Dönüşüm-değişim zamanı

Borsaların, bankaların, diktatörlüklerin ve her konudaki sahteliğin yıkılma vakti geldi. Gezegensel temizlenme süreci. Yapacak bişey yok.

**

Sizin olduğunu düşünerek bir sorunu üstlendiğinizde, onunla güreştiğinizde, ve en sonunda yeni bir anlayışa ya da yeni bir farkındalığa geldiğinizde, bunun kitle bilinci üzerinde, dünyanın geri kalanı üzerinde parlak bir etkisi olur.

**

İsteseydiniz şu anda yediğinizin yarısıyla idare edebilirdiniz. (Bu kadar yemek) zorunda değilsiniz.  Yarısıyla yaşabilirdiniz. Bu, kilo vermekle ilgili değildir; bedeninizi uyumlamakla ilgilidir. Onun artık o miktarlara ihtiyacı yok. Aslına bakarsanız, bazı günler fazla yediğinizde sanki ağrı sızı yaptığını farkettiniz mi? Çünkü bedeniniz daha duyarlı hale geliyor.

**

TİTREŞİMLERLE 3 BOYUTLU NESNELERİ OLUŞTURUP VARMIŞÇASINA DOKUNABİLMEK…İnanılmaz ama Japon bilimadamları bunu başardı. Bilgisayar ekranında tasarlanan nesneyi ultrasonik ses dalgaları üzerinde oluşturuyorlar. Elinizi uzatıp dokunmak istediğinizde şaşırıyorsunuz, sanki görünmez şekilde nesne orada.

Ses aslında dalgalardan oluşur. Bu dalgaların genlikleri ve frekansı vardır. Ses arka arkaya gelen titreşimleri taşır…

**

Kandan değil frekanstan kardeşiz.

**

Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu anlayabildim.

**

“Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik,

Yüzlerce incimiz vardı delinmedik.

Sersemliği yüzünden bilgisizlerin,

Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.”

**

Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor.

**

Bir kişi için dünyaca ünlü ol, Kendini tamamlanmış (tatmin olmuş) hissetmen için gerekli olanın hepsi bu. Tek bir tanık yeter de artar!

**

Hedeflerden kurtul. Hedefler genelde zihinseldir ve eski deneyimlere dayanırlar, üstelik her zaman da çok, çok kısıtlayıcıdırlar.

**

Bu dünyaya, insanlara bağımlı bir bebek olarak geliyorsun. Güruhun kolektif zihnine olan bağımlılığı bırakmak çok, çok zordur. Sen sadece eski dünyayla yeni dünya arasında gidip geliyorsun. Yeni dünya “Bedenine güven, hislere güven”der.” Eski dünya ise “Bana en iyi hisleri şu senaryo sağlayacak” der. Seçim Sizin!

Eski dünya sizi kandırmak için Secret‘i kullanabilir 🙂

**

Eğer emin olmadığınızı biliyorsanız, durumu değiştirmek için bir şansınız var demektir.

Yazının bütünü ve Feynman’ın kimliği için; Bakınız

Fiziğin taçlı prensi Feynman’ı kişiliğinin çok yönlülüğü, Tuva sevgisi ve bi çok biçok açıdan çok seviyorum, iyi ki gelip geçtin bu dünyadan Richard frekansım.

**

Kısaca gelişim, benmerkezciliğin giderek azalması olarak tarif edilebilir.

**

Sürekli büyüme içindeysek yani olgunlaşma içindeysek ve bunu yaparken kendimizi ve çevremizdekileri kasmadan, sevinçli heyecanlı bi oyun olarak yaşayabiliyorsak bu süreci, ne mutlu bizlere 🙂

Oyun Hamuru

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibaret. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya, kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Dünyada en zeki olanlar, bu hamurla en çok oynayanlardır. Zevkli bi işlemdir. Mutluluk da acı da yaratsanız hamurdan, yaratma işleminin kendi zevklidir. Bu işlem, şu anda içinde bulunduğunuz (kendinize özenle biçmiş olduğunuz) fiziksel varlığınızın, yine kendi takdir ettiğiniz yaşam süresi ile de sınırlı değil.

Bu yaratma işlemi; düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.”

“Yani etrafta gördüğümüz bu şeyler gerçek değiller mi?” diyor İsabel, güzel gözlerini iri iri açmış, hayretle bakıyor.

“Gerçekse bile onu gerçek kılan biziz!”

Dışardan kendimi seyredebilseydim benim gözlerim de İsabel’in hayretten büyümüş gözlerini aratmazdı herhalde. Bu çocuğa noolmuş diyordu içimden bir ses ve sürekli tekrar ediyordu! Önünde duran yarısından çoğu tüketilmiş içki bardağına bakıyorum ve ne içmekte olduğunu merak ediyorum. O sürekli kekeleyen, anlamsız sözcükler tekrarlayan kişi ortada yok şu anda.

“O halde şu piste bi meteor düştüğünü hayal edelim, oluversin!” diyor Ferda, sesi olabildiğince alaylı.

“Açıkçası bir çok şeyi hayal edip duruyorum ama hiçbirinin olduğu yok Yalçın. Şu söylediklerine en çok ben inanmak isterdim; ama bana kalırsa herşey söylediğinin tam tersi! Herşey dışarda olup bitiyor ve biz onun önünde çaresiz kuru yapraklar gibi sürükleniyoruz.” Elena’nın sesinde gerçek bir keder hissediliyor.

“Engeliniz yine kendinizsiniz Madam. “Ama” sözcüğünüz ondan önceki cümleyi geçersiz kılıyor, yani aslında inanmak istemiyorsunuz! Böylece herşeyi kendiniz oluşturduğunuz gerçeğini bilincinizden saklıyor ve kendinizden gizli olarak yapıyorsunuz. Bu durumda kendinizi kuru yapraklar gibi hissetmeniz gayet doğal.”

“Ne yani bütün bu savaşlar, açlık, adaletsizlik, çirkinlik, bütün bunları ben mi yapıyorum kendimden gizli? O kadar da değil sevgili Yalçın. Gerçi konunun başı neydi biz kaçırdık ama kendimi daha fazla tutamıyacağım.” Gülden sinirli bir kahkaha atıyor.

“Firavunlar ölüm sonrası ile neden bu denli ilgililer? Sorusuna cevap arıyorduk. Kim sormuştu bu soruyu, kafam öylesine bulandı ki, hatırlamıyorum şimdi.”

“Ben sormuştum” diyor İsabel, Ferda’ya cevaben.

“Ayrıca az önceki soruma da cevap vermedin? Diyor Ferda, İsabel’i duymazdan gelip

“Verebilirim.” Gülümsüyor “Bu piste bir meteor düşmesi gerçek ihtiyacınız olsa idi anında olurdu! Bundan hiç şüphem yok. Ve fakat bunu şu an yalnızca beni yanlışlamak için ileri sürmektesiniz. Ve esas isteğiniz de budur! Hahahahahahaha… Yani isteğiniz oluyor aslında saygıdeğer hocam, beni yanlışlamış oluyorsunuz meteor düşürmeyerek. Tabi şu an bu hepimizin yararına oluyor!” Tekrar güldü.

Sır MIsır Kitabından alıntı, bakınız: https://blog.sonsuz.us/?page_id=29

Secret esintisi

– Bu esinti geçen yıllarda Türkiye’ye çarptığında, aşağıdaki parodiyi yazmıştım, günlüklerde gözüme çarptı, paylaşayım de gülün biraz dedim-

Selami- Yani sence secret’daki yöntem yanlış mı?

Bilge- Yooo öyle bişey demedim. Doğru söyleyerek ancak bu kadar saptırma yapılabilir!

Selami- Hiç bişey anlamadım!

Bilge- Secret’taki ana fikir neydi?

Selami- İsteklerimize kolayca kavuşabilmek

Bilge- Doğru. Üstelik anlattığı yöntem de doğru. Eğer insanlar ne istediklerini bilselerdi olayda bir saptırmadan bahsedilemezdi.

Selami- Nasıl yani? Ne istediğimizi biliyoruz tabii ki!

Bilge-İşte orası karışık Selamiciğim. Ne isteyeceğin sana dünyanın olması tarafından azmettirildi! İstediğini sandığın şeyler aslında istediklerin olsaydı, zaten yönteme bile gerek kalmazdı istediklerinin gerçekleşmesi için. İnsan şunu ya da bunu istediği zannına sahip yalnızca. Ve tabii bunlar gerçek olmadığından secrettaki yöntem doğru olmasına rağmen uygulama başarılı olmaz.

Selami- Kız Bilge yine ortalığı karıştırıyorsun ha!

Bilge- Hiç de değil, sen sordun.

Selami- Peki gerçek isteklerimizi kim biliyor? Madem kendimiz bilemiyormuşuz!!!

Bilge- Bak Selami, gerçek isteğimizi farkedebilmek için treni kaçırdık bi kere, yani dünyanın olması bizi bir kere yoğurdu, biz anne ve babalarımızın bayrağını taşıyan yarışçılar olduk. Gerçek isteğini bilen insan, daha doğmadan önce başlayan bir süreçte ve dört yaşına kadar oluşturulabilirdi. Bu fırsat hep kaçıyor. Ha merak etme birgün insanlar buna uyanacaklar.

Selami- E bu durumda, dört yaşını geçmiş insanlarda bi ümit yok yani?!

Bilge- Ümit yani fırsat her zaman vardır. İyi dinle şimdi, tabi eğer sırf dalga geçmek için sormuyosan.

Selami- Aman da aman Bilge hanımı dinleyin dostlar J Hımmm… Asma yüzünü şaka yaptım, vallahi dinliyorum be, aa delinin zoruna bak.

Bilge- İsteklerimize doğrudan ulaşım engellendiği için bu kez tersten gidebiliriz. Yani hoşlanmayarak zorla yaptığın her şeyi derhal bırakacaksın!

Selami- Bu kadarcık mı? Aman ben de bişey söyleyeceksin sandım, dağ fare doğurdu! İnsan zaten hoşlanmadığı bişey yapmaz ki, eğer yapıyorsa hoşlandığı bişeye ulaşmak için hoşlanmadığı bi şeyleri bedel ödemek üzre yapıyordur.

Bilge- Hah işte! Kandırmaca burda, oltanın ucunda sana gösterilen o şey, sana isteğin zannetirilen şeydir, seni avlamak için benliğine dışardan monte edilen bişey, küllen yalan! Bak tekrar söylüyorum; şu an hoşlanmadan yaptığın her şeyi derhal bırakacaksın, avcının elinden kurtulma şansıdır bu!

Selami- Diyelim ki bıraktık, sonra ne olacak? Gerçekten ne istediğimizi mi bulacağız?

Bilge- Hayır, o seni bulacak!

Selami- Hadi yaaa?! O kadar basit mi bu?

Bilge- hem de çok basit. Bak sana mekanizmayı anlatayım; bir şeyi istemeden/hoşlanmadan yaparken, bilincin o şeye doğru bu frekansı yayar ve sanki o şeyi geri doğru iter. Fiziken yapmak istersin ve bilincinle itersin. O şey de şaşkınlığa düşer zaten, çekiş ve itiş kuvveti karşısında zavallının yapacağı bişey kalmaz, bulunduğu yerde çakılıp kalır. O şeylerle ilişkin hep hayır cevabı almak üzere ayarlıdır! Ve lütfen neyi istemediğini düşünerek bulmaya da çalışma!

Selami- Neden?

Bilge- Bu çok komik olur, düşünce sürecin dünyanın olmasının etkisinde, ordan alacağın sonuç, şu andaki durumdur zaten. Lütfen düşünme. Sadece hoşlanmadığın, sana zor gelen işleri bırak, yalnızca bırak. Ve senin sevmediğin, hatta belki nefret ettiğin işleri yapanlara da minnet duy.

Selami- Duyduk diyelim, sonra?

Bilge- Hoşlanmadığın işleri bir bir bırak, gerisine karışma, düşünme, araştırma, beklentiye girme, sadece bunu yap.

Selami- Orasını anladık da sonra ne olacak?

Bilge- “sonra ne olacak” sorusu bile konuyu anlamadığını gösteriyo Selami J Ne istediğini bulmaya çalışma! Sadece istemediklerini terket.

Selami- Peki o zaman Secret neye hizmet ediyor?

Bilge- Açık değil mi? Dünyanın olmasına hizmet ediyor. Üst boyut avlanma sadece doğruları söyleyerek yapılır şekercim. Doğruluk, şu ana kadar bilinen en keskin, en maharetli silahtır. Yani şuna benzer; Secret’ın elinde bir domates tohumu var ve sen bunu balkonunun beton zemini üzerine atıyorsun, sulayıp gübreliyorsun, bi gün domates yemek için! Eğer elindeki gerçek tohum olmasa inandırıcılığı olmazdı! Tohum gerçek, ama zemin müsait değil! Saptırmayı anladın mı?

 Dünyanın OLMAsı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=737