Hamle Sende Mi? Satranç Tahtasından Meclis Koridorlarına Opozisyonun Gizli Yasası

Satrançta opozisyon, iki şahın birbirine bakıp da aslında birbirine dokunamadığı o tuhaf gerilimdir. Aralarında tek karelik mesafe vardır; biri ilerlemek ister, öteki yolunu keser. Fakat kaderi belirleyen şey yalnızca konum değildir. Asıl soru şudur: Sıra kimde? Aynı taşlar, aynı kareler, aynı sessizlik; ama hamle sırası değiştiğinde zafer yenilgiye, avantaj çıkmaza dönüşür. Bu küçük satranç yasası, siyaset denen büyük ve gürültülü tahtanın da kalbinde atar.

Opozisyon kelimesi günlük dilde çoğu zaman karşı çıkmak, itiraz etmek, hayır demek anlamına indirgenir. Oysa satranç bize daha ince bir hakikat fısıldar: Gerçek karşıtlık, sadece karşıda durmak değil, karşıdakinin hareket alanını anlamak ve zamanın ağırlığını yönetmektir. Bir şah, rakibinin önüne dikildiğinde kahramanca poz vermiyor olabilir; belki de onu hamle yapmak zorunda bırakarak kendi zaferini hazırlıyordur. Siyasette de bazen en sert konuşan değil, karşı tarafı yanlış zamanda konuşmaya mecbur bırakan kazanır.

Sıra Kimdeyse Yük Ondadır

Satrançta bazı pozisyonlarda hamle sırasına sahip olmak nimet değil lanettir. Buna zugzwang denir: Oynamak zorundasındır ve yapacağın her hamle durumunu kötüleştirir. Ne kadar tanıdık değil mi? Bir hükümet ekonomik krizin ortasında açıklama yapmak zorundadır; bir muhalefet büyük bir toplumsal öfke karşısında sadece itiraz etmekle yetinemez; bir lider susarsa zayıf, konuşursa sorumlu görünür. Hamle sırası, sahnenin ışığı gibi insanı aydınlatırken aynı anda yakar.

Bu yüzden siyasette güç, yalnızca kurumları, parayı, medyayı veya kalabalıkları kontrol etmek değildir. Güç, ritmi kontrol etmektir. Gündemi kim belirliyor? Kim cevap veren, kim soru soran konumunda? Kim kendi planını uyguluyor, kim rakibinin açtığı koridorda yürümeye zorlanıyor? Satrançta opozisyonu alan şah, rakibini istediği kareye sürebilir. Siyasette de stratejik karşıtlık, rakibi öfkesinin, kibirinin ya da korkusunun içine sürükleyebilir.

Fakat burada tehlikeli bir yanılsama vardır: Karşıtlık, otomatik olarak erdem değildir. Bir şeyin karşısında durmak, onun üzerinde düşünmüş olmak anlamına gelmez. Satrançta şahı rakibin karşısına koymak bazen ustalık, bazen de acemi bir intihardır. Siyasette de sürekli hayır demek, derin bir ilke savunusu olabileceği gibi boş bir refleks, hatta kimlik bağımlılığı olabilir. Opozisyonun asıl sınavı, karşı olduğu şey kadar neyi mümkün kıldığıdır.

Gölgeyle Dans Etmek

Jungiyen bir gözle bakarsak, siyasal karşıtlık toplumun gölgeyle karşılaşma biçimidir. İktidar kendini düzen, istikrar, baba, merkez olarak sunar; muhalefet ise bastırılan itirazın, dışlanan sesin, henüz adlandırılmamış ihtimalin taşıyıcısıdır. Ama gölge yalnızca karanlık değildir; yaratıcı enerji de oradadır. Bir toplum kendi muhalefetini şeytanlaştırdığında, aslında kendi dönüşüm ihtimalini bodruma kilitler. Aynı şekilde muhalefet de iktidarı mutlak kötülük diye gördüğünde, kendi içindeki iktidar arzusunu inkâr eder.

Satranç tahtasında iki şah birbirine fazla yaklaşamaz; çünkü kural, çıplak iktidarın birbirini doğrudan yok etmesine izin vermez. Bu çok medenî bir fikirdir. Siyasette de sağlıklı karşıtlık, rakibi yok etmeyi değil, onu sınırlamayı hedefler. Demokrasi dediğimiz şey, belki de taşların birbirini tamamen yutamadığı, herkesin hamle yapmak zorunda olduğu büyük bir opozisyon terbiyesidir. Orada mesele düşmanı ezmek değil, gücü karelere bölerek denetlenebilir hâle getirmektir.

En ilginç an, iki gücün yüz yüze geldiği ve kimsenin geri çekilmek istemediği andır. O anda kitleler slogan bekler, medya kavga ister, liderler tarihî görünmeye çalışır. Fakat usta oyuncu bilir: Bazen en keskin hamle bir adım geri çekilmektir. Çünkü geri çekilmek kaçmak değilse, rakibi ileri gelmeye zorlayan bir davet olabilir. Satrançta olduğu gibi siyasette de mesafe, cesaretin düşmanı değil, aklın aracıdır.

Sonunda opozisyon bize şunu öğretir: Hayatta kader çoğu zaman kimin daha güçlü olduğuyla değil, kimin hamle yapmak zorunda kaldığıyla değişir. Tahtada da meydanda da insanın gerçek ustalığı, karşısındakini görmekle başlar. Çünkü karşıtın, yalnızca engelin değildir; sınırını, gölgeni ve imkânını gösteren aynadır. Hamle sende olduğunda acele etme. Belki de bütün oyun, senin hareket etmek zorunda hissettiğin anda başlıyordur.

Sokak Köpekleri

Sokak köpekleri ile ilgili kanun gündemde ve sitede ( https://sonsuz.us/d/193-sokak-kopekleri ) bu konu tartışılıyor. Onlar için yapabileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce sokak köpekleri aslında en zararsız kesim. Genellikle sahibi olan köpekler, sahibinin eğitim biçimine göre çok daha tehlikeli oluyor. Oysa sokakta yaşayan kedi ve köpekler çevreleri ile uyum içine giriyor.

Bir Yeni Dünya tezahürü

Yılbaşında Torino’daydım.  Herkesin dilinde “Beppe“ vardı. Beppe Grillo, Cenovalı bir komedyen…64 yaşında, sivri dilli bir hiciv ustası…4 yıl önce, bütün düzene meydan okuyan, cesur bir söylemle siyasete soyundu. Arkasında 60’ına varmamış bir işadamı vardı:Casaleggio…

Muhalif fikirleriyle tanınan bu “bilişim gurusu“, medyanın görmezden geldiği Grillo’ya internette örgütlenmeyi önerdi. Kurdukları blog, kısa zamanda dünyanın en çok ziyaret edilen adreslerinden biri haline geldi.**İtalyan siyaseti, Berlusconi hükümetleri ve kifayetsiz muhalefet partileriyle çıkmaza girmişti.“5 Yıldızlı Hareket“ adını alan yeni parti, “sağ” ve “sol“ kavramlarını bir kenara koyarak doğrudan sisteme savaş açtı.Parti hiyerarşisine karşı olduklarından kendilerine “parti“ demiyorlardı.Hareketin lideri yok, sözcüsü vardı; liderliğe inanmıyorlardı.“İnternet ile doğrudan demokrasi”yi şiar edinmişlerdi. Adaylarını, internetteki oylamayla belirlediler.Grillo, “Ben aday olmayacağım. Seçilen arkadaşlarım da maaşını halkın hizmetine sunacak. Her harcama, internette şeffaf hale gelecek. Her vekil, 6 ayda bir internet üzerin-den seçmenlerinin güven testinden geçecek. Güven tazeleyemeyen çekilecek” dedi.

**Kampanya başlayınca Grillo, kendisine ambargo koyan medyaya meydan okudu:“Rating için horoz dövüşüne girmeyeceğim” dedi.Hiç televizyona çıkmadı. Küfürlü, iğneleyici, nüktedan sesini meydanlardan ve sosyal medyadan duyurdu.Ücretsiz ve sansürsüz bilgi akışı…Şeffaf siyaset, özgür medya…Yeniden devlete devredilmiş sağlık ve eğitim hizmeti… Sürdürülebilir toplu taşıma, yenilenebilir enerji yatırımları vaat etti.Yolsuzluğa karışan işadamlarını, bankaları isimleriyle teşhir etti. Bu mesajlar, twitter’daki 2 milyon takipçiyle seçmene, facebook’tan, YouTube’dan halka ulaştırıldı.Edebiyatçıların, akademisyenlerin, bağımsız gazetecilerin katılımıyla “5 Yıldızlı Hareket“, siyasetten umudu kesmiş bıkkın kitlelerin umudu haline geldi.*

**Sonuç mu?

2 ay önceki genel seçimde “5 Yıldızlı“, yüzde 25 oy alarak birinci parti oldu.İlk kez meclise giren 162 genç parlamenterle, kirlenmiş İtalyan siyasetine meydan okudu. Partiler şaşkın. Bugüne dek rüşvetle partileri teslim almış mafya şaşkın… Medya şaşkın…Grillo seçim sonrası, kendi modellerinin Avrupa’da yeni bir akımı tetikleyebileceğini söyledi. Hareketin, 2011’de Wall Street’te başlayıp dünyaya yayılan işgal eylemlerini andıran, bir sivil başkaldırı havası var.Fark şu ki, “5 Yıldızlı Hareket”, iktidar olma şansını da yakalamış durumda… Bence “İnternet Asrı”nın ilk politik denemesi bu…Casaleggio‘nun deyişiyle “Radikal bir değişimin başlangıcı…”Sizce Türkiye’de de giderek otoriterleşen siyasi iktidara meydan okuyan, kıstırılmış medyadan yakınıp durmak yerine sosyal medyayı kullanan, yeni yöntemler ve söylemlerle, yeni politikalar üreten, genç bir muhalefetin vakti gelmedi mi?

..Can Dündar

İnsana inanilır gibi gelmiyor degil mi frekanslar? Bana bu öykü Lemuryanları animsattı, yönetim bicimlerimiz degisecek galiba hem de ciddi ciddi. Gecenlerde Lemuryalilardan bi alinti yapmistim, Ona yeniden bi göz atmak lazim.