Aumakua

“Sizin öz varlığınız en yüce öğretmendir. Dıştaki öğretmen yalnızca bir kilometre taşıdır. Sizinle birlikte hedefe yürüyecek olan ancak içteki öğretmendir; çünkü o hedefin ta kendisidir.” de ilk ve en sevdiğim öğretmenlerimden Maharaj
Bazı literatürlerde Yüksek Benlik adıyla yer bulan içimizdeki öğretmen, ebeveyn, ruhun temsilcisi Hawaii şamanlığında Aumakua adını almıştır ve bilincimizin Kane bölümünde ikamet eder.
Korkunun kökeni acı beklentisidir. Yaratıcı imgelemin şimdiki ya da geçmiş zamandan bir noktayı alıp geleceğe projekte etmesi neticesinde kurmaca bir acı deneyimi oluşturmaktır. Temelinde acı beklentisi vardır. Hatta bu beklentinin daha evvel yaşanmış olması bile gerekmiyor, öğrenilmiş olması bile yeterlidir. Korku asla şu an’ın malı değildir. Geleceğe dair kurgulanmıştır ancak sorun şu ki, Ku(beden hafızası) doğal yapısı gereği bunu bilmez. (Ku’da özne-zaman yok), dolayısıyla zihnimize giren her şey geçerli ve şimdi eylemidir, bedeni negatif stres döngüsüne sokar.
*

“aynı” şeyleri birbirinin kanıtı saymak!

Batıda, uyuşturucu tecrübeleriyle mistik tecrübeler arasındaki ilişki konusunda araştırma yapan birçok bilim adamı ve mistisizm konusunda uzman düşünürün ortak kanaati, LSD (Liserjik asit dietilamid), meskalin, DMT (Dimethyltryptamine), psilocybin vb. maddelerin gerçek mistik tecrübeler doğurduğu ve uyuşturucuların kişide meydana getirdiği farklı bilinç hallerinin aynı zamanda mistik haller olduğu yönündedir. Gerçekten de, uyuşturucu alarak mistik tecrübe geçirdiklerini iddia edenlerin anlattıklarıyla otantik mistiklerin anlattıkları arasında dikkat çekici bir fenomenolojik benzerlik bulunmaktadır. Dolayısıyla, öyle görünüyor ki, uyuşturucular, fenomenolojik açıdan, kişiye mistik tecrübe yaşatma potansiyeline sahiptir. Bununla birlikte, uyuşturucuların neden olduğu bilinç genişlemesi ya da akut manik halin, sadece mistik yolun başlangıç aşamasına tekabül ettiği söylenebilir. Uyuşturucularla mistik yolun üst aşamalarına ulaşmak oldukça güçtür. Ayrıca, uyuşturucuların kişiyi şizofreniye sürükleme tehlikesi olduğu gibi, uyuşturucu alarak yaşanan hallerin gündelik ve bireysel hayatla bütünleştirilememesi ve bu tecrübelerin, kişide ruhsal anlamda pozitif bir dönüşüm gerçekleştirememe sıkıntısı vardır.
Abdullatif TÜZER

Böyle de olabilir tabi ama bana kalırsa kişi ister kendi mistikliğinden isterse madde kullanarak olsun birleşik alana -kollektif bilinçaltına- bağlanıyor olabilir. Yani -teşbihte hata olmaz- şıracının şahidi bozacı misali “aynı” şeyleri birbirinin kanıtı saymaya ihtiyaç olmaksızın yaratımın ikli doğasına geçit vermekte yarar olabilir, hatta artık tam vakti olabilir.

Öğrencinin kanıta, öğretmenin tanığa ihtiyacı var.

Don juan da der zaten, bize gereken sonsuzlukla çevrili olduğumuza bizi ikna edecek bir öğretmen, hepsi bu.

Öğretmen öğrencisini gerçeğe ikna ettiğini sanır, usta kandırdığının farkındadır. Bu işe denetimli delilik nedir, zor olduğundan bi usta öyle öğretmenler gibi öğrencim artsın istemez, tinin işaretini bekler, görünce de kandırma görevini bazen hayatı pahasına ortaya koyar. Aşk gibidir karşı konulamaz bazı taleplere.sa

*

Öğretmeyi Öğrenmek: Ateşle İmtihan

Eski dünyanın öğretmenlerine emekleri için müteşekkiriz ve Yeni Dünyanın öğretmenleri, sizler hoşgeldiniz.

Aşağıdaki öykü hoşuma gittiği için sizlerle paylaşmak istiyorum.

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>“Vasat öğretmen konuşur
İyi öğretmen açıklar
Üstün öğretmen gösterir
Büyük öğretmen ilham verir”
                                W.A.WARD

***

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>


Yüzyıllar önce, dünyanın ücra köşelerinden birinde bulunan bir adaya, ateş geç de olsa gelmişmiş. Adada dört ayrı kabile, adanın dört köşesinde birbirlerinden kopuk olarak yaşarlarmış. Başka bir köyde ise, kendisinden hikmet öğrenmek için gelmiş öğrencileriyle birlikte yaşayan bir bilge varmış. Öğrencileri artık herşeyi öğrendiklerini, kendi yerlerine dönüp bilgenin rolünü oynayabileceklerini düşünüyorlarmış. Bilge onlara uygulayabilme bilgi ve becerilerinin önemini, inceliklerini anlatmaya çalışıyormuş. Sonunda bu adaya bir gezi düzenlemeye karar vermiş. Bir tekneye binmişler, dalgalı bir yolculuktan sonra adaya ayak basmışlar. Birinci kabileye ulaşmışlar.
* Bu kabilede ateşi sadece rahip ve yardımcıları kullanabiliyorlarmış. Bunun kendilerine verilmiş bir kutsal armağan olduğuna diğerlerini inandırmışlarmış. Sadece onlar ısınıyor ve sıcak yemek yiyor, diğerleri ise donuyor ve çiğ et yiyorlarmış. Bilgenin öğrencilerinden biri, “Ben burada kalacağım ve bütün insanların ateşten faydalanmalarını sağlayacağım,” demiş. Bilge ve diğer öğrencileri onu dikkatli olması için uyardıktan sonra izin verip yollarına devam etmişler, ikinci kabileye gelmişler.

* Bu kabilede, insanların ateşin ilahî bir güç olduğuna inanmış olduklarını görmüşler. Ateş yakmaya yarayan bütün araçlara tapıyorlarmış. Ama aralarında ateş yakabilen yokmuş. Bir öğrenci, “Ben de burada kalıp bunlara ateş yakmayı öğreteyim,” demiş, orada kalmış. Diğerleri yollarına devam edip üçüncü kabilenin yaşadığı yere gelmişler.

  • Bu kabileyi de, ateşi bir zamanlar adaya getiren kişinin totemlerini yapıp her yere yerleştirilmiş bulmuşlar.  Halk ona tapıyormuş. Birkaç kuşak öncesi ateşi görmüş, getiren adamın tanrı olduğuna karar verilmiş ve bu inanç yerleşmişmiş. Ama sonra da kimse ateş yakmaya teşebbüs etmemiş. Öğrencilerden biri de, “Ben de burada kalacağım,” demiş. Diğerleri dördüncü kabilenin köyüne yönelmişler.

 

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>


* Dördüncü kabile de ateşi söylentilerden tanıyor ve ateşe tapıyorlarmış. Ateşi tanrı yerine koymuşlar.  Ateş yakmayı kimse bilmiyormuş ama ateşin gücü hakkında efsaneler anlatılıyormuş. Başka bir öğrenci de bu köyde kalmak istemiş.
Bilge ve öğrencileri adayı biraz daha dolaştıktan sonra köylerde kalan öğrencileri toplayıp geri dönmek üzere tekrar aynı yollardan geri dönmüşler.

 

 

Birinci köydeki öğrencinin, konuşmaya başlar başlamaz rahip tarafından tanrının düzenini yıkmaya kalkışmakla suçlandığını, bir yabancıya inanmaktansa kendi rahiplerine inanan halk tarafından yakalayıp rahiplerin ateşinde yakılmış olduğunu görmüşler.

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>
İkinci köydeki öğrenci, halkın taptığı aletlerin ateş yakmadaki marifetlerini onlara göstermek istemiş. Öğrenci ateşi yakar yakmaz halk korkmuş, tapındıkları tanrıların gazaba geldiklerini sanmışlar. Ve, yabancıya tepkiyle saldırıp onu öldürmüşler.

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>
Üçüncü köydeki öğrenci, bir insanın totemine tapmanın yanlışlığını belirterek aslında onun onlara birşey öğretmek için geldiğini, isterlerse bunu öğrenerek tanrılarını memnun edebileceklerini anlatmış. Görmüşler ki, tanrının mucizelerini kendilerine tekrarlatmayı teklif ederek totemlerini hafife alan bu öğrenci arkadaşları da canından olmuşmuş.

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>


Dördüncü köydeki öğrencinin de, ateşin gerçekte var olduğunu ve yararlı bir şekilde kullanıldığını anlatmaya başladığı zaman önce ilgisizlikle karşılandığını öğrenmişler. Üsteleyince de, inançlarına saygısızlığı ele alan bu yabancı adam dışlanmış, bir gece de birisi tarafından ortadan kaldırılıvermiş.
 

 

Bilge ile kalan öğrencileri tekneye dönmüşler, denize açılmışlar.  Öğrenciler üzüntülüymüşler. Üst üste gelen bu talihsizliklerden dolayı şaşkınmışlar.  Bilge bu ada gezisinden çıkaracakları kıssadan hisseyi özetlemeye başlamış: “Öğretmek, bilmekten çok daha zordur. Bilmek istemeyenlere bir şey öğretmek de en zorudur. Cahiller bildiklerine inanırlar ve yeni bilgilere direnirler. Ama aynı zamanda bir huzursuzluk içindedirler. Bu yüzden de gerçekten bilen insanlara kızarlar, onları yakarlar, öldürürler. Onun için, gerçek bilgi dünyanın her yerinde aynı hızla yayılamaz. Bir de öğretebilmek var. Bu ateşle imtihanınızdır. Bilmek ayrı, öğretmek ayrı. Öğretmek için cesur olmak yetmez. İnsanları tanımaya, onlara nasıl yaklaşılabileceğini iyi hesaplamaya ve onlara onların anlayacağı yollarla “öğretmeyi öğrenme”ye çok emek vermek gerekir. Cehaletle savaşmak bir bilgi işi değil, pek çoğu dirençli olan insanlara yaklaşmanın yollarını bulma, öğretme hünerlerinizi geliştirme ve sabır işidir.”

 

İlhan Dülger