Kutlama Zamanı

Artık, karşılıklı tartışmak zorunda değilsiniz. Bütün yapmanız gereken şey derin bir nefes almak ve bilmede-bilişte olmak. Ve oldu bile. Diğer insanların karşılıklı tartışma içinde ne yaptıklarının bir önemi yok. Bir ev, araba, iş ya da bunun gibi bir şey için tartışıyorsunuz ve şöyle diyorsunuz: “ Burada akılı olmam lazım, çünkü onlar gizli planlarıyla geliyorlar ve bende onlara kendi gizli planımdan…” Bu günleri bırakın, gitsin. Bu çok zihinsel ve işin içinde güç var. Siz bir bilinç varlığısınız.

Başkalarıyla çalışırken çok ilginç bir dinamiği fark edeceksiniz. Eğer masada otururken ve konuşurken, Ben-im varlığınızı sürdürürseniz, bu dinamikle, zaten tartışma biter. Çoktan bitmiştir. Oraya almaya geldiğiniz şeyi, aldınız bile. Onu almaktan korkmayın çünkü hiçbir zaman çok fazla istemezsiniz ve bir diğerinin zararına istem olmasını da istemezsiniz. Zihin ve güç oyunu oynamadığınız sürece, istediğinizin birebir ve bazen de mecazi olarak masaya geldiğini ve orada sizin hizmetinizde olduğunu anlayacaksınız.
Adamus

Gizli planlar filan… Bunlar hiç bi zaman geçerli olmadılar aslında, bize öyle öğretildi, korkutulduk ve bütün bunların temeli bence sadece “ayrılık” bilgisine dayanıyordu, yani dün söylediğim ÖZNELERRRRRRRR. Oysa ayrılık sahte bi olgudur, sırf 3B dünya oyunu için tasarlanmıştı, şüphsiz bir amacı vardı  O konuları çok düşündüm, çok şey seyrettim zaman öncelerinden, hiç girmeyelim şimdi çünkü neden olduysa olmuştu, geçti bitti gitti, biz şu ana bakalım, meğer ki AYRILIK yoktur, eski dünyaya dair tüm bilgiler kavrayışlar çöker. Çökenin başında durup ağlayacak değiliz.

Bırak ağlamayı, kutlama zamanı bu yaw, kutlama partilerine katılacağım artık, kim davet ederse katılacağım, tabi kendim de yapacağım, sabaha kadar dans artık :)))) hahahahahaha gerçekten bu mutluluğa erişebileceğimizi ümit etmekten bile çekiniyorduk yirmi sene önce… Çok naif varlıklarız

Gorme ve Buyuculuk

Don Juan, “GORMEnin, dostlardan ve buyuculuk uygulamalarindan bagimsiz bir surec oldugunu ileri surmekteydi. GORMEnin, baska insanlari etkileme ugrasi demek olan buyuculugun cikarci uygulayimlariyla bir ilintisi olmadigina gore, bunun dogal bi sey oldugunu belirtti. GORME , buyuculuk degildir ama hep karistirirlar bu iki seyi, ustelik gorme buyuculuge ters duser cunku GOREN kisi her seyin onemsizligini kavramistir.

Bir baska dumancik uygulamasindan sonra Don Juan, bir savascinin bos yere kendini ortaya koymayacagini, yol ortasinda durup marizlenmeyi beklemeyecegini ve siradan insanlarin kaza dedigi seylerden cogu kez kacinilabilecegini soyledi ve soyle ilave etti: “Yasam kosullari, olcup bicip onlardan yararlanma alistirmalaridir bir savasciya, oysa sen yasamin anlamini bulmaya calismaktasin. Ne yapsin yasamin anlamini bi savasci!”

Yasamin anlamindansa comezini GORMEye ulastirmak istegiyle dopdolu oldugunu gorebiliyoruz bu yakinmada 🙂

Kendimi sana gormeyi ogretmeye adamisim, der DJ, ancak once bir savasci olmadan GORMEK insani enez kilar. Gostermelik bi alcakgonulluluk takinmana, cekilmene kacmana yol acar. Ilgisizligin yuzunden curuyup gider govden. Unufak olmayasin, silinip gitmeyesin diye seni bi savasci yapmaktir ilk gorevim. Seni bi kez zor kurtarmistim o dostundan hani hatirlarsin, cunku kalkanini yitirmistin. Nedir bu kalkanlar dersen, insanlar neyle ugrasiyorlarsa, iste o seyler onlarin KALKANlaridir. Senn de kendi dunyanin ogelerini secmelisin artik. Bi savasci o bilinmedik ve amansiz guclerle karsilasiverir; cunku zaten onlari arayip durmaktadir. O gucler bi geliverdiler mi uzerine, apisip kalacaksin; yarigin aciliverecek, korkudan da yasamin ucup gidiverecek sen karsi koyamadan. O halde yapilacak ilk sey hazirlanmaktir. Bu guclerden biri karsina dikilir de yarigini acarsa, kendi kendine kapatmalisin yarigini. Bunu basarabilmen icin sana buyuk erinc ve zevk veren bir takim seyler bulman secmen gerekir; aklini korkundan uzaklastirmak ve yarigini kapatip kendini sapasaglam yapabilmek icin, bile bile kullanabilecegin seyler… Savascinin kalkanlarini olusturan seyler, nesneler YUREK TASIYAN BI YOLDAKI seylerdir. Bi savasci olmanin ilk kurali ise siradan insanlarin olumlerine kadar yapadurduklari IC KONUSMAYI kesmendir. Bunun icin once gozlerini biraz olsun rahatlatmak icin kulaklarini kullanmayi ogrenmelisin. Dogdugumuzdan bu yana dunyayi degerlendirmek icin gozlerimizi kullanmisizdir, bi savasci bunun farkindadir ve dunyayi dinler. Dunyanin sesine kulak verir. Bu dinleme isini buyuk bi sabirla yapmalisin. Dunya soyledir boyledir demeyi durdurursak, dunya da oyle soyle olmaktan cikacaktir. Sorun su ki, insanlarin yaptigi seyler, bizi cepecevre saran guclere karsi birer kalkandirlar. Bu seyler bize rahatlik verir, guven duymamizi saglar. Insanlarin yaptigi bu seyler dogrudur ve cok onemlidir; ama yalnizca kalkan olarak. Ne yazik ki siradan insanlar olarak ne yaptigimizi, bu seyleri hic ogrenemeyiz ve bunlarin yasamimiza egemen olarak yasamimizi yikmalarina goz yumariz. Hatta diyebilirim ki insanliga gore, insanlarin yaptiklari bu seyler dunyanin kendisinden bile buyuktur ve onemlidir. Siradan bi insan icin dunya bi giz olmamistir hic. Ve yaslaninca da, artik yasamasina bi neden kalmadi sanir. Yasli biri icin dunya tukenmis degildir, yalnizca insanlarin yaptigi seyler tukenmistir. Ama kafasi oyle karismistir ki sersemce, dunyada kendisi icin bi giz kalmadigini sanir. O kalkanlar karsiliginda odenen igrenc bir bedeldir bu! Bunu bilen bi savasci dunyayi sonsuz bi giz kaynagi ve insanlarin yaptigi seyleri de sonsuz bi sacmalik diye ele alir.

 

Istenc Nedir?

Evet sözlüğe baktım da irade diyor bu kelimeye. Ama DJ’nin kullandığı anlamı iradeden daha başka bi şey.En iyisi bu konuyu anladığım kadarıyla özetleyeyim. (bu cümlenin açılımı aslında şu; özetleyeyim ve anlamış olup olmadığımı test edeyim!)

Istenc, istenilen, sağduyuya meydan okurcasına yapılan akıl almaz başarılı işlerle ilgilidir. Düşüncelerin sana yenildiğini söylerken seni muzaffer kılan şeydir istenç.Kişiyi, hiçbir şeyden incinmez duruma sokan, bi büyücüyü duvardan geçirten, uzayı aşırtan, isterse aya götüren bi şeydir istenç.Bir büyücüye göre istenç, içimizden çıkan ve dışarıdaki dünyaya sarılan bir güç demektir. O göbeğimizdeki yarıktan, saydam telciklerin bulunduğu yerden çıkar.Sıradan insan dünyadaki şeyleri elleri, gözleri ve kulaklarıyla algılar; ama bir büyücü bunlardan başka burnu, dili ve özellikle istenci ile algılar.İstenç, görme de değildir, bir güçtür.GÖRME ise bir güç değil, bir şeyin iç yüzünü ortaya çıkaran yetenektir.Güçlü bir istence sahip olup da göremeyen büyücüler olabilir.Bir bilgi adamı, dünyayı hem duyularıyla ve istenciyle hem de görmesiyle sezebilir.Bakın burada duyu+istenç+görme birleşerek büyük bir fark yaratıyor.İstenci güçlü ama göremeyen bir büyücü hayatı boyunca savaşçı gibi yaşamak zorundadır. Oysa bir görücünün, artık savaşçı gibi yaşaması gerekmez. O zaten her şeyi OLDUĞU gibi görür.İnsan bi kez görmeyi öğrendi mi, hiç bişey olmadan her şey olmuş sayılır. Yani yok olmuş demektir ama yine de ortadadır.Bir savaşçı için iki önemli merhale var; Birincisi kendi ölümüne dair keskin bir bilinçlilik içinde olması gerekir. İkincisi iseyansızlıktır. Böylece bir savaşçı, ölümün bilinciyle ve yansızlığıyla ve kararlılığının verdiği güçle tüm eylemlerini belirli bir noktaya yönelterek yaşamını düzenler.Sabırlılığı öğrenen savaşçı istence yönelir.Ve bekler savaşçı! Bir savaşçı acele etmez; çünkü istencini beklediğini bilmektedir.Ve bir gün gelir olağan durumlarda yapılmasına olanak bulunmayan bi şey yapıverir.Arı yaşam sürdürenler içindir görmek.

Duskunlugun en kotu bicimi isteklerine gem vurmaktir bence der DJ, cunku bunu yapan kisi, buyuk bir seyler yapmakta oldugu kanisina saplanir. Oysa kendi dunyasina kapanmaktan baska bi sey yapmis olmuyordur. Duskunluklerimize karsin istencimiz gelisir. ISTENC icindeki yarigi azar azar genisletmeye baslar! Hepimizin icinde bi yarik bulunuyor der DJ, bi bebegin basindaki bebek buyudukce kapanan bi bingildak gibi bir bosluk; iste bu yarik da, istencimiz gelistikce daha da genisler.

(Sibelin notu: tahminimce bahsedilen karindaki bu yarik erkeklerle ilgilidir, disilerin istenci muhtemelen rahimde ve acilmasina gerek olmaksizin dogal olarak faaliyette. Sanirim bu sebeple kadinlar her zaman daha tehlikeliler cunku istenclerini bilincsizce oldugu kadar cok da kolayca kullanmaktalar)

Sangomalar ve Görme

  • Afrikanın büyücü doktorları, birer bilim adamı, psikolog, parapsikolog ve sanatçıdırlar. Sangomalar ayrıca duru görücü, kahin ve teşhis koyucudur. Bizce yaratıcı olmak aynı zamanda şifa vermektir. Bir topluluğun yakınında güzel bir şey yaratarak o topluluğun tümünü iyileştirebilirsiniz. (Mutwa)

  • ÖÖ:  ”BİR ŞAMAN OLAN JİM MORRİSON Lisedeyken,Norman O.Brown’un Freud’un tezlerini toplumsal tarihe uyarladığı”Life Agaist Death” (Hayata Karşı Ölüm) adlı kitabından çok etkilenmişti.Brown’a göre ,insanoğlu arzularının bilincinde değildi,hayata düşmandı ve bilinçsiz olarak kenidni tahrip etmeye yöneliyordu.Baskı sadece bireysel nevrozlar değil ,TOPLUMSAL bir patoloji yaratıyordu.Jim’in tezine göre de , kitleler tıpkı bireyler gibi cinsel nevrozlara tutuluyordu;bu sapma,teşhis ve tedavi edilebiilinirdi.Morrison tezini sınamak istiyordu.Kampüste yapılan kalabalık bir toplantıda , yanındakilere şöyle demişti:” Bu kitleyi , gayet bilimsel bir şekilde psikolojik açıdan tahlil edebiliyorum.Sadece dörtümüz ,doğru bir tavır almak kaydıyla ,bu kitleyi TERS YÜZ edebiliriz , onları sağaltabiliriz, onlarla sevişebiliriz.ONLARI İSYAN ETTİREBİLiRİZ’
    Sibel Atasoy Bazı şeyler böyle net ve şüphesiz biçimde bilinebiliyor. GÖRMe denen şey budur gibi geliyor bana.
    ÖÖ: kurallar yasalar tanrılar ve sistemler tüm açımasızlığı ile bilinen yüzeylerde ( ya bilinmeyenler) hangi tür görme dış dünyasal mı yoksa sonsuzluğun arayışındaki görme mi ?
  • Görmek Bir Kum Tanesi’nde bir Dünya,
    Ve bir Cennet bir Yaban Çiçeği’nde,
    Tutmak Sonsuzluğu avucunda,
    Ve Ebediyeti bir saatin içinde.
    WILLIAM BLAKE ….
  • Berrin Yılmaz şüphesiz bilme hali de görmedir öyleyse… Görme, başka nasıl olur acaba diye gerçek bir soru geldi içimden… Yanıt da gelecektir bu noktada şüphesiz… görme göz ile değil diyordu Don Juan Castaneda’ya… Ama enerjileri görenler de var. hımmm… hımmmm…hımmmm… elcevap haydi elcevap 🙂
    ÖÖ: niyet ve arzu ile istemekle doganın içindeki enerji ile bu sağlanır ama inanç yoksa geri döndürmek zordur
    don juan carlos u bir kaç geri döndürür bilirsiniz

    Birşey gönderme durumum var ama biraz uzun buraya göndermem mümkünmüdür.

  • Doğar bazıları acıya.
    Her sabah ve her gece
    Doğar bazıları tatlı hazza,
    Doğar bazıları sonsuz geceye.
    Yönlendiriliriz bir yalana inanmaya
    Göz’ün içinden görmediğimizde,
    Ki bir gece doğmuştur, can vermek için bir gecede,
    Ruh uyurken ışık huzmelerinde.

    Tanrı belirir ve ışıktır Tanrı
    Gecenin içinde barınan o zavallı ruhlara;
    Ama bir insan biçimini sergiler
    Günün diyarlarında yaşayanlara……Wİlliam blake birde bunu okuyunuz.
  • Sibel Atasoy Görme’nin CC deki ifadesini kast etmiştim ben de. Fakat görmenin farklı yolları olduğunu da artık tam olarak kabul etmiş durumdayım. Bu farklı yolların bir ortak noktası var; bi şeye bakarken istediklerinde iki göz ile görebiliyor yani bu görüntü her halikarda var, ancak onun üstüne başka bir görüş-biliş de düşüyor. Hayal kurmaya benzemez bu çünkü yine ortak bir diğer noktaları o ikinci görüş-bilişin şüphesiz oluşudur.
    ÖÖ: bir şey gönderiyorum bu konuda ne düşünüyorsunuz.
    Sibel Atasoy Şüphesizlik nedir öyleyse? Çok net biçimde şudur bana göre, ikinci kişinin onayı gerekmez.
    ÖÖ: hayatın tozpembe olmadığını biliyorum ve kötü şeyleri görmezden gelip mutlu bir insan rolü yapmanın aptallık olduğunu düşünüyorum. nihilizme sığınıyorum, bilinci, karanlık bilinçaltını ve keşfedilmemiş arzuların dış görünüşlerini benimsiyorum. çılgınlıkların tüm sınırları ne kadar genişletebileceğini merak ediyorum. algıların ötesine geçmek istiyorum. aldous huxley?den beyin ve sinir sisteminin, dışarıdan gelen bilgileri eleyerek kişiye kısıtlı algılama hakkı tanıdığı ancak alkol ve lsd?nin bunların çok ötesinde algılama olanakları yarattığını öğrendim. william blake de beş duyunun, mükemmel derecede gelişip açılmasına dek, bedenin ruhun hapishanesi olduğunu söylemiştirartık algılamayı değiştiren bu yolların birçoğu, yalnızca doktor kontrolünde elde edilebiliyor ya da yasadışı yollarla. batı kültürü alkol ve tütüne izin veriyor. duvarın öte yanına açılan tüm kimyasal kapılar uyuşturucu , bu kapıları izinsiz açmaya çalışanlar ise keş olarak damgalanıyor. ama kurallar ve yasaklar, ruhun sonsuz keşif yolculuğunun önüne çıkan cılız engellerden öteye geçemeyecekler. eğer gerçekten nelerin uyuştuğunu görmek istiyorsan dikkatlice ve açık bir algıyla çevrene bak, bir süre sonra her şeyin potansiyel uyuşturucu olduğunu göreceksin ve tek yapmam gerekenin algılarını her zaman özgür bırakmak olduğunu anlayacaksın. ben de yoğunlaşmanın sınırları denedim, her şeyden büsbütün sıyrıldım. kaybolmuş cenneti arıyorum ve diğer dünyayı hiç düşlememiş birinin beni algılamasını beklemiyordum. algı kapılarının karanlık koridorlarında yılanbaşlı şamanlarla, vahşi hayvanlarla karşılaştım. ateşin şiddeti, seksin çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu.kendimi kaybedercesine savurdum, daha karanlığa ve derine…
    hayata değişik bir açıdan bakabildiğime inanıyorum ama içinde yaşamayı becerebildim mi, bilmiyorum… aslına bakarsanız bu pek de umurumda değil. sadece tüm sınırları merak ettim diyelim ve peşinden gittim. bilinen ile bilinmeyen arasındaki kapılara her dokunuşum, ruhumun derinliklerindeki zebanileri özgür bıraktı, kapılardan sızan ışıklar bedenimi hafifletti…yükseliyordum, katman değiştiriyordum….her şey göründüğünün ötesinde başka duvarlara dayanmıştı ve ben o duvarlara dokunabiliyordum.
    görüntünü ardındakine ulaşmanın esrarengizliği ve çekiciliği kaybolmamalı. gizemli, sansasyonel, seksi bir rockstar görünümünün ardındaki ince ve duyarlı şairi gizledim çoğu zaman ama o, bazen şarkı sözlerinde gösterdi kendini. hep şair olarak anılmak istiyorum ve şiirle baş başa kalabilmek için yaratılan bu sahte, imajlardan kurtulmam gerekiyor. belki ölü taklidi yaparak hawaii?ye kaçarım, belki metabolizmam ruhumun arınma sürecine ayak uyduramaz ve iflas eder, belki ?ölüme kendim giderim, belki de bambaşka bir şey … ne fark eder ki…

    bir daha hiçbir zaman böyle bir şey göremeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar…
    her şeyin ötesinde, artık sona doğru yaklaştığımı hissediyorum. kusursuz ve arzu dolu bir sona… algıların kapılarını teker teker açarken geçtiğim her eşikte biraz daha sendeliyorum, artık kendimi tutmak gibi bir zorunluluğum yok. alevlerin akışını hissediyorum. titreşimler bedenimi sarıyor, kendimi daha özgür bırakıyorum ve tüm eşikler sonsuz bir hayal gibi ardımda sıralanıyorlar. kıpırdamadan boşluğun içinde kayıyorum, gittikçe hızlanıyor ve yumuşaklaşıyor. sürtünme bedenimi kavrıyor. parmaklarım kıvılcımlar saçıyor, yavaşça ve huzurla enerjiye dönüşüyorum. sonunda ruhumu ve bedenimi tam olarak birbirine karıştırabiliyorum. bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum, herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız, sonra….ansızın bir patlama ve ben yokum..
    Sibel Atasoy Bana çok tanıdık geldi (kendi deneyimlerimden). Ben tatmin oldum, umarım bu satırların yazarı da olmuştur.
    ÖÖ: Şüphesizlik nedir öyleyse? Çok net biçimde şudur bana göre, ikinci kişinin onayı gerekmez.BU DURUM ÇOK ÜST BİR BİLİNÇ HALİ
    Sibel Atasoy O kadar da üst değil dostum 🙂
    ÖÖ: ben sadece bilinçsiz birini götürüp getirdim biraz yaralandım kendimi toplamaya çalışıyorum .. Evet satırların yazarıda Jim Morrison iyi klavuzdur kendileri ,
    Bu arda Dante okunmasını da tavsiye ederim.Benden burası için bu kadar
    Sibel Atasoy Bu araştırmalar çok yerinde ve sonunda mutlaka başa gelir (arayışta olana) ancak özellikle erkekler için tehlikesi de büyüktür. Kayboluş filminde (Jeff Bridges) olduğu gibi ve birçok başka çeşit örnekte ynelendiği üzere çılgınlık raddesine varabilir. Sebebi tatmin olamamaktır.
    ÖÖ:nedeni sorumluluktu bırakıp kaçabilirsiniz 🙂 sanırım bayanların fazlası ile farklı bir enerji alanları var kaç kapı açıyorlar bilemiyorum. 🙂
    Sibel Atasoy Bayanların rahim ve doğruma işlevi onlara erkeklerde olmayan bir güven ve tatmin yaratıyor böylece onlar arayışta çok uzak noktalara kaymıyor, fakat en bu konudan habersiz kadın bile bilinmeyene günde bi kaç kez ziyert yapar fakat hızlıca geri dönebileceği kadar uzaklaşır. İşt erkeğe oranla avantajı bu fakat diğer yandan, ifade yolları bilmemeleri ve hatta öğrenmemek için ayak diremeleri (ingilizlerin yabancı lisan öğrenememesi gibi, arzuları yok!) onların leblebi çekirdek gibi yapabildikleri şeyi bu tarafın malı haline getirilmesini engelliyor. 🙁 Ve bu durumda erkekleri çok büyük tehlikeye maruz bırakıyor

İki dünya arası

Ola ki sen GÖRMENİN insanın yalnızca iki dünya arasına, sıradan insanla büyücülerin dünyası arasına sokulduğu zaman gerçekleştiğini öğrenmişsindir. Sen şu anda o iki dünyanın tam ortasındasın. Görmeyen herhangi bir büyücü de senin gibi çakalla konuştuğunu sanır. Ama GÖREN bir kimse bilir ki buna inanmak, büyücüler aleminde çakılıp kalmaktır. (DJ)

Öyle kritik unsurlar içeriyor ki bu saptama. Sanırım temel husus, “iki dünya arasına sokulma” edimidir. Şüphesiz bunu ulaşılacak bir merhale olarak lanse etmek de hamlığın bir başka çeşidi olacaktır. Herkes GÖREN olmak durumunda değil, işlevlerimiz farklı evrelerimiz çok farklı.:)

**

Öylesine hayati bir konudur ki Öncelik Sırası (Tıklayınız), sık sık kendime unutturmamak için çabalarım.

Lütfen sizler de isterseniz bu mesajı paylaşarak isterseniz kendi özgün kelimelerinizle bu konuyu kendinize çevrenize hatırlatın.
Bu konuyu gerçekten ANlamış kişiler bir daha asla şikayetlenemezler, kendilerini ya da yakınlarını boğamazlar; çünkü ilacı bizdedir bunun.
Öncelik sırana BAK. İstersen o anda DEĞİŞTİR.
İçinden değiştirmek gelmediğinde bile DEĞİŞECEKSİN, artık kurban rolüne bürünemeyeceksin. Çünkü öncelik sıralarını kendi özgür iraden ile belirlediğinden EMİN olacaksın. Seninle birlikte yakınların ve uzakların da değişecek. Bütün dünya değişecek.
Minnacık bir çaba buna yeter.
Ancak bunun sürdürülebilir olması için büyük çaba gerekir, hatırlatma hep hatırlatmak gerekir kendimize.
Ve sonunda öyle bir gün gelir ki artık eski halimize dönmek söz konusu değildir, dönüşüm gerçekleşmiştir.
KENDİMİZİN sözcüsü olmuşuzdur.

Hala hatırlatma ihtiyacı duyduğuma göre dönüşümüm tamamlanmamış ama sık hatırladığıma göre kendimden ümidim var 🙂

Burada ve her yerde o ya da bu şeklinde aristo mantığından tamamıyla uzaklaşıyoruz artık. Bu bir skaladır. Yani “öncelik sırasını” uygulayanlar ya da uygulamayanlar diye iki durum söz konusu değil. Bu bir skaladır, ve her birimiz bu skalanın değişik aşamalarındayız. Örneğin ben bu skalanın uygulayanlar kısmına oldukça yakınım. Bunu nerden anlayabiliyorum? Çünkü şikayet etmiyorum, rahatsızlık duyduğum bir durum olduğunda bunu hemen halledebileceğimi biliyorum. Şartlar benim dışımda belirlenip bana dikte edilmiyor, bunun nerdeyse %95 farkındayım, uygulamalarımın sonucundan görüyorum.

Öncelik sıralarımla ilgili bilgim varsa, gidiyorum önceliklerimin sırasına bakıyorum. Onların sırasından hala memnunsam değişimi sağlayacak KARARı vermiyorum fakat bu kez artık o rahatsızlık duyduğum konudan şikayet edemiyorum, biliyorum ki bu benim değiştirmek istemediğim öncelik sıralarımın sonucudur. Sonuca ve kendi kararıma saygı duymayı öğreniyorum. Bazen de öncelik sıramı değiştirebileceğimi görüyorum ve hemen sıralamayı değiştirecek KARARı veriyorum (ışın kılıcımı her an kullanırım). Bu durumda rahatsızlık duyduğum konu hemen kısa süre içinde değişir.

**