Pinealime dokunma!

Floridin pineal bezini kireçlendirdiği doğru mu?

Eğer doğruysa (ki tıp biilgisinden yoksun olduğuma göre sezgilerime güvenmek durumundayım ve bana makul görünüyor!) bu durum dünyadaki pek çok şeyi açıklar!

Pineal bezi ne işe yarar?

*Pineal bez, görme sisteminin bir uç organı olarak ritmik ışık mesajının organizmadaki her organa iletilmesi işlevini görür.(GÖRME!)

*Pineal bezle immün sistem arasında anatomik ve fizyolojik bir ilişki söz konusudur. (BÜYÜME-gençlik ve DAYANIKLILIK)

*Pineal bezin erken yaşlarda harap edilmesi humoral ve hücresel immün yanıtların gelişmesini durdurur. Pinealin immün düzenleyici aktivitesi şu anki bilgilerimize göre büyük oranda melatonine bağlıdır.

*Melatoninin özellikle yaşlanmaya bağlı immün yetersizliklerde de immün yanıtı arttırıcı etkisi bilinmektedir. Pineal bez ve ürünlerinin doğrudan
veya dolaylı olarak yaşlanmayı geciktirebildikleri veya yaşlanmayla birlikte seyreden hastalıkları önleyebildikleri gösterilmiştir. Bu bulgulardan dolayı da melatonine “yaşlanma karşıtı hormon” veya “juvenil hormon” adlarıda
verilmiştir. Yaşlanma, bu teoriye göre, pineal bezin yaşlanmasına bağlı serotoninden melatonin sentezinin ve melatonin/serotonin oranının azalması sonucu ikincil olarak gelişen bir sendrom olarak da tanımlanabilmektedir.

Melatoninin vücuttaki etkileri:

  • Melatonin uyku getirir,uyumamızı sağlar.
  • Ergenlik hareketini başlatır,büyümeyi sağlar.
  • Üreme üzerinde etkisi vardır.
  • Vücut ısısında azalmaya yol açar.
  • Antioksidan etkisi vardır.

Melatoninin karanlıkta salgılandığı biliniyor ve son zamanlarda uyku ve rüyayla ilşkilendirilen yazılar görüyoruz. Bir iddiaya göre, gündüz olmasına rağmen kişinin pineal bezi hala melatonin salgılıyorsa, bu durum kişide depresyon etkisi yapabilirmiş.

Bu kısa tanıtımdan sonra yeniden Floride, yani ana konumuza dönelim.

Florid nelerde var?

En çok:

1. İçme suyunda (Ki içmesek bile her yediğimiz şeyi orada yıkıyoruz, onunlla yıkanıp yemek pişiriyoruz!)

  1. Çayda var!

Eh işte geldik zurnanın zırt dediği yere.

Çay nerenin içeceği olarak bilinir? Doğu ülkelerinin! Ülkemizde en çok içilen içki olma ünvanı var! Hem de musluk suyuyla yapılanı pek bi daha güzel olur! Oy oy oy… Her köşe başında, anadoluyu karış karış kaplamış, içinde kahve içilmeyen –çünkü sadece çay içilir)- kahvehanelerimizi bi düşünün dostlarım! (Köy erkekleri hakkında söylediğim incitici olabilecek tüm laflarımı geri alıyorum)

Nazi Almanyasında yapılan deneylerde floridin beynin belli bir bölgesini uyuşturduğu ve bireyin direnme gücünü kırdığı tespit edilmiş!

Benim anladığım kadarıyla FLORİD, askere verilen ŞAP mahiyetinde bi şey.

Beyni uyandıran, odaklanma becerisini artırdığı söylenen tüm maddeler yasak (Kahve, tütün, psikedelik maddeler vs). Eh güzel, ben ne diyeyim. Birden bire gözümün önünden bi esrar perdesi kalkıverdi!

Bana şöyle geliyor, Pineal kireçlenmesi=dualitik görüş=ikili DNAsarmalı

Üçüncü gözü (hatta 12 ye kadar gider inşallah) açmak için yeni bir kampanya öneriyorum, slogan için önerilerinizi beklerim. Şu an benim aklıma gelen:

Pinealime dokunma!

Eski/Yeni Dünya-8

Yeni Dünya, “Toplumsal Bellek Bileşimi” olmaya gidiyor, sanırım çoğumuz bundan haberliyiz artık. İnsanlık, birleşmenin kaçınılmaz olduğunu özünden biliyor ve benim bildiğim bin yıldan fazladır da (belki ne yaptığını pek de bilmeden) birleşmenin pratiklerini yapıyor. Fakat TBB öyle bir ince ayar istiyor ki, onu tutturmak şimdilik mümkün olamadı.

Toplumsal Bellek Bileşimi için benim görebildiğim ince ayar şöyle bir şey:

· TBB, değiştirme, yönlendirme talep etmez. Her bir katılımcıyı olduğu haliyle muhafaza etmenin büyük bir hazine olduğunu bilir, çünkü varlığını ve gelişimini buna borçlu olacaktır.

· TBB, temelde samimiyet eşiğini geçmiş olmayı gerektirir. Olduğu gibi olmaktan ne gurur ne de mahcubiyet duymayanların natürel bir bileşkesidir.

· Bir özelliğin eksikliği diğer özellik için zarurettir, işte tam da bu sebepten şeyleri dönüştürmeye çalışmak yalnızca bireyselliğin tahrik ettiği aslında çaresiz bir taleptir.(Dipnot.4)

· TBB, güven gerektirir, tapınma değil. Yoldaşlık ve dayanışma gerektirir, fikir birliği değil. Fikir birliğine varmak için icat edilen (konsensüs) gibi yöntemler, TBB ruhuna uygun düşmez. Fikir birliği olan yerde gelişme olmaz. TBB, uygun adım yürümek değildir ki o şekli köprü yıkar!

· Kendiliğindenlik her konuda bir düstur gibidir.

· TBB, doğrudan gerçek bellek bileşimidir. Topluluk içinde her bir bireyin gerçek belleği hem kendine hem de toplu kullanıma açılmıştır. Bu tamamen bir gönüllü işlemidir, reklamı yapılmaz, pazarlama taktiği işe yaramaz. “Dâhil olan” herkesin kazandığı bir yöntemdir. (Dipnot.5)

· (devam edecek- dipnotlar kalabalık oldu- bunu bir sindireyim izninizle-

Dipnot.4.- Bir özelliğin diğer bir özellik gereği olmasını hayatımızın her bir anından örnekleyebilirsek de, şu an aklıma Allahın 99 ismi geldi. Bu isimleri çoğunuz bilirsiniz sanırım, ben de ara ara bakarım. Bunların birbirlerini nötrleştirici olduğunu fark etmiş miydiniz? Arapça konusunda hiçbir bilgim yoksa da tercümelerden anladığım kadarıyla isimler bir dairenin içinde dönüp dolaşıyorlar. Örneğin “el Halim” kısaca Yumuşaklık ve Hoşgörü sahibi anlamına gelirken, “El Hasib” hesaba çeken, eylemlerin karşılığını veren, üstelik bunu “el Celil” ile akılları dehşete düşüren azamet, hakimiyet ve celal ile yapıyor. Eğer onun Halim’liğine özeniyorsak, o yalnız başına gelmez, celille el tutuşup da gelir. Dualitik varoluşun başka çaresi yok. Ben bulamadım.

Dipnot.5- “Gerçek bellek” kavramını içimden geldiği şekilde kullandım ancak şu anda bu oluşumu benim hissettiğim şekle en yakın tarif etmiş olan diğer kelimeyi hatırladım: Arka Plan Yetileri.

Dualitenin Sonu

Dualitenin Sonu

Böylece Şambra, inanılmaz zamanlarda yaşıyorsunuz ve siz – insanlar bu inanılmaz çelişkiyi deneyimleyecekler. Bir gün herşeyi bilecek, ertesi gün hiçbir şey bilmeyeceksiniz. Bir gün yaşamınızda büyük bir sevgi olacak, ve ertesi gün sizi sevenler tarafından ihanete uğrayacaksınız. Farketmez. Gerçekten etmez. Ha, insan hali farketmesini isteyecektir ve bu konuda bağırıp çağırmak ve şikayet etmek isteyecektir, ve bir başkasını suçlamak isteyecek ve kurban olmayı, oyunu oynamayı isteyecektir – isteyecektir. Ama farketmez.

Siz, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı inanılmaz bir çelişkiler zamanında yaşıyorsunuz. Biz geçenlerdeki bir Şaud’da hava durumundan söz ettik – havanın bir öyle bir böyle olmasından – inanılmaz bir çelişki. Bir an fırtına, bir sonraki an cennet. Bir an insanlığın ıstırap çekmesi, bir sonraki an büyük sevinç yaşaması.

Peki tüm bu çelişkiler neden? Şu anki bu karmaşa neden? Çünkü, sevgili dostlar, Dünya üzerinde yaşadığınız onca yaşam boyunca bildiğiniz o şey – dualite denen, karşıt güçler denen bu şey – dualite bilinci, artık tamamlanıyor… artık tamamlanıyor. Böylece görünürde ya da algılanır biçimde birbiriyle savaştığını gördüğünüz bu güçler, aslında şimdi birleşiyor.

Onlar birleşiyor, ve siz artık ne erkek ne kadın olacaksınız. Ama birleşirken de, eril yanınızla dişil yanınız arasında büyük bir çelişki olduğu algısı ya da yanılsaması da var, ama onlar aslında tamamlanıyor. Tüm bu Yeni Enerjiye dönüşme meselesi, aslında bununla ilgilidir.

Bu, bir anlamda, zamanın sonu. Bu, dualitenin sonu. Ama dualite, şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla kendini görünür kılıyor – ki bu da, onu her zamankinden çok daha güçlü hissedeceksiniz anlamına geliyor – ve aslında o artık bir çelişki değil, artık karşı bir güç değil, çünkü tamamlanıyor. Onlar aslında karmaşa ve çelişki ve anlaşmazlık gibi görünen şeyde yeniden biraraya geliyorlar. Görüyor musunuz, farketmez. Bu, doğal olarak meydana geliyor. Ve aslında çok da güzel bir yoldan oluyor.

Size, şu anda Dünya üzerindeki çok güzel bir sürecin yalnızca tek bir tarafı gösteriliyor. Herkes felaketlere odaklanıyor. Parçalanan sistemlere odaklanıyor. Kimsenin durmadığı öbür tarafa geçin. Yaratının, bu yanılsamanın öbür yanına geçin, ve olan bitenin güzelliğini göreceksiniz. Bu boyutsal resme bakıp duran ve “Dünya’ya neler oluyor? Buradan nereye gidiyoruz? Ne yapacağız? Ben neden buradayım?” diyen kitlelerle birlikte durmayın. Öbür tarafa geçin. Başka kimsenin durmadığı tarafa geçin, dünyanın her yanındaki Şambra, ve gerçekte neler olduğuna bakın. Bu çok güzel ve aynı zamanda da parçalanıyor. Bu, uzun, çok uzun süredir ayrı olan unsurların birleşmesidir, ve öylesine güzel bir işlem/süreçtir ki.

Bunun içindeki güzelliği gören olun. Ve sonra onu içine alan, burada gerçekten olan biteni kesinlikle hisseden olun. İşiniz ve paranız ve ah, borsalardaki değerlerle ilgili insanca kaygılarınızı bir kenara koyun. Farketmez. Sizin için, zenginlikler ve bolluk dediğiniz şeyler mevcuttur, ama bu, eski bolluklara hiç benzemiyor. Eski bolluk gibi davranmıyor. Bir sonraki çek nereden gelecek diye kaygılanmaktan vazgeçin.

Şimdi siz bu konuda benimle çekişmek istiyorsunuz, ve şu anda beni inandıracak ya da ikna edecek kanıtlar yazıyorsunuz. Sizi duyabiliyorum. “Ben Tobias’a bir eposta yazacağım ve diyeceğim ki, ‘Tobias, ne konuştuğunu bilmiyorsun, çünkü benim hiçbir şeyim kalmadı, ve bana gelen de hiçbir şey oluyor, ve ben bittim.'” Kesinlikle bittin. Öbür tarafa geç ve neden bittiğine bak. Herşeyi bırakmanın güzelliğine bak.

Küçün insan acılarını unutun… bunların çoğu sadece korku. Çoğu yanılsama. Aslında ne kaybettiniz? Hiçbir şey. Farketmez. Herşeyi kazanıyorsunuz, ama buna bakmak istemiyorsunuz. Herşeyin parçalanmasına bakmakla meşgulsunuz, fazlasıyla meşgul. Oyunun içinde fazlasıyla meşgulsunuz. Bir kurbanmış gibi davranmakla çok meşgulsunuz. Beni ve ana-babanızı ve çocuklarınızı ve eşlerinizi ve geçmiş yaşamlarınızı ve dünyayı ve politikacıları, ve uzay gemilerindeki küçük varlıklar ve yeraltındakiler de dahil olmak üzere diğer herkesi suçlamakla çok meşgulsunuz. Onların tümünü suçlamakla çok meşgulsunuz. Farketmez. Gerçekten etmez.

Ve biz bu konuda bir süre kol güreşi yapacağız, taa ki siz bir gün gülene ve şöyle diyene kadar, “Ah Tobias, keşke bana bunu umutsuzluğumun doruğundayken ve kederimin derinliklerindeyken söyleseydin, keşke bana ‘Farketmez’ deseydin, Tobias. O zaman ben oynadığım o küçük oyunu bırakır, herkesi suçlamaktan vazgeçerdim. Ve yüzümde kocaman bir gülümsemeyle derdim ki, ‘Şu anda Dünya’da ne muhteşem bir deneyim yaşıyorum – şeylerin parçalandığı yanılsamasını, oysa aslında biraraya geliyorlar.'”

Bu, kendi içinde bir tutarsızlık ya da bir çelişki değil mi? – herşeyin parçalandığı yanılsaması.

Milyonlarca insanla birlikte bir tepede durduğunuzu hayal edin, ve devasa bir resim var – devasa bir resim – ve ona “2009’da Dünya’nın Resmi” deniyor, ve o resim parçalanıyormuş gibi görünüyor. Boyalar akıyor, etrafındaki çerçeve çatlayıp kırılıyor, ve o… o, Tanrı, o, modern çağın tanrısı, o, yaşamın yanılsaması. Ve herkes ona bakıp şöyle diyor, “Parçalanıyor. Tapındığımız şey – o modern çağ tanrısı, yeni çağ Horus ve İsis’i  ve diğer herkes – bu kadar taptığımız o modern şey, yaşam yanılsaması, parçalanıyor. Gözümüzün önünde parçalanıyor ve bizi kurtaracak kimse yok, ve biliyorum” diyor insanlar, “burada bizi kurtaracak kimse yok çünkü ben Tanrı’yı çağırdım ve Tanrı falan gelmedi. Meleklere bağırdım ve onlar bana bu palavrayı sıktı. Yani hiçbir şey olmadığını biliyorum, ve…” Resim, yanılsama parçalanıyor. İşte o zaman, sevgili Şambra, ben, farketmez diyorum. Kesinlikle, ve bu arada, onun parçalanmasını siz istediniz. Değişimi siz istediniz.

Şimdi, kimsenin durmadığı tepenin o öbür tarafına geçin ve gerçekte neler olduğuna bakın. Herşey birleşiyor. Onun parçalandığına dair bir yanılsama olmak zorunda, yoksa siz sadece dualitenin eski unsurlarını pekiştirir dururdunuz. Erili daha da eril ve dişiyi daha da dişil kılardınız. Aydınlığı daha da aydınlık, karanlığı daha da karanlık kılardınız, ve bu da sadece oyuna katkıda bulunmak olurdu. Oysa sizin seçtiğiniz hiç de bu değildi. Istediğiniz hiç de bu değildi. Gerçekten deneyimlemek istediğiniz hiç de bu değil.

O resmin, o yanılsamanın öbür tarafına geçin. Öncelikle, orada resim falan olmadığını fark edeceksiniz! İkincisi, sizinle ya da sizsiz onların birleştiğini fark edeceksiniz. Bunlar olmakta. Herşey doğal bir ilerleyiş içinde.

Parçalanması, yalnızca bir yanılsama. Aslında parçalanamaz. Parçalanamaz.

Şimdi, DNA’nızda Atlantis denen bir şey var ve diyor ki, “Aa, ama Tobias, parçalanabilir. Hem de nasıl parçalanabilir!” (kahkahalar) “Ben gördüm, ben hissettim, ve o alevler gerçekten fazlasıyla sıcaktı.” (kahkahalar) “Onun için, bunun olamayacağını bana söyleme, Tobias.”

Pekâla, bir an için Atlantis’e geri gidelim. Neler olup bittiğine bir bakalım. O da bir evrimleşme ve bir geçişti. Gerçekten Benliğin keşfedildiği ve Ruhun, Tanrı’nın özünün keşfedildiği bir zamandı. Önce, cennetlerde olan bir Tanrı yanılsamasına gerek vardı, ve sonunda… sonunda birkaç insan, Tanrı’nın kendi içinde olduğunu anlamaya başladı.

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu.

Atlantis bir hata değildi. Tanrı’nın gazabı değildi. Atlantis, insanlığın içindeki bir hata değildi. Ve bu arada, Atlantis hiç de o mükemmel toplum modeline sahip değildi. Birçok harika tarafı vardı ama mükemmel toplum değildi. Biz öğreniyorduk. Biz deneyimliyorduk. Biz böyle büyük bir karmaşayı ve bu büyük yıkımı yaşamanın neye benzeyeceğini deneyimlemek istedik. Ama farketmedi. Ondan kısa bir süre sonra, ya Dünya’nın üstündeki ya da Dünya’nın altındaki başka bir yaşam için geri geldiniz. Farketmedi. Siz hâlâ buradaydınız.

Biz, hepimiz, ben dahil, zamanların en iyisinde yaşıyoruz ve en kötüsünde yaşıyoruz. En inanılmaz zamanlarda yaşıyoruz… bugüne kadarki en inanılmaz zamanlarda. Sadece burada olabildiğiniz için, sadece istediğiniz için, sadece ve kesinlikle eğlenceli olduğu için burada olduğunuzu anlayın. Bunu bu kadar ciddiye almayın. Dünyanın yüklerini omuzlarınıza almayın. Korkuya kapıldığınızda, korkuyu hissedin. Kesinlikle, korkuyu hissedin. Kendi korkunuzdan kaçmaya çalışmayın – o zaten sizden önde. Siz daha oraya varmadan yolda karşınıza çıkacaktır!

Korkuyu hissedin, ama o zaman gerçekten onu hissedin, çünkü korku, bilincin çok ilginç bir enerjisidir. Ona sadece korku ve karanlık yanından bakacak olursanız, sizi donduracaktır. Sizi terörün derinliklerine ya da cehennemin yanılsamasına çekecektir. Ama ondan geçip gidin. Çevresinden dolanmaya bile kalkmayın, içinden geçip gidin. Öbür tarafta ne olduğuna bakın. Orada sizi bekleyen inciye bakın.

Hep birlikte derin bir nefes alalım.

Tobias