Köprü Yapın preshamanlar

Günaydın sevgili preshamanlar, ekte paylaştığım makaleyi dikkatli bir biçimde okuyup, hatta belki benim gibi bi kaç kez farklı zamanlarda okuyup, gezgin şamanın yolunda öğrendiğiniz bilgilerle ilişkilendirmenizi rica ediyorum. Bu bizim için zevkli bir köprü kurmaca oyunu olsun. (doğru/yanlış cevap yok. Kuantum fiziği bilmiyorum filan da demeyin, sadece köprü yapın)
Yazıdan minik bir alıntı:
“Klasik olasılıktan farklı olarak kuantum teorisinde, olasılığın yanında bu olasılığa karşılık gelen ve varlık halinde bulunan bir nesne yoktur. Var olan tek şey olasılıktır. İşte bu ilginç gerçek, kafaları karıştıran ve kuantum mekaniğini çok tuhaf bir teori haline getiren meselelerden biridir. “Bir elektrona bakmadığınız sürece onun ne yaptığını bilemezsiniz” şeklinde ifadeler duymuşsunuzdur. “Ne var bunda?… Bana bakmadığınız sürece benim de ne yaptığımı asla bilemezsiniz” diye düşünebilirsiniz. Ancak dikkat ederseniz, klasik olasılıkta, kutuları açıp bakmasanız dahi hediye halen fiziksel bir nesne halinde vardır ve kutulardan birinin içindedir demiştik. Fakat kuantum dünyasında, açıp ölçüm yapmak suretiyle tespit etmediğiniz sürece, kutulardan birinde bir elektron yoktur. Çünkü kuantum mekaniğinde, parçacıkların klasik anlamda konum veya momentum gibi kesinlik barındıran özellikleri yoktur. Bunun yerine, konumu veya momentumu tespit etmeye kalktığınızda, hangi olasılıkla hangi sonuçları elde edeceğinizin bilgisini barındıran olasılıklar bütünü veya teknik tabiriyle “kuantum olasılık dalgası” vardır.”

Makalenin tümü –Kuantum Olasılık Neden Farklıdır?– için tıklayınız

Sevgili dostlar belki bizim kuantum fiziği ile ne alakamız var diyebilir ve bu yazıyı es geçersiniz ancak durum böyle değildir, hiç bir şey birbirinden ayrılamaz. sizin ilgilendiğiniz her neyse onu anlamak için ilişkili konuları anlamak durumundasınızdır. Eğer bu yazıda örneklerle anlatılmak istenen “olasılık dalgaları” ve belirsizlik kavramını tam olarak anlayamazsak sonunda bizi mistiklerden ayıran o ince çizgi yok olur. Aramızdaki fark neydi diye hatırlamayanlar için söyleyeyim, biz biz şimdi ve burada yapabileceğimizin en iyisini yaparız bunun altında bir beklenti ya da art niyetimiz yoktur. Eğer bu işlemler esnasında aydınlanma gelirse o bir yan tesirdir! Mistikler ise nerdeyse bizim pratiklerimizin benzerlerini yaparlar ancak bunları aydınlanma amacı güderek yaparlar! Bu ince çizginin hayatımızda ve dünyada etkilerini anlamayı sizlere bırakıyorum.

Potansiyelden görünüre

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor. (Tıklayınız)
Ana maddesi olan bana göre Oyun Hamuru, kuantum fiziğine göre Sınırsız Potansiyeller Denizi, bilinçli insanın eseri değildir tabi, onun varlığını neticelerinden anlıyoruz. Velakin her insanın ve bilmediğimiz başka bilinçli varlıkların oyun hüneri ile görünür tanınır ve bilinir olur. sa

**

İnsanın kendini değerlendirmesi o kadar zor değil aslında, sadece biraz disiplin ve kararlılık gerektiriyor. Benim önerim şu:
Ya kendiniz ya da sizinle uzun zaman paylaşabilen bir yakınınız, bir hafta süreyle uyanık olduğunuz ve başkalarıyla iletişime geçtiğiniz tüm zamanları teybe alacak. Evet biraz kaset masrafı biraz da yardım gerekecek ama inanın sonuç garantili.
O kasetlerde duyacağınız kendi sesinizden; başkalarına yaptığınız tüm eleştiri, verdiğiniz bütün tavsiyeler, dünyaya getirmek istediğiniz düzen, beğenileriniz ve nefret ettikleriniz, bunların hepsi “kendinize” söylenmektedir; çünkü standart insanlar olarak biz henüz koza dışında bişey göremiyoruz, görebildiğimiz aynadan yansıyan kendi görüntülerimiz.
Aman canım bunu biliyorum zaten demeyin! Zihnen bilmek ayrı, deneyimleyerek aymak ayrı 🙂
Tabi buna katılmayanlar olabilecektir, ben kendi deneyimlerim gereğince bu sonuca vardım 🙂

Kendin Nedir?

Kendine ait olanla, kendine ait olmayan nasıl ayırt edilir?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kendine ait olan derken neyi kastediyoruz ki?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ne anlıyorsanız:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü beni ben yapan herşey bana ait olandır.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü valla ben de tam tersini düşünmüştüm:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü nasıl?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎”ben” dediğim de kişiliğimden bahsediyorsam eğer, bu kişilik neredeyse benden bağımsız ve belki de bana rağmen oluştu diyorum.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü olur mu canım? yıllarca sayısız deneyim yaşayıp bunların sonuçlarını analiz edip kendimi bu hale ben getirdim. herkesin farklı farklı kişilikleri var zaten.bu da benim söylediğimi doğruluyor

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Demek ki her ikisi birden 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Benliklerimizin çokluğundan ve birinin patron olduğundan bahsetmiştik.Bunların ağası egodur.Kendilik duygusunu veren de odur.Mülke ait cismani herşeyin heveslisi odur.Ama duyguya sevgiye ve cömertliğe ait ne varsa o da ruhundur.Ruhta da tikellik olmaz.Kendilik yoktur.Biz vardır..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bunu gelece değil geçmişe bakarak söyleyebilirim ancak.bişey bende neredeyse hiç değişmeden kaldıysa o bana ait olan diyebilirim.kişiliklerimizde zaman içinde değişip duruyor unutmayalım bunu.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü gene dualite yarattınız ama arkadaşım:) madde kötü, ruh iyi mi anlayacağım bundan şimdi ben. bir de benliklerin ağasına ego demişsin.bence benliklerin bi ağası olsa süper olurdu ama sorun onların ağa paşa takmamasında yatıyo

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Her ego ağasının etiğine tabiidir 🙂 Dualite yaratmışsınız diyorsunuz da İyi kötü demedim.Kendilik imajı egonundur dedim..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü mülke ait şeyleri egoya, sevgi cömertlik ve duyguyu ruha bağlamışsınız ya, ondan dedim.bide şu ruh mevzu ne ilginç bişi.ne zaman burada bi konu açılsa ruh kavramı işe dahil oluyor.ama birimiz de çıkıp tam olarak bu ruh ne menem bişi anlatamadık:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben onu anladım sanırım; rabıta imiş. En azından biraz aydınlandım

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü “Bir ışık çıktığı mecrada hükmedilemez” ‘den hareketle Bir’den çıkan ışığın sirayet ettiği yere ruh diyebiliriz..Bize ait olmadığı için ve varlığını icraasıyla keşfedebildiğimiz için tarifi zor biraz..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ooo bence bu gayet anlaşılabilir olmuş, dilinize sağlık, allah razı olsun.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Varlığın icrasıyla keşfedilen… Mükemmel. O halde varlık (yani tarif edilenler) olmadan ruh keşfedilemez, bu durumda biz varlıkların bulunduğu yerden, biz istersek, keşfetme çabası duyarsak, onu bilirsek ortaya çıkan soyut bi şey ruh. Soyut diyerek küçümsediğimi sanmayın, somut olanların soyuta taşınması yolculuğundayız zaten. yani şimdilik öyle sanıyorum.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü İnkişaf ettiren sorular ne güzel 🙂
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ruh bu durumda “bilinmeyen” mi oluyor? CC nin kitaplarında bahsettiği bilinen-bilinmeyen-bilinemeyen çerçevesinde soruyorum.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü
    O halde “sevgi cömertlik” gibi dilimize hoş yerleşmiş kelimeleri ruha atfederek varlığımızı incitebiliriz. Kendini eksik gören varlığımız bu noksanlığı nasıl alteder? Yoksa adamus bahsinde ki Kerri durumlarına bu sebeple düşüyor olabilir miyiz? Bilinmeyeni tarif etme çabamız mecburiyetten oluyor belki, çünkü yaradılışımızda merak ve keşif var. Bu güzel ama keşfettiğimiz şeyler tanımlıdır ve varlığa aittir, öyle değil mi?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ruhun varlığı beden ülkesindeki fiil ve hareketleriyle bilindiğini söyleyebiliriz.Buda her cesette farklı şekilde tezahür edeceği için bir bilinmeyen -bileneni izah edilemeyen ama deneyimlenebilen diyebiliriz sanırım…

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎”izah edilemeyen ama deneyimlenebilen”… Bu bana ilham verici oldu. teşekkürler frekans. Bu durumda DJ’nin bi isim vermek zorunda kaldıkları için kartal, nagual deyip bunları asla tarif etmeye çalışmamalarını, hatta bunu men etmelerini anlaşılabilir kıldı.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bu keşifler nereye kadar sürecek çok merak ediyorum.çünkü bilinenlerin kaynağı bilinmeyenler.bilinmeyenin kaynağı bilinemeyen mi demek lazım.ama o zaman bilinemeyenin nihai yeri bilinen olur ki bu da doğru değil.bilinmeyen ne kadar acaba? (sorum saçma gibi farkındayım ama kuyruklara bakınız lütfen:))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bilinenin kaynağı bilinemeyen diyen arkadaşım.Bunu bakmak ve görmek arasındaki fark gibi düşünebilirsiniz.Algı varsa referans vardır noktasından hareket ettiğimiz için bu bilinenin kaynağı bilemeyen döngüsüne yanlıştır diyemeyiz.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bu oyunlar nereye kadar? diye ben de sormuştum ama cevabımı aldım 🙂
  • Turan Erdal Cok basit, bicak gibi bir ortadan kesin. Cok basit algilandiginda aslinda sinir cekmekle olur ama insan kendinde olmayani görebilir mi? Eger kendinde olanlari görüyorsa hic yeni birsey göremiyecek mi? Görmek bilinc ile ilgilimidir? Kafamizdaki “sablanlar” olmayinca görebilirmiyiz?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Görmek sadece göz ile alakalı bir durum değil.Ama gördüğümüzü yorumlamak için akla düşmesi ; içinde olanlarla benzerlik ve ayrılığının kıyasının yapılması ve idrak oluşturması için kafamız dediğiniz gibi bize lazım :))

Not: Burada 35 kişi aynı isim altında YEN’den DOĞAnlar kimliği altında cevaplar aramaktadır.

Dönüşen bilinç zinciri

Kuantum Denemeler -3

Yazının öncesi için tıklayınız

  1. Evrenimizin doğduğu Big Bang’den (Büyük Patlama) sonra uzay, zaman ve de vakum vardı. Vakum “alanlar alanı” ya da daha şiirsel olarak potansiyeller denizi olarak tanımlanabilir. Hiçbir parçacık içermez, ancak tüm parçacıklar onun içindeki gerilimlerde (Enerji dalgalanmaları) oluşur. Bir benzetme yaparsak, eğer bir ses dünyasında yaşıyor olsaydık, vakum bir davul derisi ve çıkardığı sesler de o derinin titreşimleri olarak tanımlanabilirdi.

  2. Vakum tüm bunların hammaddesidir. Bilincin köklerini ve maksadını anlama yolunda en heyecan verici kavrayış, vakumun içindeki anlardan birinin tutarlı Bose-Einstein yoğunluğunun alanı olmasıdır. Bu yoğunluk insan bilincinin zemin safhasıyla aynı fiziğe sahiptir. Sonrasında, bu tutarlı vakum yoğunluğu içinde oluşan gerilimlerin bizim kendi Fröhlich tarzı Bose-Einstein Yoğunluğumuzdaki gerilimlerle aynı matematiğe sahip olduğu görülür.

  3. Yapılan çalışmalara göre, öyle görünüyor ki ne zaman iki bozon birbiriyle çakışıp bir kimlik paylaşsalar (ya dabu  işlemi durdursalar) dalga fonksiyonu çökebilir. Bu çöküşe bilincin sebep olduğusöylenebilir ki bu doğanın en basit, geri döndürülemez işlemidir. Böylece maddi dünyaya bir yön duygusu eklenir.

  4. Bozonlar temelde “ilişki parçacıklarıdır”. Bilincin en birincil öncülleridir, fakat aynı zamanda maddi dünyayı birarada tutarlar.
    Maddi dünyanın temel yapı blokları ise fermiyonlardır. Bunlar sosyalleşmezler ve kendilerini kendilerine saklamayı tercih ederler. Bozonlar olmaksızın fermionlar çok nadir biraraya gelipbir yapı oluştururlar.

  5. Bozonlar bir kere vakumun tutarlı zemin durumundan koptular mı, onlar için yeni bir tutarlı ortam keşfi (fermionlarla işbirliği içinde yaratıcı biçimde yapılan yeniden keşif) uzun ve yavaş yavaş gerçekleşen bir işlemdir.

  6. Vakumda şeyler dalgalanmalar (ürpermeler) halinde oluşup yenilenen tutarlılığa doğru gelişip vakuma “zenginleşmiş” dalgalanmalar olarak geri dönerler. Buna kısaca “dönüşen bilinç zinciri” diyebiliriz ya da daha basitçe evrim!.

Julian Huxley bunu, “İnsanın evrimden başka bir şey olmadığını keşfetmesi evrimin bilinci haline gelir” sözleriyle kısa ve öz şekilde ifade etmiştir.

  1. Ben, kendi alt-benliklerimle (geçmişim ve geleceğim) olan ilişkilerimden, başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum.
    Ben, ben-im, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam.
    Kuantum benlik için ne bireysellik ne de ilişki önce gelir, bunların ikisi de eş zamanlı ve aynı “ağırlıkta” kuantum alt tabakasından doğarlar. Bireysellik ve onların ilişkileri söz konusu olduğunda; bu alt tabaka beyindeki bir Bose-Einstein yoğunluğudur.

-son-

Kuantum Benlik kitabından özetleyen

Sibel Atasoy

21.02.2012 Beylerbeyi