Şans ya da Kaza

Şans ya da kaza; sonsuzca sıkıcı ve değişimden uzak, güvenlikli durgun hayatın ilacı. Hiç bişeyi aşırı ciddiye almak gerekmez. Biraz oyun biraz sempati, ölüm gelmeden elimizdeki seçeneklerden hoşuma giden bunlar.

Hayatı şanstan arındırmak için onu piyango denen deliğe tıktılar!
Tıpkı tüm iyilikleri tanrıya ve bilinmeyen öbür dünyaya tıktıkları gibi.
Bu bir aldatmaca.
En azından bana öyle geliyor. sa

**

Günümüzde insanlar genellikle oyunlarını öyle ciddiye alırlar ki, kural değiştirmek, Musa’nın on emri üzerinde değişiklik yapmak kadar zordur. Luke R.

**

Bir Kadını Öldürmek kitabından sonra içinde en çok OYUN kelimesi geçen kitap Zar Adamın Peşinde kitabı olmalı. Pdf.i olsaydı kelimeyi bi saydırıp yarışırdık 🙂
Ayrıca Neden Luke’la bu denli frekans bodoslaması yaşadığımızın olası sebeplerinden biri onun da DJ ve Jung rahlesinden geçmiş oluşudur belki.

Zar Adamın Peşinde

“Amacımız daha iyi insan ve daha iyitoplum yaratmak değildir; en azından geleneksel anlamda. Bizim değerlerimiz sadece üç tanedir: Oyunbazlık, esneklik ve çok benlilik. Oyunbazı ciddi olana, çokluğu tekliğe, esnek olanı kalıplaşmışa yeğ tutarız. Bunların hepsi sadece özgürlüğe değer verdiğimiz anlamına gelir.

Zar ve şans sadece çeşitli evetler ve çeşitli hayırlar yaratmanın bir yoludur; katılığın norm olduğu yerde esnekliği yaratmak, ciddiyetin norm olduğu yerde oyunu yaratmak için.”

Doğa neden insan yaradılışına ciddiyet denilen bu yıkıcı, neşe düşmanı günah unsurun yerleştirmiştir ki? O olmadan insanlar kelebek gibi süzülüp, arı gibi sokabilirlerdi. Ciddiyetle filler gibi süzülüp, pireler gibi sokuyoruz.

Yaşama zar atmalı

İnsanoğlu kendi cehaleti ile ilgili cahil kalmaya, yanılsamalarla yanılmaya devam ediyor. Oyun yaşamı, insanın deli olduğunu ve en bilge insanın, rolünü sonuna kadar oynayan kişi olduğunu farzederek başlar.

Adlandırmak tecrübedir. Akışın bir kısmını sürekli aynı şekilde adlandırmak, hep aynı şekilde tecrübe etmek demektir. İşte bu yüzden yaşama zar atmalı ve ölüp ölüp dirilmeli.
Dinamik bir yaşam sürmek, sürekli yeni baştan yaratmak,adlandırmak, eski gerçekleri ortadan kaldırmayı ve akışa yeni isimler vererek yeni bir dünya, yeni deneyimler yaratmayı gerektirir. (Luke R)

**

“Bilge olmanın tek yolu vardır,” dedi Buda

“Nedir o efendim?”

“Deliyi oynamak”

Zar Adam fenomeni

Son zamanların best seller kitabı Zar Adam’dan bahsedildiğini duymuşsunuzdur. Kitabın yazarı  Luke Rhinehart bir psikiyatr olarak gerçekten samimi itiraflar yapıyor kitabında. Örneğin “niye başarılı olamiyoruz?” diye cesur bir soru yöneltiyor hem meslektaşlarına hem de biz okurlarına.

Bu  önemli bir sorudur.
Cevabı da bence oldukça açık, yeter ki bunu duymaya hazır olalım.
Psikoloji, doğrudan ya da dolaylı olarak insan davranışlarını bilimsel yöntem ve tekniklerle inceleyen bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bilim dallarında olduğu gibi genelleştirmeler üzerinden hareket etme zor(un)luğu içerisindedir. Oysa insan, Jung’un tanımıyla psişe, bizim bilinçle hakim olduğumuz kısmından kat be kat büyüklükte karmaşık bir yapıdır üstelik her kişide apayrı çalışan bir sistematiğe sahip. Böyle olunca, genelleştirmeyle elde edilmiş “yöntemler” fayda etmemektedir.

Yazar ve psikiyatr Luke, bu durumun ümitsizliğini hem hastaların gözleminden hem de bizatihi kendini gözlemleyerek anlamıştır. Bir insan bir çok “ben”den oluşan bir yapıdır. Bu tespit Jung, Gurdjieff gibi ustalar tarafından zaten çoktan yapılmıştı. O halde birçok “ben”den oluşan insan tek kişiymiş gibi davranmayı, stabil bir görüntü çizmeyi nasıl başarıyor? Hepimizin bildiği gibi, bu benlerden bi tanesine patronluk yapma yetkisi veriyor, diğerlerini ise bastırıyor, hatta birçoğu ile tanışmaya bile kalkışmıyor hayatı boyunca. Bastırılan diğer benler ise kişide muhtelf ölçülerde nevrozlara sebep olur. Bu durum hemen dünyadaki tüm insanlar için geçerli ve derecesi hastalık boyutuna varmamış olsa da belli düzeylerde hepimizde mevcut.

Bu durum aynı toplumlardaki azınlık halklarının durumuna benzer, neticede toplum, insanlar  topluluğu olduğuna göre, nevroz sorunu neredeyse aynı biçimde arazlar ile görünür hale gelir.

Peki Luke, bu soruna ne çare öneriyor?
Bir karar vermesi gerektiğinde, kendi içindeki diğer benlerin isteklerini de dikkate alacak bir çözüm buluyor: zar yöntemi! Bu gelişigüzel bir yöntem değil, gayet ince düşünülmüş bir plan bana göre.
Bir çok insan bu yöntemi “sorumluluktan kaçma” olarak algılıyor olabilir, fakat zaten benlerden biri hasbelkader patron olduysa hayat boyu onu sorumlu kılmak hakça mıdır zaten?
Ayrıca zar atarken, benliklerinin hepsine eşit hak tanımak zorunda kalmıyor bu yöntemde. İçindeki her bir benin hakkını onun ölçüsüne göre demokratik olarak paylaştırıyor. Örneğin en çok istediği çözüm şekline altıda iki veya altıda üç olasılık hakkı tanırken, en az istediği seçeneğe yirmidörtte bir, ikiyüzkırkaltıda bir olasılık hakkı veriyor. Böylece işi tamamiyle şansa (ayrıca eşit şansa) bırakmamış oluyor. Eğer zarlara anlamları yüklerken tüm benlere eşit olasılık hakkı vermiş olsaydı, şu an demokrasinin taşıdığı handikapları göze alacaktı.
Fakat içindeki o minik benleri de görmezden gelmemiş oluyor. Zar atılıyor, en düşük olasılık bile gelmiş olabiliyor, işte o durumda topluluğun en küçük azınlığının isteği yapılıyor. Buyrun size AÇILIM!
Buradaki sihirli sözler şunlar:

  1. Ban bir çok benden oluşuyorum
  2. Patron olarak tayin ettiğim BENi ömür boyu sorumluluğa mahkum etmeyeceğim.
  3. Azınlık benlerime kendi ölçüleri oranında kendilerini yaşamalarına fırsat vereceğim.
  4. Zar yöntemi dışında hiç bir istekte uzlaşmıyoruz. Çünkü aslında uzlaşma bir aldatmacadır.  Tüm benlerim kendi isteklerini gerçekleştirmek için fırsat bulacaklar.
  5. Zarın sonucunu asla tartışmayacağım.

Böyle bir uygulama kulağa çılgınca gelebilir! Ve fakat bence mevcut efendi-köle uygulamasıyla toptan çıldırmayı beklemekten evladır. 

Kitabı, cesareti olan herkese tavsiye ediyorum.