümkündür. Bir müddet ışık hızıyla hareket ettikten sonra tekrar normal hıza dönülebilseydi geleceği görme şansımız olurdu.
Görüldüğü gibi mantık dışı hiçbirşey söz konusu değildir. Allah, bizim bildiğimiz en boy derinlik zaman veya diğer boyutların dışındadır.
Küllüyen yalan…
Allah insana özgür irade vermiş, her şeyi ona bırakmış ha?
Araf: 178 öyle demiyor ama:
“Allah kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.”
Resmen kendisi doğru yolu ve sapıtmayı yönetiyor!
Hele Tevbe 51:
De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.”
Zümer 62:
Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye vekildir.
Her şeye VEKİL OLMAK demek…her şeyden sorumludur veya haberdardır demektir.
İnsan 30:
Allah’ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
:)))
Kader İslam ın akaidinde geçer yahu. Muhteviyatı kadere dayanır.
Böyle oyuncak ayı benzetmelerinden ne anlıyorsunuz siz? Yıldız savaşları filmini eline verirmiş de bakarmış da… Filmin senaristi kim, çeken kim, kaydeden kim, iyi kötü karakterleri ayarlayan kim, başka bir zamandan film şeridini eline alıp bak kötü kovboy ben annamam sen kötü kovboy oldun karıya atladın adam öldürdün kendin seçtin kaderini mi diyeceksin? Bir de mantık dışı birşey yok diyor. Ben sana sorayım cevap ver, tanrı nasıl davranacağını önceden bilemeyeceği bir insan yaratabilir mi? Yaratır diyorsan sana katılacağım, çünkü böyle yaratabilirse kader bir sorun olmaktan çıkar. Ama yaratamaz diyorsan o zaman da kaderiyle birlikte yaratmış olur yarattığını.
Aslında işin komikliği, her iki durumda da tanrı tanrı olamıyor. İlkinde yarattığı insanı bilemiyor, ikincisindeyse zaten yaratamıyor, kadere bak;)
Allah zaman ve mekandan münezzehtir,
hakikatte geçmiş gelecek kavramları yoktur,herşey bir AN’da olup bitmektedir..
dolayısıyla herşey kaderdir,herşey Allahın iradesine göredir,o dilemeden bir yaprak bile kıpırdamaz dıyor ayette..
Hola, ayetleri tek tek ele almak yerine bu ayetlerden önce gelenlerle beraber okursan bir anlam bütünlüğü içinde ne anlatıldığını göreceksin. Mesela Araf 178’ten önce gelen ayetlerde inkarcılardan, yoldan sapanlardan, kafirlerden bahsedilir. Bu ayetlerde tamamen özgür irade var. Kişisel tercihleriyle yoldan sapanlar var. Allah bu inkarcılara uyarısını yapar. Buna rağmen inkarcılıklarında diretirlerse onların kalplerini mühürler. Bu şu anlama geliyor: Ben sana Allah var dersem. Sen bunu inkar ettikçe daha da inatlaşırsın ve gittikçe dinden imandan daha da uzaklaşırsın.
Diğer ayetlerde de aynı konu ile ilgili zaten. Anlayamadığın konular olursa bana sorabilirsin 🙂
Şu ayetlerin öncesini-gerisini bir sen okuyorsun değil mi…
…bizler öyle mal mal bakıyoruz.
Bir gün de getirin şu anlam bütünlüğü ayetlerden bir kaç tane de…dediğinizi ortaya koyun be kardeşim.
“Kitap bir bütündür” zırvasına karnımız tok.
Getir bakalım şu ayetleri…görelim.
Hep beraber diyelim ki; “hakikaten bu ayetle şu ayet birbirlerini tamamlıyor ve anlam akıl ile bağdaşıyor”.
Hele biriniz çıksın getirsin yahu…
bence kuran tam bir morfin.
Kuranı Kerimin vahiy olarak indikten sonra 1400 sene önce yazıya geçirildiğini unutmayalım. Aradan 1400 sene geçti. O zamanın arap dili, kültürü, herşeyi farklıydı. Bu nedenle bu kitabı en iyi yorumlayacak kişi ancak o dönemin diline kültürüne hakim olan kişidir. Böyle biri var mı yok mu bilmiyorum ama günümüzde yorumlama farkları bundan kaynaklanır.
Çok basit bir örnek vereyim: Günümüz Türkçesiyle Eski Orta Asya Türklerinin Türkçesi aynı mı. Kültürlerimiz aynı şekilde devam ediyor mu? Etmiyor. Öyleyse Orhun Abidelerini yorumlarken bazı hatalar yapabiliriz değil mi?
Durum böyleyken ateistler bile kıt bilgileriyle Kuran yorumculuğuna soyunur.
Ayet’in kelime anlamı “delil”dir. Allah’ın varlık delillerini aramak için sadece Kuran’a değil Biyolojiye, Astronomiye, Kozmolojiye, Fiziğe de bakılabilir. Bilim adamlarını hayrete düşüren sayısız düzen, sistem göreceksin.
“Anlayamadığın konular olursa bana sorabilirsin :)”
…buyurdunuz.
Sorduk:
Hele şu anlam bütünlüğünü oluşturan ayetlerden bir kaçını getir de yukarıda naklettiğim ayetler ile bir araya gelince anlam değişsin…
…dedim…
…yazdığına bak.
İşiniz gücünüz kıvırtmak.
Bak arkadaş, bana maval okuma…
Bendeniz dil bilimi eğitimi aldım…Kuran ın anlaşılamaz bir tarafı filan yoktur. Aramik Arapça bugün Suriye Arapçasıdır. Çatır çatır da her dile çevirisi yapılır.
Kuran ın içinden çıkılamayan bir tarafı var ise o da dediğinin aksine bölük pörçük, yarım yamalak kaleme alınmış olmasından.
Kuran ın nasıl kaleme alındığının hikayesini açar okursun.
Yaprağa, taşa, kumaşa yazılan ayetler iki şahit ile kağıta geçirildi.
Kendini tekrar eden onlarca da ayet var.
Açıp bakıyorsun kelimesi kelimesine aynı…neden kendini tekrar eder ki?
Diyanet neden binlerce Kuran kursu açıyor sanmaktasın…
…çabası ANLAMADAN OKUYAN kişiler yaratmak.
Arapça KUTSAL bir dilmiş gibi nakletmekte ve milleti hebele hübele sesler çıkarttırarak ANLAMADAN ibadet ettirme yoluna ittirmektir.
Bunca dil bilimcisi, tarihçi, uzman, antropolog, ilahiyatçı orada dururken baldırı çıplak bir dinci oradan bana diyecek ki Kuran anlaşılması zor bir dil ile yazılmıştır, çözülemez zır zır da zır zır.
Geç bunları bir kalem…
…getir bakalım şu anlam tamamlayan ayetleri de bebeler KADER nedir anlasınlar.
Şu kavramları adım adım onaylayalım birlikte. Sabun gibi konudan konuya kayıyoruz yoksa.
Şimdi her şeyin öncesine gidiyoruz. Daha evren, insanlar, ruhlar falan yaratılmamış. Gittik mi? Gittik.. (Bunu hayal etmekte zorlanıyorsanız bu cümleden sonrasını okumayınız)
Allah şimdi Hola‘nın ne yapacağını, hangi seçimlerde bulunacağını, cennete mi cehenneme mi gideceğini Levhi Mahfuz a yazıp biliyor mu?
a-) Biliyor
b-) Bilmiyor -> Bu seçeneği seçiyorsanız, ateistlerin arasına hoşgeldiniz. Devamını okumanıza gerek yok.
Daha henüz ortada bırakın özgür iradeyi, Hola’nın kendisi yokken hakkında Allah bir şey dilemiş midir, dilememiş midir?
a-) Dilemiştir, o dilemeden bir şey olmaz zaten.
b-) Dilememiştir. -> Eğer dilemediyse, Allah’ın dilekleri dışında şeyler oluyor demektir. Bunu kabul ediyorsanız, ateistlerin arasına hoşgeldiniz.
Şimdi henüz ortada bırakın Holanın özgür iradesini, Holanın kendisi yokken, onun cehenneme gideceği belliyse bu adil bir sınav mıdır, veya Holaya sorumluluk yüklenebilir mi?
a-) Evet adil bir sınavdır, Allah istediğini cehenneme atar, sorumluluk alması şart değildir.
b-) Elbette adil bir sınav değildir, ama Allah adildir. Allah adil olarak adil olmayan bir sınav yapmaması gerekir, bir dakka ya ne diyorum ben tövbe haşa.
xenix: Takiplerim
Madem ayet farklı yorumlanabiliyor, Tanrı bunun böyle olacağını bilmiyor muydu? Biliyordur elbette! O halde sevgili inananlarına soru: (On puan!)
Farklı yorumlanabilen bir metnin kutsallığı nereden gelir?
USC kimsenin geleceğini ve seçimlerini bilmediği için çok daha eğlenceli bir tanrılığı vardır. Kendisi bile yaptığımız seçimlere şaşırır, eğlenir. Bize gerçekten özgür irade vermiştir. Zaten öyle kitaplara olacak her şeyi not almalar falan USC nin tarzı değildir.
xenix: Takiplerim
Arkadaş yukarıda “KADER Kuran da geçmez” demekte…
…yazdıklarına da bakılırsa, neredeyse, KADER in İSLAM da yeri yoktur…
…dedi diyecek.
Ben de çıkıyor diyorum ki;
KADER İslam akaidinde yer alır. TEMEL taşlarındandır.
Aynı arkadaş bana diyor ki;
“Anlamadığın konu var ise bana getir.”
Yahu arkadaş…sen ne biçim bir dincisin?
Eğer inandığın din hakkındaki bilgin bu ise…
…azıcık çaba harcasam yarın sen bana bile inanırsın.
*
*
*
Deeper Note: Hola nın Hac yeri İbiza
…ona göre.
🙂
Bu konu neden bu kadar zordur bilirmisiniz ?
Parça bütün ilişkisinden, insanlar düşünürken varlıkları sınırlamak zorundadır, kavramlar sınırlardan oluşmuş kavramın içerisine girenlerle kavramın dışına olanlar birbirinden ayrılmışlardır.
Kader, ilahi plandır Müslümanlara göre, ilahi plan sınırsız olan aklın ve iradenin yaptığı/yarattığıdır.
Planın içerisindeki kısıtlı ve sınırlara sahip olan akıl irade nasıl olurda sınırsız olanı kapsar. Matematik ve fizik yasaları değişti mi yoksa ?
Sanırım bununla şunu kastediyorsunuz, insan aklı sınırısızdır, bu sınırsız olan akıl, kendi sınırlı çalışma şekliyle kendinin geldiği yeri algılayabilir.
Ama akıl nesnel bir varlık olmadığı için , yaratılmamış hep orada varmış , bir fonksiyon olarak her zaman olagelen bir olgudur diyorsunuz.
Dolayısı ile, kendisinin dışında ve ondan daha büyük bir varlık olamaz, diyor da olabilirsiniz.
Ama sınırları varsa o yaratılmıştır.
Sorun şuradan kaynaklanıyor, akıl; kendi sınırlarına o kadar bağımlıdır ki bir sınırının olduğunu hiç bir zaman göremez, biilim kendisine o kadar güvenir ki zaaflarını hiç bir zaman görmez, aşkın gözü kördür derler ya akıl ve bilim kendisine kördür.
Şimdi kadere gelelim, Kader Levh-i mahfuz da yazılı olandır. O yazılı olanı yaratılmış olanlar bilmez, buna Gayb denir.
Ama Allah (C.C) bilir.
Bir kulunu saptırmışsa O, bunu dilemiştir.Bir kuluna da hidayet nasib etmişse, bunu da O dilemiştir.
Dolayısı ile Kaderde vardır. Yani yazılıdır.
Buraya kadar herşey normal ; bir sorun yok, ateistlere göre bir program var ve insanlar buna uyuyor….,
Dolayısı ile özgür irade diye bir şey yok, imtihanın bir anlamıda yok,
Bu noktadan sonrası Kaderi ilginç yapan ve aklı zorlayan kısımdır.
“Parça bütün ilişkisinden, insanlar düşünürken varlıkları sınırlamak zorundadır, kavramlar sınırlardan oluşmuş kavramın içerisine girenlerle kavramın dışına olanlar birbirinden ayrılmışlardır.”
“Ama akıl nesnel bir varlık olmadığı için , yaratılmamış hep orada varmış , bir fonksiyon olarak her zaman olagelen bir olgudur diyorsunuz.”
“Türbülansa giren bir cisim merkeze doğru çekilir.”
“buna rağmen insanların yaptığı bir program gibi değil; değişkendir. değişken olmasına rağmen sonucu bilen, ve bu sonucu bilmesine rağmen değişebilen, ve bu değişimi dahi bilen,”
…açın kutsal kitapları.
Tamamını.
Şu yukarıdaki cümleler gibi…içinde bir çok anlam, kavram, bilgi barındıran tek bir cümle getirin.
Bir tanecik!
Böylesi cümleler kuran bir zat çıkıyor diyor ki:
döngü sonsuz defa dahi olsa) ‘i ne olacağını “bilen” yaratıcıdır.
İnsan ise bu sonsuzu sınırlı bir akılla algılamaya çalışan garip varlık………. :))
Heyhat!
Diyorum ki,
Henüz daha siz ve istemleriniz ortada yokken, sonucun ne olacağı yazılmış mıdır?
Evet yazılmıştır.
Hala Allah’a tuhaf şartlar koşmanız biraz şirk gibi duruyor.
Sizin Allah’ınız baya bayaa şartlara göre karar veriyor galiba?
xenix: Takiplerim
Hola, yukarıda açıkça belirttiğim gibi. Kuran’da geçen kader kelimesi bildiğmiz anlamda kader olarak geçmiyor. Kader kelimesi orada “ölçü” anlamına geliyor. Mesela “biz herşeyi ölçüye dengeye göre yarattık” diyor. Kader = ölçü. (Kader = gelecek hal ve hareketlerimizin belirlenmesi değil)
Diyorsun ki neredeyse kaderi reddedeceksin. Evet Kuran’da yazmayayan bir kavramı (alınyazısı) reddediyorum. Bana Kuranın hiçbir yerinde alınyazısına inan diye bir ayet gösterebilir misin? Başımıza kuran yorumcusu kesildin 🙂 Dilbilimi okuduğunu söylüyorsun ama dilin zaman akışıyla birlikte uğradığı değişimleri, deformasyonları kabul etmiyorsun. Bu nasıl dilbilimciliktir?
Tekrar ediyorum: Allah bizim gelecekte yapacağımız davranışlarımızı belirlemiş değildir. Tamamen özgür irade hakkı vermiştir bize. Kendi geleceğimizi kendimiz belirliyoruz. Bunun aksini iddia edecek bir tane Kuran ayeti gösteremezsiniz bana. Kuran’da 11 yerde geçen kader kelimesi “alınyazısı” değil “ölçü” anlamında kullanılmıştır. Yanlış yorumlamalar sonucunda kader kelimesi günümüzde yanlış anlaşılıyor.
Sayin ORPHEUSE, bosuna kendinizi yormayin..Amac Kaderin ne oldugu hakkinda fikirler okumak yada paylasmak degil..Konuya inanci olanlar katilinca müslüman avina cikip dini inanislarla dalga gecmek..Kaderin ne oldugunu mükemmel aciklasaniz bile burda hic kimse sizi anlamak istemeyecegi ve hatta okumayacagi icin kendinizi yormus olursunuz..
Yani, bu tür tuzak konulara düsmeyin..
Saygilar..
Sayın Hola;
Siz bunu yapabilir misiniz ?
Daha da açalım:
Amentü nedir?
İmanın esasları olarak zikredilir.
Yazalım şuraya:
“Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ ve’l-ba‘sü ba‘de’l-mevti hakkun. Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlüh”
Bir daha yazalım…
Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ ve’l-ba‘sü ba‘de’l-mevti hakkun. Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlüh”
Tercümesi imkansız olan bu deyiş:
Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inandım. Öldükten sonra diriliş haktır. Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim.
Manası taşır.
KADER Türkçe ye ceviride, nedense, KADER kelimesi olarak Kuran da geçmez ama KADER Arapça çevirisinde kapı gibi vardır.
Hemi de onlarca ayette…
Hicr 21. Ve im min şey’in illa ındena hazinühu ve ma nünezzilühu illa bi kaderim ma’lum
Taha 40. İz temşı uhtüke fe raca’nake ila ümmike key tekarra aynüha ve la tahzen ve katelte nefsen fe necceynake minel ğammi ve fetennake fütunen fe lebiste sinıne fı ehli medyene sümme ci’te ala kaderiy ya musa
Muminun 18. Ve enzelna mines semai maem bi kaderin fe eskennahü fil erdı ve inna ala zehabim bihı le kadirun
Ahzab 38. Ma kane alen nebiyyi min haracin fıma feradallahü leh sünnetellahi fillezıne halev min kabl ve kane emrullahi kaderam makdura
Daha bir sürü getiririm de…
…bu şimdilik yeter sanırım.
“Ben amentü mamentü anlamam arkadaş…Türkçe Kuran da “kader” kelimesi yoktur…diyor isen…doğrudur.
Ama başka bir konuda tercüme sayılmaz filan diyordun…bunlar hata değil, çevirmenin dini terminolojiyi kullanmasıdır. ÖLÇÜ bir dini terminolojidir.
Hala kader, Kuran da anlam olarak da yer almaz diyor isen…
…yemek masasının üzerinde amuda kalkıp kafanı paçanın arasından geçirip oku kutsal kitabı…
…belki yok olur.
ATAAN. haklısınız. onların amacı muhalefet etmek. biz gerçekleri söylesek bile muhalefetlerine devam edeceklerdir. Ancak ben onların korkularını biliyorum. Geceleri tek başlarına uykuya dalmak üzereyken kendi kendilerine sorarlar “ya haklılarsa…, ya tanrı varsa…”. En büyük korkularından birisi de ölüm sonrası yok olma korkusudur. Bunu akıllarına getirmemeye çalışırlar, “önemli olan mevcut olan zamanımızı dolu dolu yaşamak” diye kendilerini avuturlar. Tabi zamanlarını ne kadar dolu dolu yaşadıklarını ben çok iyi biliyorum. Bir müslümanın din kardeşleriyle bir arada cuma namazı kılarken duyduğu huzuru bir ateistte asla göremedim. Ateistlerde herzaman bunalım gördüm, intihar eğilimi gördüm.
Bir müslüman olarak bunları doğruya davet etmek hepimizin görevidir. Allah’ın emridir. Yeri geldikçe her birimiz birer psikolog olmalıyız. Biz doğruları söyledikçe alay edeceklerdir. Çünkü bu onların savunma mekanizmasıdır. Bu savunma mekanizmalarını kırmanın yolu da Kuranı bilimin diliyle açıklamaktır.
Hola, boşuna uğraşıyorsun. Ben iyi bir satranç oyuncusuyum ve taşları iyi oynarım.
Sözlerimi çarpıtıyorsun. Ben Kuran’da Kader kelimesi yok demedim. 11 yerde geçiyor dedim. Ve her birinde de kader: ölçü, denge anlamında kullanılmıştır.
Halkdilinde “alınyazısı” diye tabir ettiğimiz bir terim geçmiyor Kuran’da. Sen bir dilbilimcisin. Bunu bizden daha iyi kavraman gerekir.
Daha açık ifadeyle: Kuran’da “insanların gelecek zamanda ne yapacakları belirlenmiş değildir. Her hareketimizi kendimiz belirleriz” diyerek şah çekiyorum. Senin de bana şah çekebilmen için ALINYAZISI’nın varolduğuna dair bir tane ayet göstermen gerekiyor.
Oynadığın belli…tasalanma ben çaldıkça sen oynamaya devam edeceksin.
Fena mı…
Bak bunu sen yazdın yukarıda:
Müslümanların tek yazılı kaynağı var o da Kuranı Kerim. Günlük hayatta kullandığımız “kader” anlamı taşıyan tek bir ayet bile yok. Bazı müfessirler “ölçü”yü kader diye yorumlamışlar.
Kader, Kuran da hemi de gündelik hayatta kullandığımız anlamda, kapı gibi var.
Sen çalkala hoca…
…ben çalarım.
Her Şeyi Çift (Erkek-Dişi) Yarattık ki Düşünüp Ders Alasınız” (Zâriyât, 51/49)
Virüsler, bakteriler, mantarlar, eşeysiz üreyenler?
Demekki burdan, leb demeden leblebiyi anlar gibi, bu sözlerin en azından bütün varlıklar için söylenmemiş olduğunu anlamamaız gerekiyor,)
Homoseksüel hayvanlara, doğadaki hemen her türde izlenen homoseksüellere bakınca bu dişiden- erkekten, çiftlikten nasıl bir ders alamamız gerekiyor?
Hola, Evet o yazıyı ben yazdım ve tekrar tekrar yazabilirim. Bizim yazılı değişmez kaynağımız Kuran’dır. Gündelik hayatta kader veya alınyazısı dediğimiz, yani yarın ne yapacağımızın daha önce belirlenmiş olması anlamında bir terim Kuran’da geçmiyor. Kuran’da 11 yerde kader kelimesi geçiyor ama oradaki anlamları şudur: ölçü, denge. (Alınyazısı, gelecekte ne yapacağımızın yazılı olması anlamında değil)
Aşağıdaki anlamlara dikkat edelim. Birincisinde günlük hayatta kullandığımız kader terimi. Bu anlamda bir kader terimi Kuran’da yoktur.
İkincisinde ise Kuran’da yer alan kader kelimesinin tanımıdır.
Kader: Ölçü, denge, nizam. Örnek: “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede (kadere göre) yarattık.” Kamer 49
Bana inanmıyor musunuz? Kader sözünün geçtiği tüm ayetlere göz atın. Nedemek istediğimi anlayacaksınız.
Ve ikinci şahı çekiyorum. Kaçarsın ama kurtulamazsın.
Ölçü yerine kader kelimesini koyunca, gündelik hayatta anlaşılan kader ile çelişen bir anlam çıkıyor mu?
Buna bakacaksın.
Çelişmediği aşikar ortada.
Allah, sizin geçmişinizi, o anınızı, geleceğinizi ben yönlendiriyorum, ben karar veriyorum diyor mu?
Diyor.
Bunu belirten ayetleri yukarıya yazdım.
Kader Kuran da yoktur diyorsun…Aha var!
Ben senin oynadığından eminim.
Zira ÖLÇÜ dediği…sınırlardır.
Yani ben ölçer biçer ve de yerini, halini, zamanını tayin ederim yazan bir kitap var.
Bu da Allah ın kelamı değil mi?
Ortası delik ıslak sabun bile senden daha az oynak be…
Bıkkınlık verdiniz.
İşiniz gücünüz ahlaksızlık…edepsizlik…
…ahlaksızlığı göz göre göre ifa etmek dinci marifetidir.
Utanma, sıkılma, arlanma, haya yok mudur be birinizde.
Bu kadar rezilliği aynı şekilde ve bir arada barındıran birbirini tanımayan bunca dinci aynı zırvalarla burada boy göstermekte.
Milyonunuzun tohumu bir araya gelse kuruş etmez.
Dingil sürüsü!
Ben bunu yakın zamanda yaşadım. Başarmaya çalıştığım bir uğraş aileme göre benim başarabileceğim, yapabileceğim birşey değildi. Bu düşünceyle kimi akrabalar kaderime karşı gelmemem gerektiğini söylüyorlardı. Neyse bu kuru gürültünün dışındaki hakikate bakalım biz.
Çalışıyorsunuz, emek veriyorsunuz, başarıyorsunuz ve ekonomik koşullarınızla birlikte algınız, algılayışınız, yaşam biçiminizde ciddi bir değişime sahne oluyor. (Çalışın, başarın, kazanın ve tadını çıkaın mesajı vermiş olmak istemiyorum bu epey derinlikli bir konudur biliyorsunuz) Bakıyorsunuzki yıllar önceki yaşam koşullarınızdan kaynaklanan çoğu sıkıntıyı ekonomik güç sayesinde aşmışsınız. (Konfor, sahiplenmek gibi kavramların sağlıklı bir psikoloji için elzem olduğu yönünde bir mesaj vermiş olmadığımı söylemek isterim biliyorsunuzki bu konuda fazlasıyla derinlikli bir konu) Meğer çoğu sıkıntının kaynağı yaşadığınız dünyanın adaletsiz ve vahşi sisteminin yarattığı dinamiklermiş ve bu dinamiklere karşı korunamadığınızda (işte asıl mesaj budur) bir maknatıs gibi çekiyormuşsunuz acıyı, kaygıyı ve birçok ruhsal sorunu.
Kader anlayışına göre yukarıda kısaca ve baya yetersiz bir şekilde anlatılmaya çalışılmış döngüyü zorluklarına, acılarına katlanarak kırmayı başardığınızda gelmiş olduğunuz nokta da kaderiniz oluveriyor hemen. Oysa siz yapamazdınız, koşullarınız uygun değildi, beceriksizdiniz v.s. v.s. Kader anlayışının yeterince sorgulanmaması kadar sakıncalı ne vardır inancın içinde. Eğer yeterince sorgulamazsa kişi yaşanan çürümüşlüğü kadere bağlayıp yaratılan çürümüşlüğün içinde yok olmayla karşı karşıya olması kaçınılmaz. Örnekse cemaatçi yapılanmalar, geleneksel çarpıklıklar. KADERİNİZ OLARAK BELİRLENEN ÇİZGİNİN DIŞINA ADIM ATMAYA ÇALIŞTIĞINIZ ANDA ETRAFINIZDA CİDDİ BİR GELENEK VE İNANÇ BASKISI OLUŞUYOR.
Birde bu kabullenişin hayata yansıyan mutsuz çözümlerini düşünün! Yüce zeus, ne kadar karmaşık ve birbiriyle bağlantılı durumlar, haller, davranış ve düşünüş biçimleri. (kafayı yemek üzere olan bir ikon düşünün burada) 🙂
Tamam bunu yapacakmısın o zaman şu şekilde yap ve bu başaryı şöyle yaşa şeklinde belirlemeler de dahildir bu baskıya. Ayrılmamalısınız, halkadan kopmamalısınız, topluluktan kopmamalı ve diğerlerine örnek olmamalısınız. Bu korkunç anlayış en hümanist inanç gruplarında kendilerini özgürlükçü adleden farklı gruplarda dahi mevcuttur. İşte kaderiniz ve daha doğmadan belirlenmiş çünkü bir plan, tasarı üzerine doğurulmuş bir insasınız. Hıh.
Hola şah ve mat olduğunu anladığın için bir yılan gibi tıslamaya başlıyorsun.
Yazdıklarına bakar mısınız 5 yaşındaki bir çocuk bile daha güzel cümleler kurar.
Sen ağzını bozuyorsun ama ben efendiliğimi koruyorum.
O “dingil sürüsü” lafın varya yılan deliği içinden saklanıp söylemek kolay. Hadi gel yüzümüze karşı söyle. Tabi yüreğin varsa.
Sana acıyorum. Sen bir zavallısın.
Kader yalandır tıpki allahın yalan olduğu gibi.
Aişenin arkasından dedikodu yapılıyor diye vahiy gönderen bir yaratıcının inancından şüphe duymak kadar hakikatli bir hal olamaz.
Ha o zaman allahın ne olduğunu tarif et bana.
İşte kader açmazı, ne yapsın canım dingil sürüsünün de kaderi öyle.
yeni bir kuran yorumu başlıklı konunun 2. sayfasında bulunan son yorum zatıma ait olup sualinize cevap teşkil etmektedir. saygılarımla…
Geberdiğin zaman göreceksin yalanı hiç kuşkun olmasın. Zebaniler sana tarif edecek herşeyi. 🙂
Herkes görüyor işte tanrıtanımazın ne olduğunu. Hani insani duygular, şan, şeref, saygı, ahlak dinin tekelinde değildi. Tanrıtanımaz budur işte. Yılan deliğine gizlenip tıslar durur. Karşıma çıkacak cesareti bile bulamaz
“üçüncü denememde yanlış anahtarı deliğe soktuğumu fark ettim. doğrusunu aramaya gerçekten üşeniyordum. sadece iki anahtar takılı olan anahtatlıkta ilk seferde doğru anahtarı bulma ihtimalim yüzde elliydi. bunu üçle çarparsak karşımda duran kapının açık olma ihtimali yüzde yüzelliydi. ya bu bir mucizeydi ya da bu kapının istatistik bilimine hiç saygısı yoktu. içtiğim tekilalar sayesinde mi bilmiyorum ama bilim düşmanı kapıma gülümsedim ve açıl susam açıl dedim.
…………..
hiçbir şey olmadı tabi. olmasını da beklemiyordum zaten. mucizelere asla inanmazdım.
kapıyı biraz tehdit biraz da zor kullanarak açtım. anahtarları, montumu programlanmış bir makine gibi gerekli yerlere fırlattım. salona girdiğimde tek düşündüğüm uyumaktı. tabi onu görene kadar.
salonun ortasında biri vardı. arkasını dönmüştü ve yüzünü göremiyordum. ama onu tanımak için yüzünü görmeye ihtiyacım yoktu. adım gibi biliyordum ki salonumun ortasında beni bekleyen kesinlikle tanrıydı.
bu bir çok insan için bulunmaz bir nimettir biliyorum. ama beni yargılamadan önce gecenin bir yarısı, sarhoş bir adam olduğumu düşünün. mastürbasyon esnasında anneye yakalanan ergen gibi şaşkınlık içinde kızardım. tabi bunlar gerçek düşüncelerim değil, ani tepkilerim. o anda kızarır ve utanırsın ama bilirsin ki mastürbasyon yanlış değildir. yanlış olmayan bir şeyi yaparken de insan yakalanmaz. suçlular yakalanır. yıldırım hızıyla nöronlar gerekli bilgileri iletir ve ilk tepkin anneye kızmak olur. odaya aniden dalarak, mahremine tecavüz ettiği için.
aynı şekilde ilk şaşkınlığı atlatmamın ardından, öfkem salonumun ortasında dua eden tanrıya yöneldi. içmemin sebebi de kendisiydi. eğer anlatıldığı gibi her şeyden haberdarsa bunu da biliyor olmalıydı.
– ne işin var evimde?
– burası aynı zamanda benim de evim.
– o zaman kiranın yarısını bırak ve bulaşıkları yıkamaya başla.
– bu kadar öfkeli olma. bulaşıkları da dert etme yıkarım.
dedi ve mutfağa doğru yola koyuldu. şaşırmadım diyemeyeceğim. her ne kadar tanrıyı değersiz bulsam da bulaşık yıkamak beklentilerimin üzerinde oldu. hem defansımı da kırmıştı. ben onu ezmek için bunu söylemiştim. ne de olsa yapmayacaktı. üstünlük bende olacaktı ama plan tutmadı. “insanların planları tanrıyı güldürür” sözü bir an gerçek gibi oldu. yine de gardımı bozacak değildim. bana bu kadar acı çektirdikten sonra bulaşıklarımı yıkayarak kurtaramazdı.
mutfağa geçtim arkasından. yavaş hareketleri, olgun görünmesini sağlasa da daha çok mükemmeliyetçiliğini vurguluyordu. çünkü o yavaş hareketlerin bir teki bile gereksiz değildi. kendinden emin ve ağır ağır iş yapmaya koyuldu. o esnada hala dünya dönüyor muydu emin değilim. o kadar kaptırmış ki bulaşığa o dinginliğin içinde köpükten başka bir şey olmadığı kesin. öyle ki bulaşık bedeninin bir parçası gibiydi.
benden hiç yardım istememesine rağmen yardım etmem gerektiğine ikna oldum. öyle bir üsluba sahip ki işin estetiğini bozulmasın, karizmasından ödün vermesin diye adeta yardım nerede gerekir diye kafa bile yoruyorsun. bulaşığı kendim yıkasam bu kadar eziyet çekmezdim sanırım.
yine de tüm bunlar ona olan duygularımda herhangi bir pozitif katkı sağlamadı. aksine ona olan hislerim perçinlendi. insan zekasına oranla üstünlüğü onu haklı kılamazdı değil mi? basit bir bulaşık mevzusunu bile bir ritüele dönüştürmeyi başarması küstahlıktan başka ne olabilirdi.
………..
ve sessizlik bozuldu.
– neden?
– ne neden?
– her şeyi bilmiyor musun? cevap ver işte.
– cevabı bulmak için önce doğru soruyu sormalısın. ben dünyayı böyle yarattım.
– neden böyle boktan bir düzen kurdun?
– nesi boktan?
– her şeyi. nereden tutsam elimde kalıyor. ve bunun sorumlusu sensin. dünyayı ezen ve ezilen sistemi üzerine kurmuşsun. sonra da benim bunun alternatiflerini düşünmeme izin vermişsin. sadistlikten başka bir şey değil bu.
– şöyle açıklayayım. dünya hayatı bir sınavdır. bir sürü kitabımda bunu dile getirdim. ve bu sınavı da kolaylık olsun diye çoktan seçmeli yaptım. öyle ki her sorunun binlerce cevabı var. ve sen bu sorulardan sadece istediklerini yanıtlıyorsun. daha özgür bir sınav sistemi olabilir mi?
– sonsuz soru ve sonsuz cevap var diyorsun.
– evet. sen ve diğerleri bu sorulardan kendinize doğru geleni işaretliyorsunuz.
– sen de yanlış işaretleyeni yakıyorsun. aman ne hoş.
– saçmalama kimseyi yakmadım. yakmaya da niyetim yok.
– kitaplarda böyle yazıyor ama.
– o kitapları ben yazmadım.
– böyle ikiyüzlülük olmaz. az önce dedin dünya sınav ve ben bunu bir sürü kitapta anlattım diye.
– hangi kitapları kastettiğimi yanlış anlamışsın.
– ne yani kutsal kitaplardan bahsetmiyor muyuz?
– hayır. öyle masallar yazmadım ben. hem nasıl bir tanrı figürü var ki kafanda o basit hikayeleri yazdığımı düşünüyorsun.
– bir dakika. o zaman hangi kitaplardan bahsediyoruz burada.
– bir çok isim var kullandığım. kafka, rousseau gibi.
– yok artık. insan onlar.
– iyi ya. onlar en sevdiğim şıkları seçen insanlar. unutma ki tüm şıkları yazan da benim.
– öyleyse baskı ve zulmü seçenler de senin eserin. iyileriyle övünüp diğerlerini yok sayamazsın değil mi?
– asla. zaten doğru şık diye bir şey yok. hiçbiri bir diğerinden daha iyi de değil. benim sevdiğim şıkları seçenleri saydım ben. şunu da unutma ki öğrencinin sınavda öğretmenin seçtiği şıkkı seçmesi benim dünyamda bir tesadüf sadece.
– sonsuz soru sonsuz şık ve şimdi de tüm cevaplar doğru. bu mudur senin sınav anlayışın?
– hayır. her cevap doğru değil. işin aslı bu soruların doğru veya yanlış diye karar verebileceğin bir cevap anahtarı da yok.
– peki değerlendirme neye göre yapılacak?
– bu sınav metaforuna fazla saplandık. işin özü verdiğin cevap senin yolunu belirler. pek tabi seninle birlikte bir çok insanında. insan var olduğu günden beri her soruya verilen her farklı cevap dünyayı değiştiriyor. o değişim sonucunda da bazı cevaplar daha doğru bazıları da daha yanlış oluyor. ve bu senin bulunduğun konuma göre de bir subjektiflik taşıyor.
– iyice kafamı karıştırdın. ama bu seni haklı yapmaz.
– elbette. benzetmeler bazen konuyu açıklamaktan öte anlamayı da zorlaştırıyor. işin özü özgür irade. her insan kendi hayatıyla ilgili kararları verme özgürlüğüne sahip. ancak bu tam manasıyla gerçek olamıyor. sebebi de verilen her kararın diğer insanları da etkiliyor olması. her seçimin bir başkasının seçeneklerini azaltma ve çoğaltma eğiliminde. bu da aslında sınavı insanlarla beraber hazırladığımızı gösteriyor. ve senin tepkinin sebebini haklı bulsam da öfkenin yanlış kişiye yöneldiğini düşünüyorum. çünkü yaşadığın dünya insanların seçimleri sonucu oluştu. oysa bambaşka bir dünya mümkündü başka şıklarla.
– ne yani? bu düzeni sen kurdun ve şimdi sorumluluğu bize mi atıyorsun?
– elbette. satranç yenilgisini tahta veya taşlara yüklemek aptalca değil mi?
– hiç de aptalca değil. benim elimde bir kaç piyon ve bir şah varken karşımdaki tam bir takımla oynuyorsa tahtaya kızmamdan daha doğal ne olabilir.
– hala yanılıyorsun. taşların eksikse bunun sebebi tahta değil senden önce oyunu oynayanın kaybettiği taşlardır. kızman gereken sana bu kadar geriye düştükten sonra tahtayı devreden senden önceki oyuncudur. ve şundan emin ol ben hayat denen oyunda tek bir hamle dahi oynamadım. yaptığım sadece taşları dizmekti.
– hiçbir sorumluluk kabul etmiyorsun. bunu anlamak mümkün değil.
– ne yapmamı bekliyorsun. insanı yaratmak dışında bir müdahalem yok. beni insanı yaratmakla suçlayamazsın. bu emin ol büyük bir hata olur.
– öyleyse ne yapmalıyım?
– bu soruya cevap veremem.
– seninle konuşmanın kimseye faydası yok. hem sorumluluğu almıyorsun hem sorunu çözmüyorsun.
– eğer soruna cevap verirsem, ilerde senin gibi bir başkasının sorularına cevap veremem. sana vereceğim cevap, hayata müdahale olur. ve bunun sonucunda var olan dünya da asla benim yarattığım dünya olamaz.
– anlıyorum. o zaman şu soruya bir cevap ver. insan neden var?
– dünyada icat edilmiş en zor sorudur bu. tanrıya sormaksa gerçekten saçma. ben yaratanım. benim cevabım senin için bir anlam ifade etmez. ayrıca cevabı ben de senin gibi tahmin ediyorum.
– ne demek bu şimdi? kendi yaptığın şeyin sebebini nasıl bilmezsin.
– öncelikle insanı yaratalı çok zaman oldu. o kadar çok zaman oldu ki bazen emin olamıyorum. tam hatırlayamıyorum gerçekte neler olduğunu. bazen bir anı canlanıyor sizi yarattığıma dair. ama bazen de bir başka anıda insanın beni yarattığını görür gibi oluyorum.
– bu ne arkadaşım. bu nasıl bir delilik. hafızası zayıf bir tanrı ne kadar mümkün bilmem ama en temel gerçeği nasıl bilmezsin? kim kimi yarattı.
– keşke cevap verebilsem sana. ama şunu bir düşün. ben bundan emin değilken sen nasıl olabiliyorsun?”
link to akmayannehir.blogspot.com
🙂 hoş
Yahu ORPHEUS yazdığın her bir şeyin aksini gösterir belgeleri yorumsuz getirdim astım.
Şu yazdıklarımı bir açıkla da anlayalım.
Kuran da bizim anladığımız anlamda kader yoktur diyorsun…
Aha var!
Kuran da insanın özgür iradesi serbesttir diyorsun…
Aksini gösterir ayetler yazıyorum…
Yanlarından bile geçemiyorsun.
Şu yazdıklarımız Allah ın kelamı dediğin ayetler.
Yazdıklarının tam aksini göstermekteler.
Satranç tahtası koltuğunun altına sıkıştırılmış…
..sen şah mat demektesin.
Orpheuse yazdı:
Ben buradan devam etmek isterim. Din alimlerinden farklı bir bakış açısı yakaladığıma sevindim. Şimdi siz sanırım diyorsunuz ki, Allah kimin ne yapacağını, kimin cennete – cehenneme gideceğini bilmiyor. Çünkü henüz daha kullarını yaratmadan kimin ne yapacağını bilemezdi. Benim özgür iradem, Allah’ın dilemesine, bilgisine karşı çıkabilir. Yani Allah benim cehenneme gitmemi diliyorsa, benim özgür iradem ile onun bu dileğini yenebilirim. Güzel bir yaklaşım devam edelim derim.
xenix: Takiplerim
İlave olarak. Levh-i Mahfuz hakkında ne düşünüyorsunuz? Öyle bir kitap var mı Allah katında her şeyin yazılı olduğu? Veya içindeki yazılar değişir mi? Ben mesela Allah’ın bu kitabına yazdığı bir şeyi özgür irademle değiştirebilir miyim?
xenix: Takiplerim
Daha da basitleştirelim, bilir bilmez, özgür irade kader kısmını geçelim. Şunu soralım sadece, Tanrı A kişisini yaratırken öyle bir şekilde yaratmış ki, A kişisini özgür iradesiyle başbaşa bıraktığında onun hangi koşul altında nasıl davranacağımı da bilerek yaratmış. Ve tanrı B kişsini de yaratmış, ve B kişisini de özgür iradesiyle başbaşa bıraktığında onun hangi koşul altında nasıl davranacağını bilerek yaratmış.
Bu durumda A kişisi ile B kişsini eşit şartlarda mı yaratmış oluyor tanrı;)
Xenix, yukarıda gayet net ve açık bir şekilde anlattığımı düşünüyorum.
Yine de üç madde şeklinde tekrar edeyim:
1. Madde: Kuranı Kerim’de “insanların gelecekte ne yapacakları” belirlenmiş değildir. Allah insanlara kişisel seçme hakkı hakkı vermiştir. Bunun aksini ifade eden tek bir ayet bile yoktur.
2. Madde: Allah, insanların gelecekte ne yapacaklarını bilir, geleceği görür. Kimin cennete kimin cehenneme gideceğini de biliyor.
3. Madde: Allah’ın dilemesei de nedemek? Zannediyorsunuz ki o bizim ne yapacağımızı önceden dilemiş. Yok öyle birşey. Cennete ya da cehenneme gitmemizi falan dilemiş değildir. Bize verdiği özgür iradeyle ona uyabilir ya da karşı çıkabiliriz ancak. Böylece cennete ya da cehenneme gitmeyi de kendimiz seçmiş oluruz.
Levh-i Mahfuz’a gelince, şöyle bir ayet var:
“Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (Neml Suresi, 75)
Bu ayetten net olarak anlaşılıyor ki “Allah herşeyi bilir”. Şahsi kanaatime göre Levh-i Mahfuz derken herhangi bir kitabı kastetmiyor. Yine Allah tarafından insanlara sunulan Kainat kanunları anlamında soyut bir manadan bahsediyor.
Nasıl ki bir cini bir insana dönüştüremeyeceğin gibi kainat kanunlarını , Levh-i Mahfuz’u da değiştiremezsin 🙂
Ben bunları Kuran’daki ayetlere dayanarak söylüyorum. Herşeyin doğrusunu Allah bilir.
Not: Hola ve kaminendo adlı şahıslar bana cevap yazmasın. Her türlü inanç ve inançsızlığa saygı duyduğum halde onlar dini topluluklara hakaret etmeyi, inançları aşağılamayı tercih ediyorlar. Bundan dolayı kişisel kinim var onlara karşı.
Kişisel kin ha…
Sevsinler!
Kişisel kin, kişiye, yani şahsına münhasır özellikler bilinir ise oluşur.
Buraya taşıdığımız zaten var olan bilgiler…bunlar yazdıklarınızın zırva olduğunu ortaya koymakta.
“Bana yazmasınlar” diyerek buraları zırva ile donatma taktiği…
…deneme bile!
Be adam. diyelim ki sen herşeyi biliyorsun. bizden daha akıllısın. Bu sana bir din grubuna “dingil sürüsü” deme hakkını veriyor mu?
Bildiklerinden o kadar eminsen fikirlerini söyle de görelim. Yoksa fikir mücadelesini kaybedince hakarete mi başvuruyorsun?
Hakaret, küfür öyle uzaktan yapılmaz. İnsanların yüzüne söylenir. Böylesi daha makbuldur. Burada anaokul muhabbeti yapmıyoruz
Bilmiyor, sadece naklediyorum…kaynakça vererek.
Daha birine cevap veremedin.
Hala da verememiş durumdasın.
Yazdıklarının aksi orada durmakta…
HoLa benim keyifle okuduğum bir yazar, ama böyle olmayabilirdi de hiç önemli değil. Zaten inanıtyorumki, anlaştığımız konular kadar hiç anlaşamadığımız konular da olur kendisiyle. Ama kendisini seveyim sevmiyeyim, anlaşayım anlaşamayayım, adamın etmediği bir lafı, kurmadığı bir anlamı, VE HİÇ OLMAYACAK BİR ANLAMI ısrarla, kasıtlı bir şekilde dile getirmek , yazarı böyle yaftalamak şiddet olmuyor, hakaret olmuyor… ama en sonunda insanların sinir katsayısını infilak ettiren böyle “anlaşılmaz” bir şiddetin etkisiyle dingil demek hakaret oluyorsa ne güzel 😉 Her konunun geldiği yer aynı, soru, teknik , ceavp yok, bir kere de böyle yerlere gelip, forum kuralı, yazma tekniği, yazışma kuralı tantanası yapmadan yazın ya. Ayetin önü arklası diyor HoLa, getir diyor getirmiyorsun. İnsan hakları beyannamesi denilmiş, cariye severek mi sevişiyor sahibiyle, köle efendisinin izni olmadan nereye çalışıyor, nereye malk mülk yapıyor denmiş, kan şekerin fırlıyor cevap yok, türlerin homoseksüelliği diyorum, ağacamı işeyeyim diyorsun, böyle onlarca şey, zebani sana şöyle yapacak… Şikayet; dingil dedi. 😉
Araf 178. ayette şöyle diyor: “Allah kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.”
Hola bu ayeti göstererek. “Aha bak insanların alınyazısı çoktan belirlenmiştir, kişisel irade özgürlüğü yoktur” iddiasında bulunuyor.
Ben de dedim ki bir kompozisyonun içinden tek tek harf ya da kelime alarak okuyacağına bir bütün olarak oku, daha iyi anlayacaksın. Araf 178’i önce gelen ayetlerle birlikte okuyunca kafirlerin kişisel iradeleriyle yoldan saptıkları, yaratıcının hiçbir şekilde onları karagöz hacivatı yönlendirir gibi yönlendirmediği görülür.
Bu cevabı vermeme rağmen komik birşekilde “hala cevap veremedin” diyor. Kamuoyuna saygıyla sunarım 🙂
Bu arada kendileri dilbilimci oluyormuş. Orhun Abidelerini okurken heralde tamamını okumaya gerek duymaz tek bir satırla eski Türk kültürünü çözmeye çalışır 🙂
Ayet açıkça “Allah ın kişileri ister iyi yola isterse kötü yola sokabileceğini” yazıyor.
Sen de diyorsun ki başka ayetler var bunun aksini söylemekte.
Bu durumda ayetler ÇELİŞİYOR.
Ama diyorsun ki başka ayetler ile birleşince farklı bir sentez çıkıyor.
Ona da peki dedik, bir haftadır bekliyoruz.
Nedir o ayetler…öncesini de sonrasını da okudum.
Öncesinde ve sonrasında senin dediğin anlam çıkmasına neden olan ayetleri buraya getir görelim.
Ama getiremeyeceksin.
Yok öyle bir şey!
Yok.
Bırak şimdi dingili, krankı.
Ayetler nerede?
“Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.”
Bu satırı bilir misin? İstiklal marşının 11. satırı.
Ne anlıyoruz bu satırdan: Bir saldırganlık, despotluk, zorbalık var sanki değil mi? Önüme çıkan engeli (bendi) yıkarak saldırıya geçerim diyor. Öyle mi?
Öyle değil. İstiklal marşının bütününe bakınca bir istiklal mücadelesinden, özgürlük, bağımsızlık, vatan sevgisinden bahsettiği anlaşılır. Dolayısıyla tamamını okumak yerine içinden tek bir satırı okumak insanı yanıltabilir. İşte senin yaptığın budur.
Yine de senin gibi yaklaşalım olaya. Önceki ayetleri es geçelim sadece “Allah kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.” ayetine göz atalım.
Cümlenin sonunda “ziyana uğrayanlar kendileridir” diyor. Bir canlandırma yapalım. Diyelim ki ben bir kukla gibi seni oynatıyorum, her hareketini ben belirliyorum. Sonra da bazı hareketleri yanlış yaptın diye “sen ziyana uğrayanlardansın” diyeceğim öyle mi?
Görülüyor ki ayetleri yanlış anlıyorsun…
Hehehehehee….
…var dediğini neden getiremiyorsun.
Çünkü yok.
Tipik dinci numaraları bunlar!
Ben yazıldığı gibi anlıyorum.
“Her ne kadar öyle yazıyorsa da aslında öyle değil”
…numaralarını artık üfürükçüler bile yapmıyor yahu.
Ben gayet mantıklı cevaplar veriyorum. sen ise daldan dala atlıyorsun. yaptığım açıklamalara diyeceklerin bu kadar mı?
Zaten gerçek de olsa bu gerçeği kabul etmeni beklemiyorum. Boşver gitsin
Bu arada madem ölümden sonra hayat yok. Neden bunca dertleri sıkıntıları çekiyorsun ki. Ev kirası, doğalgaz faturası, okul harcı, çeşitli hastalıklar, maddi sıkıntılar. İntihar et bitsin herşey. Nasılsa hayat çok kısa. Ha şimdi ha yarın. Ne farkeder ki.
Klasik “önemli olan bu kısacık hayatı dolu dolu yaşamak” mı diyeceksin sen de? Hiçkimse dolu dolu yaşamıyor ki. Dünyanın en mutlu insanının bile haftanın bir günü yüzü güler geriye kalan günlerde ise sorunlarla boğuşur. Kar zarar hesabı. Bu hayata ne kadar erken son verirsen sorunlardan o kadar çabuk kurtulursun. İsveç, Finlandiya gibi ateizmin çok olduğu ülkelerde bu şekilde düşünmüş olmalılar ki intihar oranları çok yüksek.
Valla bende cehennem korkusu olmasa hiç düşünmem atlardım denize. Senin öyle bir derdin de yok
“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.” (Hadid Suresi, 22)
Ben de onu diyorum işte. Henüz daha beni yaratmamışken, cehenneme gideceğimi biliyorsa benim özgür iradem nerede? cüzi iradem nerede?
Tevbe 51. De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.”
Bakara
(272) Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.
Bakara
(284) Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
Al-i İmran
(129) Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nisa (49) Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez. (xenixin notu:Demek kendimizi temize çıkarmak yetmiyormuş, Allah’ın dilemesi şartmış)
Maide (40) Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Enam (88) İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı bütün yaptıkları boşa gitmişti. (xenix notu: acaba kafirleri dilememiş olabilir mi? )
Yunus (25) Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
İbrahim (4) Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Sayın orpheuse bitmiyor bu ayetler.
Hac (16) Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola iletir.
İkna olmadıysan daha taşırım. Bir de senin iddianı destekleyen Allah’ın dilemesine bile karşı çıkabildiğimiz özgür irade ayetlerini alsak da o açıdan baksak olaya. Ben o sonucu nasıl çıkardığınızı hala merak etmekteyim.
xenix: Takiplerim
Bak yine başa sardık…
…şimdi gelecek birisi diyecek ki:
Ayetleri buraya tek tek taşıma, bu ayetlerin öncesinde veya sonrasında başka ayetler var…heppppisini oku öyle anla…
…böyle tek tek ayetler insanı yanıltır.
Sen de diyeceksin ki:
“O ayetler hani”
O diyecek ki;
“Ben öyle bir tavla oynarım ki…anında seni iki mars bir ters ederim ama sen zar tutuyon”
Sen diyeceksin ki:
“Ayetler nerede?”
O diyecek ki:
“Bir gün peygamber efendimiz yolda giderkene…”
Sen:
“Anladım, tamam şu ayetler vardı.”
O:
“Sen gibi din düşmanları buralarda…
Sen:
Ayetlerrrrr!
O:
“Bak sen burada gelip ona buna düşmanlık ediyon…”
Sen:
“Ulan ben…”
O:
“Aaa bana ulan dedi…”
Bu vesileyle:
Dinci hala yirmi beş ileti yukarıda bahsettiği şu bütünlük kazandıran, anlam farklılaştıran ayetleri getiremedi…
xenix, sen bana Zaman’ın ne olduğunun kusursuz bir tarifini yap. Ben de 2. maddeyi tam olarak tarif edeceğim.
Ayrıca bizi daha yaratmamışken ne yapacağımızı biliyor diye hal ve hareketlerimize müdahale mi etmesi gerekiyor? Yine yıldız savaşları örneğini vereyim. Yönetmen filmin geleceğini biliyor diye bir daha oynatmaması mı gerekiyor 🙂
Verdiğiniz ayet örnekleri ile ilgili bilgiyi de Hola’ya anlattım yukarıda. Bu ayetleri yanlış kavradığınızı ifade etmek istiyorum. Aynı şeyleri tekrarlamaktan yoruldum. Aynı şeyleri tekrarlamakla bir yere varılmaz. Kısır döngüdür bu. Size tavsiyem ayetleri anlayarak okumak.
Tekrar ediyorum, ele aldığınız ayetler birer paragraf değildir. Paragrafın son cümleleridir. ÖSS sınavında paragraf sorularında son cümlelere bakarak mı anafikir çıkarıyodunuz 🙂
Hola, tenefüse çıktın sanırım. Derse geri döndüğün zaman anlaşılmayan konulara açıklık getirmeye hazırım yine.
Bu arada hayata son verme ile ilgili soruma cevap vermedin. Keşke senin yerinde olsaydım. Öldükten sonra yok olmaya inansaydım da tüm çilelere son verseydim. Ama yok bende cehenneme gitme korkusu var.
Zaman: Olayların, öncelik-sonralık ilişkisidir. (Basit ama kusursuz bir tariftir)
Buyrun şimdi tarifinizi bekliyorum.
(Bu arada star wars’ın yönetmeni kimin hangi rolü alacağını, kimin iyi kimin kötü rolde olacağını, kimin filmin hangi karesinde ne diyeceğini biliyor. Bunun farkında olmanız lazım. Filmden sonra kötü rolde olanları cezalandırdılar mı yoksa? Haberimiz mi olmadı? )
xenix: Takiplerim
Xenix. Diyelim ki zaman kavramının bulunmadığı bir evrenden dünyamıza bir yaratık geliyor. Ona zamanı şöyle mi tarif edeceksin: “Olayların, öncelik-sonralık ilişkisidir”. Diyelim ki bu yaratığın düşünce okuma yeteneği var. Bu yaratığa düşünsel olarak kusursuz olarak zaman’ın tarifini yapabilir misin?
Zaman kavramı, bilimin asırlardır sancılı problemlerinden birisi olmuştur. Bu yolda ilerleme kaydedilirse özellikle kader konusunda da birçok şey ortaya çıkacaktır. Çünkü ben yaratıcının zaman’ın dışında yeraldığını düşünüyorum. Zaman insanlar içindir. Zamansızlığı tasavvur edemediğimiz için yanılgılara düşüyoruz. Teoriye göre kara deliklerde zaman duruyormuş. Belki de oralara bakmak gerek 🙂
Evet öyle tarif edeceğim. Bir seferde anlayacağına eminim, düşünce okumasına gerek yok.
Zamanın dışında yer alması ne demek? Yani bir şeyleri bir şeylerden önce yaratmamış mı? Veya hiç yaratmamış mı? (zaman kavramının dışında olan hareketsiz olur)
Karadeliklerle ilgili öyle bir teori yok konuyu değiştirmeyin. (Zamanın göreliliğini zamansızlık olarak anlıyorsanız o başka)
Ben hala tarifinizi bekliyorum.
xenix: Takiplerim : (Konuyu başka yerlere çektikce de holanın tavla benzetmesi aklıma geliyor gülme krizine giriyorum her seferinde)
Cehenneme gitme korkusu yüzünden yaşamına son verememek:
Cehennemi olmasa tanrının da tanrının yarattığı her şeyin de beş para etmeyeceğini düşünme hali.
(Bknz. Tanrıya erkeksen cehennemsiz gel demek isteyip de diyememek)
(TDK Çelişkili Haller Sözlüğü)
Kardeliklerle ilgili öyle bir teori yok öyle mi? Karadeliklerin içinde zamanın durduğu ile ilgili teori yok diyorsunuz. Öyleyse biraz astrofizik okusanız da ondan sonra kaldığımız yerden devam ederiz.
Daha fazlasını söyeyeyim: Teoriye göre madde ışık hızına varınca zaman durur. Işık hızını geçerse de (hiçbirşey ışığı geçemez) zaman geriye doğru gider.
Efendim, Hola’yla oynadığımız oyunun adı tavla değil, Satranç’tır.
Zaman geriye doğru gitmez, sadece geçmişte olan bitenin görüntüsü elde edilebilir…
…zaman neden geriye gitsin?
Uydurup uydurup yazıyorsunuz, aksini ortaya koyunca da kıvırtmaya başlıyorsunuz.
Yazılana cevap versene kardeşim…
…adam sana soru soruyor…
…anında ıslak sabun rolleri…
…önünde ayetler var…
…yok başka ayetler mayetler diyorsun…
Hala ortada yok.
Allah ın kelamı yahu…
Boru mu sandın?
Hola, hala hayatına son vermek ile ilgili soruma cevap bekliyorum.
İnsan ömrü zaten çok kısa. Bir anda yaşlanıveriyoruz. Çilekeş hayat. Hastalık, borç, harç, savaş, kargaşa eksik olmuyor hiç. Bunlar nezaman son bulacak? Ölüp yok olduktan sonra. Ee daha ne bekliyorsun. Hemen şimdi bir son versene bu sorunlara. Yaşlanmayı mı bekleyeceksin. Yaşlılık da ayrı bir problem. Yardım almadan merdivenden çıkamazsın, yürüyemezsin, koşamazsın. Yatağa bağlı bir hayat. Çekilir mi bunlar yahu. Sen beni dinle tüm dertlerden bir anda kurtul
Yaşam, hayat, ömür…
…daha bunların ne olduğundan haberin yok.
Yaşam idame. Nedir acep.
Hayatından bezgin olan, yaşamına son verir…
…”bir an önce cennete gideyim” diye sen kendini gebertmeyi düşünüyor musun ki elaleme bu gibi dallak sorular yöneltiyorsun.
Aklı başında gibi duruyordun sanki…
İçinizde bir tanecik pervane olmayanını görmeyecek miyim yahu?
Konudan konuya sıçrıyoruz. Farkındayım sıkıştıkça açığımı aramaya başladınız ama benden pek açık çıkmaz haberiniz olsun.
Yanlış yorumluyorsunuz. Karadeliğe düşenle dışarıda ki kişi arasında zaman göreliliği farkı vardır. Veya ışık hızına yaklaşan ile duran arasında olduğu gibi. Siz sanıyorsunuz ki (yazdığınızdan öyle anlıyorum) ışık hızına çıkınca böyle her şey yavaşlıyor ağır çekim gibi oluyor (veya karadeliğe düşüldüğünde). Bu yüzden temel fizikten başlayıp, kuantum fiziğine kadar ders vermeyi isterdim fakat konumuz bu değil. Şimdilik şu linkle idare edin okumayı severseniz.
link to sonsuz.us
Bana oynadığınız oyun satrançtan çok uzak görünüyor. Tavladan da ziyade yakalamaca dönüştü. Sizi sabit bir konuda tutmakta zorlanıyorum.
Gelelim asıl meseleye. Zamanın tanımını yaptım. Şimdi sıra sizde. Allah bu yaptığım tanımdan münezzeh midir?
Zaman: Olayların öncelik-sonralık ilişkisi.
A- Allah olayların öncelik-sonralık ilişkisinden münezzehtir. Aslında önce yarattığını iddia ettiği şeyleri sonra da yaratmış olabilir.
B- Allah olayları öncelik-sonralık ilişkisine göre yaratmıştır. Önce şunu yarattım diyorsa, önce onu yaratmıştır.
(Çoktan seçmeli sisteme alıştığınız için böyle ilerlemeyi deneyelim bir de)
Hem bakın bir link daha var bu konuyla ilgili.
link to sonsuz.us
Onu da okumuşsunuz ama kesmişsiniz tartışmayı bir yorum yazdıktan sonra.
(Yine bir merak konusu, Allah’ın zamanın dışında olduğuna dair inancınız nereden geliyor? Ayet desen yok, alimlerden de böyle bir açıklama yok. Her şeyden önce Allah’ın ezeli olduğuna inanıyor olmanız, Allah’ın sonsuz zamandan önce geldiğine inanıyor olmanız demektir. Zaman yoksa, ezel denilen kavram da yoktur. Zamansızlığı kabul etmeniz, ezel olmadığını kabul ettiğiniz anlamına gelir. Ben merak ediyorum bu tür inançların nasıl oluştuğunu. )
xenix: Takiplerim
Xenix, karadeliklerle ilgili teoriler dolu dolu. Bunlardan birisi de içinde zamanın durduğu ile ilgili. Oraya gitme şansımız olmadığı için test etme şansımız yok şimdilik ama zamanın orada durduğu ile ilgili teori de var. Siz böyle bir teori yok dediniz. Altını çiziyorum. Hala yok mu diyorsunuz?
Zaman tanımı tatmin etmese de sorunuza cevap vereyeyim: Allah bize “hiçbir şeye hiçkimseye benzemediğini” ifade eder. Bu çok net bir ifadedir. Buradan çıkarılacak sonuç Allahın bildiğimiz fizik kanunları ile tarif edilemeyeceğidir. Yani evrende varolan ne varsa temelde atomlardan oluşur ve en, boy, derinlik, zaman gibi boyutlarda yer kaplar. Yaratıcıyı da bu boyutların içinde varsayarsak onun yarattığı maddeden ne farkı kalır. O bildiğimiz tüm fizik kanunlarının dışında yer alır. Ruhlardan örnek vereceğim ama muhtemelen ruhlara da inanmıyorsunuz. Dolayısıyla o yaratmış olduğu zamanın da dışındadır. Kavraması zor biliyorum ama zamanı da tam olarak kavrayabilmiş değiliz. Big Bang öncesi ne olduğunu da kavrayabilmiş değiliz. Evrenin bir sonu varsa bunun dışındaki kısmı da kavrayabilmiş değiliz. Atom altı parçacıkları da kavrayabilmiş değiliz. Bu kadar içiçe olduğumuz konulara hakim değilken Tanrı’yı kavrayabilmek ne kadar mümkün olabilir? Onun için diyorum ya bir yolunu bulup karadeliklere gidebilirsek birçok şey aytınlatılabilir. Zamanı da kaderi de.
Tabiki bunlar benim Kuran ayetlerinden çıkardığım kişisel görüştür. En doğrusunu Allah bilir.
Madem ölümden sonra yok olma var. Şimdi yaşamanın ne anlamı var. Başka bir ifadeyle eğer yok olmak varsa bugün yaşadığımız tecrübe ettiğimiz hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi hatırlamayacağız. Öyle değil mi.
O zaman şimdiki yaşamımız anlamsızlaşır. Gereksiz bir zaman kaybı gibi birşey. Çabucak sönüp giden sabun köpüğü gibi birşey.
İster dünyadaki tüm altınlar senin olsun, dünyanın en mutlu insanı ol, ister dünyanın en mutsuzu. Kısa bir müddet sonra bunlar son bulacaksa ve hiçbirşey hatırlanmayacaksa yaşamanın ya da yaşamamanın ne anlamı var.
Ya hiç olacaksın. bir hiç. Mutlak sıfır. İşte durum bu kadar kritik.
Bir anlık ömür boyunca ne diye ızdıraplara mahküm olalım ki. Fişi çek gitsin. Keşke sendeki şans bende olsaydı da kendi fişimi çekseydim
Fizikten pek anlamam ama yaşam içgüdüsü hakkında konuşabilirim. İnsan dahil bütün canlılar yaşamak ister. Bu onların genlerinde var olan bir güdülenmedir. Ölümden sonra yaşamın olup olmaması yaşadığımız hayatı anlamsızlaştırmaz.
Aslında başka açıdan da değerlendirilebilir konu. Eğer ölümden sonra sonsuz hayatımız varsa, bu hayat çok daha anlamsızlaşabilir. Yazdıklarınızdan hayatınızın ızdıraplar içinde olduğunu fakat cehennem korkusu yüzünden intihar etmediğinizi farkettim. Eğer yardıma ihtiyacınız olursa size yardım etmek isterim.
Sayın Simge;
demişsiniz. işte bilim bunu söyler bize. ama burada bizi bırakır. insanın merak ettiği asıl bundan sonrasıdır.
İyi de niye; Niye “İnsan dahil bütün canlılar yaşamak ister.” sebep olarak getirilen açıklama
“Bu onların genlerinde var olan bir güdülenmedir” den ibaretir. Bu mudur yani, bumudur açıklama dediğiniz şey, önce 1 milyon çeşit canlıyı gözlemle, genlerine bak, sosyal davranışlarını incele vs. vs…
sonra da “bu genlerinde var…” de…
Bu ilk çağlarda yaşayan insanların; her sabah güneşin doğuşuna bakarak, yarın sabah güneş doğacak demelerinden ne kadar farklı.. Açıklama dediğiniz şey gördüklerinizi başkalarınında görmesi mi yani ?
Bilim bu haliyle şu meşhur 6 körün fili incelemesiyle aynı şeyi yapmıyor mu ?
Siz yanlış anlamışsınız, eksik anlamışsınız, ölümden sonsuz hayatın varlığı bu hayatı anlamsızlaştırmaz, aksine çok anlamlı kılar. Çünkü bu hayat sonsuzluğun anahtarı olması cihetiyle düşünülürse sorun kalmaz. Ama biz hep bu dünyaya göre düşündüğümüz için yanılıyoruz.
Merakınızı anlıyorum sevgili xinteorisyen. İnsan merak eden bir varlıktır. Bilim bunu da söyler. Bilmek ister, öğrenmek ister, ölmemek yok olmamak ister. Cennet ister. Kendini tanrının şefkatli kollarında görmek ister. Kendisine haksızlık yapanların cezalandırılmasını ister. Kendisinin herkesten farklı olduğunu bilmek ister. İster de ister. İstekler sonsuzdur. Hayal gücünüz kapasitenizce isteyebilirsiniz.
Haklısınız bilim körlerin fili tarif etmesi gibidir. Ama file hiç dokunmadan tarif eden körlere göre daha avantajlıdır.
sevgili misafir orpheuse yazdığım yorum sizin için de geçerli.
Onlar anlamaz simge hanım. Onlar biyologa biyoloji, fizikçiye fizik, psikologa psikoloji öğretirler. Vahiy var onlarda islamda cevapsız soru yok.
Eleman demiş ki:
“Madem ölümden sonra yok olma var, yaşamın ne anlamı var.”
Bu bir hayat felsefesidir.
Yaşam değil!
Yaşam: Sen olsan da olmasan da…ki bu benim için de geçerli, yani ben de sen de doğsan da doğmasan da devam eden bir gerçek. Yaşam var olan canlıların tamamının oluşturduğudur.
Yaşam süregitmekte zaten.
Hayat ise, senin doğman ile ölmen arasında, ki bu bir süreçtir ve de adı ömürdür, bu süreçte olan bitendir.
Ömrünün içindeki yaşanmışlıklar ise hayatı oluşturur.
Yani bir kişinin yaşama son vermesi mümkün değildir.
Yaşam devam etmekte.
Oradan bana günlerdir, haftalardır maval okuyorsun da…sen okumaya devam et.
Hayat sana neler veriyor ise…hayatına bu kadar son verme heveslisi isen bunun nedeni ben değil hayatının sana ne sunduğu olabilir ancak…
…ölüm bir hayatın sonu olabilir…yaşamın değil.
Buralarda günlerdir çalkalıyorsun ama…
…çalkalaman bir işe yaramıyor.
Yukarıda yazdıklarının varlığına dair iddia ettiğin halde tek bir elle tutulur bir belge, kanıt getiremedin.
Ayetler nerede?
Hala sinek vızıltısı kertesindesin…
…sende hiç mi utanma sıkılma yoktur?
Azıcık yahu…
Zaman konusundaki inanç; yani “Allah’ın zamanın dışında olduğuna dair inancımız” şuradan gelir.
O Allah ki Ezeli ve ebedidir. doğmamış ve doğurulmamıştır. Bunların anlamını doğru algılamadığınızda sizde doğal olarak bu tür düşünceler geliştirirsiniz.
Doğmamış ve doğurulmamıştır demek ondan önce yok demektir, Ezel kavramı bununda ötesindedir.
Bunu anlamak bir yana anlatmak bile bir problemdir.
Ama zaman üzerinden bunu anlatmaya çalışayım, diyelimki sizin söylediğiniz gibi, bir belirsiz zamansızlık anında zaman yaratıldı ve sizin söylediğiniz gibi ZÖ – Z – ZS dizesi oluştu. bakın bu yine bir zaman çizelgesidir. çünkü zaten zaman sizin tanımınıza göre bir öncelik sonralık ilişkisidir ve sizin gösterdiğiniz çizelgeye bağlı kalmak zorunda kalan bir yaratıcı bildiğimiz zamanın üstünde bir zaman ‘a bağımlı kalmak durumunda olacaktır.
Eğerki bu durumu aşmak istersek (ZÖ – Z – ZS)Ö – (ZÖ – Z – ZS) – (ZÖ – Z – ZS)S durumu olmak gerekecek, ve bu durum yine bir zaman anlamına gelecektir. ve bu zaman çizelgesine bağlı kalmak durumunda kalan bir yaratıcı , o zamana bağlı olduğu için kendiininde içerisinde olduğu
[(ZÖ – Z – ZS)Ö – (ZÖ – Z – ZS) – (ZÖ – Z – ZS)S] – [(ZÖ – Z – ZS)Ö – (ZÖ – Z – ZS) – (ZÖ – Z – ZS)S] – [(ZÖ – Z – ZS)Ö – (ZÖ – Z – ZS) – (ZÖ – Z – ZS)S]S zaman düzleminde olmak zorundadır.
Bakın bunu sonsuza kadar devam ettirebiliriz. ve burada bahse konu olan yaratıcıların hiç biri Ezel ve Ebed sıfatına sahip olamazlar. Çünkü o zaman, bu çizlgelerin herbirinin dışında olması gerekir.
Burada bir incelik var farkettiniz mi ? Zaman çizelgelerinin herbiri kendi içlerinde var olduğu düşünülen yaratıcıları otomatik olarak, doğuruyor, ve o yaratıcılar , doğuruluyor
İşte Allah (C.C) doğmamış ve doğurulmamıştır derken neyin kastedildiği burada anlatılmaya çalışılır.
Bu inançların nereden geldiğini merak ediyodunuz sanırım …
Umarım bir miktar açıklayıcı olabilmiştir anlattıklarım
Bakın karadelikler hakkında bilgileriniz çok eksik. Zaman yok diye bir şey yok. Karadelikler hareket eder, dönerler. Zamanın olmadığı bir yerde dönme ve hareket olmaz. İkincisi karadelikler enerji saçar ve buharlaşırlar. Zamanın olmadığı bir yerde bir karadelik buharlaşıp yok olmaz. Karadelik dediğimiz şey yüksek kütleli küçük hacimli tekilliklerdir. Uzay-zamanı bükerler. Genel göreliliğe göre herşeyin formülü ortadadır. Zamanı görelidir, “zaman yok” diye bir şey yoktur.
Şöyle başlayan paragrafınız. Allah’ın sıfatları vardır. Bunlar Kuran’da tanımlanmıştır. Ha o bunlardan da münezzeh diyorsanız tamam o zaman tartışmayı uzatmanın bir anlamı yok gerçekten. Ben mesela Allah’ın adil olduğuna inanıyordum (eskiden yani Allah’a inanırken) bu inancımı da o hiç bir şeye benzemez, hiç kimseye benzemez diye reddetmemiştim. Diğer sıfatları için de geçerli bu. Örneğin Ezeli sıfatı. Ezel sonsuz zaman öncesidir. Zamanı özellikle koyu yazdım çünkü zaman yoksa, ezel sıfatı da yalan olur. Zamanın olmadığı bir yerde (öncelik*sonralık ilişkisi) nasıl sonsuz öncesi olacak???
Farkındayım sizin görüşleriniz olduğunun. Eğer varsa Allah, affeder sizi umarım.
xenix: Takiplerim: Sevgili xinteorisyen, ezelle ilgili sözlerim sizin yorumunuz için de geçerlidir. Zamanın olmadığı bir yerde ezel de yoktur.
Teşekkür ederim Simge hanım;
demişsiniz. :))
Daha avantajlı olan bir sınıf daha biliyorum.
Gözleri gören bir adam …. Bu yüzden soruları değil cevapları vardır. Ancak bu görme özneldir, kendi deneyiminizi bir başkasıyla paylaşabilir misiniz ? (Qualia)
Ne yapabilirsiniz ? Bilimi kullanabilirsiniz..
Ortak olarak gözlemlediğiniz olgularda, sizin gördüklerinizi görmesini bekleyebilirsiniz.
Yani dokunduklarınızdan yola çıkarak gördüklerinizi görmelerini beklemek gibi bir şey bu…
Bir kör , bir göreni sadece kör olarak tanımlayabilir.
Bunun cevabı , aslında bizlerin sonsuz bir hayattan kısa ömürlü bir hayatta gelmiş olmamızdır.
Özlem duyduğumuz herşey o dünyadan hafızamızda kalanlara aittir.
Hayır böyle değil, sizdeki sıkıntı şu; kavramları bildikleriniz üzerinden değerlendiriyor ve kendi kendinizi kısıtlıyorsunuz.
Zaman kavramının olmadığı yerde tek var olan Ezel kavramıdır. Aslen Ezel kavramı tamda bu durumu anlatmak için kullanılan bir kavramdır bir önceki yorumumda anlatmaya çalıştığım üzere; ama bilim insanları için bu çok zordur.
Neden mi ?
Bilim insanları “gerçeğin ışığı” ile göremez olmuşlardır. Gerçek “herzaman görünen” dir.
Bunu aşmanın bir yolu vardır.
Yunus Emre söylemiş,
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır.
İşte burada eğer kendini bilir olayları gözlerken kendini gözlemleyebilirsen bunu yavaşda olsa anlayabilirsin.
Düzeltme yaptım, oraya takılacağınızı tahmin etmiştim. Zaman kavramının değil zamanın olmadığı yerde ezel yoktur şeklinde düzelttim. Ayrıca kavram olarak düşünseniz bile bizim açımızdan değil bunu bilen bir tanrı (Allah) açısından düşünün. Onun bu kavramı biliyor olması yeterli. (Bilmekten münezzehtir derseniz ayrı konu tabi)
Sayı doğrusu örneklemeniz güzel.
-sonsuz…………., -3, -2, -1, 0 , 1, 2 …………… +sonsuz
Şimdi -sonsuz ezeli ifade eder. Öncesi olmayan. Ama siz diyorsunuz ki sayılardan münezzeh bir ezel olsun. Yani sayılar -100000 de bitsin, ondan öncesi sayısız olsun. Ben de diyorum ki, sayılar olmazsa -sonsuz olmaz.
(Zaman konusunun ayrı başlığı var, burada niçin kadere gelemiyoruz bir türlü? )
xenix: Takiplerim
Ayrıca bu nedir?
Yani bizler Allah’la birlikte sonsuzdan beri var mıyız? Yeni güncellenmiş vahyler geliyor sanırım. Kuran’da dayanağınız var mı bu cümle için? (Ayet olarak alalım varsa.)
xenix: Takiplerim
Zaman konusunu açıklığa kavuşturmadan kadere gelemezsiniz, ayrıca dikkatli incelerseniz sayı doğrusu değil benim örneğim, zaman katmanları / boyutları şeklinde bir dizilimdir anlatmaya çalıştığım; bunlar aynı değildir.
Ezel = sonsuz bir zaman, değildir. Yanlış anlamışsınız. zamansızlıktır. sayıların olmadığı bir varlık alanıdır.
Zaman olmadan önce kavram olan önce de var olamaz. dolayısı ile var olan şey Ezeldir, zamanın ötesi değil, olmadığı yer, zamanın olmadığı yerde zaman ortadan kalktığında var olan yani – ve + sonsuz zamanda içerisindedir Ezelin, o elemanları zaman olan kümenin evrensel kümesidir.
Yani zamanın bir sonu varsa Ezelin içerisinde o da vardır. Ezelin içerisinde zamanın sonuna yakın noktası insanların algılaması için, bildiğimiz zamanı sınırlamış ve yaşadığımız zamanın sonuna ebed denmiştir. Yani Ezel ve Ebed +sonsuz ile – sonsuz ‘u içeren kümeye denir.
Konu zaman olduğu için zamanı sınırlayan zamansızlık sınırıdır. Ama tüm bunlar sırf biz insanların algısı için gerekli benzetmelerdir. Ve benzetme hiç bir zaman gerçeği birebir ifade edemez.
Ayet varsa siz söyleyin siz bunları zaten biliyorsunuz..Hz. Ademin cenneten kovulmasından önce Adem ve Havva cennete idiler ve ölüm yoktu, ölümsüz bir hayat yaşıyor idiler. Ama bizler Allah ile beraber sonsuzdan beri var değiliz.
Öyle olsa idi yaratılmamış olurduk. zaman bizler için yaratıldı , ölümlü ve yaratılmış kul olabilmemiz için, yani O zamana bağımlı değil ama biz bağımlıyız.
Yani zaman yaratıldıktan sonra biz yaratıldık, Biz herşeyi belli bir ölçüye göre yarattık ayeti aynı zamanda zaman içerisinde yaratıldığımızı da ifade eder. Zaman bir defa var olduktan sonra artık, ona bağımlı herşey yaratılmıştır. ondan bağımsız olan sadece Allah(C.C) ‘tır. Kİ onu O yaratmıştır.
Eğer zamana bağımlı olsa idi Ezelide olamazdı. İçinde bulunduğu zaman düzleminin en erken, başından itibaren var olup öncesinde var olamazdı. Bu ise Ezeli olmamak demektir.
İyi peki madem gelemiyoruz oradan devam edelim. Yarım bıraktığınız yerden.
link to sonsuz.us
(sayıların olmadığı yerde nasıl sonsuza gideceksek artık. Gerçi tartışmanın devamını tahmin ediyorum. En sonunda diyeceksiniz ki bu akılla mantıkla kavranacak şeyler değil, çünkü O akıl ve mantıktan münezzehtir. Böyle olduğunu bile bile devam ediyorum fakat başka okuyacak olanlar için, yoksa en başta belirtmiştim zaten sıkıştığınızda “biz insanlar anlayamayız” diyeceğinizi.)
xenix: Takiplerim
Adem ve Havva sonsuz bir hayat değil o zaman ölümsüz bir hayat yaşıyorlarmış. Bizler de Adem ve Havva’nın cennette yaşadıklarını mı hatırlıyoruz şimdi? İsteklerimizin kaynağı bu mu yani? Yoksa bizlerde cennette miydik, onlar kovulunda bizlerde mi kovulduk.
(Konu gitgide daha eğlenceli hale gelmeye başladı itiraf edeyim)
xenix: Takiplerim
Evet !! Doğru !! İlk yaratılan ruhlardır, Adem ve Havva birer simgedir.İnsanın nefsine dair bir imtihandır.Cenneten kovulma hadisesi. Aynı zamanda gerçekten Cennette yaşamışlardır. Ama bizlerde o yaşamda bir şekilde vardık, Çünkü tüm ruhlar yaratıldığında,
Allah sordu; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?”
Ve tüm yaratılmışlar “Bela” yani “Evet Rabbimizsin” dediler… Bu zamana Kal-u Bela yani Evet denilen zaman denilir.
“Kal-u Bela” dan beri olacaktır. İşte Müslüman O zaman ki Evet in gereğini yerine getiren demektir.
Ve evet bizler o zaman ki yaşamımızda olanları hatırlıyoruz..
Bu dünyadaki istek ve arzularımız o zamana duyulan özlemden ibarettir.
Üç dört iletidir yazılan, Adem ile Havva nın cennette ölümsüz bir hayat yaşadıkları bilgisi nereden? Neye dayanarak bunu/bunları anlatıyorsunuz.
Kalu Bela bir yer değildir. İnsanların ruhlarının yaratıldıktan sonra cennette yaşadıkları inancı İslam dışı mitlerde bolca bulunur, fakat İslam’da bugüne kadar rastlamadım.
“Ve evet bizler o zaman ki yaşamımızda olanları hatırlıyoruz..Bu dünyadaki istek ve arzularımız o zamana duyulan özlemden ibarettir.”
Benim sevgilimle yaşamın güzelliklerini paylaşmam, neşe duymam, birbirimizi arzulamamız da, o zamanki yaşamımızdan kalan, o zamana duyulan birer hatırlama ve özlem…
Teşekkürler:)
Arkadaşlar, neden Kur’anın meali üzerinden yorum yapıyor da, tevsirler dikkate alınmıyor? Tefsiri yazan kaynak olarak başka bir kitabımı rehber almış, kuranda bu var diyorsunuz, ama dediğiniz şey Kur’an mı yoksa mealimi? Kur’an bir meale sığabilecek olssaydı her asıra hükmetmesi ve tazeliğini yitirmemesi mümkün olmazdı, önce kaynak olarak Kur’an mı yoksa açıklanmadan oluşan meali mi dikkate alıyorsunuz ona dikkat edin.
Tanrı önce zamanı sonra diğerler şeyleri yarattı diye birşey olmaz. Zaman zaten maddeyle birleşiktir, zamansız bir madde ve maddesiz bir zaman olmaz. Bu tartışmanın zorlanacak bir tarafı yok. Mantık ve kavramların yetmediği yerde “biz onu annayamayoz” diyerek çözüm üretmeye çalışmanın da bir anlamı yok. Annayamayabiliriz tamam da, o zaman olduğunu nerden biliyoruz? ? Kitapta yazıyor… İyi, peki öyleyse kitabı sorgulayalım diyorsun, gerçek mi fake mi, bu sefer de türlü mantık oyunlarını takiben sonuç: konuşması ve bize mantıksız gelen kimi isteklerinin olması onu gerçek yapıyor, demek ki var. Anlayamayız derken kitaba, kitap derken anlayamayıza referans, fasid daire mi demiştik?:)
İnanç sahibi bir insanın, tanrı evreni yaratırken bize kavramsal düşünme fırsatı bile tanımayacak bir model kullanmıştır demesi neden kafi gelmiyor, ben de bunu anlamıyorum.
Ayrıca elimde bir kitap var. Basım tarihi 1617 ve orjinal. Eski almanca, 700 sayfa civarında ve dünya tarihini anlatıyor, resimli olarak. Bütün tarih 5-6 bin yıldan ibaret, başlangıç yani, sonra sırayla hayvanlar, bitkiler ve Ademle Havva geliyor. Yok yok, hiçbirisi de sembolik filan değil:)
Simge hanımın psikolojik yardım teklifine teşekkür ederim. Bu konu aynı zamanda Hola’yı da ilgilendiriyor. Lütfen o da okusun.
Şimdi Simge hanım. Bir insanın temel amacı hayatta kalıp yaşamını sürdürmek mi? Buna dünyadaki hemen hemen her insan sahip zaten. İdam cezasına çarptırılan mahkumlar hariç tabi.
Hayatta kalmaya başarmışsa insan başka ne ister: Birkaç milyon dolar para, yüksek maaşlı bir kariyer, son model Lamborgini, Polonyalı kainat güzeli sarışın mavi gözlü bir hatun, iyi bir aile … Bunlar sürer gider.
Diyelim ki aramızdan Hulusi adında birini seçtik ve onun tüm bu isteklerini eksiksiz bir şekilde karşıladık. Hatta isterse dünyanın yönetimini de ona verdik. Herşeye sahip olan Hulusi artık mesut bahtiyar mıdır?
Olamaz tabi ki. Artık hiçbirşeyi ümit edemiyor, hayal kuramıyor. Çünkü artık herşeye sahip olduğu için sahip olmak isteyeceği hiçbir şey kalmamış. İstediği herşeye sahip olduğuna göre artık neyi ümit edebilir, neyin hayalini kurabilir? Ayrıca sahip olduğu herşeyden de bir süre sonra sıkılmaya başlıyor. Hayatta bıkkınlık yaratmayacak herhangi bir şey var mıdır? Acaba eksik olan birşey mi var?
Bunun yanında herşey senin hizmetinde olsa bile yaşlanmanın, hastalıkların ve ölümün önüne geçemez ki Hulusi. Buna bir de kısacık ömrün sonunda yok olmayı eklersek Hulusi demez mi: ben böyle hayatın … bla bla.
Herşeye rağmen bizim Hulusi mutlu olmayı başarmış diyelim. Çok mutlu bir hayat yaşamış. Peki ölüm sonrası yok olmak varsa bütün bunların ne anlamı var ki? 10,000 lerce yıldır insanlar doğup ölüyor. Bu süre içinde ona ayrılan süre topu topu 80 yıl kadar.
Ondan sonra doğacak insanlar Hulusi’yi tarih kitaplarına altın harflerle işleyecekler. İsmi hiç unutulmayacak ama artık tamamen yok olmuş olan Hulusi için ne önemi var ki? Hiçbirşey hissetmiyor artık. Hiçbir şey yok artık. Ne his, ne duygu, ne acı, ne ızdırap. Koca bir sıfır. Yaşamışsın yaşamamışsın ne önemi var.
Sn Xenix karadeliklerin hacmine göre yüksek kütleli olduğunu, döndüğünü, uzay zamanı büktüğünü ben de biliyorum. Ama diyorsunuz ki: “Zamansızlık diye birşey yok. Karadelikler içinde zaman durmaz”
Bunu nereden biliyorsunuz. Oraya gidip keşif mi yaptınız. Ben kesin vardır demiyorum ama orada zamanın durduğuna dair teoriler de var. Ben size mi inanayım yoksa astrofizik uzmanlarına mı? Bana inan diyorsanız diyeceğim birşey yok.
Zaman ve kader kavramı birbirleriyle alakalı konular. Tıpkı uzay-zaman ilişkisi gibi. Zamanı, zamansızlığın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için kaderi de anlamakta güçlük çekiyoruz.
Zaman’ın mutlak olmadığını ve uzayla (mekan) birlikte ele alınması gerektiğini biliyoruz. Uzay-zaman da insanlar için yaratılmış fizik kanunudur. Yaratıcıyı da onun yarattığı bir kümenin içine koyamayız. Yine Yıldız Savaşlarından örnek vereceğim 🙂 Filmin senaryosu hazırlanmış ve Yönetmen tarafından film oynatılmış diyelim. Yönetmenin kendi yönettiği filmin içine girmesi bir paradoks yaratmıyor mu. Buradaki filmi, zaman olarak, yönetmeni de yaratıcı olarak düşünürsek eğer.
Bunları nereden çıkarıyoruz. Tabi ki Kuran’dan çıkarıyoruz. Hiçbir şeye benzemediğini ve ezeli-ebedi olduğunu anlatan ayetlerden. Yaratma kudretinden, sonsuz gücünden.
İstediğinize inanmakta özgürsünüz. Hele böyle bilimsel konularda inanç çok önemlidir. 🙂
Ben anlatamıyorum galiba özür dilerim. Dönen bir şey de nasıl zaman olmaz? Dönüyor hareket ediyor, ama zaman yok?!
Siz hala göreli zamanı, “zaman yok” şeklinde algılıyorsunuz veya öyle öğrenmişsiniz, anlamışsınız. Bu konuda daha fazla açıklama yapabileceğimi sanmıyorum. İstediğinize inanmakta özgürsünüz elbette.
Elbette zaman mekanla birlikte var olur. Eğer Allah bir mekandaysa, (Allah’ın katında diye bir sürü ayet vardır ama kattan münezzehtir derseniz bilemem) yani varsa, yer kaplıyorsa onun bir zamana tabi olduğunu gösterir. Ama derseniz ki Allah hiç bir yerdedir, o zaman sizi inancınızla kutluyorum.
Kurandan ezeli olduğunu çıkarıyorsunuz ama bu ezeliyet nedense bir zamanı ifade ettiğini çıkaramıyorsunuz?
xenix: Takiplerim
Müptezel ile ezel karıştırılabilir…olur öyle.
Allah katında zaman nerde yokmuş ? Melekler allaha soru sormuyorlar mı, karşılıklı konuşmuyolar mı, nereye zaman yok?
Doğru !! Haklısınız Kal-u bela bir yer değil bir zaman dilimidir. Ruhlara o sorunun sorulup cevabının alındığı bir zaman dilimi; İslam inancında Ruhların yaratıldıktan sonra Hz. Ademin temsiliyetinde , veya başka türlü bir şekilde cennette yaşamış olma durumu vardır. Ancak şu an ruhlar cennette değildirler, bu bilgiye sahiptirler, ancak berzah alemi denilen yerde dururlar. bir bedene girmeden önce ruhlar farklı bir berzah aleminde, öldükten sonrada farklı bir berzah aleminde yaşarlar. Ama bu geçişin engel olunduğu bir alem anlamına gelir yoksa ruh için mekansız ve zamansız da denir.
İnternette bu kelimeleri aratırsanız bol miktarda bilgi bulabilirsiniz.
Sayın Xenix, dışarıdan gözlmleyince karadeliklerin döndüğü anlaşılıyor. Bu da bir hareket, Hareket de zaman demektir. Doğru. Ama bu karadeliklerin içinde neler oluyor. Bir girişi olduğu gibi çıkışı var mıdır? Fizik kanunlarına göre yerçekimi arttıkça zaman yavaşlar. Peki bu yavaşlama ışığı bile yutacak derecede yerçekimi olan bir karadelik içinde durma noktasına varır mı?
Bu sorulara sadece dönüyor diye “orada zamansızlık olmaz” sonucuna varıyorsunuz. Zamanı da “öncelik-sonralık ilişkisi” gibi çok basit bir tanımlamayla geçip attığınızı da hatırlatırım.
Bakın Lincoln Barnett amcam ne demiş:
Einstein’a göre zaman duygusu da renk duygusu gibi bir algıydı. Rengi ayırtedecek bir göz yoksa renk diye bir şey olmayacağı gibi, zamanı gösterecek bir olay olmadıkça bir an, bir saat ya da bir gün hiçbir şey değildir. Zamanı en iyi Einstein’ın şu sözleri açıklar; ‘Bireyin yaşantıları bize bir olaylar dizisi içinde düzenlenmiş görünür. Bu diziden hatırladığımız olaylar ‘daha önce’ ve ‘daha sonra’ ölçüsüne göre sıralanmış gibidir.”
Bir cismin hızına ve konumuna göre hızlanıp yavaşlayabilen zaman, belli şartlarda tamamen durabilmektedir. Bu durumda “zamansızlık” ve “sonsuzluk” gibi kavramlarla karşılaşılmaktadır. Astrofizikçi William Kaufmann, karadeliklerin olay ufkunda zamanın tümüyle duracağını ve bu durumun sonsuza kadar süreceğini şöyle belirtmektedir:
“Karadeliği çevreleyen olay ufkunda zaman tümüyle durur. Eğer bir arkadaşınızı karadeliğe doğru giderken izleyebilseydiniz, saatinin gittikçe yavaşladığını görecektiniz. Olay ufkunu geçtiği anda da zaman sonsuza değin duracağından arkadaşınızın saati de duracaktır.”
Siz daha önce karadeliklerde zaman duruyor diye bir teori yok demiştiniz. Ayrıca şu canalıcı soruyu da sormak istiyorum: Siz zamansızlığın mümkün olmayacağını söylüyorsunuz değil mi? Peki hemen hemen tüm fizikçilerin kabul ettiği Büyük patlama (bing-bang) ile madde ile birlikte zaman da başlamıştır. Zaman big-bang ile başladığına göre bu patlama öncesinde zaman yoktu demektir. Buna ne diyeceksiniz?
Eğer ışık hızından daha hızlı yolculuk edebilseydin zamandan geriye doğru gitme şansın olurdu. Böylece büyük patlamanın da gerisine ulaşırdın. Böylece yaratıcıya yaklaşmış olurdun. Mekan ve zamanın olmadığı yere.
Zaman olmayan yerde hareket de olmaz diyeceksiniz. Ben de diyorum ki hareket eylemi biz canlıların acizliklerinden biridir. Biz hareketsiz ya da zamansız yapamayız ama yaratıcının böyle bir kısıtlaması yoktur.
Oy oy her şey karışmış birbirine.
Einstein’ın bahsettiği şey “zaman duygusudur” başka sitelerden aramanıza gerek yok sitemizde var zaten bu konu. Evet zaman bizim tanımladığımız bir şeydir. Bu konuda haklısınız. Ama tanrının da en az bizim kadar bilinçli olduğunu düşünerek tartışıyordum. Tanrı da doğa gibi bilinçsizdir derseniz eyvallah: link to sonsuz.us
Teorik olarak 0’a bölünme probleminden dolayı sonsuz kavramı karşımıza çıkmaktadır evet. Yani ışık hızına ulaştığınızda 1/0 gibi bir oran çıkmaktadır. Fakat ışık hızına ulaşan bir kütle aynı zamanda sonsuz büyüklükte olacaktır. Bu da teoriktir. Yani ışık hızını geçtiğinde zamanda yolculuktan bahsediyorsunuz fakat sonsuz kütleli hale geleceğinizi göz ardı ediyorsunuz.
Ama her şey bir yana bakın zamanı ne güzel tanımlamışlar eklediğiniz yazıda.
Ben sadece Einsteinin görüşünü biraz daha sadeleştirmişim. Tıpkı tanrının önce, daha önce ve daha sonra kavramlarının içinde olduğu gibi. Yoksa yoksa, tanrıdan önce bizler mi vardık? Yoksa önce O mu vardı? Eğer zamansızlık varsa bahsettiğiniz gibi kim bilir belki biz önceydik. Tanrı ise zamansız ve mekansız bir şekilde sadece hayal ürünüydü. Çıkarımlarınızın sonu buraya gelecek en sonunda.
xenix: Takiplerim
Gelelim diğer soruya
Birincisi ben zamansızlığın mümkün olmadığını söylemiyorum. Eğer zaman yoksa, hareket yoktur, bilinç yoktur, yaratım yoktur, öncelik-sonralık yoktur diyorum. An mesela. An da zaman yoktur. Dolayısı ile ikinci bir an olmadan ardından gelen, ne yaratım ne düşünce ne de başka bir şey vardır. Tanrının ise bir şey yaratabilmesi için, o nu yaratmadığı bir an’a ihtiyacı vardır. Yoksa öyle bir an, hiç yaratamamış demektir.
Evrenimizin içinde ki zaman big-bang ile başlamıştır evet. Ama zaman sadece bizim evrenimize has bir şey ise, onu başlatacak bir tanrının zamanı olmayacaktır.
xenix: Takiplerim
Zamanı “öncelik-sonralık ilişkisi” gibi çok basit bir tanımlamayla geçip attığınızı da hatırlatırım
“Zamanı en iyi Einstein’ın şu sözleri açıklar; ‘Bireyin yaşantıları bize bir olaylar dizisi içinde düzenlenmiş görünür. Bu diziden hatırladığımız olaylar ‘daha önce’ ve ‘daha sonra’ ölçüsüne göre sıralanmış gibidir.
🙂
Ayrıca Einstein’a metafizik giydirmeler yapmayalım lütfen. Einstein zamanın bir algı olduğunu, algımızın ürünü olduğunu söylememiştir.
İnsanda ki zaman duygusu, zaman tanımı bir algıdır. Yoksa zaman dediğimiz şey zaten madde ve enerjinin etkilişimi, hareketidir. Kendisi de belirtmiş.
xenix: Takiplerim
Şeytan tanrıyla tartışırken big bang olmuş muydu olmamış mıydı daha?
Zamanda yolculuk öykülerine hep tav olmuşumdur , Lost u 3. dönemden sonra deli gibi izledim.
Zamanda yolculuk ihtimal olarak varolabilseydi ,kadere müdahele çok kolay olurdu.
Belki Tanrı bir dahaki sefere bu opsiyonu etkinleştirir.. ve derki Tövbe etmek kolaylaşti , sar geri , al baştan koçum.
Şöyle soralım ozaman: Teleskopla gökyüzüne baktığımızda milyonlarca yıl öncesini görebiliyoruz. Ola ki ilerde daha gelişmiş bir teleskop icat ederiz. O zaman daha da geriye giderek Big-Bang patlamasını gözlemleme şansımız olur. Bu yer zamanın ve mekanın başladığı yerdir. Biz insanlar zaman ve mekan içinde hapsolduğumuz için Big-Bang’den öncesini göremeyiz. İşte burada karşımıza SONSUZ GÜÇ çıkar. Sonsuz güç yani yaratıcı Big-bang, zaman ve mekanın olmadığı yerdedir. Bunları başlatan o’dur.
Big-Bang öncesi zaman olmadığına göre “önce, sonra, Tanrının zamanı, Tanrının öncesi” gibi kavramlar geçersiz olur.
Hala “zamansızlığı” kabul etmiyor musunuz? Zamansızlığı kabul ederseniz ondan sonra varılacak tek yer var: Herşeyi var eden bir yaratıcı.
“Eğer zaman yoksa, hareket yoktur, bilinç yoktur, yaratım yoktur, öncelik-sonralık yoktur. Tanrının bir şey yaratabilmesi için, o nu yaratmadığı bir an’a ihtiyacı vardır.” demişsiniz. Daha önce dediğim gibi zaman biz canlılar için yaratılmış bir algıdır, bir fizik kanunudur. Zaman mutlak değildir. Zamanın bir başlangıcı vardır. Oysa yaratıcının bir başlangıcı yoktur. Demek ki yaratıcı zamandan önce de vardı. Peki zaman, an olmadan yaratma eylemi nasıl oluyor? diyeceksiniz. Orasını da ben kavrayamam. Benim bilme yeteneğim “zaman ve mekan”ın sınırları içindedir. Bu konuda söyleyebileceğim tek şey: Bir sinema filminde kahramanlar rol yaparken film içinde yaşamlarını sürdürürler ama bir senaristin hayal ürünü, bir yaratım ürünü olduklarının farkında değillerdir. Filmin içinde hareket vardır ama filmin dışında yer alan bir yönetmen film şeridini eline aldığı zaman onları durağan bir şekilde görür. Oyucnuların geleceği de geçmişi de iki eli arasında durağan bir şekilde avucunun içindedir.
Kuran’ın bazı ayetlerinde “Allah katındaki zamandan bahsedilir” Buradaki zaman kavramı biz insanların anlayabilmesi için zaman terimi kullanılmıştır. Bir zamansızlıktan bahsetmiş olsaydı hiçbirşey anlamamış olurduk.
Neml Suresi 14. ayetle sözümü bitiriyorum: Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
ORPHEUSE
Hulusi örneği çok güzel , tam onikiden vuruyor meseleyi.
İşte asıl ahlak yok olacağını bile bile güzellikler yaratmaktır , cehennem korkusundan değil .
Sonsuzluk karsisinda koca bir sıfır(küçücüük bir sıfır desek de farketmez)olduğunu bile bile saygılı ve erdemli yaşamaktır.
Avanta yoksa ben yokum yaklaşımı ,dincinin yaklaşımı yani .
Sürçü lisan ettiysek affola.
Stalker, daha dikkatli okursanız bir Ateistin zihnindeki çıkmaz sokaktan, bir buhrandan bahsettiğimi göreceksiniz 🙂
Yine atıyorsun…
GÖRMEK cisimler ışık yansıttıkları zaman oluşur.
Teleskoptan baktığın zaman, ışık yansıtan cisimlerin yansıttıkları ışığın sana ulaşması için geçen süredir.
Bu da saniyede 300.000 km hızdır.
Güneşten gelen ışık bu durumda yaklaşık sekiz dakikada, aydan gelen ışık bir saniyede dünyaya ulaşır.
Teleskopla baktığın zaman milyon yıl önceyi filan görmezsin.
Hangi imam salladıysa artık…
…burada itelemeye kalkışmadan önce…
…ona soruver.
Arkadaşlarım, tanrı düşüncesini iletmiyor mu insanlara? Konuşmuyormu, cümle kurmuyor mu, bu cümlenin bir başı bir ortası bir sonu yok mu, yüklemi öznesi fiili yok mu, neyin içinde şekilleniyor tanrının düşüncesi, nerde oluyor bunlar, zamansızlıkta mı?:) Neden daha basit düşünmüyoruz, kutsal kitaplar yazılırken ezel demek daha kolaydı;) kimin aklına gelirdiki big bang olacakmış, zaman ondan sonra başlayacakmış;)
Hola, Xenix’ten belki birşeyler öğrenebilirsin. Ondan yardım iste biraz. Böylece komik durumlara düşmezsin.
Koskoca emektar Hubble teleskobunu bir çırpıda hurda yığınına çevirdin yahu:)
Senle iyisimi astronomi konuşmayalım. Şu intihar meselesini konuşalım. Mektubuma cevap yazmadın daha
Orpheus Kardesim,
1-Okudum tabiki ve de diyorumki bu olsa olsa dincinin buhranıdır , eyvah ölümden sonra yokolacağız diye dertlenen hic bir Ateist yoktur . Doğrumu?
2-Ben Ateist değilim ve size karşıt bir yazi yazmadım.
Güzel bir örnek vermişsiniz , buradan hafifce konu dışına kaydım ,nereye ? -Ödül beklemeden iyi olmak-. Cennet vaadi olmadan iyilik yapmak sizce saçma mı ?
3-Dinci* ile dindar**ın ayni sey olmadığı çok yazıldı , tariflendi ama bir türlü kavram oturmadı.
Kimde oturmadı? Dinci etkisi altındaki toy dindarlarda.
Gerçekten bilinçli bir dindar hiç bir şekilde dinci icin yapılan ithamlardan (Yani dincinin avantaci, sahtekar ve zavallı oluşu gerçeğinden.) rahatsız olmaz.
*Dinci : Entrikacı, terörist , kötü niyetli
**Dindar : İnançlı kişi, iyi niyetli
Cevabını aldın o konuda yukarıda:
“Yaşam, hayat, ömür…
…daha bunların ne olduğundan haberin yok.
Yaşam idame. Nedir acep.
Hayatından bezgin olan, yaşamına son verir…
…”bir an önce cennete gideyim” diye sen kendini gebertmeyi düşünüyor musun ki elaleme bu gibi dallak sorular yöneltiyorsun.
Aklı başında gibi duruyordun sanki…
İçinizde bir tanecik pervane olmayanını görmeyecek miyim yahu?”
Yukarıda:
Salı, 10/05/2011 – 17:12
Sevgili Orpheuse. Bana yazdığınız cevap tamamen sizin ruhsal durumunuzu ve hayata bakışınızı yansıtıyor. İsteklerinizi, beklentilerinizi vesaire. Yani aslında Hulusi sizsiniz. Tek mutluluk kaynağınızı da ölümden sonraki hayata bağlamışsınız. Ama bunu yapmak zorunda değilsiniz, insan bir kelebeğin uçuşundan bile tarif edilemez bir mutluluk duyabilir. Biz insanlar neye anlam verirsek o anlamlı hale gelir. Sizin tercihiniz ölümden sonrasına, bu da makul. Fakat bana sorarsanız bu hayatınızı da sağlıklı sürdürmeye çalışın, zaten çalışıyorsunuz da anladığım kadarıyla.
Evet cümle ilk okunduğunda yanlış anlaşılmaya müsait, ve Hola da bu şekilde anlamış. Orpheusun demek istediği 1 milyon ışık yılı uzaklıktaki yıldızların ışıkları daha yeni ulaşıyor bize.
Ama daha ikinci cümlesinde büyük bir hataya düşmüş. Çünkü teleskop ne kadar gelişmiş olursa olsun, ışık hızı aynı kalacağından gözlemlerimiz teleskopla ilgili değil, yıldız sistemlerinin bize uzaklıkları ile ölçülür. Ve zaten evrenin tahmini yaşı çıkarılmıştır, 13-17 milyar yıl şeklinde.
Bu konuda çok emin değilim, çünkü bugün yapılan deneyler big bang öncesine ve oluşumuna yönelik. (CERN de yapılan)
Benim karşıma çıkmıyor. Zamanın olmadığı yerde hangi ara başlattığını merak ediyorum. Zaman yok, ol demeye vakit yok, ama “ol” diyor. Veya düşünüyor, biliyor, ama zaman yok… Yani zaman olmayınca tabi hiç bir şey yapamıyor. Çünkü bir şey yapsa, yaratsa zamana tabi olmuş olacak.
Zamansızlığı kabul edersek, yaratıcının yaratacağı vakti olmayacağını da kabul etmiş oluruz…
Son olarak
Anlayabilmesi için kullanmış ama size gelene kadar kimse anlayamamış bunu… Allah’ın niyetlerini de okuyabildiğiniz için (neyi niçin kullandığını bildiğinize göre) Enel Hak aşamasını kutlarız bir gün hep beraber.
xenix: Takiplerim
Kim demiş bunu biz insanların anlayabilmesi için böyle dediğini? Çünkü öyle yorumlamak gerekiyor;) Ama ben olsa şöyle derdim, de ki onlara, rablerini anarken zamana kanmasınlar (şaşırmasınlar), şüphesizki size (insanlara) zaman olan O’na değildir, (daha) zaman bile yokken siz ondaydınız (onunlaydınız), allah büyüktür, allah uludur. Tefsir yapabilirim istek olursa;)
Sevgili arkadaşlarım, Kuranın ne olduğunu bilmeden okursanız çok sıradan bir kitap olur, ama çok büyük anlam yükleyip okursanız orasını burasını hep toparlamak gerekir. Maalesef gerçek bu, inananlar bunu ne zaman anlayacak?;)
Hulusi rakısını da içer, fırsatını yakalarsa tatlı günahını da işler, boş vakit bulursa gelir burda benim tanrım hepinizden güçlüdür der.
Ne mutlu “Ateist değilim” diyene.
Ölümden sonra yok olma dertleri var mı bilmiyorum. Onlara sormak lazım ama ben empati yapıyorum “yok olmak” duygusu bir kabus olsa gerek. İnsanın hayattan hiçbir beklentisi kalmaz. Her nekadar çok mutlu olduklarını söyleseler de gerçek hayatta karşılaştığım hiçbir ateistte bunu göremedim.
Ben dinimi sırf cennet ödülü var diye yaşamıyorum ki. Dünya hayatını bırakıp ahiret hayatına hazırlık yapmıyorum ki. Benin inancım aynı zamanda dünya hayatında da huzur veriyor. Beni hayata bağlıyor. Böylece bir Hulusi olmaktan kurtuluyorum 🙂
Ben “dinci” ya da “dindar” gibi sınıflandırmalara pek bulaşmak istemiyorum ama bir gerçek var ki “her müslüman Kuran’daki gerçek dini yaşamıyor” Örnek verecek olursak Afrika’da sefalet içinde yaşayan müslüman varken Arap şeyhlerinin saray hayatı yaşaması müslümanlık değil bana göre. Kuran’ı açıp bir kere okurlarsa paylaşmanın, zekatın faziletini göreceklerdir.
Ben de mümkün olduğu kadar gerçek dini anlayıp yaşamaya çalışıyorum.
Muhalefet gruplarının dinci-dindar-müslüman ayrımı yoktur. Onlara göre yaratıcıya inanan herkes aynı. Gerçek islam dininde “Entrikacı, terörist , kötü niyetli” gibi kavramlara yer olmadığını en az bizim kadar iyi biliyorlar. Buna rağmen karalamak onların temel amacı olmuş.
“Teleskop ne kadar gelişmiş olursa olsun, ışık hızı aynı kalacağından gözlemlerimiz teleskopla ilgili değil, yıldız sistemlerinin bize uzaklıkları ile ölçülür.” demişsiniz.
Hubble teleskobunun en son 13 milyar ışık yılı uzaklığı görüntülediği söyleniyordu. Bu demek oluyor ki 13 miylar geçmişi görüntüledi. Yani büyük patlamadan birkaç yüz milyon sonrasını. Big-Bang’e oldukça yaklaşmış bulunuyoruz. Bu gidişle oraya da varacağız. (Söylediklerime inanmıyorsanız internette pek çok haber var. Açın bakın)
Bir teleskopla ne kadar ilerisine bakarsak o kadar çok zamanda geçmişe gidiyoruz demektir. 13 milyar öncesini görüntüleyebilmişsek demek ki büyük patlamayı da zamanla görüntüleyebiliriz.
Ateist felsefeye göre zaman ve mekan mutlaktı. Hubble ve Einstein’ın keşifleriyle bu görüş yerle bir oldu. Zamanın ve mekanın sabit ve sonsuz olmadığı bir başlangıcı olduğu anlaşıldı. Bunların başladığı yere yaklaştıkça yaratıcıya da daha çok yaklaşmış olacağız.
Fizikte genel kabul gören görüş: zaman ve mekanın Big-Bang ile başladığı. Bunu ateist bilim adamları bile kabul ediyor. Kabul etmeyen bir siz kaldınız anlaşılan 🙂
“Zaman olmayan yerde hareket de olmaz” sonucuna varıyorsunuz. Sizi çok iyi anlıyorum. Zamansızlığı anlamıyorum çünkü öyle bir ortamda hiç bulunmadım. Ama bu zamansızlığın olmadığı anlamına gelmez.
Şöyle bir örnek vereyim: Diyelim ki biz canlılar en, boy ve zamanın bulunduğu bir uzayda yaşıyoruz. Yani derinlik boyutu yok. Bu durumda birbirimizi çizgi veya nokta şeklinde görecektik ve derinliğin ne olduğunu bilemeyecktik. Durum böyleyken derinliğin de bulunduğu başka bir evrenden bir uzaylı gelip bize “derinlik boyutunu” anlatsa biz bunu anlayabilir miydik. “Deli zırvası” der geçerdik. İşte zamansızlığı da bu şekilde kavrayamıyoruz. Yanılgıya düşmenizin sebebi bu.
Yan başlıkta arkadaş yazdı: Ateizm çözüm değildir.
Ben de başka bir yere yazdım:
Ateist olunca sapıtan, yoldan çıkan filan da yoktur. Kimse ben ateistim dilediğimi dilediğimce yaparım demiyor. Nezaket kuralları, samimiyet, akılcılık, rasyonalite hala orada bütün haşmetiyle durmakta.
Yüce ve kutsal bulduğun kitaplarda yazanlar okul öncesi basit öğretiler sadece…sen bunu hakaret alıyorsan kime ne. Benim öğretim ve de eğitim geçmişimdir bunu bana söyleten. Hayatımın bana kazandırdıkları ve de yaşattıklarıdır. Sana bakıp ya da sen gibilere bakıp din/dinler/tanrı hakkında karar veren de yoktur.
Kutsal kitap ya da dinin seni bağlar…beni değil. Seni bağlayanı gelip başkasının kafasına bağladıkça da dinci olmaktasın. En azından ben öyle diyorum. Kaldı ki şuralara yazdıklarına bakılırsa dincilik edip ortalığa saçma sapan zırvalar bırakma işini yapmak için oldukça hevesli görünmektesin.
Kişilere ateist oldukları için hayattan keyif almadıklarını bir an önce ölmelerini/intihar etmelerini salık verecek kadar da gözü dönmüş bir sapıksın.
Gelmiş buralarda ahkam kesmektesin ve bu gözü dönmüşlükleri oldukça normalmiş gibi sergilemektesin.
Vahşet ve esaret hamurunuza işlemişcesine normal siz gibiler için.
Ondandır, başka başka coğrafyalarda, sendeki kültürün benzerini almış olan kültürlerin bireyleri kolayca ve de durmaksızın onar, onar…hatta yüzer yüzer öldürebilmekte ya da gebermekteler.
Esaret sizin yaşam biçiminiz olmuş gelip bu esareti burada başkalarına zerkleme hevesindesiniz.
Bizim inanç felsefemizi tamamen yanlış anlıyorsunuz. Ben tüm beklentilerimi ölüm sonrasına, ahiret hayatına bırakmadım. Biz de şöyle bir dua vardır: “Allah’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver.” Demek oluyor ki önce dünya hayatımız var. Kenimizi dünya hayatından soyutlamış değiliz. Bizim sizden farkımız ölümden sonra herşeyin bitmeyeceği inancı.
Ben bir ateistle empati kuruyorum ve ölümden sonra yok olmayı düşününce irkiliyorum. Her geçen gün ölüme yani yok olmaya daha çok yaklaşıyorum diye daha çok irkilir insan. Bu ızdırap niye. Hergün öleceğime bu ızdıraba bir an önce son vermek isterdim. Günlük Dünyevi sorunlar da cabası.
Ben hayatım boyunca çok insan tanıdım. Bir kelebeğin uçuşundan tarif edilmez mutluluk duyan bir insana rastlamadım. İnançlı olsun inançsız olsun. Sadece romantik sinema filmlerinde gördüm. Bu demek oluyor ki dünya hayatında mükemmel hiçbir şey yok.
Hola, “Nezaket kuralları, samimiyet, akılcılık, rasyonalite” diyorsun. Bu dediklerin keşke sözde kalmasa.
Sana bakınca ben bu özellikleri göremiyorum neyazık ki. Dahası bir din grubuna “dingil sürüsü” diyebiliyorsun.
Senin ateist olman zerre kadar umrumda değil. Ama sizden bazıları ahlak sınırlarının dışına çıkarak müslüman kardeşlerime, dinime kitabıma hakaretler ediyorsun. Kutsal kitapların okul öncesi basit öğretiler olduğunu düşünüyorsan bu düşünceni kendine sakla. Bunu bize söylersen sınır ihlalinde bulunmuş olursun.
Bizim için bir aile ne ise yaratıcı ve peygamber de odur. Hatta aileden de önce gelir.
Ben sana ölümden yok olmaktan bahsediyorum çünkü senin başlattığın savaşa böyle cevap verme gereği duydum. Senin dingil sürüsü demen fitili ateşledi. Çatışma istiyorsan devam et. Bunların sonu gelmez. Bizim inancımıza saygı duyarsan ben de senin inançsızlığına saygı duyarım.
Bazıları benim gibi inançara karşı hoşgörülü değil, benden daha anlayışsızdırlar.
Ama inançlarıma laf söylersen bu gidişle benim gibileri de hiç kalmayacak.
Ateist felsefeye göre zaman ve mekan mutlaktı. Hubble ve Einstein’ın keşifleriyle bu görüş yerle bir oldu.
Bu nasıl bir ifade? Ateist felsefe ne?
Newton’un evreni, mutlak mekan, gezegen ve yıldızların kusursuz eliptik hareketleri ve mekandan bağımsız mutlak bir zamanın öngörüldüğü bir evrendir mesela, Newton mu ateistmiş?
Ateist felsefe ne yahu?
Bilme sürecine, bilgi ve bilim tarihine, felsefeye, ele aldığı her kategoriye nasıl da hoyratça ve “bir ayet” beklentisiyle yaklaşıyor…
Birisi daha yazmış, çok doğru: ölümden sonra yok olma meselesi “dinci”nin kabusudur sadece, başkalarının değil. Ama dinci bunu yansıtır, beraberinde sapıtır, empati de buna uygundur, kendi gibi olmayanlara neden intehar etmiyorsunuz der.
Hala yalan yazıyorsun.
Burada yüzlerce iletim var…hiç birinde bir kişiye salt bir din mensubu olduğu için hakaret etmedim. Aksine, onları iman sahibi kişiler olarak anarım.
Sizler, DİNCİ kavramını defalarca açıkladığım, yetinmeyip iki kez konu haline getirmeme rağmen, üç kağıtçı, sahtekar, onun bunun yaşamında gözü olan dallamalar olarak gördüğüm dincilere ithafen saydıklarımı alıp, “Dine ve dindara hakaret ediyor” diyerek olmayan bir şeyi varmış gibi gösterecek kadar aşağılık ve namertsiniz.
Utanmadan, sıkılmadan, göz göre göre yalan yazıyorsunuz. Gözler önünde yazanı bile çarpıtacak kadar ucuz numaralar peşindesiniz. Sıkışıncada ortası delik ıslak sabun edalarında beter yollara sapmaktasınız. Az önce de yukarıda belirttiğim üzere “Kişilere yaşamına son ver” telkininde bulunacak kadar da sapıtıksınız.
İlginçtir, birbirinizi tanımadığınız halde, sözleşmişcesine bu yalancılığı, sahtekarlığı, gözü dönmüşlüğü sürdürmektesiniz.
Peygamberin batsın…bana ne senin peygamberinden. Benim senin ailenden gördüğün ve peygamber dediğin kişiye ne gözle baktığım, be şekilde gördüğümden sana ne…kime ne. Sen peygamberin haramisi misin? Eğer kendi kendine bir yetki tanıyıp, peygamberini adamdan saymayanlara savaş açmaya kalkarsan karşında milyarları bulursun.
Çevrenizde yaşayan, elinizin uzandığı, gücünüzün yettiği her bir kişiye esaret hayatı yaşatmak üzere kodlanmış olarak ortalıkta serseri mayın gibi dolaşmanızı görmezden geleceksiniz, yok sayacaksınız ve kalkacak başkalarının düşüncesine, eğitimine, bakış açısına isimler takacak, onlara ciğeri beş para etmez yaşamınızı örnek göstererek hayatlarını dikte ettireceksiniz öyle mi?
Buna dingillik denmez de ne denir?
Benim anlamadığım şu… kimilerinin inandığı tanrı bana saçma, hatta komik geliyor… Yani bu düşünce var… Kafamın içinde. Sorun bunu söylemem mi? Ama söylemesem bile düşünce orda duruyor, ne olacak şimdi?
Dün bir başka sayfada yazmaya çalıştım, tekrar edebilirim… İnanan insanlar için çok önemli, çok değerli, hayati ve kutsal olan şeyler… Bir cümle, bir kitap, bir emir, bir ayet… Sunum: Dünya düzeni için en doğrusu… insan için en hayırlısı.. faydalı…deniyor, deniyor… Oysa benim hayata bakışım, dünyayı neşe içinde kavrayışım, doğaya duyduğum sevgi, çıplaklığım, irkilmem, merakım yanında davul sesi gibiler benim için… Duyduuuuk, duymadııık demeyin… Böyle bir ses… Tekrar edeyim, önerilen yaşam, önerilen sosyal hayat, önerilen salınım, önerilen çıplaklık, önerilen kavrayış, önerilen her ne varsa…. birleştirip model olarak kabul edersem, insan ve insanlık adına herhangi bir sanatçının çizebileceği nitelikte bir harmoni ve düzey bile bulamıyorum ben bu modelde… Mizahı dile getiren arkadaşlarımız oluyor, sanat da bir başka yüzü… Tüm bunlar tanrısal olamayacak kadar yavan, ve kavrayışsız…
Bu benim köşe yazım olsun. Ama yazmasaydım da düşünce orda duruyor, kafamın içinde…
Sevgili orpheuse, sizin kadar inançlarımı savunma inatçılığında ve güdülenmesinde olmasam da ben inançlı biriyim. Allah’a yürekten inanırım. Bu inancımı savunma gereği hissetmiyorum çünkü kendi inancımla ilgili her hangi bir şüphem yok.
Ama sizin yaptığınız siz-biz ayrımcılığının sebebini anlayabiliyorum. Burada ki tartışmanın pek lehinize gittiği söylenemez. Biraz geri adım atıp sakince düşünmek, değerlendirmek, tartmak yerine öfkeniz sizi saldırganlaştırıyor ve hatalı yazılar yazdırabiliyor.
İnsanların sizin inandığınız şeylere değer vermemesi sizi etkiliyorsa ve üzüyorsa, henüz inançlarınızla barışık olmadığınız anlamına gelebilir. Bu sadece dinle ilgili değil, tüm inançlar için geçerlidir.
“Ben bir ateistle empati kuruyorum ve ölümden sonra yok olmayı düşününce irkiliyorum. Her geçen gün ölüme yani yok olmaya daha çok yaklaşıyorum diye daha çok irkilir insan. Bu ızdırap niye. Hergün öleceğime bu ızdıraba bir an önce son vermek isterdim.”
Bu işte böyle bir algıdır, bırak kelebeği, sırtında kırkyedi adet psikologla birlikte zümrüd-ü anka kuşu gelse kar etmez.
Basit düşünelim mi?
Yorumun bütünlüğü içinde benim bir tanrı tanımaz olarak intihar etmem gerektiği kartını kullanarak kendi haklılığına oy vermeye çalışıyor, ama benim bir tanrı tanımaz olarak intehar etmeyişime bakarak, ona bu empatiyi kurduran düşünceler silsilesini gözden geçirme gereği duymuyor.
Daha da basitleştirelim mi?
Empatidesiniz ve bir öngörünüz var.
Buna karşın sonuç gözleriniz önünde ve hiç de öngördüğünüz gibi değil. Bu durumda kişi önce kimi sorgulamalı?
Misafirin yorumuna katılıyorum. Buna bir isim vermek istesem, tanrının gölgesini koyulaştırmak diyebilirdim… O kadar koyulaşıyor ki, gölgenin düştüğü yerde yaşam “görünmez” oluyor.
Böylesine güzel bir ifadeyi becerebilseydim, ben olsam, “görünmez” yerine “yaşam” ı tırnak içine alırdım…
…alkış.
İnsan düşüncesinin dışında bir gücün olmadığını bunu söyleyenin yalan söylüyor olduğunu söylediğimde ”geberdiğinde göreceksin” şeklinde bir cevap aldım bence böyle bir cevabın arkasındaki itki öfke yüklüdür dolayısıyla tahammülsüzlük yani saygısızlık da demektir. Oysa alıntıda inançları aşağılıyanlarla iletişim kurmak istemediğinizi söylüyorsunuz. Anladığın o ki Hola’nın inançlara hakaret ettiğine tanık olmadım, hiçbir yazısında görmedim böyle birşey. Kaminendo’nun da böyle bir yazısını hatırlamıyorum. O halde kimin hangi yazısının rahatsız olduğunuz gibi ”inanca hakaret” olduğunu gösterin. Aklın ışığında sorgulansın ve irdelensin olaki böyle bir şey yok o halde siz insanlara yalan ve iftira üzerinden çamur attığınızdan dolayı özürdileyin. Bence böyle hararetle savunduğun inancın gereği olan bir davranış olur.
Geberdiğim zaman göreceğimden nasıl bu kadar emin olduğunuzu da hakkat merak ettim. Bu durumda siz görmüş oluyorsunuz, doğru mu?
Ben bunlardan fena halde rahatsız oluyorum bana bunlar üzerinden fikrini dikte edenden de fena rahatsız oluyorum. Çünkü bunu koca bir yalan olduğunu biliyorum ve çocukluğumdan beri bu yalanla yaşadım hala da inançlı insanların baskısına maruz kalıyorum hemen her alanda. İnanmayan çoğu insan gibi. Oysa sen çıkıp sırf inandığın için benden daha iyi, insancıl, sevgi dolu v.s. olduğun iddiasıyla yargıda bulunabiliyorsun. Bunun içindeki saygısızlığı dahi algılayamıyor olmanda ayrı bir tuhaflık Orpheuse hazretleri.
Konu dışında kaldık, bu gidişle zaten kader konusuna bir türlü giremeyeceğiz. Başka şeylerden konuşmak isteniyor hep. Neyse, zaten aynı sorular aynı cevaplar bir döngüye girdiğimizi görüyorum.
Ateist bilim adamları kabul ediyor doğru. Bunu müslümanlar veya hristiyanlar kabul etmiyordu. Onlar evrenden önce ahiretin, cennetin, meleklerin, ruhların, Allah katının ve daha bir çok şeyin olduğuna inanıyorlardı. Sizin kabul etmemenizin sebebini ise bilimle dini inançlarınızın bir birine harmanlanmasına veriyorum. Bir pastafaryan olarak ben evren oluşmadan önce USC nin var olduğunu, hareket edebildiğini, düşünebildiğini, bilinçli olup geleceği planlayabildiğini kabul ediyorum.
Birincisi öyle bir ortamda bulunsanız bile bir şey hatırlamayacaksınız çünkü bilinciniz işlemeyecek, düşünemeyeceksiniz, ol diyemeyeceksiniz, hiç bir şey yapamayacaksınız. Anlayamacaksınız. Hatta yaratamayacaksınız.
İkincisi zamansızlık ortamında bulunuyorsunuz zaten. Planc Zamanı kadar olan her sürenin arasında zamansızlık vardır. Ama bir şey hissetmiyor, anlamıyor, hiç bir şey yapamıyorsunuz o süreçte… Bu yüzden istediğiniz şeye inanabilirsiniz. Hiç bir şey yapmaya vakti olmayan bir tanrıya bile…
xenix: Takiplerim
Kader meselesi çok basit aslında. Tanrı bizim ne yapacağımızı bilir, ama bu durum bizim özgür irademizi ve seçimlerimizi etkilemez. O zaten biliyorsa biz nasıl özgür irade sahibi oluyoruz sorusu ilginçtir, ama bunun cevabı da çok basit, bizim aklımız bunu anlamaya yetmez. Ama O böyle diyorsa hem böyledir hem doğrudur. Tek yapmamız gereken ona güvenmek, inanmak ve sevmektir, bu bilgi kesindir gerisi teferruattır, ateistler bunun anlayamaz. Bu kadar.
Yılmaz Vural’ın bir lafı vardır; “Futbol aslında çok basit bir oyundur” der… “Top rakipteyken savunma yapacaksın, top sana geçince saldıracaksın”
Kader de böyledir:)
Sayın Xenix, Asıl konuya geliyoruz şimdi.
Artık zamansızlığı kabul ettiğinizi varsayıyorum. Zamansız ortamı iki yerde bulabiliriz:
1. Uzay-zaman’ı kanunlarını altüst eden karadelikler.
2. Planc Zamanı veya zaman ve mekan Büyük Patlamayla başladığına göre bundan öncesi
İşte bundan öncesine gelelim. Uzay-zaman’ın yanında biz canlıların da temel elementlerini, atomları ortaya çıkaran Büyük Patlama nereden çıktı?
Diyeceksiniz ki iki alternatif var:
1. Bilim araştırıyor. Ortaya çıkacaktır eninde sonunda.
2. Stephan Hawking’in yerçekimi teorisi (Bunu ciddiye almaya bile gerek yok)
Benim müslüman biri olarak buna cevabım: Zaman ve mekana muhtaç olmayan, sonsuz güce sahip, sonsuzlukta varolan bir Yaratıcının varlığı ve büyük patlama ile birlikte tüm canlılar için elverişli bir evreni yoktan var etmesidir.
“Zaman yoksa hareket de olmaz, tanrı yaratamaz” sorunuza cevabım: Onu tanrı yapan zamana muhtaç olmaması zaten. Bizler zaman’a muhtaç olduğumuz için zamansızlığı tasavvur edemiyoruz. Nasıl ki iki boyutlu dünyada yaşayan canlılar olsaydı onlara derinliğin ne olduğunu anlatamayacağımız gibi.
Nihayi sonucu bize yine zaman gösterecek. Ya öldükten sonra ya da bilimin gelişmesiyle. Bilim geliştikçe zaman algısının olmadığı yere de daha çok yaklaşıyoruz. Bekleyip göreceğiz.
Bunları anlattıktan sonra bir müslüman olarak kaderin ne olduğunu açıklayabilirim. Aslında yukarıda anlattım. Özetlemek gerekirse biz canlılar için bir zaman kavramı var. Önceyi sonrayı yaşıyoruz. Yaratıcı bizim ne yapacağımızı belirlememiştir. Herşeye özgür irademizle karar veriyoruz. Ama o bize ayrılan zaman şeridi içinde ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı görüyor, biliyor. Daha önce örnek verdiğim gibi bir yönetmen sinema film şeridine bakınca film kahramanlarının geleceğini ve geçmişini görebiliyor. Film şeridini biz zaman çizgisi olarak düşünebiliriz. Oyuncuların her bir sonraki kareleri de onların kaderleri oluyor. Film içinde bir zaman işleyişi var. Ama yönetmen açısından bakılırsa durum değişiyor. Oyuncuların kendileri de kaderi de zamanı da avuçlarının içinde durağan şekildedir.
Kaderin tanımı mı diyorsunuz? İnsaf yahu hiç değilse savunduğu şeyin ne olduğunu iyice araştırır insan, kafa yorar, derinlemesine sorgular ve ondan sonra ”aha budur” der. E pes doğrusu siz bu kırıntılarla mı karşıt fikri yargılıyorsunuz? Ne derinlik var tanımda ne akustik. Hal böyleyken sen benden daha doğru olacaksın çünkü inanıyorsun hemi?!
eğer bu dünyaya bir sınav için gönderildiysek kader diye yazılı birşeyin olması mümkün müdür? eğer kader varsa o zaman sınav bunun neresindedir? bu dünyaya öbür dünyadaki ödülümüzü ya da cezamızı alırken ”bunları ben yapmadım” demek için gönderildiysek o zaman hayatı anlamlı kılan ne? nereye gideceğimiz cennetlik miyiz cehennemlik miyiz yazıyorsa ve bunu değiştirme şansımız yoksa neden birşeyler için çabalıyoruz? sırf cezalandırılmamak için bir ömrü kadere bağlayıp gerçeklerden mi kaçıyoruz? anlayamayacağım hiçbir zaman…
kader varsa ne olacak ?
kader yoksa ne olacak ?
kaderin varlığı ; senin hiç bir halta yaramadığın ve iplerinin başkasının elinde olduğu ve böylece iplerin ne yöne çekilse oraya gideceğin anlamına gelir…Bir gün oyun biter ve kutuya konulursun…Bu yaşamda hiç bir ağırlığın yok… işte kaderin varlığı bu demek…
kaderin yokluğu : senin özgür bir birey olduğun , yaptığın her eylemden birebir sorumlu olduğun , bu yüzden hayatta adımlarını dikkatle atmak gibi bir sorumluluğun olduğu gerçeğidir.
dikkat et ! kader yok ve senin sorumluluğun çok büyük … bu evrende yaptığın her şey başka bir şeyi değiştiriyor….
aroncum fizik konuları sana ağır geldi farkındayım. Gel biraz da senin anlayabileceğin veya anladığını düşündüğüm konulardan konuşalım.
Beklerim.
tek tesellim ölümden sonra hiçlik ümidiydi orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor beni hasta ediyordu..
ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışamamışım
bir başka dünya neyime yarardı benim?
bana göre değildi bu dünya
bir avuç yüzsüz dilenci bilgiç kabadayı vicdansız açgözlü içindi
onlar içindi bu dünya..
yeryüzünün gökyüzünün güçlülerine avuç açanlar yaltaklanmasını bilenler için..
kasap dükkanı önünde bir sinir parçası için kuyruk sallayan aç köpek gibiydi onlar..
evet ikinci bir hayat düşüncesi korkutuyor hasta ediyordu beni..
hayır bütün bu öğürtü veren dünyaları bütün bu iğrenç yüzleri görmeye ihtiyacım yoktu benim..
tanrı bir sonradan görme miydi ki dünyalarını ille de göstermek istesin bana?..
kör baykuş
ilim farklı yorumlar.
cehalet kutsallaştırır.
Aklın ve Yüreğin ne link to sonsuz.us reye götürebiliyorsa seni, gittiğin yer kadardır sonun./sonsuzluğun…
kader-antikader-kadersizlik
keder varsa kader yoktur
örgü koyalım yerine Türkçe-öz
alın yazısı
olay örgüsü, bağımsız olay örgüsü-seyrek
yazamadım bu başlığa hiç bi kaç kez takıldım, yine yıllamış
değiştirilemez koşullar bütünü ömgeci ya da dağı; değiştirilemez koşullar bütünü dağı;
dağında oturan yolcu; (değiştirilemez koşullar bütünü öngürüsü dağı ya da tam tersi değiştirilebilir koşullar öngörüsü dağı ya da biçimi
atına bindi geldi; (değiştirlemz koşullar bütünü öngörüsüzlüğü)
niyet-düşünce fonksiyonları -bağı
olasılık ve olaslık açıklığı ile ilgili duruyor; inanma ve yapabilirlik/olabilir beklemi ya da kapasitesi iel ilgili ölçümü
Kişi öngörmediği şeyi yapamz-A ; gerçekleştiremez kapalıdır, ihtimal vermez ve denemez A-Kader dışı burada; Evrenin kaderi başka bir konu
olağanmadık beklenmedik durumlar beklemeci?
yasa ile sabit-anayasal bütünlük
yasa değişir-yasa çöker; koşul değişir; koşullamak; koşul ömeci
olasılıklar itengeci kaçınılmaz-kaçınılmaz olasımlar sonsuzu
toplam olasılık bütünlüğü sağlamı
koşul kapaması gibi bi şey -sağlama
sonuca yürüme ile ilgili bi düzenek ya da kaplama alanı benze
genel gerçeklik yapısı ile ilgili bir kurgu/l amaç ya da yasa bu zaten varsa var ve vardır düzende kendini gösterri tanımalama gerekmez; belirtme;
döngüsel değişmeme ve koşulların dışına itememe; koşullar içinde
koşullar içinde gezinti yolu –
dağarcığı
istek-bekleme ve merakla ilgili açıklanamaz dağlar (bütünlüğ-dağarcıklar) var önümde sadece ;
serbest çağrışım biçimi-bilgi kütüphanesi -hiç- değil
–
“yörünge” ve “beklenti” son karşılık;
olası koşullar yolu üzerinede birbirine bağlı koşul gerçekleşmeli yollar olmalı 1
olası koşullar yolu üzerinde birbirien bağlı koşullar gerçekleşmez döner A
olası koşullar yolu üzerinde B koşulu gerçekleşirce C yolu ve D yoluda ya da koşuluda açılır -Z
kader
olası koşullar sonsuzs ya ada yoksa yol yoktur ya da yürünen hat çizim-gemeç yol A dır
koşul olasılık’ı tanımlar ya da eksiltir
kader?
kader deyince
boyun eğme;
kabullenme-kabullen-
kader deyince?
bir çizgi yolu, yaşam yolu; olacakların önceden belirlenmesi, planlaması ya da büyük bir irade tarafından (önceden) bilinmesi
anlayışı/anlayışları -bütünü
(tüm yönleriyle bir deneme daha o zaman) (tüm bakış açıları-olabildiğince)
yazılmış olması-büyük kitap-kader kitabı-bilgi kitabı/kitaplığı
bir şeyin zamanında cereyan etmesi,, bir bilg idahilidne cereyan etmesi
permütasyon-kombinasyon; toplanma-çekilme-gidim gelim
—
kader deyince -bağımsız- bi kelime;
bu kelimeler diğer başka benzer anlamlarla da birşeiyor
bu anlamlar en başta karma (döngülü ödev), öğrenme-sınanma; karmik ödev-karmik ders; öğrenme ödevi-yapma ödevi-sınav
kavram üzerine düşündüm-nasıl düşünürüm-kullanırım;
şuna karar verdim; vardır yoktur değil; Ben onu kullanırım; Varsa, işime yararsa işi yeri geldiğinde yeri geldiğinde kullanırım, Kafamda bi boşlukta oturur sadece bu kavramda diğerleri gibi; anlamı dolmamış-önemi var ve yok
Ve tabi ki bu kavram da dil içinde bi araçtır, Bi anlam aracı ve felsefe gerecidir de olur; Bazı gereçler bazen kullanılır bunun gibi;
—
Tanrı inancında ve anlayışında kader bir çok anlama gelebelir ve bir çok şekilde tanımlanabilir çıakr karşımıza
Tanrının çizdiği öncel yol-hedef yolları ve benzeri;
Ya da sadece Tanrının ne yapılacağını/olacağını bilmesi ve onun iradesi ve isteği ile gerçekleşmesi gibi anlamlar
—
Aslında kaderi şöyle kullanırız; Öldü gitti kabullen-oldu bu artık geçti; geri getiremeyiz kabullen
olan biten şeyin olmuş bitmişliği -geri getiremezliğ-i bu anlamda kader; sabır ya da anlama ve direnmeme/görme burda anlamı-anlamları
ve bu tanrının taktiri-taktiri ilahi ya da doğanın taktiri-Yüce gücün taktiri- uyumun taktiri; her neysenin takdiri
dönüşü olmaz yoldur bu zaman geri sarılamaz -olanlar geri alınamaz; Olan oldu anlamında
Bir başka anlamda ise Tanrı her şey biliyor
Bi anlamda -biat et ; Se nküçüksün-Sen karar vermiyorsun-sen iradesiz-cılız ve zavallısın
bu anlam bizi yoran ve bu kötü amaçlı kullanım
Sanırım bu özgür irade ile karşılıklarnıyor; ÖZgür seçim, seçme hakkımız var mı yok mu? Belirli mi değil mi? Bir iradeden özgür müyüz ? gibi
Biliniyorsa biz seçim yapmıyoruz (gibi) aslında
Biz bunu şöyle savunduk insanlara karşı mantıkla;
Tabi ki biçimlenmiş bir Tanrı yarattığı her şeyi biliyor olsaydı sınava gerek kalmazdı,
Biliyorluk sınama/sağlama gerektirmezdi- Tanrı hata mı yapacaktı ve hata payı ve sapmasını mı ölçüyordu ki? Bu olmazdı,
Sonuç öngürülmüş ve biliniyor olurdu hatta kesin; Bu hiç mi hiç mantıklı değildi oysa; Buna giriştik ve tabi ki bi yere de varamadık-varılmıyorda bi gece konakladık
Bunu mantık denklemleriyle/anlatmalarıyla biz açıklamaya giriştik geçmişte bi çok şey gibi
Bilinen bir sonuç sınanmaz-burda özgür irade ya da seçim tam anlamıyla belirmez-doğmaz- bunu anlatmaya giriştik
Mutlak iyi ve mutlak kötü olamayacağını ve olursa zaten bunun kaynağının yine TAnrının kendiliği/saltı olacağını da anlatmaya-denemye giriştik; (İkincil-TAnrı dış ıbir kötü ve kötülü kkaynağı yok ise;) Tanrı hem kötü yaratıp hem kötü cezalayamazdı; Tanrıydaydı hata o zaman ve Tanrı azarlamak üzere varlık yaratırdı ya da seçmek ve iyiyi yapanları kalifiye etmek üzere; Hatasını ölçen Tanrı kendi bir seleksiyorn aracı oluyuordu
—
Ama bu kavramı biz en çok Kasyoypa da yeniden önümüze çıkınca düşündük;
—
-serbesti-
Düşünce gerçeklik yapar-etkiler; çok koşullu
İsteme sonuç bekleme doğurur;
İsteme açısıyla olma gerçekleşme ve bekleme açısı arasında bağlar olmalı ve burada düşüncenin enerjinin bilinmeyen bir çok fonksiyonu olmalı;
Örneğin isteme hızı/çekim etkisi
İsteme gücü+üretilen enerji +ortaya konulan emek zaman çarpanları ; bölü zamanlar ve bilinmeyenelr gibi şeyler çarpı gül gibi
kader salatası
Bunu yazmışmıydım bilmiyorum ama muhtemlen yazdım o halde tekrar olsun;
Andrei Rublev’de Tatar’lar bi köyü-kasabayı yağmalıyor ve adamın biri bağlanmış işkence edilirken “Tanrı sizi cehennemindee yakıcak” diyor; Herkes bunu diyor aslında bu durudma bu film de
Eylemsizliğin eylemi mi bu kendini avutma mı?
Ne yapabilirsin son tepki; Dimdik gözüne bakmak mı? Acıdan kıvranmamak mı? Kendine acımamak mı? Duruma travmatize olmamak mı;? bunu yapabilecek olanımız var mı?
İnsanlara bir açıklama gerekir; Bazen uydurmak iyidir
Kader deyince, herkesin/herşeyin büyük bir amacı olduğudur- ya da görevi ve bilinci;
Ödevlidir varoluş-kendini bilirdir ve olanlar güvenilidir;
AKderi ngerçek anlamı budur;
Sonuçsuz değildir eylem ;İsnanlara bunu aşılar kısa yoldan
Aksinde ne olacak? Örn,
Varoluşla boğuşacak;
Bilinmeyenlerle ve Kötü bi tanrıyla kapışacak boğuşacak;
Koşulların sebepsiz-sonuçsuz olduğuna inanacak düşünecek ve bilinemzlik çağrışacak
amaçsızlık ve eylem yapımsızlığı hatat hazsılığı
ve herşeyin sebebi olan bi bilinmezle bi dış bilinmezle boğşabilecke kişi; sebepleri bilmiyorsa değil mi?
Belk ide mantıklıdır kader;
Bunun dışında yine de;
Ben kendi düşünmelerimde; Bu konularda İnsanlara söylenebilecek en mantıklı şeyin aslında tanrının sınama davranışının anlamsızlığını göstermek ve anlatmak olduğuna karar vermiştim geçmişte; ve Kötü Tanrının -Bunu özet geçerim çok;
kader-bilinmezlik yüzüyor demenin tersidir
eğer bilinmezlik yerindeyse bilinmezliğin yerinde kim oturur; onu kim kaldırır
tabi ki eğer;
bilinmezlik yerine; ” sonsuz olaslık ve komboniasyon doğallığı” ve “hepsi olumluluğu” “tüm sonuçların güvenliliği” gibi bi tanımlama ya da kavramlar konulabilseydi sorun olmazdı;