Latay nob sridu

Aşık olduğunuz, buna karşın dilini hiç bilmediğiniz ve telepati yoluyla anlaştığınız birisiyle, telepatik ilişkinin devre dışı kaldığı bir anda konuşmak zorunda olduğunuzu düşünün. Ona söylemek istediğiniz önemli birşey var, ama siz sevdiğiniz insanın dilini hiç bilmiyorsunuz. Neyse ki bir tercüman yardımınıza yetişiyor o an ve telaffuz etmeniz gereken cümleyi size fısıldıyor; “Latay nob sridu”

Bu cümle ile neyi söylemek istemiş olduğunuzu siz seçin, ama söylemek istediğiniz şeyi anadilinizde söylemek ile “Latay nob sridu” şeklinde söylemek arasında.. hangisini tercih ederdiniz diye sormayacağım, ama bu ikisi arasındaki farklılıkları tarif etmeyi denesek neler çıkar acaba karşımıza?

Konuyu biraz daha geniş bir perspektifte ve bir üst boyutta ele alırsak şöyle bir soru da eklenebilir tabi; Çevrenizdekilerle, hatta sevdiğiniz insanla anadiliniz ile değil de sonradan öğrendiğiniz ve anadiliniz kadar hakim olmadığınız bir başka dille anlaşmak zorundaysanız, ilk bakışta bu durumun getireceği pek çok dezavantajdan bahsedilebilir şüphesiz. Peki ya bizati böyle bir durumdan kaynaklanan ve kendi aralarında anadilleriyle anlaşan insanların sahip olamayacak olup sadece bizim sahip olabileceğimiz avantajlar ?


Bu arada, yabancı arkadaşlarımız için metni almancaya çevirmem böyle bir başlık altında biraz ironik kaçabilir ama olsun:))


Stellt euch vor, ihr seid verliebt in irgendjemand, mit dem ihr telepathisch miteinander kommunizieren könntet, und seine/ihre sprache ist euch total fremd. Aber irgendwann müsst ihr mit dieser person wirklich sprechen, wo diese telepathie, die zwischen euch funktoniert, nicht mehr geht, oder unterbrochen wurde. Ihr habt dieser person, die ihr liebt, etwas wichtiges zu sagen, aber wie gesagt, ihr kennt seine/ihre sprache gar nicht. Gott sei dank, kommt in diesem moment ein dolmetscher und flüstert euch den satz, der euch auf der zunge liegt, ins ohr; “Latay nob sridu”

Ihr könntet nun einfach irgendetwas auswaehlen, was ihr eigentlich zu ihr/ihm mit diesem satz sagen werden wolltet, aber zwischen diesem satz in eurer muttersprache sagen und in “Latay nob sridu” form sagen… ne ne, ich frage nicht, welches ihr benutzen würdet.. Ich frage einfach, was könnte man sagen, oder was könnte einem begegnen, wenn man versucht die unterschiede zwischen diesen beiden möglichkeiten zu erklaeren ?

Und wenn wir dieses thema noch in einer breiteren perspektive und höheren stufe betrachten, dann kann man natürlich noch eine extra frage stellen; Wenn man mit den leuten in seinem umfeld, (sogar auch mit der person, die man liebt) nicht in seiner eigenen muttersprache, sondern in einer anderen sprache, die man danach gelernt hat und derer man nicht so sprachkundig wie seiner eigenen muttersprache ist, sprechen muss, dann kann man natürlich auf den ersten blick die vielen nachteile erwaehnen, die durch diese situation kommen können. Aber.. was ist denn mit den vorteilen , die genau durch diese situation kommen ( dass man mit den leuten in einer anderen sprache sprechen muss) und den, die die anderen, die untereinander in ihrer eigenen muttersprache sprechen, nicht haben, aber nur wir haben können?

8 yorum “Latay nob sridu”

  1. önce bir deneme yaptım, google arama sayfasındaki sonuç

    Latay nob sridu
    Gelişmiş arama8 sonuç (0,35 saniye)
    Bunu mu demek istediniz? Altay ne sordu

    arama motorundaki kodların bilmediği bir dilin çevirisindeki sesteşliği nasıl kokladığı aslında ders çıkartıcı olabilir.

    yanımdakine saatin kaç olduğunu sorsam mesela beden dili yetecek; Latay nob sridu beden diliyle anlatılamaycak bir şey olmalı kafanda.
    soruyu önce tam anlamadım, yaptığın ekten sonra da tam açık gelmedi, anladığım kadarını belirteyim; kendi anadilimle olan sohbette kesilmeden giden bir dil- düşünce akışı var ve düşünmeden konuşuyorum, bilmediğim bir dilde çevirmenin dediği Latay nob sridu’da seslerin ritmi-soundu ile söylemek istediğim arasında nasıl bir benzerlik lduğunu duyumsarım. hadi çöle gidelim demek isterken yağmur sesini andıran bir bilmediğim tümce beni söylediğime yabancılaştırır.

    avantaj ne olabilir diye düşünüyorum… karşımdakinin beni anlaması ve benim onu anlamam için zaman tanıma yönünde bir avantaj olabilir belki. Karşılıklı bildik dilde bu avantajı pek hayata geçirmiyoruz.

    yine de soruyu tam olarak anlamadığımı hissediyorum gamaro, yine de bir dilsel yabancılaşma sözkonusu gibi…

  2. “Peki ya bizati böyle bir durumdan kaynaklanan ve kendi aralarında anadilleriyle anlaşan insanların sahip olamayacak olup sadece bizim sahip olabileceğimiz avantajlar ?”

    Bol bol salak konumuna düşmek oldukça eğlenceli hale getirebilir. Derdini anlatamamanın mimikleri, yanlış anlatmanın ifadeleri vs vs. 🙂

    xenix

  3. almanya’da yaşayan biri adı şule olan kızı için, şule okula gitti mi diye yüksek sesle sorar. bunu duyan birazcık türkçe bilen ve okul ile gitmeyi anlayan alman komşu da onu düzeltir; şule ( die schule) var olmaz zaten okul demek, okul gidemez okula komşu…

    benzer örneği şule yerine erkan ( er kann) için de verebiliriz.

    burada dil ve iletişimin bir yönleri çıkıyor ama ne…

  4. Bu bana gördüğüm bir rüyayı anımsattı. Yıkık dökük surların üstünde iki kadın görmüştüm. Birisi daha yukarıda ve solda oturan yaşlı bir kadındı. Diğerinin yüzünü net göremiyordum ama genç bir kadın olduğu belli oluyordu. Bana bir şeyler anlatan çok güzel bir kadına hayretle bakıyordum. Söylediklerinin tek kelimesini anlamasamda o konuştukça gözümde daha da netleşmeye, güzellşmeye başlıyordu. Sonra esen bir rüzgarın etkisiyle elbiseleri dalgalanmaya başladı. O hala konuşuyordu. Daha da netleştiğinde konuşmak istedim ama ağzımı açamadım. Cümleleri zihnimde bile toparlayıp bir araya getiremiyordum. Sonunda kendi gerçek ses tellerimle ağzımdan “efendim” kelimesi çıktı ve kendimi o anda yatağımda ve gerçek dünyada buldum. Konuşmak için acele etmeseydim keşke diye düşündürdü beni. Yüzünün de netleşmesine ramak kalmıştı.

    Konuya aşk karışmasa söyleyecek hiç bir sözüm olamayabilirdi. Herhalde avantajı olsa olsa gereksiz sözler yüzünden aşkın bitmesini önlemesi olurdu.

    Aynı zamanda butimarı da anımsattı

    “her şey biter
    su taşı bitirir
    güneş suyu
    zaman güneşi bitirir
    aşk zamanı
    söz aşkı bitirir
    ben sözü”

    Şems’in “aşk dilsiz olur” sözünü de hatırlattı.

    Not: Bildiğim kadarıyla Butimar, Pers mitolojisinde yer alan efsanevi bir kuştur.

  5. mesajı öyküsüz kelimelerle iletmekten bahsediyorum aram..

  6. öyküsüz kelimeler.. her kelime biraz suçlu ve eksikken, kelimenin öyküsüzlüğü bir masumiyet teşkil edebilir mi? kendi dilimde söylemekten çekindiğim bir cümleyi bilmediğim bir dilde, yukardakiler gibi çağrışımsız kelimelrle söyleyebilirim.

  7. Latay nob sridu.

    çekici ve duru, gamaro seni okumak bağımlılık oldu 🙂

  8. Betimlediğiniz durumu canlandırırken dahi zorlandım. Ağzımı açamıyorum, takılıp kaldım 🙂

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.