Niyet ve Ağ Bağlantısı

J.Searle, Zihnin Yeniden keşfi Kitabında şöyle der:

Arka plan tezi basitçe şöyledir: Anlamlar anlayışlar, yorumlar, inançlar, istekler ve deneyimler gibi niyetli fenomenler sadece kendiliklerinde niyetli olmayan bir Arka plan yetileri kümesi içinde işlerler. Bu nedenle, ortada farklı Arka plan yetileri bulunduğunda, aynı niyetli durum farklı karşılama şartlarını belirleyebilir. Ve eğer uygun bir arka plan ile bağıntılı olarak uygulanmaz ise, niyetli bir durum hiçbir karşılama şartını belirlemiyecektir.

Bir inanca veya isteğe sahip olmam için, diğer inançların ve isteklerin tüm bir Ağ Bağlantısına sahip olmam gerekir. Dahası Ağ Bağlantısının tümünün bir Arka plana ihtiyacı vardır. Çünkü Ağ Bağlantısının öğeleri kendi kendilerini yorumlayamaz veya kendi kendilerini uygulayamaz.

Öncelikle YENİ ye nasıl ulaşılır bir bakalım;

Dinlemeyi bileceksin, boşluğa girebilip orada vakit geçireceksin, ne çok istekli ne de isteksiz olmayacaksın, zorlamayacaksın. Doğada amaçsız ve zevk alarak yürüyeceksin. Ve mümkünse uykuya geçiş anını hatırlamaya çalışacaksın. İşte bu aralarda bi yerlerde o kendini Fuji dağının bulutlar ardından görünüşü gibi gösterebilir fakat bu o YENİ’ye sahip olduğun anlamına gelmez. O da ayrı bir hikaye 🙂

İşte Yeni’ye ulaşmanın sistematiğini bence Arka plan Tezi anlatmaya çalışıyor. Ben bunu bir yandan Kuantum Fiziğindeki “Sonsuz potansiyeller Denizi” kavramına, diğer yandan Panenteizmin tarifindeki Tanrının hem değişen hem de değişmeyen yanının izahını anlamaya yardımcı olacağını sanıyorum.

Ağ bağlantısı (Bu kavramın kuantum fiziğindeki bağlamsallık ilkesiyle de ilişkili olduğunu düşünüyorum) üzerine de düşünmeliyiz tabi, bunu bir örnekle açıklamaya çalışırsak:

Devamını oku “Niyet ve Ağ Bağlantısı” →

Oyun Hamuru ya da Potansiyel

Müthiş bi tipi var burada (köprüden önce son çıkış), tam on dakikada heryer bembeyaz oldu. Hava tüm gizemiyle karardı, bilinmeyenden bilmeyerek yağıyor. Olağanüstü bir yer burası, şahane bi dünya! Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen, sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. (Yollarda olanların işleri kolay olsun dilerim.)

**

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.

Aynı anda olmuyo gibi görünmesinin sebebi; yeterli enerjinizin olmamasındandır. Yani zaman; DÜŞlerinizin taksitle fizikileştirilmesinin aracıdır. Zaman=Taksitlendirme

Yeterli erki olan kişi için zaman yoktur, her şey düşünüldüğünde maddileşir.

Her şey olabilme potansiyeli olan OYUN HAMURU adı üzerinde sonsuz sınırsızdır. Yüksek enerjiyle titreşmeye başlayanların istekleri azalmaya başlar. Ters orantıyla işliyor bu durum. İstekleri azaldığı için oldurma gücüne sahip olduğu halde kendinde olduracak herhangi bir tasarım kalmaz!

Bu durumda yüksek enerjiyle titreşen varlıklar, bi şey yapmış olmak için çok düşük enerjiyle titreşip çok istek üretenlere mecbur kalır!!! İronik bir durum! (yazının tamamı için tıklayınız)

**

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.
İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.
Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.
Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.
Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.
Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.
Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir. (sa-Oyun Kuramı)

**

Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”

Tesla’nın ilginç hastalığı(!)

Nikola çocukluk çağlarında ilginç bir hastalıkla yüzleşir. Konuşulan nesneler hakkında zihninde imajlar oluşmaktadır. Zamanla bu imajlar o kadar gerçekçi hale gelir ki, onların dokunulabilir olup olmadığı tereddütleri baş gösterir. Büyük rahatsızlık ve endişe kaynağı olan bu durum psikolojik ve fizyolojik olarak açıklanamaz. Bu konu üzerine yoğunlaşır. Zihnindeki imajların bir ekrana, hatta başkalarının zihnine yansıtılabileceğini iddia etmektedir ve bunun üzerine çalışır.

İlerleyen süreçte, kendi deyimi ile zihinsel seyahatlere çıkmakta, yeni şehirler görüp yeni insanlarla tanışmakta ve hatta onlar ile arkadaşlık etmektedir. Onu 17 yaşına kadar yıllarca meşgul eden bu durum, belki de ileride yapacağı yüzlerce icadına katkıda bulunacak bir yeteneğe dönüşür. Tesla, bu yeteneği sayesinde çalışmalarında modellere, çizimlere ve hatta deneylere ihtiyaç duymadığından bahseder. Deneydeki nesneleri ve deney koşullarını zihninde oluşturup süreçleri işletebilmekte ve bu sayede henüz deneyi gerçekleştirmeden sonuçlarını analiz edebilmektedir. Bir cihazı zihninde devreye koyabilmekte; çalışırken oluşan aksaklıkları tespit edip üzerinde düzenlemeler yapabilmektedir. Baştan sona zihinsel planda gerçekleşen işlemlerin sonuçları gerçeğiyle aynıdır. Enerji, para ve zaman avantajı sağlayan bu yöntemiyle çalıştığı 20 yıl boyunca bir istisna bile olmadığını söyler.

…Aynı dönemde babasını kaybeder ve maddi zorluklar nedeniyle üniversite eğitimini yarım bırakır. Hükümetin başkent Budapeşte’de telefon şirketi kuracağını öğrenince, bu alanında çalışabileceğini düşünerek başkente gider. Ancak telefon şirketinin henüz planlama aşamasında olduğunu görür ve kendisini telgraf ofisinde düşük bir maaşla çalışırken bulur. Hayal kırıklığı ile gelen psikolojik durum içerisinde hiperduyarlılık ile yüzleşir. Algıları aşamalı olarak öylesine duyarlı hale gelmiştir ki, normal düzeyde bir ışık yalnızca gözlerini değil, cildini de rahatsız etmektedir. Birkaç oda uzaktaki saatin sesi sağır edecek kadar acı vermektedir ve ayak sesleri kendisinde deprem hissi yaratmaktadır. Bu durumda bile AC üzerine kararlıkla çalışmaya devam eder. Hiperduyarlılık giderek etkisini yitirir ancak geride obsesif bozukluk etkileri bırakacaktır. Bundan böyle yaptığı her şey 3 ile bölünebilir olmalıdır; örneğin attığı adımların sayısı, suyu yudumlama sayısı gibi. Yemek servisi sırasında 12 ya da 18 tane peçeteye ihtiyaç duyar. 3′e bölünebilen bu sayıdaki peçete ile, zaten temiz olan yemek servislerini tekrar parlatır. Bir kitabı okumaya karar verdiğinde, o yazarın tüm kitaplarını okuması gerekmektedir. Çocukluğunda annesinden edindiği ve yaşamı boyunca sürdürdüğü bir başka alışkanlık ise, bir yemeği yemeden önce hacmini hesaplama zorunluluğu hissetmesidir; bir kek ya da bir çorba, hacmini hesaplamadan yemeye başlayamaz.

…Tesla, fikirlerin zihninde kesintisiz bir şekilde aktığını, kendisi için asıl meselenin bu fikirleri kaybolmadan hızlıca yakalayabilmek olduğunu söyler.

…Tesla yüksek frekansın birçok avantaj getireceğini bilmektedir; lambalar daha fazla parlayacak, enerji iletimi daha verimli olacaktır. Ancak Tesla’nın hayalleri ve çalışmaları bunlarla sınırlı kalmamıştır. Yüksek frekans sayesinde hem bilginin, hem de enerjinin “kablosuz” iletilebileceğini düşünmektedir. Bilginin kablosuz iletimi önce radyo, sonra televizyon, günümüzde ise uydu haberleşmesi ve cep telefonu gibi teknolojilere imkân tanımıştır. Ancak Tesla’nın hayali olan enerjinin “kablosuz” iletimi, teknoloji adına bilinen hemen her şeyi değiştirecek, iletim maliyetlerini düşüreceğinden neredeyse “bedava” enerjiyi sağlayacak bir teoridir.

…Tesla, yazılarında ve konuşmalarında Sanskrit kelimelere yer vermeye başlamış, kaynağı, varlığı ve maddenin yapısını tarif edebilmek için, prana ve akaşa (enerji ve madde), ether ve aura gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmıştır. Sanskritçe bilgisi daha önceden gelmektedir, ancak kaynağı bilinmemektedir. Vivekananda, Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”

Hücrelerimiz tembel mi?

TE: ” İnsan açısından bakacak olursak, insanlar en az gayretle en rahat edecekleri yaşam tarzını seçerler, diyebiliriz.”

Bu açıklama bana pek inandırıcı gelimiyor. Bu söylentiyi genelde fikralarda memurlar üzerine çok duyarız. Bu saptama tembelliğin bilimsel onurlandirilmasi olur ki bu da bence gerçekleri hiç yansıtmıyor. Bu betimlemek neden bir dağcının en doruklara tırmandığını açıklamıyor. Bu betimlemek neden insanların rahat bir yaşam seçmek yerine okullarda ızdırap çektiklerini anlatmıyor. Bu betimleme ırmakta boğulmak üzere olan biri neden köprü başında olan başkası tarafından hayatını tehlikeye attığını anlatmıyor. Oysa bogulani rahat rahat izleyebilirdi. Böyle akıl almaz çok örnek verilebilir.

Insan denen mahluk o micro boyutta anladığımız sandığımız özelliklerden daha karmaşıktır. Pascal şöyle demiş: Gonlun nedenlerini akıl algilayamiyor.

sa: Sevgili Turan, sadece bu yazında değil seninle başka konulardaki sohbetlerimizde de dikkatimi çeken bi kabulün var, belki önce onu açıklığa kavuşturmalıyız. “En az gayretle en rahat edecekleri konuma ulaşmak” anlamına gelebilecek her konuşmada itiraz ettiğini gördüğümden buradaki anlamı “tembellik” ve bi çeşit kadercilikle eşleştirmiş olabileceğini düşünmeye başladım.
Oysa ne atomların ne de hücrelerin tembellik içinde olduğunu söylemmek sanırım mümkün değil. Burada söylenmek istenen (bence) her an “fayda analizi” yapmayı becerebilmektir. Sana fayda analizini iyice incelemi önermiştim bi aralar. Belki bunu “attığın taş ürküttüğün kuşa değsin” atasözündeki gibi (Bir işi yapmak için kullanılacak kaynağın, işin sonucunda elde edeceğin faydadan daha küçük olacağı durumlarda kullanılan bir söz.)tatmin edici olmasıdır. Ancak burada da hemen bi çeşit kişisel hırslar ya da maddi faydalardan bahsedilen rahmetli Özal’ın,”bir koyup bin almak” gibisinden köşe dönücülük anlamı da çıkarılmamalı. Buradaki FAYDA, bütünselliğimizin tamamını içeren, içermesi gereken bir analizin her an yeniden yapılmasını gerektirir.
Buna biz Toltec felsefesinde çok kısaca “bilgelik yolundaki savaşçı anda gerekeni yapar” denmiştir. Üstelik her sözcükte eylem eylem eylem, önerilmiştir. Peki sence bu durumda tembellikten söz etmek mümkün müdür?

TE: bu faydacilik felsefesi Ingilterenin endürüstlenmesi zamaninda cok yaygin olan bir felsefeydi ve ne kadar dogru oldugu görüldü. Senin anlatmak istedigin sey ile burada bahsi gecen “fayda” cok degisik seylerdir. Sen sunu demissin: “bilgelik yolundaki savaşçı anda gerekeni yapar”  Bu sözler ile “En az gayretle en rahat edecekleri konumaulaşmak”  cümlesi arasinda büyük fark vardir. “Anda gerekeni” yapmak “en faydalisini yapmak” ile esdeger degildir. Bogulmakta olan biri neden hayatini tehlikeye atip akintilardan bogulmakta olan o insani kurtarsin ki? Burada fayda nedir? Bence o adamin yaptigi seyin kendince hic bir faydasi yoktur. “En ay gayret” bu örnekte ne olurdu simdi? Bence en az gayret o bogulmakta olan adami kaderine terk etmekti. Eger gercekten o adam mantikli bir hesap yapmis olsaydi kendini tehlikeye atmazdi. Oysa o ne yapiyor? Mantik disinda kendi hayatini tehlikeye atiyor? Insanda onu belirleyen mantik disinda baska seyler de olmali. O adam “gerekeni” yapiyor, hem de hic hesap yapmadan.

sa: Sevgili Turan, sen öyle anlamak istiyorsan beni hiç rahatsız etmez ama ben böyle anlıyorum 🙂

“Bogulmakta olan biri neden hayatini tehlikeye atip akintilardan bogulmakta olan o insani kurtarsin ki? Burada fayda nedir? Bence o adamin yaptigi seyin kendince hic bir faydasi yoktur.”
Diyorsun, bundan neden bu kadar  eminsin?
Eğer o anda kişiyi kurtarabilme ihtimalini GÖRDÜYSE insan bu fırsatı kullanır çünkü bir kişiye ulaşmak DÜNYAya ulaşmaktır.Yok eğer o ihtimalin olmadığını GÖRDÜYSE bu kez de suya atlamayarak yine bir kişiyi (yani kendini) kurtarmış olur, ki bu da dünyaya ulaşmak olur.

**

I can’t win, I can’t wait
I will never win this game without you, without you

http://www.youtube.com/watch?v=dkDnCynREr8

“kazanamam, bekleyemem. Sensiz asla bu oyunu kazanamam” diyo. Çok doğru, bizi içten ve dıştan çevreleyen potansiyel olmaksızın bu oyunu kazanmak şöyle dursun varlığımızı bile sürdüremeyiz. 🙂

Asanı taşa vur!

Biyerde rastladım az önce; “Asanı taşa vur!” tavsiyesinden bahsedilmişti, hoşuma gitti. Şüphesiz sözcükler birer vagon, onların ne taşıyacağı bize bağlı! Elimizde hangi mal varsa onu taşıtacağız 🙂

Bakalım ben ne taşıtacağım?
Asa’ya bilgi, taş’a ise bir nevi oyun hamuru, fiziksel tezahür için serbest potansiyel diyecek olursak, sanırım nereye varacağımı sizler hemen anladınız 🙂
Ben şunu anladım; kıyam vakti geldi evet kişisel kıyamlar her daim olabilirdi fakat kitlesel kıyam için de yıldızlar gerekli yerlerini aldılar, o halde gösteri başlasın! Peki ama nasıl?
“Asanı taşa vur!” kardeşim…

Şu ana kadar oluşturduğun bilgiyi, hamura aktar. Bildiğini düşündüğün her pasta tarifini denemenin zamanıdır, hamurun başına geç ve döktür… Kalıp filan yok artık, hazır kalıplar almanın devri geçti. Özgün tarifler ve kişiye özel kalıplar zamanıdır. Bunu her birimiz yaptığında ortaya daha önce hiç karşılaşmadığımız pastalar çıkacak, şaşkına döneceğiz ya da başımız dönecek ama yine de çok heyecanlı değil mi?