Altı üstü bi sos demeyin

Ne pişirsem diye sıkıntıya düştüğünüz bi gün. Mantar soslu spagetti  (hadi 2 kişilik olsun bakalım)

2 domates rendesi bir tatlı taze biber, az zeytinyağı ve az biber salçası (adana ltf) ile pişsin biraz, üzerine kesilmiş mantarlarınızla birlikte 4 diş kıyılmış sarmısak ekleyin. Pişmeye yakın, pul biber,karabiber, az köri, az soya sosu dökün (salça ve soya sosu tuzlu olduğundan spagettiyi tuzda haşlamanız yetecektir.) ocaktan almadan 3 dk önce varsa azıcık kırmızı şarap ilave edin, yoksa da hiç sorun değil, yani artık lezzetten bayılmak istemeyiz değil mi?) Haşlanmış spagettinizi süzüp sosla kavuşturun. Tabağınızın köşesine bi kaşık yoğurt alın, hem mideye hem tabağa süs olsun. Afiyet olsun. Şahane bi lezzettir bu, makarna sevenler sevmeyenler en azından bi kere denesinler. Ben hiç tarif kullanmam nerdeyse, tüm yemeklerimin nasıl yapılacağını ellerim ve burnum ve de gözüm bilir, ben kenardan seyrediyorum genellikle :))))

**

“Bir profesör konferans vermek üzere salona girer ve dinleyicilere “Hayat nedir? ” diye sorar. Böyle bir soru beklemeyen dinleyicilerin kısa sessizliğinden sonra sözlerine devam eder: “Bir insan ortalama 70 yıl yaşar. Günde 24 saatin ortalama 8 saatini uykuda geçirir, kalır 16 saat. İş ve yolda da ortalama 10 saati geçer, kalır 6 saat. Yemek ve fiziksel ihtiyaçlar için de 2 saati düşersek kalır 4 saat. Bir insanın günde ortalama üç saat televizyon seyrettiğini düşünürsek kalır 1 saat. Bu 1 saati bütün ömrü için toplarsak 3 yıl yapar. Yani ortalama bir insanın ruhunu ve beynini geliştirecek faaliyetlerde bulunması, sevdikleriyle beraber olması, hayatına güzellikler katması için yalnızca üç yılı vardır. Sadece televizyon seyretmeyi bıraksa 9 yıl kazanır. Uykusundan bir saat fedakârlık etse 3 yıl daha kazanır. Her anın önemli olduğunu düşünerek yaşarsa buna daha yıllar ekler. Hayat yaşadığımız zamandır ve zaman su gibi akıp geçer. İnsan ne yaşarsa bu yıllar içinde yaşar veya yaşamaz.”

Bu gelir gider tablosunu ilk genclik yillarinda yapmistim ve tabi gerekeni de yaptim cunku bildiginizde oturup ölmeyi bekliyemiyorsunuz. Dikkatinizi verdiginiz yerde olacaginiz ve bizatihi o olacaginiz kesinken, zamanin gecip gitmesine seyirci kalmazsiniz. “Zaman ben’im” diye yuksek sesle bi kere söyleyin kulaginiz bunu duysun, inanin cok şey degişecek.

Büyüme Sancıları

Cok eski yıllarda kardesimin universite egitimini aldigi sehre gitmistim ve onun evinde beraberimdeki kitaplar bittigi icin okuma krizine girip (o zamanlar öyleydim) kardesimin kitapligini talan ettim ve bir kitap dikkatimi cekti, ismi : groving pains… yani “Büyüme Sancıları” … O zamanlar henüz ingilizce kitap okumaya cesaret etmemistim ancak baktim ki kitap bir ergenlik delikanlisinin guncesi ve kullanilan dil oldukca sade. Neyse belki anlayabilirim diye başladim (mecburiyetten!), müthis bi kitapti, aglanacak seylere gülmustü, gülüneceklere de ağlamisti bicare çocuk, tıpki hepimizin yaptigi gibi, belki tek fark, bunlari yazma basiretini samimiyetle icini dokme basiretini gösterebilmişti. Kardesimden izin alip kitabi evime götürdüm, bilmem neden ama sanki onu evimde tutmak bi huzur verecekti 🙂

Az önce memleketimizin durumunu, kavgayi ve çekismeleri düşünürken birden bu kitap gözümün önüne geldi. Hayatim boyunca büyüme sanciları cekmiş olan ben, hala cekmekte olan ben, gözlerim yaşardı. Tüm kalbimle bunu basarabilmeyi, artik yetişkinlige gecebilmeyi diledim

Her şey Allahtan…

 

Hep biliriz ama yine de her hatirlatildiginda güleriz. Boyle bi kac mesel var ki sadece bunlar bi spritullik klavuzu olur anlasildiginda. Ben hem nur icinde yatsinlar molla Nasreddini hem de bektaşileri çok severim. Doğum günumde ilk paylaştigim onlara sevgim ve saygim olsun, belki lütfederler de olgunluklarinin, bilgeliklerinin ve nüktedanliklarinin bi kismi bana da bulaşır:

Efendim,

Bektaşi kasabada yürüdüğü yerlerde “Her şey Allah’tan, her şey Hak’tan” der gezermiş.Bir gün kasabanın serserilerinden biri, yine böyle mırıldanarak dolaşan Bektaşi’ye sessizce yanaşıp ensesine okkalı bir şaplak indirmiş.Canı yanan Bektaşi, pür-şiddet döner dönmez:

“Niye hiddetlenirsin Baba Erenler, bu tokat Allah’tan geldi, her şey Hak’tan değil miydi?” deyince,“

“Elbet öyledir” demiş Bektaşi, “Her şey Allahtan da hangi pezevenginin elini kullandığına bakıyorum…”

 

 

Holistik sistem 2

Holistik sistemde; Esneklik, kendiliğindenlik ve işlevselliğin önceliği vardır.
Günlük yaşamınızdaki faaliyetlere, olgulara aklınıza geldikçe az geriden bi bakın; Esnek mi? , Kendiliğinden mi? İşlevsel mi?
Holistik sistem evrimin bizi nazikçe itelediği bir makam ve ben şundan eminim ki; onu çok seveceğiz, hem de çok 🙂

  •  Esnekligi bize kaybettiren nedir?
  •  Pırıltıyı bi daha göremeyiz endişesine kapılıp onun adresini kaydetme alışkanlığımız.
    Holistik yaşam; kolektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır, farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleşir.

Çeşitlilik

Çeşitlilikten hoşlandığımı çoğu yerde söylemiş ve yazmışım, demek ki ben oyunlardan hoşnutum. Bu da demektiir ki tanrının kendini bilme çabasından ve yollarından hoşnutum 🙂
BİRlik ve çeşitlilik zaten aynı anda var olabiliyor, en azından gözlemci konumundayken.

Oysa kuantum fiziği bize atom altı parçacığının bazen dalga bazen parçacık konumunda olduğunu, parçacığın iki halinde “aynı andalık” olmadığını,  bunu gözlemcinin belirlediğini söylüyor.

Bize ayrı yollar varmış sanısını veren dünyanın tabi olduğu zaman ve mesafe kuralları 🙂 Rüyalarda bu kurallar ortadan kalkabiliyor ve yine de hala ALAN var. Rüya görülebilen alAN. Demek ki zaman ve mesafeye muhtaç değiliz aslında 🙂 Buna muhtaç olan fizik bedenimiz ve sanırım o da yakında upgrade edilecektir 🙂

Atom altı parçacık için aynı andalık yok, gözleyen için var. Ben öyle sanıyorum.