Fantastik bir ormanla başlayan ilginç başlıklar

Fotoğrafı ilk gördüğümde fotomontaj ya da fantastik bir filmden sahne zannettim fakat meğer Polonyada bir ormanmış (adı Çarpık orman) üstelik neden böyle olduklarına dair bir açıklama da bulunamamış!

*

Döngüsel Evren

Döngüsel evren, 10 boyutlu uzay-zamanda titreşen kütle/enerji sicimleri olarak gören sicim kuramını esas alıyor. Evrenimiz 10 boyutlu uzayzamanda yüzen 3 boyutlu bir ada mı? #popularsciencetürkiye

foto:Popular science Dergisi

Bu kuram sizin de tahmin edeceğiniz üzere Big-Bangyani Büyük Patlama teorisinie bir alternatif teşkil ediyor ve her nasılsa benim aklıma daha çok yatıyor. Malum fizikçi değilim, sadece konuyu seven biriyim, biraz da sezgilerimi kullanıyorum.
Bu kuramın iyi tarafı sadece lafta kalmayıp deney  aşamasınına geçilebilme olasılığı. Bu yeni öneriye BÜYÜK SEKME ismi veriliyor. Yeni test kozmik arka plan ışıması üzerine evrenin erken dönemindeki karmaşanın yarattığı uzay zaman dalgalanmasının izini arıyor.

*

Kuantum Hesaplama, bu yüzyılın uzay yarışı!

Uzun lafın kısasını yazacağım (hatırımda kalsın diye)

Bahse konu olan yarış, süperpozisyonolgusu, bunu daha önce de anlamaya çalışmıştım. Kısaca, kubitlerin (kuantum bitler), günümüzün dijital aygıtlarının kullandığı bitlerin aksine, aynı anda birden çok değere sahip olmasına izin veriyor, yani kullandığımız aygıtlar değeri 1 ya da 0 olabilen bitlerle çalışırken bir kuantum bilgisayarının işlemlerde kullandığı kubitler aynı anda0,1 ya da aradaki bütün değerleri barındırabiliyor. Tabi bu aletler için henüz erken ama o yolda büyük çaba ve yarış sürüyor, başarıldığında bilikurgu benzeri bir yaşama olanak verecek.

Bu harika bir şey tabi ama ben bu  olayı metaforik okuyarak daha fazla heyecanlanıyorum, nedir derseniz: ya o ya bu şeklindeki diyalektik-Aristo mantığı anlayışımızdan çok boyutlu, çok çeşitli bir oluşa geçmenin işareti gibi geliyor bana.

Devamını oku “Fantastik bir ormanla başlayan ilginç başlıklar” →

Niyet, MANA, Yetkilendirme

Düşünceleriniz, onların yarattığı duygular, azmettirilmiş istekleriniz, bütün bunlar trenin önünden geçtiği bi kaç dakika uğradığı ya da hiç uğramadığı istasyonlar gibi. Bizim için gerçekten anlamlı olan niyetimizdir. Niyetimiz bizi nereye götürüyor?
Bu soruya gerçekten vardıysanız olgunlaşma sancıları da başlamıştır zannımca, miktar ve adresi saymayı bırakmışsınızdır, ya da en azından bunlar önem sıralamanızda çok geriye kaymıştır.
Niyet nedir diye sık sık sorulmuştur bana, aklıma ilk gelen bağcı ve üzüm olur fakat bunu zaten soran da sormayan da biliyordur zaten. Niyet sözcüklere kulak vermediği için onu tanımlamak da zor. İnsan kendisine zaman zaman sormalı belki ve nasıl bir hisle cevaplandığını duyumsamaya çalışmalı.

Ben sordum şimdi kendime ve aldığım cevap adeta şöyle bir görüntüydü; önünden geçtiğim istasyonlar, araziler içlerinden dışa doğru bir ısı ve aydınlanmaya uğruyordu, adeta can kazanıyordu. Hepsinden yayılan bu ısı/aydınlık birleşiyordu. Ayrılıklar gözden kayboluyordu. O zaman dedim kendi kendime acaba bu CC’nin içten gelen ateş ya da urban shamanın 6.prensibi MANA olabilir yani bütün güç içerden gelir. Bir başka deyişle; YETKİLENDİRME! O halde niyetimiz bizi her şeyi yapmakta yetkilendirendir desek olur mu? Bilemiyorum sözcükler tek başına açıklamakta yetersiz kalıyor. Fakat ben ne hissettiğimi biliyorum.

Niyeti istekle karıştırmaya meyilli olanlar için ” Neye niyet neye kısmet” sözü niyetin işe yaramadığı durumlar olduğuna hükmettirebilir, ya da “neye niyet ona kısmet” anlamında  isteklerinden, çabalarından ve beklentinden farklı bir sonuç alındığı çünkü niyetinin bilincinin LONO (uyanık zihin) kısmı ile sınırlanamayacağını çıkarsayabiliriz.

Niyetin sorgulandığı örneğin; niyetin üzüm yemek mi, bekçi dövmek mi? sözündeki gibi atasözlerinde onu maksat sözcüğüyle anlamamız hedeflenir, fakat bu sözcükler’de dualitik bir toplumun anlaması için düzenlenmiş, çünkü seçenek ya o ya da bu gibi dualitik sorgulanmış.

Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir, harika bir örnektir, buradan benim anladığım, niyet iyi ve kötü dualitesinin ötesindedir ve lineer algılamanın ötesinde çokboyutlu bir durum ortaya koyar.

Yanlış yok. Peki ya şeytan?

Yanlış yok, muhtelif denemeler var. Gerçek yetişkin, kendi metodunu dayatmaz. Daha verimli ve hızlı, üstelik “çeşitli” yolların keşfi, doğruyu bildiğin duygusundan bütünüyle kurtulmaya bağlı.

**

HS: “”Soru: Şeytanın herkese kendi sıkletine göre musallat olmasından bahsediliyor. Bu hususu nasıl anlamalıyız?””

Sa: Şeytan bence Gölge’dir. Bunu hemen her öğretide bulabiliyoruz. İşte bu açıdan kişinin kendi sikletine göredir şeytan. Bi şeyin kendi cüssesi neyse gölgesi de ondan bağımsız olamaz velakin günün güneş saatlerine göreyön ve şekil değiştirir. eğişmeyen ise bi ucundan daima kişiye bağlı olmasıdır. Gölge, aslından bağımsız olamaz 🙂

HS: gölgeden de öte bir şey olmalı.

sa: Belki de evet. Şeytan sadece insana düşman. İnsanın diğer canlılardan farkı ise bilinçlenme potansiyelidir, yani herşey olma potansiyelinden bilinçli niyeti ile OLdurma yetisi vardır. Demek ki Şeytan aslında bilincin düşmanıdır. 🙂 İkinci tahmin hakkımı da kullanıyorum: Şeytan, kaostur!

HS: dilime dolanan kelimeyle şeytan bir avadanlıktır; olmazsa olmazdır. imtihan olması için varlığı şart. olmalı ki; yoldan çıkarıcı ayartıcı olmalı ki; iyiler kötüler şunlar bunlar ortaya çıksın. bir nevi turnusol kağıdı.

sa: Yani Şeytan, dualitenin garantörüdür diyebilir miyiz?

HS: bilmem ki bunu demek de ikilik deyince; iki denk güç gibi algılanmasın. insanın ne mal olduğunun ortaya çıkabilmesi için olmazsa olmaz bir şart o kadar. yoldan çıkarıcı baştan çıkarıcı evet; ama o kadar da güçlü değil. güç şeytandan gelmiyor bizim ne idüğümüzü bilmememizden geliyor bence.

sa: Senin daha önce anlattıklarından çıkarsadığım kadarıyla, insan ne kadar iyi ve değerliyse, şeytanın saldırısı o denli keskinleşiyormuş. Yanlış anladıysam düzelt lütfen. Bu durumda “iyi ve değerli” kıstası yükseldikçe şeytanın saldırı gücü neden artar? Olayı bi nebze fizik açısından değerlendirebilir misin?

HS: alıntıdan anladığım kadarıyla… büyük başın derdi büyük olur; halterci ne kadar büyük ağırlık kaldırırsa daha büyüğünü kaldırmak arzusu zorunluluğu v.s doğar. belki; insan büyüdükçe düşmanı da büyür dersek olur mu?

sa: Mantıklı görünüyor fakat bu çıkarımın bana yeniden GÖLGEyi anımsattı?

‎HS :)) farklı disiplinlerden baktığımız için olabilir.

sa: Ben heryerden bakmaya gönüllüyüm. “insan büyüdükçe düşmanı da büyür dersek olur mu?”demiştin. O halde insanın “büyümesi”, yine de elzem midir? Ve ikinci sorum: “büyümek” ten kasıt tam olarak nedir?
(Bu arada gölgeden kastettiğimi anlamak için ibn Arabi’nin şu yazısını bi hatırlayalım, lütfen tıklayınız)

HS:büyümesi eşyanın tabiatı gereği denir ya… öyle bir durum değil mi? fiziksel anlamın daha dışında mesela; belki derinleşme denmeli belki başka kelime bulunmalı. İbn Arabi her anlamda beni aşar. Bir kitabını biraz karıştırdım o kadar. MEB yayınlarından. belki çeviriden belki başka şeyden. Biraz okudum, moda tabirle tarzım olmadığını anladım. Belki okunması gereken 100 alim varsa onlardan biridir. ama bana göre değil sanırım.

sa. Her büyüyenin kaos tarafından unufak edildiğini tarihi ve güncel olaylardan bizzat müşahade ediyoruz aslında. Aynı şeyin sonsuzca büyümesi gibi bi olgunun var olabileceğini düşünür müsün?

HS: düşünmem. bir yerde tıkanır sanki.

sa: Bu durumda Şeytan, senin dediğin gibi bi avadanlık olarak, sınırsız biçimde büyüme arzusunu hissediyor ve ona çekiliyor ve tahrip ediciliği ile onu kontrol altına alıyor. Böyle bakınca dengeyi sağlayan bi kontrolör avadanlığı gibi sanki 🙂

HS :)) bu konuda İbn Arabiyi geçtim; seninle de aşık atmak kolay değil. Sen de bir sürü gömlek fazla geliyorsun bana:))

sa: Ben sadece anlamak isteyenim. Her türlü mevcut fikrimi şu an yok sayarak dinlemeye hazırım aslında. Kendimi bi çocuk gibi hissediyorum, sadece meraklı 🙂 Teşekkür ederim

Aklıma Pan simgesini getirdin. PAN: Kırlar, çobanlar ve ormanların tanrısıdır. Keçi ayaklı, sakallı ve boynuzludur. Zevk düşkünü bir tanrıdır. Syrinks (pan flüt) çalar, tepelerde dolaşır ve sürüleri korurdu. Tanrıların habercisi Hermes’in oğlu olduğu söylenir. Faun bilinen diğer adıdır. o insanları kandıran, kapıdan kovulan ama bacadan girmeye çalışan zavallı şeytan olarak tasvir edilir.
Yunan mitolojisi olarak değil de simgesel bazda bakıldığında, PAN’ın insan medeniyetine karşı olduğu ve bilinçlenmemiş canlıları temsil ettiğini çıkarsayabiliriz sanki.

Panteizm, pandeizm, panenteizm gibi akımlar da galiba aynı simgeden yola çıkmışlar 🙂

Tauroktoni Nedir?

“Boğa” simgesini nerede görürseniz, orada AnaTanrıça arketipi var demektir. Çünkü Boğa, binlerce yıldan bu yana üretkenliğin ve verimliliğin simgesi olarak, tanrıçanın hizmetindeki evrensel güç olarak değerlendirilir.

Romalıların ikibin yıl önce Anadolu’dan ithal ederek giderek Hristiyanlığa dönüşecek dinlerinin özünü oluşturan Tanrıça Mithra’nın Boğayı kurban etmesini gösteren ikonaya yüklenen anlamdır Tauroktoni.

Onlar bu ithal işlemini yaparken Mithra’nın eril olduğunu, yani onun bir bereket tanrısı olduğunu -muhtemelen bilinçli olarak- söyleyerek gerçeği çarpıttılar. Oysa Mithra; Kibele, Magna Meter,  Attis isimleriyle anılan Ana Tanrıçadan başkası değildi. Onlar garip biçimde Mithra’nın bir Pers tanrısı olduğunu iddia etseler de gerek İran’da gerekse Hindistanda bu isim hala “yalnızca” kızlara verilen bir isim olarak izini sürdürmektedir (Fraternis’den).

Gelelim kurban işleminin (Tauroktoni) simgesel açılımına. Bu konuda tarih içinde çeşitli yorumlar yapılmışsa da ben Burak Eldem’in öne çıkardığı Jung yorumunu beğendim.

Bu yoruma göre çift cinsiyetli olan Mithra, kendi eril organını (boğa) keserek toprağa atar ve bu fedakarlıkla birlikte, topraktan canlılık fışkırır. Tüm canlılar boğanın bir unsurundan beslenerek VARolurlar.

Türkiyenin güneyinde bulunan Toros sıradağları da yine, berekettli Boğa ile ilişkilendirilmektedir. Eskiden bir yerlerde okuduğum kadarı ile, batan Atlantisten dört bölgeye göç olmuştur, bunlardan biri Toros dağları olarak belirtiliyordu.

Kendini “hayat” adına feda etme mekanizması hemen her yerde karşımıza çıkan bir simge. Örneğin Dede Korkut destanlarından Deli Dumrul’da onun hayatı için kendini feda eden bir kadın görüyoruz. Yine İsanın kendini fedası da ve bunun gibi bir çok örnek bence Tauroktoni’nin yeniden sahnelenmesi gibi görünüyor.

Buradaki ana fikir, eril ve dişil yanıyla, TAM olan’ın, Dünya hayatı için bu bütünlüğünden vaz geçerek, ikiye bölünmesi (dualite) ve bu işlem sonucunda “birey bilincinin” oluşma sürecinin başlatılmış oluşudur.

Dualitik esintiler

Tren raylarında bulunan enerji hastalıkları tedavi eder mi? Plasebo etkisi haricinde bir sebep bulunmuş mu? (Uygulamayı bilmiyorsanız bakın)

Uzun mesafeler boyunca ilerleyen paralel iki metal, ne kadar da dualite kanunu anımsatıyor!

İkiyi bir edecek şekilde enine raylara uzanan insanların bilinçaltları devrede olmasın sakın? Hayat çok ilginç

**

İlaç şirketleri ya da tüm ASILların sahipleri müsterih olsunlar, onlarsız (ilk sebep!) plasebo da olmaz zaten 🙂

**

Masal bunlar diye gülüp geçmek, görmezden gelmek mi istiyorsunuz? Buyrun yapılan geniş bir araştırmaya kulak verin: Bakınız. Çocukların şimdiden %65i kavalcının peşine takıldı gidiyor! Kimdir bu kavalcı?

**

Güneşim sıcak kalbim, nasıl da ayrı düştük seninle

Sen orada tepede nazlı nazlı süzülürken, aydınlık için

Az şükretmedik yaratana,  karanlığın hatırına

Ah evet sırf karanlığın hatırına.

**

Siz hiç dokuma tezgahı gördünüz mü?

Mekik soldan sağa, sonra sağdan sola fırlar ve üzerine tarak tak diye inip sıkıştırır. Yukardan inen bir anlamda dünyanın meridyenleri gibi olan dikey sabit ipliklere çözgü, yine enleme benzetebileceğiz yatay hareketli ipliklere ise atkı denir. Atkının çözgüler arasından fırlatılabilmesi için oluşturulan aralığa ağızlık denir. (bakınız: geçmiş/şimdi/gelecek)

**