Potansiyelden görünüre

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor. (Tıklayınız)
Ana maddesi olan bana göre Oyun Hamuru, kuantum fiziğine göre Sınırsız Potansiyeller Denizi, bilinçli insanın eseri değildir tabi, onun varlığını neticelerinden anlıyoruz. Velakin her insanın ve bilmediğimiz başka bilinçli varlıkların oyun hüneri ile görünür tanınır ve bilinir olur. sa

**

İnsanın kendini değerlendirmesi o kadar zor değil aslında, sadece biraz disiplin ve kararlılık gerektiriyor. Benim önerim şu:
Ya kendiniz ya da sizinle uzun zaman paylaşabilen bir yakınınız, bir hafta süreyle uyanık olduğunuz ve başkalarıyla iletişime geçtiğiniz tüm zamanları teybe alacak. Evet biraz kaset masrafı biraz da yardım gerekecek ama inanın sonuç garantili.
O kasetlerde duyacağınız kendi sesinizden; başkalarına yaptığınız tüm eleştiri, verdiğiniz bütün tavsiyeler, dünyaya getirmek istediğiniz düzen, beğenileriniz ve nefret ettikleriniz, bunların hepsi “kendinize” söylenmektedir; çünkü standart insanlar olarak biz henüz koza dışında bişey göremiyoruz, görebildiğimiz aynadan yansıyan kendi görüntülerimiz.
Aman canım bunu biliyorum zaten demeyin! Zihnen bilmek ayrı, deneyimleyerek aymak ayrı 🙂
Tabi buna katılmayanlar olabilecektir, ben kendi deneyimlerim gereğince bu sonuca vardım 🙂

Oyun Hamuru ya da Potansiyel

Müthiş bi tipi var burada (köprüden önce son çıkış), tam on dakikada heryer bembeyaz oldu. Hava tüm gizemiyle karardı, bilinmeyenden bilmeyerek yağıyor. Olağanüstü bir yer burası, şahane bi dünya! Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen, sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. (Yollarda olanların işleri kolay olsun dilerim.)

**

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.

Aynı anda olmuyo gibi görünmesinin sebebi; yeterli enerjinizin olmamasındandır. Yani zaman; DÜŞlerinizin taksitle fizikileştirilmesinin aracıdır. Zaman=Taksitlendirme

Yeterli erki olan kişi için zaman yoktur, her şey düşünüldüğünde maddileşir.

Her şey olabilme potansiyeli olan OYUN HAMURU adı üzerinde sonsuz sınırsızdır. Yüksek enerjiyle titreşmeye başlayanların istekleri azalmaya başlar. Ters orantıyla işliyor bu durum. İstekleri azaldığı için oldurma gücüne sahip olduğu halde kendinde olduracak herhangi bir tasarım kalmaz!

Bu durumda yüksek enerjiyle titreşen varlıklar, bi şey yapmış olmak için çok düşük enerjiyle titreşip çok istek üretenlere mecbur kalır!!! İronik bir durum! (yazının tamamı için tıklayınız)

**

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.
İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.
Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.
Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.
Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.
Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.
Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir. (sa-Oyun Kuramı)

**

Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”

Asanı taşa vur!

Biyerde rastladım az önce; “Asanı taşa vur!” tavsiyesinden bahsedilmişti, hoşuma gitti. Şüphesiz sözcükler birer vagon, onların ne taşıyacağı bize bağlı! Elimizde hangi mal varsa onu taşıtacağız 🙂

Bakalım ben ne taşıtacağım?
Asa’ya bilgi, taş’a ise bir nevi oyun hamuru, fiziksel tezahür için serbest potansiyel diyecek olursak, sanırım nereye varacağımı sizler hemen anladınız 🙂
Ben şunu anladım; kıyam vakti geldi evet kişisel kıyamlar her daim olabilirdi fakat kitlesel kıyam için de yıldızlar gerekli yerlerini aldılar, o halde gösteri başlasın! Peki ama nasıl?
“Asanı taşa vur!” kardeşim…

Şu ana kadar oluşturduğun bilgiyi, hamura aktar. Bildiğini düşündüğün her pasta tarifini denemenin zamanıdır, hamurun başına geç ve döktür… Kalıp filan yok artık, hazır kalıplar almanın devri geçti. Özgün tarifler ve kişiye özel kalıplar zamanıdır. Bunu her birimiz yaptığında ortaya daha önce hiç karşılaşmadığımız pastalar çıkacak, şaşkına döneceğiz ya da başımız dönecek ama yine de çok heyecanlı değil mi?

Oyun Hamuru

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibaret. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya, kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Dünyada en zeki olanlar, bu hamurla en çok oynayanlardır. Zevkli bi işlemdir. Mutluluk da acı da yaratsanız hamurdan, yaratma işleminin kendi zevklidir. Bu işlem, şu anda içinde bulunduğunuz (kendinize özenle biçmiş olduğunuz) fiziksel varlığınızın, yine kendi takdir ettiğiniz yaşam süresi ile de sınırlı değil.

Bu yaratma işlemi; düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.”

“Yani etrafta gördüğümüz bu şeyler gerçek değiller mi?” diyor İsabel, güzel gözlerini iri iri açmış, hayretle bakıyor.

“Gerçekse bile onu gerçek kılan biziz!”

Dışardan kendimi seyredebilseydim benim gözlerim de İsabel’in hayretten büyümüş gözlerini aratmazdı herhalde. Bu çocuğa noolmuş diyordu içimden bir ses ve sürekli tekrar ediyordu! Önünde duran yarısından çoğu tüketilmiş içki bardağına bakıyorum ve ne içmekte olduğunu merak ediyorum. O sürekli kekeleyen, anlamsız sözcükler tekrarlayan kişi ortada yok şu anda.

“O halde şu piste bi meteor düştüğünü hayal edelim, oluversin!” diyor Ferda, sesi olabildiğince alaylı.

“Açıkçası bir çok şeyi hayal edip duruyorum ama hiçbirinin olduğu yok Yalçın. Şu söylediklerine en çok ben inanmak isterdim; ama bana kalırsa herşey söylediğinin tam tersi! Herşey dışarda olup bitiyor ve biz onun önünde çaresiz kuru yapraklar gibi sürükleniyoruz.” Elena’nın sesinde gerçek bir keder hissediliyor.

“Engeliniz yine kendinizsiniz Madam. “Ama” sözcüğünüz ondan önceki cümleyi geçersiz kılıyor, yani aslında inanmak istemiyorsunuz! Böylece herşeyi kendiniz oluşturduğunuz gerçeğini bilincinizden saklıyor ve kendinizden gizli olarak yapıyorsunuz. Bu durumda kendinizi kuru yapraklar gibi hissetmeniz gayet doğal.”

“Ne yani bütün bu savaşlar, açlık, adaletsizlik, çirkinlik, bütün bunları ben mi yapıyorum kendimden gizli? O kadar da değil sevgili Yalçın. Gerçi konunun başı neydi biz kaçırdık ama kendimi daha fazla tutamıyacağım.” Gülden sinirli bir kahkaha atıyor.

“Firavunlar ölüm sonrası ile neden bu denli ilgililer? Sorusuna cevap arıyorduk. Kim sormuştu bu soruyu, kafam öylesine bulandı ki, hatırlamıyorum şimdi.”

“Ben sormuştum” diyor İsabel, Ferda’ya cevaben.

“Ayrıca az önceki soruma da cevap vermedin? Diyor Ferda, İsabel’i duymazdan gelip

“Verebilirim.” Gülümsüyor “Bu piste bir meteor düşmesi gerçek ihtiyacınız olsa idi anında olurdu! Bundan hiç şüphem yok. Ve fakat bunu şu an yalnızca beni yanlışlamak için ileri sürmektesiniz. Ve esas isteğiniz de budur! Hahahahahahaha… Yani isteğiniz oluyor aslında saygıdeğer hocam, beni yanlışlamış oluyorsunuz meteor düşürmeyerek. Tabi şu an bu hepimizin yararına oluyor!” Tekrar güldü.

Sır MIsır Kitabından alıntı, bakınız: https://blog.sonsuz.us/?page_id=29