Yollar yine yollar

  1. Yollar (tekamüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır.

  2. Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır.

  3. Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana “ilk eşik” ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren “merdiven” başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir.

  4. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Bir çok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir.

  5. Dördüncü yolda merdiveni çıkmak için koşul;  İnsanın kendi yerine bir başkasını yerleştirmeden bir üst basamağa geçemiyeceğidir. Böylece insan yükseldikçe kendini izleyenlere daha da bağımlı olur. Onlar durursa O da durur.

  6. Öğrenci ne derece yüksekse, öğretmen de o derece yüksek olabilir. Aslında öğrenci öğretmenin seviyesini hiç göremez ve ne derece aşağıda iseler o derece yüksek bir öğretmen isterler. (Genellikle insanın kendisi beş para etmediği halde İsa’nın öğretmenliğinden başkasını istemez.) daha aşağısına razı değildir.

  7. Öğretmen ve öğrenci birbirine muhtaçtır. İnsan aldığını derhal vermelidir, ancak bu şekilde daha fazlasını alabilir. Aksi halde kendisine verilmiş olanda ondan alınacaktır.

  8. Subjektif yol, okul yolundan geçer.

  9. Objektif yol, sade vatandaşın yoludur. Onlarda tekamül eder, ne var ki onların yolu çok gereksiz tekrarla dolu olarak çok uzun olabilir.

  10. Kendi kendini inceleme, kendini bilmeye götüren çalışma veya yoldur.

Çalışmanın bütünü için bakınız:

Gurdjieff ve Kars

Alıntı: http://vedat.akcayoz.net/yazilarim/tekilkonular/gurdjieff.html

Acaba kaç kişi Gurdjieff’i tanımaktadır bilemiyorum; ama Kars’ın gizli kalmış değerlerini mutlaka öğrenmemiz gerekmektedir.

GURDJİEFF;
* Aklımızı, “Okuma” ile
* Duygularımızı “Müzik” ile
* Fiziksel bedenimizi “Hareket” ile

Geliştirebiliriz diyen bir görüşe sahip olan “Kars’ın çok kültürlü pınarlarında su içmiş” dünyanın en ünlü öğreti ustalarındandır.

“Yüreğin gerçeğini özleyen, arayan, hayatın getirdiği problemleri çözmeye çabalayan, şeylerin ve olayların özüne ve kendi varlıklarının içine nüfuz etmeye çalışan sorgulayıcı zihinler vardır.

Bir insan sağlam şekilde muhakeme eder ve düşünürse, bu problemleri çözerken hangi yolu takip ederse etsin, kaçınılmaz şekilde kendisine dönmeli ve işe, kendisinin ne olduğu ve içinde bulunduğu dünyadaki yerinin ne olduğu probleminin çözümüyle başlamalıdır.”

G. I. Gurdjief

Gurdjieff olağanüstü bir insanmış, gerçek anlamda bir usta. Öğretileri en temel sorularımıza hitap eder:

  • Ben kimim?
  • Neden buradayım?
  • Hayatın ve özellikle insan hayatının amacı nedir?

Gurdjieff genç bir adamken amansızca bu soruların peşine düştü ve pratik cevapların çok eski geleneklerin içinde bulunduğuna kanaat getirdi.

Yıllar süren araştırma ve uygulamaları sonucunda cevapları keşfetti ve daha sonra öğrendiklerini Batı dünyasının anlayabileceği şekilde düzenlemeye koyuldu.

Gurdjieff modern hayatın anormal koşulları yüzünden artık işlevlerimizi uyumlu bir şekilde yerine getiremediğimizi savunuyordu. Uyumlu olabilmek için “kendi üzerinde çalışma” ile yeni melekeler geliştirmemiz veya gizli kalmış potansiyelleri gerçekleştirmemiz gerektiğini gösterdi.

Öğretilerini ve fikirlerini üç şekilde sundu:
* Aklımızı, “Okuma” ile
* Duygularımızı “Müzik” ile
* Fiziksel bedenimizi “Hareket” ile geliştirebiliriz

diyen bir görüşe sahip olan Kars’ın çok kültürlü pınarlarından su içmiş, Dünyanın en ünlü öğreti ustalarındandır.

Georgei Ivanovitch Gurdjieff’in doğum tarihi tam olarak belli değildir. Kendisi, 1866 olarak belirtirken kızkardeşi 1877 yılında doğduğunu iddia eder. Gurdjieff Rus-Türk sınırındaki Alexandropol’de (Gümrü) doğmuştur. Onun babası Kayseri’deki İyonya Yunanlılarındandır. Bu insanlar yüzyıllar boyu yabancı kurallarıyla yaşarken kendi kültürlerini korumuşlardır. 16. yüzyılda bu ailelerin bazıları Bizans İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra uzaklaşmışlardır. Gurdjieff’in akrabaları da onların içindedir. Onlar çiftlik sahibi, koyun ve sığır sahibi idiler. 19. yüzyılın ortalarında onlar Türkiye’de bölündüler.

1877 yılında Rus-Türk Savaşı’nı takiben Gurdjieff’in babası bir salgın hastalıkta sürülerini kaybetti. Sonra Gurdjieff’in büyüdüğü KARS’ta marangozluğa başladı. Kars’taki askeri katedralin (Kümbet Camii – Havariler Kilisesi) Başrahibi Borsch, genç Gurdjieff’i büyük ölçüde etkilemiştir. Babasının planına göre günah çıkaran papaz ve vücut hekimi olması için tek bir ilahi göreve kendisini hazırlamalıydı. Papazlar ve doktorlar Gurdjieff’e eğitim verdi.

Genç adam mekanik, medikal ve doğal bilimler ve özellikle psiko-nöroloji ile ilgilendi.

KARS’TA ÇOK KÜLTÜRLÜ ÇEVREDEN ETKİLENDİ

Alışılmadık deneyimler insanoğlunun hayatında doğaüstü güçlerin olabileceğini ona gösterdi. Asyalı ozanların türkü ve destanlarla korunmuş antik gelenekleri de tanıma şansı buldu. Bir ozan olan babası Antik Asur ve Sümer kültürlerin efsaneleri hakkında bilgisi ile ünlüydü. Daha sonra Çivi yazısı olan kitabelerden çok etkilendi.

Gurdjieff kendisi gibi umutları olan ve aynı şeylerden ilham alan az sayıda genç insanı etrafına topladı.

Gurdjieff’in ömrünün son yıllarında hasta idi. Hastalığı ve yaraları nedeniyle ıstırap çekti. Seyahat ettiği yıllarda birkaç otomobil kazası geçirdi. Amerika Birleşik Devletleri’ne 1925 yılında son seyahatinden sonraki hafta içinde geçirdiği bir otomobil kazasında neredeyse ölüyordu. Bu kazanın sonucu olarak hafızasını yitirdi ve aylar sonra hafızası yavaş bir şekilde geri geldi.

Gurdjieff 29 Ekim 1949’da Paris’te Amerikan Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Dört gün boyunca öğrencileri, arkadaşları, Amerika, İngiltere ve diğer ülkelerden gelen mevki sahibi kişileri içeren ziyaretçileri naaşını ziyaret etmişlerdir.

Gurdjieff’in ölümünden sonra onun çalışmalarının çoğu öğrencileri tarafından yayınlanmıştır. İlki Gurdjieff’in teorilerini en iyi açıklayan; Ouspensky’s In Search of the Miraculous,

Gurdjieff’in master çalışması All and Everything (Hepsi ve Her Şey).

İlk seri en iyi bilineni Beelzebub’s Tales to His Grandson’dur.

Yaşadığı sürece yayınlanan tek çalışması The Herald of Coming Good’dur. İkinci, seri olarak tasarlanan Meetings with Remarkable Men 1960’da yayınlanmıştır. 1970’lerin başlarında ise üçüncü seri Life Is Real Only Then, “I Am” yayınlanmıştır.

J. Walter Driscoll tarafindan yayimlanan Gurdjieff: a Reading Guide Gurdjieff’in yazılarının ve konuşmalarının yayınlanan notlarının içeriğini ve yayınlanma tarihçesini anlatır.

Dr. Michel de Salzmann, Gurdjieff’in hayatı, yazıları ve “ardında, bilincin geliştirilmesi için özel bir metodolojiyi barındıran bir okul bırakan”, “insanların benzersiz bir ‘uyandırıcısı’” ve bir ruhsal öğretmen olarak yarattığı etki üzerine bilgi veren düşüncelerle dolu bir özet sağlıyor”.

Gurdjieff öğretisi modern zamanların en içe işleyen ruhsal öğretilerinden biri olarak ortaya çıkmıştır

Vedat Akçayöz

Not: Yıldırım Öztürkkan’ın Arşivinden

Üçüncü Kuvvet ya da Etkisiz Kılan

Bu konuya açıklık getirmek için işe Gurdjieff’in üç prensip ya da “üç kuvvet” kanunu ile başlamak istiyorum.

Bu üç kuvvet hakkındaki öğreti, bütün kadim sistemlerin temelinde mevcuttur. İlk kuvvete aktif veya pozitif, ikinciye pasif veya negatif, üçüncüye ise “etkisiz kılan” kuvvet denilebilir. Üç kuvvet kanunu insanlardan uluslara her ebat ve zamanda eksiksiz işleyen bir mekanizmadır. Örneğin bir insanın her hangi bir konuda oluşan arzusu, kişisel girişimi aktif kuvvettir. Kişisel girişimine karşı çıkan, alıştığı bütün psikolojik hayatının yarattığı “atalet”, pasif ve negatif kuvvet olacaktır. Bu iki kuvvet, ya birbirini denkleştirecek ya da biri diğerine hâkim olacak, fakat aynı zamanda o da başka bir hareket için çok zayıf düşmüş olacaktır. Böylece iki kuvvet, biri diğerini yutarak ve hiçbir sonuç meydana getirmeksizin birbirinin çevresinde dönüp duracaktır. Bu durum bir hayat boyunca devam edebilir, ta ki üçüncü kuvvet devreye girene kadar. Üçüncü kuvvet, devreye girdiğinde ilk iki kuvvetten birini “etkisiz” bırakır. Ya pasif olanı etkisiz kılar ki bu durumda aktif kuvvet serbest kalır ve kişi girişiminde başarılı olur. Ya da aktif kuvveti etkisiz kılar, böylece ikinci kuvvet yani atalet hâkim gelir ve o girişimden vaz geçilir. Bu poziisyonda aslında istek kaybolur! Böylece başlangıç durumuna dönülür. Yani üçüncü kuvvet gelmeden önceki “yapmak istiyorum olmuyor” şeklindeki cehennem azabı doğal olarak ortadan kalkar. İşte bu sebeple üçüncü kuvvet aktifi de pasifi de etkisiz kılsa sonuç mükemmeldir, yani fark etmez. Üçüncü kuvvetin devreye ne zaman gireceği, hatta girip girmeyeceği bile belirsizdir, öyle ki dünyadaki hemen birçok örnekte olduğu gibi iki kuvvet sonuçsuz olarak birbirini dengelemekte/yutmakta ve ortaya müspet ya da menfi sonuç çıkmamaktadır. Eğer her hangi bir şeyde bir “durma” veya aynı yerde tükenmeyen bir “tereddüt” varsa, o yerde üçüncü kuvvetin eksikliğinden söz edebiliriz. Gurdjieff’e göre, eğer üç kuvvetin belirtisini her harekette görebilseydik, o zaman âlemi, olduğu gibi görmemiz mümkün olurdu (“Olduğu gibi görme” kalıbı tam da Castaneda öğretisindeki “görme” kavramına denk olarak kullanılmaktadır).

Gurdjieff ayrıca her maddenin dört safhasının veya halinin bulunduğunu da söyler ve yukarıdaki üç kuvvet kanunu ile ilişkilendirir. Bir madde; birinci yani aktif kuvvetin iletkeni ise karbon adını, ikinci yani pasif kuvvetin iletkeni ise oksijen adını, üçüncü yani etkisiz kılanın iletkeni ise azot adını alır. Ve eğer bir madde, kendi içinde kendini gösteren kuvvet ile ilişkisi hesaba katılmadan ele alınırsa bu maddeye hidrojen denir.

Aslında karar mekanizması yazısında (https://blog.sonsuz.us/?p=2943 ) bahsettiğim, ortalamaya vahşice çekilme de tamamen ilk iki kuvvetin birlikte çalışmalarının eseridir. Dualitik varoluşumuzun temeli üç kuvvet kanunu gereğidir, bunu değiştiremeyiz. Bu kanuna tabi olmayan âlemler var mıdır? Bununla ilgili olarak maddenin dördüncü halini irdelemek gerekir düşüncesindeyim.

Erkekler şans faktörünü neden sevmezler?

 Önceki yazım “karar mekanizması”( https://blog.sonsuz.us/?p=2943 ) , öyle bir yol açtı ki daha yüzlerce konuya değinmek ihtiyacı hissediyorum. Hayatta ya da her hangi bir oyunda karşılaştığım her tür meydan okuma gerektiren durumda erkeklerin şans faktörünü duymak bile istemediklerine çok kez şahit oldum. Örneğin derler ki, bu bilimsel bir şey şansa yer yok, ya da briçte şans yoktur veya satranç şans barındırmaz! Örnekleri sınırsızca çoğaltmak mümkün. Oysa aynı konularda meydan okumaya katılan kadınlar bu tür kesinlik içeren ifadeleri pek etmezler, zaferlerine bile hep bir sakınımla yaklaşırlar ve derler ki, evet başarılı oldum ama şans da benden yanaydı! Gerçi kadınların bu sakınımlı yaklaşımlarını onların ezilmişliğine, kendilerine güveni yitirmişliklerine bağlamak isteyen kadın hakları savunucuları da olabilir, fakat mesele bundan biraz daha karmaşıktır zannımca.

Görüldüğü gibi oldukça farklı iki algı türünün basitçe karşımıza çıkışına şahit oluyoruz ve ben bu algı farkını görebildiğim kadarı ile (şans da benden yana ise) anlatmaya deneyeceğim.

<

p class=”thomicb” style=”margin: auto 0cm;”>Öncelikle nedir şans: 1. Mantıkla açıklanamayan birtakım rastlantısal olayların nedeni olan güç, baht, talih, felek: “Bir hafta içinde kayıplar ve kazanmalarla şansım değişti.” –R. H. Karay. 2. Bir olayın olabilirliği. 3. Bir kimsenin bilgi ve emeğinden çok rastlantı sonucu elde ettiği elverişli durum.

Ve bir de “Kaza” sözcüğüne bakalım:    1) yargı. 2) beklenmedik olay. Güncel Türkçe Sözlük 

Görüldüğü gibi her iki sözcükte ortak olan, her ikisinin de “beklenmedik”, öngörülemez bir yapıda olmalarıdır. Öyleyse muhtemelen aynı şeyin olma ve olmamalarıdır bu.

Bu konuya açıklık getirmek için işe Gurdjieff’in üç prensip ya da “üç kuvvet” kanunu ile başlamak istiyorum.

Bu üç kuvvet hakkındaki öğreti, bütün kadim sistemlerin temelinde mevcuttur. İlk kuvvete aktif veya pozitif, ikinciye pasif veya negatif, üçüncüye ise “etkisiz kılan” kuvvet denilebilir. Üç kuvvet kanunu insanlardan uluslara her ebat ve zamanda eksiksiz işleyen bir mekanizmadır. Örneğin bir insanın her hangi bir konuda oluşan arzusu, kişisel girişimi aktif kuvvettir. Kişisel girişimine karşı çıkan, alıştığı bütün psikolojik hayatının yarattığı “atalet”, pasif ve negatif kuvvet olacaktır. Bu iki kuvvet, ya birbirini denkleştirecek ya da biri diğerine hâkim olacak, fakat aynı zamanda o da başka bir hareket için çok zayıf düşmüş olacaktır. Böylece iki kuvvet, biri diğerini yutarak ve hiçbir sonuç meydana getirmeksizin birbirinin çevresinde dönüp duracaktır. Bu durum bir hayat boyunca devam edebilir, ta ki üçüncü kuvvet devreye girene kadar. Üçüncü kuvvet, devreye girdiğinde ilk iki kuvvetten birini “etkisiz” bırakır. Ya pasif olanı etkisiz kılar ki bu durumda aktif kuvvet serbest kalır ve kişi girişiminde başarılı olur. Ya da aktif kuvveti etkisiz kılar, böylece ikinci kuvvet yani atalet hâkim gelir ve o girişim hüsranla sona erer. Üçüncü kuvvetin devreye ne zaman gireceği, hatta girip girmeyeceği bile belirsizdir, öyle ki dünyadaki hemen birçok örnekte olduğu gibi iki kuvvet sonuçsuz olarak birbirini dengelemekte/yutmakta ve ortaya müspet ya da menfi sonuç çıkmamaktadır. Eğer her hangi bir şeyde bir “durma” veya aynı yerde tükenmeyen bir “tereddüt” varsa, o yerde üçüncü kuvvetin eksikliğinden söz edebiliriz. Gurdjieff’e göre, eğer üç kuvvetin belirtisini her harekette görebilseydik, o zaman âlemi, olduğu gibi görmemiz mümkün olurdu (“Olduğu gibi görme” kalıbı tam da Castaneda öğretisindeki “görme” kavramına denk olarak kullanılmaktadır).

Gurdjieff ayrıca her maddenin dört safhasının veya halinin bulunduğunu da söyler ve yukarıdaki üç kuvvet kanunu ile ilişkilendirir. Bir madde; birinci yani aktif kuvvetin iletkeni ise karbon adını, ikinci yani pasif kuvvetin iletkeni ise oksijen adını, üçüncü yani etkisiz kılanın iletkeni ise azot adını alır. Ve eğer bir madde, kendi içinde kendini gösteren kuvvet ile ilişkisi hesaba katılmadan ele alınırsa bu maddeye hidrojen denir.

Hidrojenler konusu ise şimdiye kadar duyduğum en ilginç ve benzersiz bir fikre götürür bizi fakat bu yazımızın konusunu aşmış oluruz, bu sebeple şimdilik amacımıza uygun olan yerde duralım ve benzetmemizi yapalım.

Benim düşüncem odur ki, şans ya da kaza faktörü, üçüncü kuvvettir yani etkisiz kılan kuvvet (Gurdjieff onun gerçek âlemin malı olduğunu söyler). İkinci kuvveti etkisiz kıldığında biz oluşan duruma şans deriz, birinci kuvveti etkisiz hale getirdiğinde ise buna kaza deme eğilimindeyiz.

Kişinin ya da Jung’un daha kapsamlı sözcüğü ile psişenin, en küçük bölümü olan ego, yani ben olma iradesi, üç kuvvet kanunu gereğince tek başına yeterli değildir. İşte bu sebeple girişimci yanı temsil eden eril yön, şans faktörünü görmezden gelme eğilimindedir ve bu çok doğal bir reflekstir, doğası gereğidir. Ben bu kavramları atom altı kavramları ile de benzeştiriyorum. Örneğin proton, birinci kuvvetin taşıyıcısı, elektron ise ikinci kuvvettin. Bu durumda nötronların “etkisiz kılan” kuvvet olma ihtimali doğuyor.

Aslında karar mekanizması yazısında bahsettiğim, ortalamaya vahşice çekilme de tamamen ilk iki kuvvetin birlikte çalışmalarının eseridir. Dualitik varoluşumuzun temeli üç kuvvet kanunu gereğidir, bunu değiştiremeyiz. Bu kanuna tabi olmayan âlemler var mıdır? Bununla ilgili olarak maddenin dördüncü halini irdelemek gerekir düşüncesindeyim.

 

Meetings with Remarkable Men (1979)

Bu filmi bir zamanlar alt yazısız seyretmiştim, ilk fırsatta tekrar izlemek isterim.

Gurdjieff Meetings with Remarkable Men (1979)
Yönetmen: Peter Brook

Yapım Yılı: 1979
Tür: Biyografi, Dram
Süre: 1 saat 48 dk
Dil: İngilizce
Görüntü Yönetmeni: Gilbert Taylor
Müzik: Laurence Rosenthal
Senaryo: Peter Brook, G.I. Gurdjieff, Jeanne Salzmann
Part1
Part2
Part3
Part4
Part5
Part6
Part7
Part8

Türkçe Altyazı:
Alt Yazı


Hayatını anlatan filmden (Gurdjieff, Meeting With Remarkable Men) kısa bir alıntı:

Bir çocukken babası Gurdjieff’i rahip olmaya götürür. Yolda bir yerde dururlar, büyük bir vadidir burası nefis ve kıraç bir dağ uzanır arkada. Halk oturmuş beklemektedir. Sonra yedi müzisyen gelir uzaklardan.
“Her 20 yılda bir bu eşsiz vadinin akustiğinde en iyi sesi ve sanatçıyı ararız, test ederiz. Ancak özel bir ses frekansı bu taşları titreştirebilir. Bu kim yapabilirse galipte odur” der ahalinin yöneticilerinden biri.
Sonra adamlar sırayla söyleyip çalarlar nefis ezgiler, şarkılar izlerken nefesiniz kesilir. Türk ezgilerini duymak ruhunuzu okşar. Ama hakemler beğenmez hiçbiri taşları etkileyememiştir.

Sonunda hafif tombul sarışın sakallı bir adam başlıyor neye üflemeye. Olağanüstü bir ezgi çalıyor En sonunda dudaklarıyla başlıyor bir ses çıkarmaya ney gibi ama metalik bir titreşim. Bir daha, bir daha böyle içine kadar ürperiyorsun. Adam dudaklarını kapatıyor ve ses dakikalarca ilahi bir titreşim gibi sürüyor, sürüyor, sürüyor. Dağı kaplıyor. Sonra herkes sessizce kalıyor. Adama çok güzel bir kuzu hediye ediyorlar.