Hiçliğin Gizli Mühendisliği: Sıfır Denklemleri Nasıl Ayakta Tutar?

Sıfır, matematiğin en sessiz kahramanıdır. Ne elinde bir büyüklük taşır ne de kendini sayılar sofrasında gösterişli bir konuk gibi sunar. Ama masadan kalktığı anda herkesin düzeni bozulur. Bir denklemin iki tarafı da ona doğru yürür; bir koordinat sistemi onun etrafında yön bulur; bilgisayarlar onunla açılıp kapanır; cebir onun sayesinde nefes alır. Sıfır, yokluğun sembolü gibi görünür ama matematikte yokluk asla boş değildir. O, düzenin en sade biçimidir.

Bir sayıyı sıfırla topladığınızda hiçbir şey değişmez: 7 + 0 = 7. Bu ilk bakışta sıkıcıdır. Fakat burada derin bir ilke gizlidir: özdeşlik. Sıfır, toplama işleminin kimlik elemanıdır; yani sayılara dokunur ama onları bozmaz. Bir ressamın tuvalde bıraktığı beyaz alan gibi, varlığı müdahalesizdir. Bu yüzden sıfır estetik bir varlıktır: bağırmadan biçim verir, görünmeden sınır çizer.

Dengenin Sessiz Ağırlığı

Denklem dediğimiz şey aslında bir terazidir. Sol taraf ile sağ taraf arasında kurulan anlaşmadır. x + 3 = 7 ifadesinde bilinmeyeni bulmak için yaptığımız şey, teraziye adaletli davranmaktır. Her iki taraftan 3 çıkarırız ve x = 4 kalır. Bu işlemin arkasında sıfır vardır: 3 – 3 = 0. Yani çözüm, fazlalığı hiçliğe indirgeyerek ortaya çıkar. Matematikte ilerlemek çoğu zaman eklemek değil, gereksizi yok etmektir.

Sıfır bu bakımdan bir temizleyicidir. Karmaşık ifadelerde terimleri sadeleştirir, simetrileri görünür kılar, gürültüyü susturur. Bir fizik denkleminde net kuvvet sıfırsa sistem dengededir. Bir ekonomide toplam kazanç ve kayıp sıfıra yaklaşıyorsa muhasebe kapanır. Bir algoritmada başlangıç değeri çoğu zaman sıfırdır; çünkü hesaplamanın güvenli zemini orasıdır. Sıfır, başlangıç çizgisidir ama aynı zamanda nihai kontrol noktasıdır.

İşin büyüleyici yanı, sıfırın yalnızca bir rakam değil, bir konum olmasıdır. Sayı doğrusunda pozitiflerle negatiflerin arasında durur. Ne borçtur ne alacak, ne sıcak ne soğuk, ne ileri ne geri. Ama tam da bu yüzden yönleri tanımlar. Sıfır olmasaydı artı ve eksi yalnızca dağınık eğilimler olurdu; onun varlığı sayesinde sayıların coğrafyası kurulur. Haritanın merkezindeki sessiz nokta, bütün uzaklıkların anlamını belirler.

Hiçlikten Yapı Kurmak

Sıfırın estetiği, paradoksunda yatar: hiçbir şeyi temsil eder, ama temsil ettiği hiçbir şey son derece işlevseldir. Onluk sistemde 10 sayısındaki sıfır, tek başına bir miktar söylemez; fakat 1’in değerini on katına çıkarır. 100, 1000, 1000000… Burada sıfır, sessizlikle büyütür. Bir orkestrada duraklama nasıl müziğin ritmini derinleştiriyorsa, basamak sisteminde sıfır da sayıların mimarisine hacim kazandırır.

Bu nedenle sıfırın keşfi yalnızca teknik bir gelişme değildir; düşüncenin soyutlama kapasitesinde büyük bir sıçramadır. İnsan zihni önce koyunu, taşı, yıldızı saydı. Sonra olmayan koyunu, boş keseyi, eksilen borcu düşündü. En sonunda da yokluğu bir işaretle tutmayı başardı. Bu, zihnin kılıç hamlesi gibidir: görünmeyeni kavramsal alana indirir ve onunla işlem yapar. Sıfır, hiçliğin evcilleştirilmiş hâlidir.

Elbette sıfırla ilişkimiz her zaman pürüzsüz değildir. Sıfıra bölme yasağı bunun en ünlü örneğidir. 5 / 0 ifadesi matematiğin kapısında durup içeri alınmayan bir misafirdir. Çünkü bölmek, bir bütünü eş parçalara ayırmaktır; sıfır parçaya ayırmak ise işlemin anlamını çökertecek bir taleptir. Burada sıfır bize sınır öğretir. Her sembol her yerde çalışmaz. Mantığın da kırmızı çizgileri vardır.

Yine de sıfır, modern dünyanın sinir sistemine işlemiştir. Bilgisayarlar 0 ve 1 ile konuşur. Dijital evren, yokluk ve varlık arasındaki ritmik geçişten doğar. Bir piksel yanar ya da sönük kalır, bir devre geçer ya da geçmez, bir bit sıfır ya da birdir. Bugünün dev veri merkezleri, yapay zekâ modelleri ve uzay araçları, en temelde bu ikili nabzın üzerinde yürür. Sıfır burada yalnızca yokluk değil, kararın yarısıdır.

Matematikte sıfırın güzelliği şudur: bize dengeli düşünmeyi öğretir. Her artının bir eksisi, her iddianın bir sınırı, her karmaşanın sadeleşebileceği bir merkez vardır. Sıfır, gösterişsiz ama zorunlu bir bilgelik taşır. Denklemleri ayakta tutar çünkü kendini dayatmaz; sadece fazlalığı emer, yönleri ayırır, başlangıcı belirler ve dengeyi ölçer. Hiçlik, doğru yere konduğunda evrenin en güçlü düzenleyicisine dönüşür.

Entropi, enerjinin homojenleşmesinde bir araç

Soru:” Evrenin ısıl ölümü gerçekleşene kadar akacak olan enerjinin yan ürünü olarak oluşmuş olmakla, enerjinin direk olarak daha hızlı dağılması için kaçınılmaz olarak oluşan karışık sistemler olmamız arasında nasıl bir fark vardır? “
 
Öncelikle homojenlik’i ele almamız gerek bence. Enerji, bütün evrende aynı düzeyde olmak, hiç bir yerde, diğer bölgelerden farklılık olmasın istiyor diyelim. Termodinamik kanunları bunu öngörüyor ve buna uyuyor çünkü…
Enerji her yerde aynı düzeyde olduğunda, artık enerji değişimi, eşitlemesi olmayacağı için tam, saf, homojen ve durgun olacak. Yani entropi’de duracak.
Buraya kadar gerek bu sayfadaki, gerek öncesindeki arkadaşlarla hem fikiriz, diye düşünüyorum.
 
Evrenin ilk düzenli ve düşük entropili homojen halini düşünüce, şu anki kaotik hali keşmekeş tuhaf kalıyor.
 
Bir ortamı homojenleştirmek için iki olasılık vardır. Üçüncüsünü ben bilmiyorum.
Diyelim ki elimizde bir leğen ve içinde tepeleme yığılmış kum var. Leğenin ortasında tepe yapsın.
Evrenimizin aksine, leğen genişlemiyor.
 
Bu kumu tüm leğene eşit oranda yaymak için, ya elimizle eşit olacak şekilde dağıtırız.
Ya da leğenin ağzını kapatıp, hafifçe leğeni titreştirirz. Tüm kumların kaynaşmasına ve karışmasına rağmen, eninde sonunda kum miktarı (çalkalama için verdiğimiz titreşime göre) eşitlenir.
 
Oysa evrenimizde, bunların üstüne iki tane daha durum var.
İlki; leğen habire büyüyor. İkincisi, bazı kum tanecikleri bölgesel olarak topaklaşmış.
 
Bu durumda homojenleşme için, düzenli bir dağıtım mümkün değil. Bu hedeflenen düzen ancak kaos’tan çıkabilir.

Devamını oku “Entropi, enerjinin homojenleşmesinde bir araç” →

Ho’oponopono Nedir?

Ho’oponopono kadim zamanlardan gelen bir Hawaii uygulamasıdır, anlamı; barış yapmak, anlaşma yapmaktır. (Mauinin bu konudaki masalını hatırlayanınız var mı?)
Sık sık uygulamanızı hatırlatmak için uygulamayı tekrar anlatıyorum:
başlangıç:
Ho’opono pono
Sorumluluğu %100 alıyorum
sıfır noktası lütfen beni arındır

devamı(mümkün olduğunca çok, içinden ya da sesli tekrar ediliyor):
seni seviyorum
özür dilerim
lütfen beni bağışla
teşekkür ederim.

Not:

Ho’oponopono uygulaması içinde yer alan; “sıfır noktasının arındırmasını dileme” durumu, son derece fizik bir işlem. Zıt yüklü çıkıntılı başka bir atomu arayıp bulan bir atomu düşünün, bu arayış sıfır dengesinin arayışıdır ve bu işlemin adı da manyetizmadır. Ne kadar metafizik bi fizik 🙂

Bir de önerim, Ho’oponoponoyu yaparken belli bir olaya, kişiye, yere odaklanmadan sözcükleri söylemek tabi bu arada akla gelen olaylar olabilir, ona tutunmadan devam etmek tıpkı meditasyonlarda yaptığımız gibi, zihnin dalgalarına tutunmadan seyirci kalabilmek daha iyi sonuç verir.

Anlayışın Derinleşmesi

Barış, çatışma ve çelişkilerin anlayışla çözülmesi anlamına gelir. Anlayış gelişip derinleştikçe barış kaçınılmazdır. Biz barış için değil anlayışımızın derinleşmesi için çabalıyoruz.
Çok boyutlu yaşama geçtiğimizde zaman ve mekan derdi olmadığını göreceğimizden, barış şimdi ve burada sağlandığında bu mutlak barış anlamına gelecektir. Mesele anlayışımızı derinleştirmek, lineerlikten çok boyutluluğa transfer olmak. En azından ben kendim için bunu öncelik edindim.
Her birimizin içinde bulunduğu tekillik hali, bizleri tek başına bir evrenmişiz gibisine (belki “gibi” fazladır) devasa bir karadeliğe çeviriyor.Biz bunu dengelemeyi nasıl başaracağız?
Çözüm hakkında bir fikrim, hatta uygulamalarım var, ancak sabır ve sebat gerektiriyor, evreleri, devreleri ince hesapları var bunların, öyle hissediyorum. Formüllerden yola çıkıyor da değilim, adeta karanlıkta diyalog yapıyorum. Bana gereken kendime inancımı kaybetmemek 🙂

Allahtan şimdiye kadar hiç olmadığım denli sakinim. Bi şey değişti ama nedir onun adını koyamadım.

Bu minik ahşap üstü akrilik boyamaları 23 nisan günü yapmıştım, 1 Güzel şeyler dükkanında bulabilirsiniz 🙂

10174778_797139240307830_310869105411803777_n

10168043_797039733651114_8743521024236498064_n

Mucizeye şahitlik edin!

Mucizeler her yanımızı sarmışken,  nasıl oluyor da hala sıkılabiliyoruz?

  • Çağla Belirli bir noktada sabitlenilip orada kalındığı için.
  • S.B.: görmeyi seçmediğimizden.

    Sibel Atasoy Evet, daha çarpıcı bir ifadesi ise alışkanlık çukuru! Oysaa gerek doğanın gerekse onu taklit edilerek inşa edilen insan uygarlığının her bir detayı mucize! Kendiliğinden bi şey yaratmamış insan bunları göremiyor galiba.
  • Harun U hayat mücadelesi fakirlik

    Sibel Atasoy O halde hayat gailesi omayan fakir olmmayanlar bu mucizelerin farkındalar? Nerde onlar? Neden her an bu muczelerden birini anlatmıyorlar?

    G. Si koşuşturmacanın içinde kayboluyoruz çoğunlukla. kendimizle çok uğraşıyor olmamıza rağmen, gelecek kaygısını içimizden atamıyoruz (çoğumuz). hal böyle olunca, gözümüze sokulmadıkça mucizeleri göremiyoruz… sonra da “yapıyorum yapıyorum olmuyor kardeşim! demek ki mucize diye bir şey yok ya da o mucizeler beni sevmiyor!” deyip, işin içinden sıyrılıyoruz….

    Harun U dünya mutlu olma yeri değil sürgün yeridir belki de ondan göremiyoruz..

    Sibel Atasoy Sürgün ya da mükafaat yeri, hangisini seçiyorsun?

    Hanife Altuntas mucizeleri görebilmek için, algılama biçimimizi biraz serbest bırakmak zorundayız bence.bizler dünyaya hardisklerimizden bakıyoruz ve aslında bu nedenden dolayı bakıyor ama görmüyoruz..bebeklerin gözlerindeki ifadelere ara sıra bakın lütfen.şaşkınlık ve hayret arasında gidip gelen ve sonunda gülümseyerek biten mimikler görürsünüz o güzel yüzlerde..çünkü onlar henüz biriktirmeye, ezberlemeye başlamamışlardır ve “an” da olanı tam o esnada ve ilgiyle takip edebilirler.

    Sibel Atasoy Muhteşem açıklamışsın hanif. Mucize deyince insanlar doğaüstü şeylerigörmeyi bekler. Tabi onlar da var arada görünürler fakat ben aslında günlük hayatımızdaki, kullandığımız alet edevattaki, insan yapımı olan ya da olmayan ŞEYlerdeki mucizeyi kastediyordum.

    Hanife Altuntas ne alaka diyenler çıkabilir ama tam da şu anda hissettiğim için söylüyorum, bu bahsettiğin şeyleri görmek için, biz yetişkinlerin “ölümün kılavuzluğuna” şiddetle ihtiyaç duyuyor oluşumuz ne kadar manidar geliyor..

    Sibel Atasoy Taşlar yerine oturuyor
  • Harun

    Cevaplanamayacak tek ama tek soru…Bin kez tanrıyı ispatlayıp yok edebilirsiniz..ama soru şu ..neden? neden ben buradayım? Neden evren var ? Nasılı ilgilendirmiyor beni.. ben mucizeyim tamam ..harika..gerçekten şükür..ama neden? peygamber …Devamını Gör

    Sibel Atasoy Bu soruları yönelten de konuşan da sensin farkındaysan )))) Bilenemeyene dalarsan seni ben bile kurtaramam. Neden bilinen, her şekilde duyularımıza ve duyu ötemize çarpan mucizeler seni tatmin etmiyor düşündün mü?

    Harun

    işte tam bu yüzden dünya sürgün yeridir diyorum..bu sorunun cevabını veren yoksa o zaman burası bilinmez kaotik ve adaletsiz bir cehennemdir.bilinenlerde sadece acı ve ızdırap var..bilinmeyenlerde umut var malesef ..öleceğini bilen tek hayvan olmaktan daha buyuk bi zindan cehennem diye tasvir edilendir ki muhtemelen o da buraya sıkı sıkıya tutunan acgozlu ve kibirli insanlar sayesinde olacaktır..denizler ırmaklar yeşillik doğa güzel der insanoglu ama bilmez icersinde vahsi bi yaşamın oldugunu..yunuslarında oksijen almaya değil ışığa cıktıgını dusunen mistikler hariç.

    Sibel Atasoy Söylediklerinin bir bakış açısı olduğunu kabul ediyorum çünkü sen söylüyorsun, üstelik bunu yaşayan insanları da gördüm hayatım boyunca. Duy ya da duyma söyleyebileceğim tek şey, varoluşumuzun en mucizevi yanı; seçim yapabilme yetimizdir. Ve bunu kulaktan duyduğum için değil binlerce kez uygulayıp test ettiğim için söylüyorum. Umarım bunu kendimize sık sık hatırlatmamıza bile gerek kalmayacak denli özümsediğimiz günlerde hala yaşıyor olalım.

**

Touch dizisin takip eden var mı? Kuvvetle öneriyorum. Az önce arada kaçırdığım 7. bölümü izledim ve ağladım! İnanmazsınız. Sevinçten ve özlemle ağladım.

http://divxplanet.com/sub/m/31336/Touch.html

Daha sadece sekiz bölüm oldu, giderek daha da güzelleşeceğini umuyorum. Kuantum dolanıklık ve matematik, sadece analitik değil bütünsel olarak nasıl anlatılabilirmiş bi görün 🙂 En azından başlangıçtır ve takdire şayan