Bir zamanlar harfleri çözebilen kişi, yalnızca kitap okuyabilen biri değildi; vergi kayıtlarını anlayan, sözleşme yazan, yasayı yorumlayan ve uzaktaki iktidarla ilişki kurabilen kişiydi. Okuma yazma, uzun süre boyunca zihinsel bir anahtar, hatta sınıfsal bir şifre oldu. Köylü toprağı sürerken kâtip defteri tutuyor; kralın buyruğu, onu okuyabilenlerin ağzından yeniden doğuyordu. Bugün benzer bir eşikteyiz: Dünya artık yalnızca metinlerle değil, kodla da yönetiliyor.
Kod, bilgisayara verilen teknik talimatların toplamı gibi görünür. Oysa daha derinde, davranışları düzenleme sanatıdır. Bir öneri algoritması ne izleyeceğimizi, bir kredi modeli kime güvenileceğini, bir navigasyon sistemi hangi sokaktan geçeceğimizi, bir işe alım yazılımı ise kimin görüşmeye çağrılacağını etkiler. Bu sistemlerin çoğu görünmezdir; çalışırlar, karar verirler ve genellikle açıklama yapmazlar. Eski çağın okuma bilmeyeni resmi belge karşısında nasıl savunmasızsa, günümüzün kod okuryazarı olmayan insanı da algoritmik kararların karşısında öyle savunmasız kalabilir.