Kara Enerji nedir?

İki ayrı ekip, uzak galaksilerdeki “süpernovaları” gözlemliyordu. Ekiplerden biri Amerikalı Saul Perlmutter, diğeri ise Avusturalyalı Nick Suntzeff ve Brian Schınidt yönetimindeydi. Süpernovalar, içinde bulundukları galaksiden bile daha parlak bir ışık yayarak patlayan yıldızlar olduğundan, çok uzak mesafelerden görülebilirler. İki ekibe ayrılmış astronomların gözlemlediği tür ise “Type la” süpernovaları olarak biliniyordu. Bu türden süpernovaların özelliği, patladıklarında hep aynı parlaklık düzeyine çıkıyor olmalarıdır. Bu yüzden, bir diğerine göre daha soluk olan bir süpernovanın daha uzakta olduğunu saptayabiliriz.

Oysa, astronomların gözlemlediği, daha uzakta olan süpernovaların (Dünyaya olan mesafeleri göz önüne alındığında) olması gerekenden daha soluk olduklarıydı. Bunu açıklamanın tek yolu, yıldızın patlamasından itibaren evrenin genişleme sürecinin hızlandığı ve böylelikle gözlemlenen süpernovanın daha uzakta kalarak beklenenden daha soluk göründüğü olabilirdi.

Bu gözlem bilim dünyasında şok etkisi yarattı. O güne dek, galaksileri etkileyen tek unsurun, ortak kütleçekimsel kuvvet olduğu düşünülüyordu. Bu da genişlemeyi yavaşlatan bir şeydi, hızlandıran değil.

Cisimleri ivmelendiren şey yalnızca uzayın kendisi olabilirdi. Sanılanın aksine, uzay boş olamazdı. Bu durumda uzay, henüz bilimin keşfedemediği, evren üzerinde bir tür kozmik geri tepme gücü uygulayan bir “kara enerji” içermeliydi. Bu kuvvet kütleçekimine karşılık gelerek galaksileri birbirinden uzaklaştırıyordu.

Fizikçiler, iş kara enerjinin ne olabileceğini anlamaya geldiğinde, ciddi bir kafa karışıklığı yaşamaktadır. Çıkarabildikleri en iyi teori olan kuantum mekaniği, boş uzayla bağıntılı bir enerji öngörmekteydi. Fakat bu enerji miktarı, Perlmutter’in gözlemlediğinden, 123 sıfırın takip ettiği 1 kadar daha büyüktü! Nobel ödülü adaylarından Steven Weinberg bu durumu, “bilim tarihindeki en büyük başarısızlık” olarak nitelendirmiştir.

Utanç verici bu duruma rağmen, kara enerjinin olumlu bir çıkanını bulunuyor. Şişme kuramının, evrenin kritik kütlede olmasını gerektirdiğini, ancak evrendeki tüm maddelerin toplamının bu kritik kütlenin ancak üçte birini oluşturabildiğini anımsayın. Diğer taraftan Einstein’ın ortaya koyduğu gibi, tüm enerji türlerinin etkili bir kütlesi vardır. Ve kara enerji de buna dahildir. Aslında bu kütlenin, kritik kütlenin üçte ikisine tekabül etmesi mümkündür. Bu durumda, evren kritik kütleye tam olarak sahip demektir, tıpkı şişme kuramının öngördüğü gibi.

Hiç kimse kara enerjinin ne olduğunu bilmese de, olasılıklardan biri, Einstein tarafından öne sürülen boş uzayın geri tepme gücüdür. Bilim dünyasında her şey Einstein’la başlayıp Einstein’la bitiyormuş gibi görünüyor. Ve Einstein’ın en büyük hatasının, aslında en büyük başarısı olduğu anlaşılıyor.

Getirdiği bütün başarılı çıkarım ve açıklamalarına rağmen, Büyük Patlama’nın yalnızca, evrenin süper-yoğun ve süper-sıcak ilk halinden, galaksiler, yıldızlar ve gezegenlerin var olduğu şu anki haline nasıl geldiğinin bir açıklaması olduğunu belirtmekte fayda var. Her şeyin nasıl başladığı ise halen gizemini koruyor.

Fantastik bir ormanla başlayan ilginç başlıklar

Fotoğrafı ilk gördüğümde fotomontaj ya da fantastik bir filmden sahne zannettim fakat meğer Polonyada bir ormanmış (adı Çarpık orman) üstelik neden böyle olduklarına dair bir açıklama da bulunamamış!

*

Döngüsel Evren

Döngüsel evren, 10 boyutlu uzay-zamanda titreşen kütle/enerji sicimleri olarak gören sicim kuramını esas alıyor. Evrenimiz 10 boyutlu uzayzamanda yüzen 3 boyutlu bir ada mı? #popularsciencetürkiye

foto:Popular science Dergisi

Bu kuram sizin de tahmin edeceğiniz üzere Big-Bangyani Büyük Patlama teorisinie bir alternatif teşkil ediyor ve her nasılsa benim aklıma daha çok yatıyor. Malum fizikçi değilim, sadece konuyu seven biriyim, biraz da sezgilerimi kullanıyorum.
Bu kuramın iyi tarafı sadece lafta kalmayıp deney  aşamasınına geçilebilme olasılığı. Bu yeni öneriye BÜYÜK SEKME ismi veriliyor. Yeni test kozmik arka plan ışıması üzerine evrenin erken dönemindeki karmaşanın yarattığı uzay zaman dalgalanmasının izini arıyor.

*

Kuantum Hesaplama, bu yüzyılın uzay yarışı!

Uzun lafın kısasını yazacağım (hatırımda kalsın diye)

Bahse konu olan yarış, süperpozisyonolgusu, bunu daha önce de anlamaya çalışmıştım. Kısaca, kubitlerin (kuantum bitler), günümüzün dijital aygıtlarının kullandığı bitlerin aksine, aynı anda birden çok değere sahip olmasına izin veriyor, yani kullandığımız aygıtlar değeri 1 ya da 0 olabilen bitlerle çalışırken bir kuantum bilgisayarının işlemlerde kullandığı kubitler aynı anda0,1 ya da aradaki bütün değerleri barındırabiliyor. Tabi bu aletler için henüz erken ama o yolda büyük çaba ve yarış sürüyor, başarıldığında bilikurgu benzeri bir yaşama olanak verecek.

Bu harika bir şey tabi ama ben bu  olayı metaforik okuyarak daha fazla heyecanlanıyorum, nedir derseniz: ya o ya bu şeklindeki diyalektik-Aristo mantığı anlayışımızdan çok boyutlu, çok çeşitli bir oluşa geçmenin işareti gibi geliyor bana.

Devamını oku “Fantastik bir ormanla başlayan ilginç başlıklar” →

Kuantum Enerji Genişlemesi

Evreniniz daima vardı. O daima var olacaktır, ama boyutsal bir döngü de vardır. Bu döngüde evren kendi içine çökmez. Bu döngüde evren, kuantum enerji kurallarından ötürü bölünmesi gereken bir yere kadar genişler. Bu bölünme vuku bulduğunda boyutlar-arası bir değişim meydana gelir ve bu boyutların çarpışması gibi görünür. Gerçekten de o budur, çünkü boyutsal nitelikleri tanımlayan kuantum kurallar enerjiye sahiptir ve kuantum bir hal bile bir türden diğerine dönüşür. 3B’de, bu bir patlama gibi görünebilir.(Big bang teorisini kast ediyor)

Bu meydana geldiğinde, sizin gördüğünüz şey 3B maddesinin kendisini yeniden şekillendirmesidir. Bildiğiniz şekliyle yaşam sona erer ve madde kendini yeni bir boyutsal hal içinde yavaş yavaş yeniden şekillendirdikten sonra yaşam kendini tekrar yaratır. Bir başka deyişle, bir evren bir diğerini kapsayacak şekilde bölünür, ama bu sadece o evrenin daha yüksek bir formda devam etmesidir. Böylece, bir bakıma, evreninizin bugünkü şeklinin gerçekten bir başlangıcı vardır, ama o sadece, daha önce var olanın bir devamıdır. (Başlangıç ve son takıntısı Lineer algıdan kaynaklanır)

Tüm bunların içinde, sizin “kara delikler” dediğiniz, gerçekte her bir galaksinin boyutsal “ebeveynleri” olan şeylerin etkileri saklanmaktadır. Onlar, tüm galaksinin bir olarak hareket etmesini (dönmesini) sağlayan ve onu, henüz keşfetmediğiniz kuantum niteliklerle bir arada tutan dengeli bir itme- çekme enerjisi sağlar.

Karanlık maddenizin, evrenin enerji oranının ve daima bir genişlemenin sürüp gidiyor görünmesinin sırrı bu “kara delikler”dir. Bu, evrenin hacminin gerçekten genişlemesinden daha çok, kuantum bir enerji genişlemesidir. Kuantum bir enerji genişlemesi, hacim olarak değil, boyutsal olarak artan bir enerji niteliğidir. O bunu yaparken, sizin 3B’de mesafe olarak algıladığınız şeyin yerini alır. Bu algılayış sizin henüz boyutlar-arası süreçleri görmemenizden kaynaklanır.

Kryon

*

Yaratıcı çekirdeğinizle (aumakua/kane) ilişkiye geçmek son derece kişiseldir. Yaratıcı kaynağın bir uzantısı olarak giderek daha uyanık olursunuz ve diğer potansiyellerin ve kişisel Tanrınızın inanılmaz sevgisinin farkına varırsınız. Her şeyin bir parçası olduğunuza ayarsınız. Kryon

Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi Ve Kuantum Mekaniksel Yaratılış

200 yıl kadar önce Laplace, Newton kanunlarının ne kadar başarılı olduklarını dikkate alarak, “evrende mevcut maddelerin konumları, momentumları ve onların etkileyen güçler bilinirse, geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak ve geleceği kesinlikle bilmek mümkündür”, demiştir.

Bu sözler açıkca Laplace’in Newton’a duyduğu güvenin sonsuz olduğunu göstermektedir. Son yüzyıl içindeki gelişmeleri duysaydı, mezarında kahrolurdu herhalde Laplace. Aslında Newton’a bu kadar güvenmesi kendi hatası idi. Laplace’in bu sözleri onun kadere olan inancını da dile getiriyordu.

Eğer cisimler değişmeyen bazı yasalara uyarak hareket ediyorlar ve o yasalar her zaman geçerliklerini koruyorlarsa, geleceği tahmin etmek mümkün olduğu gibi, geleceğin değişmeyeceğini de kabul etmek zorunluğu vardır diyordu, Laplace.

Başka bir deyişle Laplace’e göre geleceğin akibeti geçmişte saptanmıştır. Bu durumda diyebiliriz ki Big Bang sırasında geleceğin akibeti, tabiri caiz ise, kaderi, saptanmış olmalıdır.
Devamını oku “Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi Ve Kuantum Mekaniksel Yaratılış” →