Tonale karşı Tonal, işte budur ahval!

Toltek bilgeliğine göre; var oluşumuz esnasında iki ayrı güç halkasıyla doğarız. Dünyasal boyutta akılla direkt bağlı olan birinci güç çemberimizi kullanırız. Dünyasal algımızın oluşturduğu tüm her şey; bizi biz yapan her şeydir ve ona Tonal denir. Dünyaya anlam vermeye çalışan şey tonaldır, o olmadan bir takım yabancı sesler duyar, bir şey anlamayız. Tonal gerçek varlığımızı esirgeyen bir koruyucudur bu da ona edimlerinde kıskanç ve kurnaz olma niteliği verir. Onu doğumla birlikte büyütmeye başlarız. İçimize havayı ilk çektiğimiz o an, Tonal içindeki erkle nefes almaya başlamış oluruz. Tonal doğumla başlar ve ölümle biter. Hiçbir şeyi yaratamaz ya da değiştiremez ama yinede de oluşturur dünyayı. Yargılamak, değer biçmek, tanıklık etmektir işlevi çünkü. Tonal hiçbir şey yaratmayan yaratıcıdır.

İkinci güç çemberimiz ise Nagualın alanıdır, istençle bağlantılıdır. Nagual bizim hiç ilgilenmediğimiz parçamızdır. Nagual bizim betimleyemediğimiz bölümümüzdür. İsim yok, söz yok, duygu yok, bilgi yok.

Daha doğduğumuz anda aslında iki parça olduğumuzu hissederiz. Doğum anında ve sonraki kısa sürede tümüyle nagualızdır. Sonra işlev görmek amacıyla sahip olduğumuz parçanın bir karşı parçası olması gerektiğini hissederiz. Aranan Tonaldır ve bu en başından beri bir eksiklik yaratır. Derken Tonal gelişmeye başlar ve önem kazanır, nagualın parıltısı körelir, onu tümüyle kaplar. Artık tümüyle Tonal olduğumuz anda ise doğumdan başlayarak bize eşlik eden ve bizi bütünleyen bir parça olduğunu sürekli anımsatan o eski yetersizlik duygusunun arttığını seyretmekten başka bir şey yapamayız.

Tümüyle Tonal olduğumuz andan başlayarak eşler oluşturmaya koyuluruz. İki yanımız olduğunu hep duyumsarız ama bunu tonalın nesneleriyle dile getiririz. Bir yanımız ruh diğeri beden, zihin ve özdek, iyi ya da kötü, Tanrı ve şeytan gibi… Aslında adanın üstündeki şeyleri eşleştirdiğimizin ayırtına varamayız.

Dünyasal bilişimizin tanımlandığı güç alanımız, bağlı olduğumuz tonalimiz tarafından yönlendirilir. Bizler bir başka yanımız daha olduğunu duyumsasak da Tonal, hep kendisinin içinde kalmamız için sürekli sopasını gösterir. Bu yüzden şaman bilişinde dışarıdan kabuğun kırılması, yani çömez-usta ilişkisi gereklidir.

Evrenden akan enerji; sürekli şekilde itilip çekilir evren tarafından. Evrenin vahşiliği, yırtıcılığı, acımasızlığı, sömürmesi gibi görülen bu itme-çekme tepkimesi aslında, onun kendi farkındalığını deneyimlemeye çalışmasından ibarettir.
Evren, varlıklar üstünde baskı uygulayarak farkındalıklarını arttırmaya çalışmaktadır.
Carlos Castaneda’ya göre Şamanlar; arayışlarını, sonunda bir organizması olmaksızın, birleşik bir birim gibi davranabilme anlamında bir varlık olma arayışı diye tanımlarlar. Bu açıdan varlıklar, yeni biliş ufuklarına götürecek sıçrama tahtaları görevi gören hatırlatıcı araçlar ya da uygulayımsal yapılardır sadece.

 

http://www.sonsuz.us/node/sonsuzluga_toltek_bakisi

Istenc Nedir?

Evet sözlüğe baktım da irade diyor bu kelimeye. Ama DJ’nin kullandığı anlamı iradeden daha başka bi şey.En iyisi bu konuyu anladığım kadarıyla özetleyeyim. (bu cümlenin açılımı aslında şu; özetleyeyim ve anlamış olup olmadığımı test edeyim!)

Istenc, istenilen, sağduyuya meydan okurcasına yapılan akıl almaz başarılı işlerle ilgilidir. Düşüncelerin sana yenildiğini söylerken seni muzaffer kılan şeydir istenç.Kişiyi, hiçbir şeyden incinmez duruma sokan, bi büyücüyü duvardan geçirten, uzayı aşırtan, isterse aya götüren bi şeydir istenç.Bir büyücüye göre istenç, içimizden çıkan ve dışarıdaki dünyaya sarılan bir güç demektir. O göbeğimizdeki yarıktan, saydam telciklerin bulunduğu yerden çıkar.Sıradan insan dünyadaki şeyleri elleri, gözleri ve kulaklarıyla algılar; ama bir büyücü bunlardan başka burnu, dili ve özellikle istenci ile algılar.İstenç, görme de değildir, bir güçtür.GÖRME ise bir güç değil, bir şeyin iç yüzünü ortaya çıkaran yetenektir.Güçlü bir istence sahip olup da göremeyen büyücüler olabilir.Bir bilgi adamı, dünyayı hem duyularıyla ve istenciyle hem de görmesiyle sezebilir.Bakın burada duyu+istenç+görme birleşerek büyük bir fark yaratıyor.İstenci güçlü ama göremeyen bir büyücü hayatı boyunca savaşçı gibi yaşamak zorundadır. Oysa bir görücünün, artık savaşçı gibi yaşaması gerekmez. O zaten her şeyi OLDUĞU gibi görür.İnsan bi kez görmeyi öğrendi mi, hiç bişey olmadan her şey olmuş sayılır. Yani yok olmuş demektir ama yine de ortadadır.Bir savaşçı için iki önemli merhale var; Birincisi kendi ölümüne dair keskin bir bilinçlilik içinde olması gerekir. İkincisi iseyansızlıktır. Böylece bir savaşçı, ölümün bilinciyle ve yansızlığıyla ve kararlılığının verdiği güçle tüm eylemlerini belirli bir noktaya yönelterek yaşamını düzenler.Sabırlılığı öğrenen savaşçı istence yönelir.Ve bekler savaşçı! Bir savaşçı acele etmez; çünkü istencini beklediğini bilmektedir.Ve bir gün gelir olağan durumlarda yapılmasına olanak bulunmayan bi şey yapıverir.Arı yaşam sürdürenler içindir görmek.

Duskunlugun en kotu bicimi isteklerine gem vurmaktir bence der DJ, cunku bunu yapan kisi, buyuk bir seyler yapmakta oldugu kanisina saplanir. Oysa kendi dunyasina kapanmaktan baska bi sey yapmis olmuyordur. Duskunluklerimize karsin istencimiz gelisir. ISTENC icindeki yarigi azar azar genisletmeye baslar! Hepimizin icinde bi yarik bulunuyor der DJ, bi bebegin basindaki bebek buyudukce kapanan bi bingildak gibi bir bosluk; iste bu yarik da, istencimiz gelistikce daha da genisler.

(Sibelin notu: tahminimce bahsedilen karindaki bu yarik erkeklerle ilgilidir, disilerin istenci muhtemelen rahimde ve acilmasina gerek olmaksizin dogal olarak faaliyette. Sanirim bu sebeple kadinlar her zaman daha tehlikeliler cunku istenclerini bilincsizce oldugu kadar cok da kolayca kullanmaktalar)

Öğretmenin ilk edimi-3

“Hepimiz bir baloncuğun içindeyiz. Doğum anımızda yerleştirildiğimiz bir baloncuktur bu. Önceleri açıktır baloncuk sonraları kapanmaya başlar ve mühürlenir. Bu baloncuk bizim algılamızdır. Yaşamımızın tümünü bu baloncuk içinde geçiririz. Yuvarlak çeperinde kendi yansımamızı görürüz. Eğer çeperlerde gördüğümüz kendi yansımamız ise, o takdirde yansıyan şey gerçeğin kendisi olmalıdır. Yansıyan şey bizim dünya görüşümüzdür. Bize doğum anında verilen bu görüş önce bir betimlemedir, tüm dikkatimiz onun tarafından çelinip de betimlemenin bir dünya görüşüne dönüşmesine dek öyle kalır.
Öğretmenin görevi bu görüşü yeniden düzenlemek, ışıldayan varlığı, velinimetin baloncuğu dışarıdan açacağı ana hazırlamaktır. Baloncuk, ışıldayan varlığın, bütünselliğine ilişkin bir fikir edinebilmesi amacıyla açılır. Işıldayan varlığı bütünselliğe doğru yönlendirmek dikkat isteyen bir manevradır. Onun için öğretmen içeriden, velinimetin de dışarıdan çalışmasını gerektirir.
Öğretmen dünya görüşünü yeniden düzenler. Bu görüşe tonal adası adı vermiştim. Büyücülerin açıklamasına göre, bu tonal adası kimi öğelerin üzerine odaklanmayı öğrenmiş olan algılamamız tarafından yapılmıştır, bu nesnelerin tümü bizim dünya görüşümüzü oluşturmaktadır. Çömezin algılaması söz konusu olduğunda, öğretmenin görevi tüm nesneleri baloncuğun bir yarısında yeniden düzene sokmaktır. Sen artık şu an da tonali temizleme ve yeniden düzenlemenin, onun akıl tarafındaki tüm öğelerinin yeniden kümelendirilmesi olduğunu anlamışsındır. Benim görevim senin sıradan görüşünü karıştırmaktı, ama parçalamak değildi bu, yalnızca akıl tarafında kümelenmesini sağlamaktı.” dedi Don Juan ve yere bir daire çizip ikiye böldü. Öğretmenin ustalığının, çömezini, dünya görüşünü baloncuğun sağ yarısında yeniden kümelendirmeye zorlamak olduğunu söyledi.

Neden sağ? diye sordu Castaneda. Orası tonalın tarafıdır dedi Don Juan. Öğretmen kendini hep bu yöne yöneltir. Çömezine savaşçının yolunu tanıtırken onu mantıklı olmaya, ayıklılığa, kişisel ve bedensel sağlamlığa yönlendirirken, çömezin baş edemeyeceği, akıl almaz ama yine de gerçek durumları ona sunarken, aklının, hayret verici bir biçimde çok küçük bir alanı kavradığının ayırtına varmaya zorlar onu. Savaşçı her şeyi mantığa vuramayacağını anladığında yenik düşmüş olur da aklını güçlendirmek ve yenik aklını savunmak için olanca gücüyle çevresinde gördüğü her bir veriyi bir araya getirmeye başlar. Öğretmen onu acımasızca dürtükleyerek, tüm dünya görüşünü tek bir yarım kürede toplamasına yardımcı olur.

Öteki temizlenmiş yarım küre büyücülerin istenç dediği şeye ayrılmıştır.
Öğretmenin görevi baloncuğun bir yarısını temizleyerek her şeyi diğer yarıya düzenlice toplamak, velinimetin görevi ise, baloncuğu temizlenmiş tarafından açmaktır. Mühür bir kere kırılmaya görsün, savaşçı asla eskisi gibi olamaz. Bütünselliğin yönetimindedir artık. Baloncuğun yarısı aklın, tonalın mutlak merkezidir, öteki yarısı da istencin.

-Erk Öyküleri

Burada esas nedir biliyor musunuz, basitçe: insanların bilinmeyenle ilgili bildiklerinii sanıyor olmaları. Böylece bilinmeyene ait olan sol yanları da bilinen(tonal) tarafından işgal edildiğinden, merak duyguları körelmiş, ses duyamaz hale gelmiş olurlar. Bu sebeple öğretmen, bilinenleri-en dibine kadar sadeleştirmek suretiyle- sağ  yana toplamakla işe başlar.