Tepkisizlik ve Kemale Ermek

Kemale ermenin belirtisi tepkisizlik midir?

Tepkisizlik önerilen bi şey degil, başa gelen bi şeydir, ki aslinda o bile bilinen alisildik tepkileri vermiyor anlamina gelir, yoksa anlayisla ve şefkatle belli belirsiz bi gülümseme de tepkidir. Aslinda bu cümleyi “Kemale eren alisildik tepkileri vermez” diye revize edebilirsek muhtemelen daha çok içimize siner. Çünku duyuyoruz ki kemale ermis insanlarin bazi tepkileri bize delirmis intibai verirmiş! Örnegin biri öldugunde ah vah etmezmiş de dogdugunda kara yaslar bağlarmis, biz bunun ardindaki hikmeti nerden bilelim, ancak bi görücü bilir onu. Belki bu yüzden deli ile veliyi ayird etmek bile bizler icin bir gelisim göstergesidir kimbilir…

Tepki repertuari dogdugumuzdan itibaren, özellikle 0-6 yaş arasinda annemizden ve bize bakan yakinlarimizdan görerek ve bilmeden kopya ettigimiz bi şeydir. Belli kültürlerin belli ve birbirinden farkli tepkileri vardir, Eger bir toplumda alisildik tepkileri veremiyorsaniz ( ki bu kendiliginden olur, bi kararla ilgisi yoktur) o zaman muhtemelen size uyumsuz, sosyopat veya duygusuz vs gibi isimler verilebilir, henuz çocuksaniz doktorlara gotuurulebilir, tedaviler uygulanabilirsiniz. Ez cümle farkli tepkilerin yalnizca kemale ermekle ilgisi olmayabilecegi de aciktir fakat ilgi çekici degil midir yani allah aşkina, örnegin esegine ters binmis yasini basini almis bi adam dunyanin ortasi burasi diye gulup duruyorsa! :)))

Bol yagmurlu bir gecenin ardindan daha nötr ve güzel bir güne günaydin frekanslar

AN, KAN VE İZAN

Dışarda/içerde bi kıpırti var, kesin olan budur, siz ister anlam verin ister vermeyin.

Muhtelif yerlerde yaptigim konuşmalarda, seminerlerde aslinda hic hesaplanmamis sekilde ama bi şekilde iç ve dışın nasil oluştugunu anlatmistim, bana hoş gelen ve basit bi örnek yardimiyla bu aciklama mutlaka yapilmistir, arkadaslarim dinleyenlerim bunu hatirlayip gülümseyecekler. İç ve dış ayrımınin soyut olarak olusmasina ilaveten somut ayrişmayi sağlayan fizik bedenin, genlerin ve biyolojinin etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. Tabi doğduğunuz AN saniyesi saniyesine ve başlı başına bir Özdür! Ruh mu desek yoksa  Yoksa siz hala bizatihi zaman oldugunu bilmeyenlerden misiniz?

İşte o Doğum anı olan ÖZünüz, somut biyolojik kılifiniz ve soyut isim kılıfinizla icten dışa ya da dıştan içe bi yarilma yaşadiği için bu şahane dünya oyunu başlamıştı! İç ve dış olmadigini bi düşünsenize, tüm bilgileriniz bir anda ikiz kuleler gibi çöküverir  Hayir zamani gelmeden önce değil, cok nadirdir kendiliginden degil de yanlişlikla kirilivermesi yumurta kabugunun. Endişeye mahal yok 🙂

Kısaca bi AN ve KAN bütünlüğüyüz ve buna üçüncü bi oğe daha eklenir dogumdan itibaren özellikle 0-6 yaş arası çok etkin olmak üzere, ona da kafiyeli olsun diye ZAN ya da izan diyelim. Bütünlüğümüzün bu üç ögesinden her biri icin her ögretide biçok tanımlama yapılmıştır. Bence degeri en az algilanan AN oğesidir, buna ruh diyenler olabilecegi gibi, benim gibi Öz Diyenler de olmuştur herhalde. “Kendini bil” talimatlari genelde AN’ı kast eder fakat onu yerli yerine oturtabilen var midir ki, benim gördüğüm kadari ile çogu kez moral ogretilerce ZAN ile ve bilim yönü ile de KAN ile sıvanmış, netligini yitirmis şeylerle karşılaşiriz. Bir nebze rayiha için galonlarca bilgi tüketmek, karişimlari, sapmislari temizlemek gerekir.Şimdi bana böyle görünüyor, hem de gayet net olarak görünüyor. Emin olmak gerekmiyor, ben söyledim oldu :)))

Aslinda tabloya daha dikkatli baktiğimda, AN ile KANın en küçük ortak bölen uygunlugunun bir kesişimi oldugunu söyleyebiliriz. Yani AN (ruh), kendini en çok yansitabilecegi KANi isabetlemiştir! Bunlar insan büyürken birbirlerine yardim ederek maksimum bütünlüğü saglayacaklardir fakat İZAN bunu bozar! Ve bu iki öğeyi birbirinden kopararak birbirine düşman eder, böylece hastaliklar ve rahatsizliklar, kendini inkar ve içkavgalar dışa yansıyarak görünür olurlar. İzanin bu tabloyu bozmasının sebebi, kötü niyet degil sadece ANı dikkate almayişı, ona saygı duymayarak, tüm anlari bi torbaya koyup sallayışi, yani genelleme yapmasi.

Oysa o her bir an bi ruh idi, benzersiz bi ÖZ idi ve buna saygi duymaliydi, saygi olmayan şeye sevgi denmesini protesto ediyorum.

Yazının icadindan önce İZAN hikayeler, mitler, şarkı ve danslar yoluyla yol aliyordu ve nispeten bozulma orani duşüktü. Castaneda öğretisinde bir çocuğun doğum aninda nerdeyse nagual olduğunun söylenmesi boşuna degil, henüz izan devreye girmedigi ve AN, KAN ile uygun kesişmesini bozmadıği icin biricik, benzersiz ve tanimlanamaz ruhtur henüz.

Bu arada Yeşimle Bodrum Halikarnas radyoda yaptigimiz canli sohbetin konusu da bu minvaldeydi ve hatta daha aciklayici olabilir, dinlemek isteyenler icin adres: Tıklayınız

 

Holon Nedir?

Holon; Yaşayan sistemlerde başka her şeyle beraber akan her şey: ikinci kat; partikülleri, insanları, işlevleri ve merkez noktalarını dikerek, onları ağlar ve katmanlar halindeki düzeylerle birleştirir ve çevresini yutan, dalgalar halinde yükselen enerji alanlarinı bulup çıkarır, kozmik düzenin büyük resminde doğal şekilde akar. HST

Entegral bir sentez, gerçekten entegral olmak için, başlıca dünya görüşlerinin temelde doğru olması için kendine bir yol bulmalıdir.

Screenshot_2014-01-04-14-15-01

Altı üstü bi sos demeyin

Ne pişirsem diye sıkıntıya düştüğünüz bi gün. Mantar soslu spagetti  (hadi 2 kişilik olsun bakalım)

2 domates rendesi bir tatlı taze biber, az zeytinyağı ve az biber salçası (adana ltf) ile pişsin biraz, üzerine kesilmiş mantarlarınızla birlikte 4 diş kıyılmış sarmısak ekleyin. Pişmeye yakın, pul biber,karabiber, az köri, az soya sosu dökün (salça ve soya sosu tuzlu olduğundan spagettiyi tuzda haşlamanız yetecektir.) ocaktan almadan 3 dk önce varsa azıcık kırmızı şarap ilave edin, yoksa da hiç sorun değil, yani artık lezzetten bayılmak istemeyiz değil mi?) Haşlanmış spagettinizi süzüp sosla kavuşturun. Tabağınızın köşesine bi kaşık yoğurt alın, hem mideye hem tabağa süs olsun. Afiyet olsun. Şahane bi lezzettir bu, makarna sevenler sevmeyenler en azından bi kere denesinler. Ben hiç tarif kullanmam nerdeyse, tüm yemeklerimin nasıl yapılacağını ellerim ve burnum ve de gözüm bilir, ben kenardan seyrediyorum genellikle :))))

**

“Bir profesör konferans vermek üzere salona girer ve dinleyicilere “Hayat nedir? ” diye sorar. Böyle bir soru beklemeyen dinleyicilerin kısa sessizliğinden sonra sözlerine devam eder: “Bir insan ortalama 70 yıl yaşar. Günde 24 saatin ortalama 8 saatini uykuda geçirir, kalır 16 saat. İş ve yolda da ortalama 10 saati geçer, kalır 6 saat. Yemek ve fiziksel ihtiyaçlar için de 2 saati düşersek kalır 4 saat. Bir insanın günde ortalama üç saat televizyon seyrettiğini düşünürsek kalır 1 saat. Bu 1 saati bütün ömrü için toplarsak 3 yıl yapar. Yani ortalama bir insanın ruhunu ve beynini geliştirecek faaliyetlerde bulunması, sevdikleriyle beraber olması, hayatına güzellikler katması için yalnızca üç yılı vardır. Sadece televizyon seyretmeyi bıraksa 9 yıl kazanır. Uykusundan bir saat fedakârlık etse 3 yıl daha kazanır. Her anın önemli olduğunu düşünerek yaşarsa buna daha yıllar ekler. Hayat yaşadığımız zamandır ve zaman su gibi akıp geçer. İnsan ne yaşarsa bu yıllar içinde yaşar veya yaşamaz.”

Bu gelir gider tablosunu ilk genclik yillarinda yapmistim ve tabi gerekeni de yaptim cunku bildiginizde oturup ölmeyi bekliyemiyorsunuz. Dikkatinizi verdiginiz yerde olacaginiz ve bizatihi o olacaginiz kesinken, zamanin gecip gitmesine seyirci kalmazsiniz. “Zaman ben’im” diye yuksek sesle bi kere söyleyin kulaginiz bunu duysun, inanin cok şey degişecek.