Niyet ve Ağ Bağlantısı

J.Searle, Zihnin Yeniden keşfi Kitabında şöyle der:

Arka plan tezi basitçe şöyledir: Anlamlar anlayışlar, yorumlar, inançlar, istekler ve deneyimler gibi niyetli fenomenler sadece kendiliklerinde niyetli olmayan bir Arka plan yetileri kümesi içinde işlerler. Bu nedenle, ortada farklı Arka plan yetileri bulunduğunda, aynı niyetli durum farklı karşılama şartlarını belirleyebilir. Ve eğer uygun bir arka plan ile bağıntılı olarak uygulanmaz ise, niyetli bir durum hiçbir karşılama şartını belirlemiyecektir.

Bir inanca veya isteğe sahip olmam için, diğer inançların ve isteklerin tüm bir Ağ Bağlantısına sahip olmam gerekir. Dahası Ağ Bağlantısının tümünün bir Arka plana ihtiyacı vardır. Çünkü Ağ Bağlantısının öğeleri kendi kendilerini yorumlayamaz veya kendi kendilerini uygulayamaz.

Öncelikle YENİ ye nasıl ulaşılır bir bakalım;

Dinlemeyi bileceksin, boşluğa girebilip orada vakit geçireceksin, ne çok istekli ne de isteksiz olmayacaksın, zorlamayacaksın. Doğada amaçsız ve zevk alarak yürüyeceksin. Ve mümkünse uykuya geçiş anını hatırlamaya çalışacaksın. İşte bu aralarda bi yerlerde o kendini Fuji dağının bulutlar ardından görünüşü gibi gösterebilir fakat bu o YENİ’ye sahip olduğun anlamına gelmez. O da ayrı bir hikaye 🙂

İşte Yeni’ye ulaşmanın sistematiğini bence Arka plan Tezi anlatmaya çalışıyor. Ben bunu bir yandan Kuantum Fiziğindeki “Sonsuz potansiyeller Denizi” kavramına, diğer yandan Panenteizmin tarifindeki Tanrının hem değişen hem de değişmeyen yanının izahını anlamaya yardımcı olacağını sanıyorum.

Ağ bağlantısı (Bu kavramın kuantum fiziğindeki bağlamsallık ilkesiyle de ilişkili olduğunu düşünüyorum) üzerine de düşünmeliyiz tabi, bunu bir örnekle açıklamaya çalışırsak:

Devamını oku “Niyet ve Ağ Bağlantısı” →

Hayaller ve Gerçekleştirenler

Sn İsmet gedik’in şu yazısından sonra küçük bi sohbet:

http://blog.milliyet.com.tr/Kendi_Everest_ini_belirlemek/Blog/?BlogNo=288153

Gayet güzel toparlanmış bir yazı, Nasuh’u da tanırım benim gibi
boğadır, yaşam doludur 🙂
Burada bir eklentiye ihtiyaç duyuyorum (yazıyı okurken içimden yükselen sesti);
“Yıldızlara gitmek” gibi olamayacak hedefler koymak, hayali işlerle uğraşma sektörüne girer” diyorsunuz.
Burada hocalığın ister istemez üzerinize sinmiş kokusunu duyar gibi oldum 🙂

Belki de gayet normal gelir herkese, ancak genetik bozukluğu olan biri
olarak ben, yıldızlara gitmeyi bırakın hedeflemeyi, yıldızlara
gidebiliriz diyenlerdenim. Ve ben dedikçe gittiler yani! Sanki dünya
hayallerimi gerçekleştirmek için yarıştı
şu uzun ömrüm boyunca.
Burada tam olarak söylemek istediğimi Searlenin kitabında açıkça tez
haline getirildiiğini gördüğümde ağzım hayretten açık kalmıştı:
https://blog.sonsuz.us/?p=126
Bu kitabı muhtemelen okumuşsunuzdur ve okumayanlara da ara ara
önermeyi bir borç bilmişimdir hahahahaha (lütfen ısrarcı annelik
tavrımı bağışlayın)
Bu tezde açıkça görmekteyiz ki , arka plan yetileri, niyetli durumlar
olmadığında açığa çıkmazlar çünkü kendileri niyetli mekanizmalar
olmayıp sadece yetidirler. (Ne malum arka plan yetimizde bi yıldıza salisede gidip geri dönüverme yetisi olmadığı, bende yoksa eminim başka birinde vardır; onu niyetlendirmek için ona bi şekilde sesimi duyurmalıyım!)

Bugün bilimsel (ve tabi aslında görünen etkisiyle teknoloji)
başarımızla övünürken bütün bunları, fantastik, bilim kurgu
yazarlarına hatta adı bile anılmayan uykucu, tembel(!) hayalcilere,
doğayı gözlemleye gözlemleye hayallenenlere borçlu olduğumuzu
unutamayız.
Sizlerin de söylediği gibi her insanın başat özellikleri farklıdır,
nasıl ki her dokunun hücreleri farklı konularda uzmanlaşmışsa bizler
de insan olarak öyleyiz bence.
Ben sizin zaten söylediklerimi bildiğinizi hissediyor ve sizin
itirazıma olanak veren (konuyu açmaya olanak verdiği için
müteşekkirim) cümlenizin ardında şu var gibi geliyor bana: Hem hayalci
olacaksın hem de bu dünyadan madalya bekleyeceksin
, eh işte bu çoğu kez mümkün değil.

Geçenlerde Haluk’a da söylediğim gibi aramızda iş
bölümü var, ben hayal ederim başkası gerçekleştirir, ne zaman? Önemli
değil. Bende kimbilir kimlerin hayalini gerçekleştirdim. Hayaller geleceğe fırlatılmış tohumlardır. Haluk hocamız da
dedi ki, iyi ama sibel, parsayı gerçekleştirenler topluyor! Ben de
dedim ki “aman ne fark eder canım”
sevgi-selam olsun
sa

Kuantumdan benden

Anasına bak kızını al, oğlunu alacaksan ilaveten kaynanasına da bak! sa

Dünyaya gelen bir bebek, çekirdek bir benlik olarak gelir, hiçbir deneyimi yoktur. Kuantum dilinde bebeğin dalga fonksiyonu annesininkiyle hemen hemen tamamıyla çakışmış durumdadır ve yansımalı özdeşlik ilişkisi içindedir. Bebek annenin ipliğiyle kendi benliğini örmeye başlar. Annenin dış dünyaya yanıtlarını, algılarını, duygularını, kaygılarını alır ve kendi kuantum hafıza sistemine dahil eder. Bunlar onun yapı taşlarıdır ve beyindeki sinir yollarının oluşumunu etkilerler.

Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır. (Bakınız)

**

Kadın Bilançoysa, erkek kar/zarar cetvelidir. Yani ilki tüm hikayeyi, ikincisi sonucu gösterir.

**

Eğer gerçekleşmediğini düşündüğünüz bir isteğiniz varsa, Niyetli ağ bağlantınızda onu nötürleyen başka bir isteğiniz vardır. Dikkat dikkat!

Arka plan tezini anlamak için: bakınız

**

Nerede bir nefret bulacağımızı düşünürsek orada bir tanrı bulacağız; nerede bir başkasını öldürmeyi düşünsek orada kendimizi öldüreceğiz; nerede dışa doğru yol almayı umsak orada kendi varlığımızın merkezine geleceğiz; nerede yalnız olduğumuzu sansak orada bütün dünyayla birlikte olacağız. (Kahramanın sonsuz Yolculuğu)

**


Ağ Bağlantısı ve arka plan

Arka plan tezini zaman zaman yeniden anlamaya çalışıyoruz (https://blog.sonsuz.us/?p=126)

Gelen sorulara cevap ararken biraz daha açılım oldu galiba:
İsterseniz bir an için üç kuvvet kanunu bir yana bırakalım ve arka plan tezine odaklanalım çünkü bana göre çok önemli bir konu. Senelerdir insanların dikkatine buna çekmek için uğraş…ıyorum fakat başarılı olduğum söylenemez. Bunu neden yaptığıma gelince, hayatım boyunca, isteklerinin gerçekleşmediğini, şanssız olduklarını, hayatın adaleti olmadığını söyleyerek şikayet eden insanları dinledim ve onlar adına üzüldüm, çözüm aradım. Arka plan tezinin son derece mantıklı ve anlaşılabilir önermesinin onlarda bir aydınlanma yaratacağını umdum fakat belki konu benim zannettiğim kadar açık değildir. Herneyse
<Bence A/B ve C alanlarının hiç birinde şuurlu olmak gerekli değil, bunlar otonom sinir sistemimizin kendiliğinden çalışmalarını andırıyor. Fakat şuurla ilgili ince bir nokta var tabi, buna geçmeden önce belirtilmesi gereken husus, A alanındaki niyetli durumun, B alanındaki tüm niyetler bağlantısına uygun olup olmadığının kontrolü kısmıdir galiba. Ağ bağlantısını düşünmeye çalıştığımda bloke olacak gibi oluyorum. Bu inanılmaz bir alan, tüm hayatınız boyunca önemli önemsiz birçok niyetlenmenin sebep ve sonuçları açısından birbirine bağlandığını düşünün. Aslında bu nerdeyse kader ağı gibi bir şey. Ancak aynı zamanda insanın özgür iradesi ile ve bilinçsizce yaptığı niyetlenmeler. İnsanlar sebep sonuç ilişkilerini pek de ciddiye almazlar, alanların da takip edebileceği birleşim düğümleri sınırlıdır doğal olarak, nasıl ki herkes satranç oynayamaz ve oynayanların da hepsi farklı hamla sayısını görebilir; kimi 3 hamle sonrayı görebilirken kimi 8 hamleye kadarını görebilir fakat neticede sınırlıdır hepsi. Eğer sınırsızca hamle sayısı görebilseydik,ağ bağlantımızda karşılık bulmayacak olan isteği A bölümünde istemeye hiç niyetlenmezdik! :)))
C bölümü ise yine bence B bölümüne oranla önemsiz bir konumda. Çünkü niyet taşımıyor, sebep sonuç gibi karmaşık bir bağlantısı da yok. Banka kasasında duran kıymetli eşyalarınız gibi. Varsa vardır yoksa yoktur.
Sizin de söylediğiniz gibi Gurdjief’in 3 kuvvet kanunu tam da bu mekanizmayla ilgili olmayabilir. A bölümü birinci kuvvete, B bölümündeki ağ bağlantısının A’yı “karşılamama” durumu da 2. kuvveti andırıyor. Ancak C bölümü kesinlikle 3.. kuvvet değil 🙂
Sorunuzu tam anlayamamış da olabilirim.
Bu tez iyi anlaşıldığında hiç kimse bi daha şanssızlıktan, isteklerinin olmamasından şikayet etmez sanıyorum. Çünkü apaçık belli ki, bir istek yerine gelmiyorsa karşılama şartı yok demektir. Onu hemen geçip yeni bir konuya yönelmek gerekir. Çünkü C bölümündeki ibi dolu potansiyel kullanılmakiçin emre hazır bekliyor, kullanılmazsa birsüre sonra toprak olacak! Farzedin ki banka hesaplarında sanırım 50 yıl işlem görmeyen aktifler hazineye aktarılır gibi :))) Tabi B bölümündeki niyetler ağı ise deli gibi dönenip duruyor 🙂
Şuurun gelişmişliğine bağlı olarak insan gerçekleşmeyen isteğinin B bölümünde hangi niyete ters düşüp geri çevrildiğini görebilir! Bunu görenleri hemen anlarsınız çünkü onlar şikayet etmez, vakit filan da kaybetmezler 🙂 Ne yaparlar? Ters düşen niyetlerin düğümlerini çözüp serbest bırakırlar. Böylece istek yürürlüğe konur C bölümüne geçilir, eğer orada yetenek yok ise istek gerçekleşir ama muhtemelen göz doldurmayacak biçimde kalır. Yeteneksiz sanatçıların büyük azim ve disiplinli çalışmayla hayatlarını sürdürebilecek bir ortalama tutturmalarına benzer. Takdire şayandır. Zaten Searle de, niyetli durumların arka plan yetilerini geliştirmeye yönelik çalışma yaptığını ve her halikarda yetinin sonunu bulduğunu söyler.

Alllahtan hayırlısını dilemek (inşallah) biz doğu kültüründen insanların bilgeleri vasıtasıyla öğrendiği bir gerçeklikti aslında çünkü o bilgeler AĞ BAĞLANTISINI görmüşlerdi ve bunun içinden çıkmaya muktedir olmadıklarını da biliyorlardı. Böylece Ağ bağlatısı tarafından DESTEKLENECEK niyetlere sahip olmayı diliyorlardı.

Batılılar en azından son bin yılda bu davranışımızı siliklik, pasiflik ve hatta ilkellik sanıyorlardı ve onların kelimesi şuydu: “kesinlikle”!
Derken durumu onlar da farketti ve son otuz yıldır onlar da “kendimin ve bütünün hayrına olsun” demeye başladılar. Biz bullunduğumuz bu muazzam bilgelik coğrafyasından onlorın değişimini çocuğunun adımlarını hafif bir gülümsemeyle seyreden ebeveynler gibi izledik. Evet oturup izledik. bir anlamda bekledik.
Kızılderililer de bunu biz asyalılar gibi binlerce yıldır biliyordu tabi ancak kıymetleri bilinmedi. Kendi canınız ve terinizle elde etmedikçe bişeyi gerçekten bilemiyorsunuz.

İşin “inşallah” kısmını belirtmeye gerek görmedim ama o da ikibin yılına yakın GÜNEYLİ bir ayma olmuştu. Tarih, bu tür aymaları, bilmeyenler üzerinde tahakküm uygulamakta kullananların nasıl birbirlerini kırdıklarının hikayeleri ile dolu, hala da devam ediyor. Bu tür entegral kavrayışları insanları köleleştirmek adına kullanamazsınız, deneyebilirsiniz ama sonundabi sabah uyanır ve üç beş kat aşağıya yuvarlandığınızı acıyla fark edersiniz.
Artık çoğunluk coğrafyalar ağ bağlanntısının farkına vardı. Bakalım bundan sonra neler olacak?(az buçuk tahminlerim var ama sürpriz olmasını tercih ediyorum 🙂

Soru cevap trafiğinden:

Soru: Diyelim ki bir sohbete yetişmek istiyorum niyetim bu, yetişemedim bunu kendi ve diğer insanların niyetlerinde mi aramalıyım geç kalma sorununu…

Cevap arayışı: Mekanizmanın şöyle olduğunu “sanıyorum”:
B bölümü yani niyetli durumlar içeren ağ bağlantısı bölgesinin daha üst… kesinlik taşıyan niyetlerle birbirine kenetlendiğini görüyorum. Örneğin “asla, her zaman,hiçbir zaman, muhakkak” gibi duygularla perçinlenmiş niyetlerin ağları bunlar.
Senin örneğinden yola çıkarsak, katılmak istediğin sohbet, ağ bağlantıları arasında:
a) Kızım eve geldiğinde mutlaka evde olmalıyım.
b) Falanca şahısla birdaha asla aynı çatı altında olmayacağım.
c) kimseye aslla borçlu kalmayacağım.
d) sağlığım her şeyden önce gelir.
e) Bir daha aşık olmak istemiyorum
vs vs gibi şimdi aklıma gelmeyen bir çok niyetlilik halinden bir ya da bir kaç tanesi tarafından köstekleniyorsa, o toplantıyı kaçırıyorsunuz 🙂
Fakat bu mekanizmayı bilmediğiniz için, defalarca toplatıya gitmeye niyetleniyorsunuz, aradan aylar geçiyor ve siz bi türlü şu sohbete katılma isteğinizin gerçekleşmesinin kısmet olmamasının sıkıntısını duyuyorsunuz. Gibi 🙂

Birinci tekil şahıstan fikir beyanının insanın hayat boyu içinde dolanıp duracağı bir koza ördüğünü ve bu duruma “BEN” dediğimizi biliyoruz. Kaderini ören, ördüğünü bilmeyen mahpuslarız maalesef.
Bu durumdan nasıl kurtulabiliriz?
1. Ağ bağlantısında görebileceğimiz  hamle sayısında ustalaşmak için çalışabiliriz. Bu niyet ağ bağlantısıyla desteklense bile arka plan yetisinde karşılama şartı var mıdırbilinmez! zor bir iş!
2.niyetimiz döngüye girdiğinde, 3. kuvvetin bir an önce bize ulaşması için dua edebiliriz:)
3. Kendi “ben” tanımımızı gevşetmeyi, en azından fazla önemsememeyi deneyebiliriz.
4. gerçekleşmeyen niyetlerimizi hızlıca unutmayı ve ANın getirdiği yeni durumlara uygun yeni niyetlenmelere girme elastikiyeti geliştirebiliriz.
5. çevremizdeki insanların niyetlilik, ağ bağlantısı ve arka planlarını gözlemleyebilir, mekanizmayı AYNAlarda somutlaştırmayı deneyebiliriz.
6. Rüyaların gönderdiği semboller yoluyla ağ bağlantısı gizini çözebiliriz.
7. Yapabileceğimiz en kolay ve en başlangıç iş de şu olabilir; mekanizmanın şu çalışma sistemini kendi kafamızda ölçüp tartıp eğer makul buluyorsak, kendiimize sık sık hatırllatırız. Böylece en büyük dert olan “döngü” ye bari girmeyiz. Böylece daha az şikayetlenip daha az kendimize acıyarak erk kaybımızı azaltabiliriz.

Eski/Yeni Dünya-8

Yeni Dünya, “Toplumsal Bellek Bileşimi” olmaya gidiyor, sanırım çoğumuz bundan haberliyiz artık. İnsanlık, birleşmenin kaçınılmaz olduğunu özünden biliyor ve benim bildiğim bin yıldan fazladır da (belki ne yaptığını pek de bilmeden) birleşmenin pratiklerini yapıyor. Fakat TBB öyle bir ince ayar istiyor ki, onu tutturmak şimdilik mümkün olamadı.

Toplumsal Bellek Bileşimi için benim görebildiğim ince ayar şöyle bir şey:

· TBB, değiştirme, yönlendirme talep etmez. Her bir katılımcıyı olduğu haliyle muhafaza etmenin büyük bir hazine olduğunu bilir, çünkü varlığını ve gelişimini buna borçlu olacaktır.

· TBB, temelde samimiyet eşiğini geçmiş olmayı gerektirir. Olduğu gibi olmaktan ne gurur ne de mahcubiyet duymayanların natürel bir bileşkesidir.

· Bir özelliğin eksikliği diğer özellik için zarurettir, işte tam da bu sebepten şeyleri dönüştürmeye çalışmak yalnızca bireyselliğin tahrik ettiği aslında çaresiz bir taleptir.(Dipnot.4)

· TBB, güven gerektirir, tapınma değil. Yoldaşlık ve dayanışma gerektirir, fikir birliği değil. Fikir birliğine varmak için icat edilen (konsensüs) gibi yöntemler, TBB ruhuna uygun düşmez. Fikir birliği olan yerde gelişme olmaz. TBB, uygun adım yürümek değildir ki o şekli köprü yıkar!

· Kendiliğindenlik her konuda bir düstur gibidir.

· TBB, doğrudan gerçek bellek bileşimidir. Topluluk içinde her bir bireyin gerçek belleği hem kendine hem de toplu kullanıma açılmıştır. Bu tamamen bir gönüllü işlemidir, reklamı yapılmaz, pazarlama taktiği işe yaramaz. “Dâhil olan” herkesin kazandığı bir yöntemdir. (Dipnot.5)

· (devam edecek- dipnotlar kalabalık oldu- bunu bir sindireyim izninizle-

Dipnot.4.- Bir özelliğin diğer bir özellik gereği olmasını hayatımızın her bir anından örnekleyebilirsek de, şu an aklıma Allahın 99 ismi geldi. Bu isimleri çoğunuz bilirsiniz sanırım, ben de ara ara bakarım. Bunların birbirlerini nötrleştirici olduğunu fark etmiş miydiniz? Arapça konusunda hiçbir bilgim yoksa da tercümelerden anladığım kadarıyla isimler bir dairenin içinde dönüp dolaşıyorlar. Örneğin “el Halim” kısaca Yumuşaklık ve Hoşgörü sahibi anlamına gelirken, “El Hasib” hesaba çeken, eylemlerin karşılığını veren, üstelik bunu “el Celil” ile akılları dehşete düşüren azamet, hakimiyet ve celal ile yapıyor. Eğer onun Halim’liğine özeniyorsak, o yalnız başına gelmez, celille el tutuşup da gelir. Dualitik varoluşun başka çaresi yok. Ben bulamadım.

Dipnot.5- “Gerçek bellek” kavramını içimden geldiği şekilde kullandım ancak şu anda bu oluşumu benim hissettiğim şekle en yakın tarif etmiş olan diğer kelimeyi hatırladım: Arka Plan Yetileri.