İngilizce Eğitim ve neden şaşkınlık?

Şöyle bir video dolaşıyor: Tıklayınız
Şimdi olan Osmanlının son üç yüz yılında olmuşken, Türkçeye ingilizce kelimeler girip onun bozulduğuna dair ağıtları çok çok çok gecikmiş bir uyarı olarak bulsam da herkes elinden gelen içinden geleni yapsın tabi. Değil mi ki İngiliz ingilizcesi sadece 25 senede tamamen farklı bir lisana döndü, üstelik Amerikalılara da feci halde seksi geliyor. Oluyor yani böyle şeyler. Önemli olan Sanal alemin ortak lisanını kaybetmiş oluşumuz. Daha da açıkçası bunun farkında dahi olmayışımız,
Ayrıca halkımız ve onların seyrettiği TV programları 500 kelimeyle konuştuğu için ve bu plazalardaki arkadaşların çoğu yut dışında okumuş, yurtta okuyanlar da zaten 20 senedir tüm dersleri ingilizce veren üniversitelerimizde (ki üniversitelerimizin tamamına yakını) okuyup, kitap okuma fırsatları da olmayınca (hep öyle deniyor ah maalesef hiç vaktim yok küçükken okurdum. yani en son pamuk prenses ve yedi cücelerde kalmış olanları da azımsanamaz herhalde) halkın 500 kelimelik Türkçesinden daha iyi durumda değillerki! Yani zevkü sefadan kullanmıyorlar o ingilizce kelimeleri, çaresizler bir anlamda.
Devlet politikasını gözden geçirin, yaptığınız yanlışlardan dönün cancağızlarım (haddim olmayarak)
.
Ben bu videoyu konusundan dolayı değil Gülse Birsel’in burada bazı pozlarının nasıl o çok sevdiğim Cate (efsane elf) andırdığını hissetmem oldu. Çok az kişiye görünüşünden dolayı böyle hisler duymuşumdur, Cate bunların en başında gelir.
Plaza Türkçesi konusunu size bırakıyorum.
*
Alakasız bir konuya geçiyorum affediniz:

Devamını oku “İngilizce Eğitim ve neden şaşkınlık?” →

Beğendiğim Haiku Şiirleri

Önce biraz tanıtım:
Haiku (Japonca 俳句, Türkçesi eğlenceli mısra) bugün tüm dünyada meşhur olan geleneksel bir Japon şiir türüdür. Dünyanın en kısa şiir türü sayılır.En önemli Haiku şairleri arasında Matsuo Bashō (1644-1694), Yosa Buson (1716-1783), Kobayashi Issa (1763-1827) ve Masaoka Shiki (1867-1902) gösterilebilir. Bashō öğrencileriyle Haikai şiirini yenilemiş ve ona ciddi bir edebiyat saygınlığı kazandırmıştır. Shiki modern Haiku’nun kurucusu sayılır. Aynı zamanda Haiku kavramının (Haikai veya Hokku karşısında) yerleşmesini sağlayan da o olmuştur. Japon Haiku’ları çoğunlukla 5-7-5 ölçülü üçlü kelime öbeklerinden oluşup kelimeler sütun halinde yan yana sıralanır. Haiku’nun vazgeçilmez bir unsuru da somutluğu ve halihazıra olan bağlantısıdır. Bilhassa geleneksel Haikular Kigo ile mevsimlere imada bulunurlar. Temel özellikleri olarak okuyanın kendi tecrübesiyle tamamladığı bitmemiş, açık metin karakteri de gösterilebilir. Metinde her şey söylenmezken duygular nadiren isimlendirilir ve bunların şiirde yer alan somut şeyler ve bağlamdan çıkarılmaları lazım gelir.
Damla dolunca,
yatağına uzanır..
akarsu olur—
Toiku
*
* Poyraz
dokunup omuzlarına
uyandırıyor düşlerini
-Rebinson
* Hava soğuk değil mi?
evet çok
cevabının sıcaklığı
– Otsuji
* kendi malım diye
düşününce hafiftir
şemsiyenin üzerindeki kar
– Enomoto Kikau

*

Uyanmış
iniyor rüyanın öte yakasından aşağı.
Victor Hugo
*
Rüya Gece’nin
akvaryumudur.”
Victor Hugo
*

dağda batan güneş

sonbahar yapraklarının

kızılını çalıyor sanki.

Taniguçi Buson

*

Devamını oku “Beğendiğim Haiku Şiirleri” →

Ursula Le Guin ile büyümek -2

İlk bölüm için tıklayınız

Hepimizin zihinlerinde ormanlar var. Keşfedilmemiş uçsuz bucaksız ormanlar. Her birimiz her gece bu ormanlarda kayboluyoruz.

Ursula Le Guin’in en güzel yanı okuyucuyu hep şaşırtması. Bitmeyen bir umutla yapar bunu. Kimi zaman “Karanlığın Sol Eli”ndeki çift cinsiyetli bir toplumla şaşkına çevirir, kimi zaman yer ve deniz öykülerindeki kahramanlarıyla doğumu, ölümü, yıkımı ve büyümeyi anlatır. Her hikâyesi başka kapılara açılır yani, her kapı başka bir gerçeğin yansımasıdır. Le Guin de buna benzer bir amaçla yola çıkar zaten. Kurduğu fantastik dünyalarda yeryüzünün her türden canlı cansız varlığının, toplumunun ve sisteminin bir karşılığı vardır. Soyluluğa tutkun birine sert bir tokat atar, uzaktan ve el değmeden. Sonra, şaşırtıcı olduğu kadar sarsıcılığını da fark ettirir. Toplumlar yaratır ve sistemler ve türler. Bunu yaparken alternatif bir yaşama sığınmaz, gerçeklerden kaçmaz, yaşanabilir alternatif yaşam biçimlerinin olduğunu bize hatırlatır. Karakterleri renklidir, kırmızı, kimi zaman siyah. Yaratıcıdır ve ilham verici. Zihne ve insana yönelik anlatılar, antropoloji, mitolojiler, Taoizm, masallar ve efsanelerden yararlanır Le Guin. Dostoyevski’den Jung’tan esinlenir. Anarşizmle beslenir, otoriter devlete başkaldırır. Cinsel kimlik ve özgürlükten bahseder, baskıları reddedişi hemen her kitabında hissedilir, doğayla bütünleşik hayatlara uzanır.
Şimdi sizlerle paylaşacağım kitap Le Guin dünyasının ilk anahtarı. Karmaşık labirentlere dalmadan önce almanız gereken ilk hap niteliğinde.
Ursula K. Le Guin’in “Rüzgârın On İki Köşesi” adlı eserini ister fantastik ve bilimkurgu edebiyatının yeni bir kitabı olarak okuyun, ister gerçekle kurmacanın iç içe geçmiş kurguları olarak değerlendirin, içinde mutlaka size göre bir öykü ve kahraman var. Asırlık koca bir çınarın hayat ağacından herkese bir meyve düşüyor ve herkese yetecek umut da…
Not: Benim YENİ’den Doğanlara- 12 istasyon öykü kitabıma (o da tarih sırasına göre dizilmiştir) ister istemez benzettim. Yanlış anlaşılmasın kendimi bu büyük ustayla kıyaslamıyorum, zaten herkes benzersizdir. Sadece hatırlayıp gülümsedim. Haberi okuyun bakalım size nasıl görünecek? Tıklayınız

*

Bütün duvarlar iki anlamlı ve iki yüzlüdür. Neyin içeride neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıdır.

Dümeni Yaratıcılığa kırmak

Devamını oku “Ursula Le Guin ile büyümek -2” →

ATA SÖZÜ deyip geçmeyin sakın

Ata sözlerini hep çok severim. Başka kültürlerin birikimlerini de duydukça kaydederim çünkü bunlar insanlığın gerçek mirası bence (hatta uzaya bunları göndersinler bizimle ilgili):

DÜNYA ÜLKELERİNDEN SEÇME ATA SÖZLERİ

#Sis, yelpaze ile dağıtılmaz. JAPONYA

#Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir.U.S.A

#Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin.TİBET

#Dikenler arasında güller yetişir. ALMAN

#Kadınlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman ağlarlar.VENEZUELA

#Kadın gölge gibidir, kendisini takip edenden kaçar, önünden gidenin arkasından koşar. KONGO

#Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapayın. PORTEKIZ

#İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça ihtiyarlarlar. İSKOÇYA

#Hakiki sevgi ayrılıkta unutulmaz. BELÇİKA

#Allah‘ ın gülü dikenli yarattığına hayret edeceğiniz yerde, dikenler arasında gül yarattığına hayret ediniz.ARABİSTAN

#Biri öteki kadar zengin olunca, kardeşler birbirlerini severler.UGANDA

#Evlilik, bir kale gibidir. Dışarıdakiler oraya girmek için, içindekiler de dışarı çıkmak için uğraşır dururlar.TAYLAND

#Çabuk gelen kötü şans, geç gelen iyi şanstan iyidir.ARNAVUTLUK

#Baskalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet.ÇİN

#Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır.PERU

#Güzellik, kadınlara verilen ilk hediye, aynı zamanda geri aldığı ilk şeydir.ŞİLİ

#Yatağa yattığım zaman, problemlerimi elbiselerimde bırakırım.HOLLANDA

#Taşı delen, suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. BREZİLYA

#Hiç bir mutfak, iki kadını alacak kadar zengin değildir.SUDAN

#Üç taşınma, bir yangına bedeldir. JAPON

#Nisan yağmuru Mayıs çiçeği getirir.KANADA

#Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun, hakikat onu yetişip geçer. KENYA

#Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir.NİJERYA

#Birleşmek başlangıçtır, birliği sürdürmek gelişmedir; birlikte çalışmak başarıdır.U.S.A

#Ilk karını sana Allah, ikinci karını insanlar, üçüncüsünü ise şeytan gönderir.JAPON

#İdealler yıldızlar gibidir, onları tutmak mümkün olmaz ama karanlık gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler.FRANSA

#Yalan, dört nala gider; gerçek, adım adım yürür fakat, gene de vaktinde yetişir.NORVEÇ

#Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir.ROMANYA

#Bir şekilde doğar, fakat binbir şekilde ölürüz.YUGOSLAVYA

#Hak, yenir ama hazmedilmez. YUNAN

#Bir adam, en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever.İRLANDA

#Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yine de yere dökülür.ÇİN

#Küçük kazançlar servet getirir. JAMAİKA

Mosaic ve Çavdar Tarlasında Çocuklar

“Mosaic, izleyicilerine dizinin hikayesini karakterlerden birinin bakış açısından izlemeye imkanı sağlıyor. Tabii bunun için dizinin uygulamasını indirmek gerekiyor.” Deniyordu fakat sanırım bu işlem çekimlerden önce amerikada yapılmış ve neticelere göre mini dizi çekilmiş. 6 bölümden oluşan diziyi hergün üst üste  Digitürkde verildi. Ben ilginç buldum. Biraz fargo vari ama o derece şok olmuyorsunuz da denebilir. Sharon Stone’u sadece iki bölümde izleyebildik, keşke hep izleyebilseydik, onu seyretmeyi hep sevmişimdir. İçeriksel olarak belli bir kültür alt yapısına sahip. Anlamak için dikkat kesilmeniz gerekebiliyor özellikle ilk bölümde. Biraz detay için tıklayınız
Son bölümdeki çözüm aşamasında edilen bir laf yüzünden kafam karıştı ve herhalde bir şeyi kaçırdım deyip 6 bölümü tekrar izledim (bu çok nadir olur bana), hakikaten de kaçırmışım. İlk bölümde Sharon’un büyülü gülüşüne takılıp bazı detayları görmezden gelmişim 🙂
*
what happened to Monday
Filmin isminin “Yedinci Hayat” diye çevrilmesi gerçekten saçmalığın daniskası. Genel olarak beğenilmiş, imd puanları yüksek bir bilimkurgu hem de daha 2017 yapımı. Epeydir seyretme listemde sırada bekliyordu dün gece seyrettim (çünü Mosaic dizisinin 5 ve 6 bölümlerini birlikte saat 23.00 e koymuş digitirk ve ben onun hatırını kıramazdım. Yani çok meraktaydım yahu!) what happened to Monday, Pazartesiye ne oldu filmi bilimkurgu olarak prezante edilse de bana yakın gelecek için bir öngörü gibi geldi. Glenn Close (kendisini çok severim) yine canavar olarak seçilmişti! Bazı roller bazı insanlara bi yapışıyor bi daha çıkmıyor. Film güzeldi ama örneğin ara sahnelerdeki o devasa insan kalabalıklarının çoğunu çinli olarak görmeyi beklerdim! Neyse yönetmen işin bu kısımlarına takılmamış olsa gerek.
Konusu özetle şöyle:

Devamını oku “Mosaic ve Çavdar Tarlasında Çocuklar” →