Zamanın Oku

Zamanın oku hep ileri doğru gider diye lineer ve bilimsel bir çıkarımla büyüdük fakat bu bana hiç de makul gelmiyor;üstelik son derece sade biçimde bunun tersini çıkarsayabiliyorum.
Şöyle ki;
Şimdi, benim atalarım kimlerdir? Anne babamdan geriye doğru, örneğin Oğuzlara, ya da Lemurya’ya kadar geri gidebilir ve her birine benim atam diyebilirim. Diğer taraftan ben dedemin ya da Oğuzların ve bütün varlıkları  tüm deneyimlerinin sonucunun ortaya konduğu bir genetik UÇ değil miyim? Öyleyse ben onların bizatihi atası oluyorum!
Bu fikri ilk kez Laniekea’daki Hawaili şaman Koa dile getirmişti, ben de oradan öğrendim 🙂
Yeri gelmişken şu bilgiyi de paylaşayım; burada anlatıldığına bakarak MAYAlar bizim atamız mı? Yoksa onlar ataları olarak bizden mi bahsediyorlar?
(Alıntı foto, Tanrıların Büyücüleri kitabından)
*

Devamını oku “Zamanın Oku” →

Titanic

VİOLET JESSOP’UN LANETİ

Titanic. Titanic. Titanic.

Bu gemiye dair her şey büyük. Büyük gemi. Büyük felaket. Büyük enkaz. Büyük film.
titanik
Sizi yaşananların detaylarıyla sıkmayacağım. Eminim birçok kez duymuşsunuzdur. Ayrıca, ben burada batmayan Violet Jessop’tan bahsetmek istiyorum.

Ne düşündüğünüzü biliyorum. Batmayan Molly Brown, değil miydi o? Elbette ama siz başka bir hikayeden bahsediyorsunuz. Molly tek bir deniz kazasından kurtuldu. Violet Jessop ise, her nasılsa, üç!

Önce, Violet’in yaşam öyküsüne bakalım ve bu felaketlerden nasıl zarar gördüğünü öğrenelim.

Violet, 2 Ekim 1887’de, ailesi Dublin’den Arjantin’e göç ettikten kısa süre sonra doğmuştu. On sekiz yaşına geldiğinde babası öldü ve annesi de tası tarağı toplayıp Avrupa’ya geri dönmeye karar verdi.

Violet, yirmi bir yaşına geldiğinde, hangi mesleği seçmek istediğine karar vermişti. Hostes olmak istiyordu. Hayır, bir uçak hostesi değil; büyük bir geminin kamarotu. Kamarot, zengin insanların kaprisleriyle uğraşan kamara hizmetçileri için uydurulmuş şık bir isimdi.

îlk yolculuğu, 28 Ekim 1908’de denize açılan Royal Mail’in Ormoco’sunda başladı. 28 Eylül 1910’da, White Star Hattı’na geçti ve Majestic adlı gemiye bindi.

White Star, sermayedar J.P. Morgan’ın büyük mali yardımı sonucunda, tüm zamanların en büyük gemilerini inşa etme projesine başlamıştı. Üç tane kardeş gemi yapılacaktı: Olympic, Titanic ve Gigantic.
Devamını oku “Titanic” →

Uçak Kazalarının Etnik Teorisi

Kore Hava Yolları 20. Yy’ın ortalarından sonuna kadar geçen sürede çok ciddi kazalar yaptı. Öyle ki, uçak düşme oranı iyi havayollarının 17 katına çıktı. Fakat 2000’den bu yana Korean Air’in güvenlik kaydı lekesizdir. Bugün herhangi bir hava yolu kadar güvenlidir. Şirket bu başarıyı ancak kültürel mirasın önemini kabul ettikten ve ona göre önlem aldıktan sonra elde edebildi.

Uçak kazaları gerçek hayatta filmlerdeki gibi pek ani olmaz. Motorun bir parçası bir arızadan dolayı patlayıp alev almaz. Tipik bir ticari uçak evinizdeki ekmek ısıtıcı kadar güvenlidir. Uçak kazaları daha ziyade küçük zorlukların ve görünüşte önemsiz arızaların birikimi sonucudur; tıpkı bütün sanayi kazaları gibi.
Devamını oku “Uçak Kazalarının Etnik Teorisi” →

Simpsons ve yaz

Günaydın ve iyi haftalar frekanslarrr…
Keşke bütün yazlar böyle olsa değil mi, rüzgar serin, gölgelerde ter yok, güneşe çıkınca yakıyor. Yani ikisi bi arada nestcafe gibi 🙂
Yoğun bir trafik içinde kalmışken bu duruma minnetarım doğrusu. Bir yandan Bir Kadını Öldürmek kitabının yeni basımıyla ilgili kontrol ve hazırlıkları yapıyorum, diğer yandan Rüya kitabını örüyorum (adı henüz konmadı, önerilere açığım). Gerçi Ufuk Çizgisi adlı kitabım hazırdı ama onu bir sonraya erteledik 🙂
Çok yakın bir dostum hep derdi de galiba ben o dediğine yeni yerleştim; biiş yapıyormuş gibi olma Sibel, günlük gezintilerini yap sen derdi. Ne zaman derdi; benim roman karakterleri canlanıp kaderlerine karşı çıktıklarında ve bana daral geldiğinde! :))))

**

Dün seyrettiğim bölüm de her zamanki gibi ironik ve çook komikti. Bi rahip kendine yaşlılardan bi dinleyici topluluğu kurmuş, onlara konuşuyor. İncilden her alıntının içine bi teknolojik terim sokuyor. Yaşlılardan biri “sulandırma doğru anlat” diye itiraz edince, orada yan gelip yatmış bi ergen çocuk resti basıyor: “her cümlenin içinde bi computer terimii geçmezse ben gidiyorum!”
Eh Rahibin işi zor :)))

Bu da hoş bi seyirlik:

http://www.timsah.com/Simpsons-usulu-evrim-teorisi/CTPrQHfyGt_

**

Şans ya da Kaza

Şans ya da kaza; sonsuzca sıkıcı ve değişimden uzak, güvenlikli durgun hayatın ilacı. Hiç bişeyi aşırı ciddiye almak gerekmez. Biraz oyun biraz sempati, ölüm gelmeden elimizdeki seçeneklerden hoşuma giden bunlar.

Hayatı şanstan arındırmak için onu piyango denen deliğe tıktılar!
Tıpkı tüm iyilikleri tanrıya ve bilinmeyen öbür dünyaya tıktıkları gibi.
Bu bir aldatmaca.
En azından bana öyle geliyor. sa

**

Günümüzde insanlar genellikle oyunlarını öyle ciddiye alırlar ki, kural değiştirmek, Musa’nın on emri üzerinde değişiklik yapmak kadar zordur. Luke R.

**

Bir Kadını Öldürmek kitabından sonra içinde en çok OYUN kelimesi geçen kitap Zar Adamın Peşinde kitabı olmalı. Pdf.i olsaydı kelimeyi bi saydırıp yarışırdık 🙂
Ayrıca Neden Luke’la bu denli frekans bodoslaması yaşadığımızın olası sebeplerinden biri onun da DJ ve Jung rahlesinden geçmiş oluşudur belki.