Tohum Islahı

Hem kişisel hem de devlet eliyle tohum ıslahı yapılır. Bu ne zaman başlamıştır, ıslah nedir? Neden gereklidir? Gerekli midir? Bu konunun PAN ile bi ilişkisi var mı?

*

Dünyamızda diye sahiplendiğimiz insan yapısı her şey, erkeklerin dar görüşleri ve üstelik bu görüşe olan nerdeyse sınırsız inançları, inatlarının, korkusuzlıklarının (hekurasları) ve fiziksel enerjilerinin birleşiminden oluşan bir pakettir. Şüphesiz ki somut olarak ortaya çıkan bu insan yapısı şeylerin arasında sayısız bilinç seviyeleri var, bunların sebebini merak ettiyseniz, annelerine ve eşlerine bakmalısınız.

*

Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler (gerçek aşk) ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır.
Bu sebeple bazı ustalar, görmüş geçirmiş insanlar AŞK’ı böylesine yüceltmiş ve bizlere hedef olarak göstermişlerdir. Bu aşık olduğumuzda yaşadığımız o müthiş farklı boyuttan ziyade yukardaki SENTEZleme işleminin bir hayat boyunca mümkün olduğu kadar çok yapılabilmesi içindir. Aşkın kutsallığı işlevi itibariyledir.Aşk, aşkınlaşmak içindir. Bunu hatırlamakta yarar görüyorum.

*

Her zerre yeksan (tektir), her zerre raksan (dans eder).

Sufi deyişi

Zodyak içimizde mi?

Astrolog Öner Döşer, Zodyak içimizdedir diyor sayfasının başında. Buna katılan var mı aranızda?

Açıkçası ben kendi bedenim ve hayatımda birçok kez bu paralelliği görüp şaşırdım. Zaten küçükken de damarlarımda dolaşan kan ve içindeki alyuvarlar akyuvarlar bana nedense kozmozu anımsatırdı. Küçük bi çocukken bu bana çok normal geliyordu.
Bir çok insan -özellikle bu konuda fikir beyan eden erkekler- gökcisimlerinin kendilerini gerek kişisel özelliklerini gerekse zamanla gösterdikleri eğilimleri etkilediğini düşünmekten hoşlanmıyor, hatta yüzlerinde bi küçümseme ve tiksinti rüzgarı bile gördüğüm oluyor. Sizce bunun sebebi ne ola?
Eğer Zodyak içimizdeyse -ki buna katılıyorum- insanların büyük bölümü kendi içlerinden tiksiniyor olabilir mi?
Bu tılsımlı, mucizevi varoluşumuzda yalnız ve yalnızca iyiye odaklandırılmış insanların nevroz vakası olmalarında şaşılacak bi şey var mı?
Eğilimlerimizi keşfetmek için hangi aracı kullandığımız fark eder mi?

Ben AN’ın gücüne, sihrine, mucizesin güvenenlerdenim. Hiç bir an’ın tekrarı yok, her biri parmak izi gibi, DNA gibi biricik. İşte belki bu sebeplerle astrolojinin de doğan her bebeğin o biricik AN’ın ürünü olduğu temelinde yükselmesi normal geliyor bana.

Her AN’ın işlevleri var. Bir eğilimi ve yaptırımı var.

“Akışta olmak” kavramı AN’larda -onların işlevine/eğilimine uygun- sörf yapabilmektir desek yanılmış olmayız sanırım.

Kozmoz benim içimden akıyor.

İç-Dış İlişkisi

Gerçek dertliye kendim ilâç, kendim derman;
Hem âsıkım, hem masukum, kendim canan;
Rahm edeyim, adım Rahman, zatım Sübhan;
Bir nazarda içlerini safa kıldım.
http://www.halukberkmen.net/pdf/180.pdf
İç-Dış İlişkisi

**

Bugün bireyselleşme sürecini tanıyabildiğimiz kadarıyla “self” her zaman bir gurup biçimlendirmeye eğilimlidir, bu da bir yandan bütün insanlar için bir duygu bağı, öte yandan belli bireyler için belirli duygu borcu oluşturmakla olur. Bu bağlar ancak self bütünlüğü tarafından kurulursa, gurur çatışmaları, kıskançlık ya da olumsuz yansımaların guruba sıçramıyacağı umulabilir.

Elbette bu, görüş farklarının ya da görev çatışmalarının olmayacağı anlamına gelmez, ama her bireyin her seferinde etkin bir şekilde geri çekilmesi, kendi selfinin yönlendirdiği pozisyonu bulmak için iç sesini dinlemesi gerekir.

… Ama tek bir birey kendi bireysellaşma sürecini tamamlamışsa onun çevresindekilere olumlu anlam bulaştıran bir etkisi vardır. Bu bir kıvılcım sıçraması gibi ve çoğu zaman da çok konuşulmadan, bilinçli bir amaç gütmeksizin olur.

… Mandala simgesinin aynı anda iki temel yönünden söz edilmekteydi. Mandala bir yandan eski düzenin yeniden kurulması gibi tutucu bir amaca, öte yandan da henüz olmayan bişeyi biçimlendirmek gibi yaratıcı bir amaca hizmet ediyordu. Bu ikinci yan birincisi ile çelişkili değildi; çünkü çoğunlukla eski düzenin yeniden kurulması aynı anda bir yeni yaratış olmaksızın yapılamıyordu. Yeninin içinde eski aynı zamanda daha yüksek bir düzeyde geri dönmüş oluyordu. Bu bir spiralin belli bir yönde geliştikçe durmadan aynı hizadan yeniden geçişi gibiydi.

… Böylece bilinçdışının çağımızda araştılışı bir kapıyı daima kapalı tutar. Bazılarının tercihiyle bir kimsenin kendi başına spiritüel bir gerçeklik olabildiği şeklindeki hayali ruhsal gerçek, kesinlikle dışlanır. Çağdaş Fizikte de Heisenberg’in “belirsizlik ilkesi” ile mutlak bir fizik gerçeklik bulabileceğimiz yanılgısı dışlanarakbir kapı kapatılmıştır. Ama bilinçdışının keşfi bu sevilen yanılgıların yitimini, önümüzde tahmin edilemiyecek kadar çok yönlü ve sınırları içinde tutulamayacak yepyeni bir gerçeklik alanını açarak gidermektedir. Bunda objektif araştırma ve kişisel etik serüven garip bir şekilde birleşmektedir. Bu  gerçeğin tanınması olasılıkla yepyeni türden bir “bilim” ortaya çıkmasına yol açacaktır. Çünkü o zaman duygu, moral değerlendirme işlemi artık dışarıda bırakılamayacaktır. Ama bu yeni alanın yolunun öğretilebilirliği görece azdır; çünkü bundaki birçok unsur biriciktir. İnsandan insana dille tam anlatılamaz. Burada da öbür insanların tam olarak anlaşılabileceği, onlara doğru olanın anlatılabileceği yanılgısına kapı kapatılmakta ama aynı zamanda onunla kıyaslanabilir bambaşka geniş bir alan, yani birçok tekil insanı etkileyen birleştirici işlevi açılmaktadır. Bugün egemen olan entellektüel gevezeliklerin yerini böylece psikenin gerçekliğinde olup biten anlamlı olgular alacaktır.

yazının bütünü için: Tıklayınız

**

Hepimiz kendi baskın işlevimizi yerine getiriyoruuz. Benim ki sanırım; düşünmek-bağlamak ve yazarak/çizerek/konuşarak paylaşmak. Bir süre bu işlevime ara vermek istedim ama bunun bi yararı olmadı, fimi pausta bekletebildim sadece 🙂 Ve sonunda işlevime aracılık etmeye rıza gösterdim. Zaten işlevimiz en kolay ve en zevk alarak yapabildiğimiz şeydir. Ve her işlev eşit değere sahiptir bileşikliğimiz içinde. Kendimi işlevim sanmıyorum, onunla birebir özdeşlik kurmuyorum çünkü kendimi bilmem olası değil. Sonuç olarak sersemin biriyim hahahahahahaha… sa

Batma yüzeyi

Kendi yumurtanızdan, sulbünüzden doğurup OLdurmadığınız çocuklarınızı da kütüğünüze yazdırın. Batma yüzeyini genişletmelisiniz. Bu acil bi durum.

  • Hanife A batma yüzeyini genişletmek zaman kazanmaya çalışmak değil midir? yani en baştan işin içine “batma” lafını koymuşuz:)

    Sibel Atasoy Her zaman tufan olmuyor 🙂 batarız çıkarız olsun diye

    Hanife Altuntas eşeği sağlam kazığa bağlayalım diyorsun:)

    Sibel Atasoy ağırlığınız artacakmış gibi görünür ama tam tersine hafiflediğinizi görüp bana teşekkür edeceksiniz. Hoş beklentim yok, hayat yeterince ediyor )
  • Hanife A ilk cümleyi açar mısın biraz?

    Sibel Atasoy hangisi

    Hanife A ‎”kendi yumurtanızdan sulbünüzden doğurup OLdurmadığınız çocuklarınızı da kütüğünüze yazdırın.”

    Sibel Atasoy kan bağından kurtulun diyorum 🙂

    Hanife A ha ben yanlış anlamışım..hem kendi yumurtandan doğuracaksın, hem oldurmamış olacaksın, sonra kütüğe yazacaksın gibi..o nedenle anlamakta zorlanmıştım.tşk ederim: şimdi oldu.

    batma da çıkma da netliğe kavuştu.:)

    Sibel Atasoy farklı yollardan ifade etmeyi deniyoruz ya 🙂 KBK (kan bağından kurtulmak), kabakulaktan kurtulmak gibi hahahahahaha Belki kabakulak olunca uyanış müziğini duyamıyoruzdur
  • Hanife A
    ben çocukken geçirmiştim o hastalığı. rahmetli anneannem başımda günlerce beklemişti..bu aralar, özetleme işinin ucundan kıyısından tuttuğumdan, çocukluğuma da küçük seyahatler yapıyorum.öylece izliyorum çocuk- beni.onu anlıyorum, seviyorum, onurlandırıyorum..onunla birlikte, ona kucak açan, herkesi de..daha geçenlerde bir rüyamda da rahmetli babamı gördüm..ömrü hayatında takım elbise kravat giymemiş adamcağız, takım elbiseli göründü rüyamda. iyi mi?:) bu yorumlarda çenemim düşmesi, çocukluk anılarıma gidişlerim de bundandur yani..haberiniz ola:)

Siz kaç tanesinden uyandınız?
Tekrar tekrar tekrar… Bu bir kişiyle olacak iş değil. Herkesin farklı işlevi var. Ancak bir gurupla başarılır uyanmanın kalıcılığı.

Sürdürülebilir inovation…Moda oldu, Her büyük şirketin ana ilkelerine girdi. Güzel buluş ama kendini sürdüremez kelimeler, insanlara muhtaçlar.

İki dünya arası

Ola ki sen GÖRMENİN insanın yalnızca iki dünya arasına, sıradan insanla büyücülerin dünyası arasına sokulduğu zaman gerçekleştiğini öğrenmişsindir. Sen şu anda o iki dünyanın tam ortasındasın. Görmeyen herhangi bir büyücü de senin gibi çakalla konuştuğunu sanır. Ama GÖREN bir kimse bilir ki buna inanmak, büyücüler aleminde çakılıp kalmaktır. (DJ)

Öyle kritik unsurlar içeriyor ki bu saptama. Sanırım temel husus, “iki dünya arasına sokulma” edimidir. Şüphesiz bunu ulaşılacak bir merhale olarak lanse etmek de hamlığın bir başka çeşidi olacaktır. Herkes GÖREN olmak durumunda değil, işlevlerimiz farklı evrelerimiz çok farklı.:)

**

Öylesine hayati bir konudur ki Öncelik Sırası (Tıklayınız), sık sık kendime unutturmamak için çabalarım.

Lütfen sizler de isterseniz bu mesajı paylaşarak isterseniz kendi özgün kelimelerinizle bu konuyu kendinize çevrenize hatırlatın.
Bu konuyu gerçekten ANlamış kişiler bir daha asla şikayetlenemezler, kendilerini ya da yakınlarını boğamazlar; çünkü ilacı bizdedir bunun.
Öncelik sırana BAK. İstersen o anda DEĞİŞTİR.
İçinden değiştirmek gelmediğinde bile DEĞİŞECEKSİN, artık kurban rolüne bürünemeyeceksin. Çünkü öncelik sıralarını kendi özgür iraden ile belirlediğinden EMİN olacaksın. Seninle birlikte yakınların ve uzakların da değişecek. Bütün dünya değişecek.
Minnacık bir çaba buna yeter.
Ancak bunun sürdürülebilir olması için büyük çaba gerekir, hatırlatma hep hatırlatmak gerekir kendimize.
Ve sonunda öyle bir gün gelir ki artık eski halimize dönmek söz konusu değildir, dönüşüm gerçekleşmiştir.
KENDİMİZİN sözcüsü olmuşuzdur.

Hala hatırlatma ihtiyacı duyduğuma göre dönüşümüm tamamlanmamış ama sık hatırladığıma göre kendimden ümidim var 🙂

Burada ve her yerde o ya da bu şeklinde aristo mantığından tamamıyla uzaklaşıyoruz artık. Bu bir skaladır. Yani “öncelik sırasını” uygulayanlar ya da uygulamayanlar diye iki durum söz konusu değil. Bu bir skaladır, ve her birimiz bu skalanın değişik aşamalarındayız. Örneğin ben bu skalanın uygulayanlar kısmına oldukça yakınım. Bunu nerden anlayabiliyorum? Çünkü şikayet etmiyorum, rahatsızlık duyduğum bir durum olduğunda bunu hemen halledebileceğimi biliyorum. Şartlar benim dışımda belirlenip bana dikte edilmiyor, bunun nerdeyse %95 farkındayım, uygulamalarımın sonucundan görüyorum.

Öncelik sıralarımla ilgili bilgim varsa, gidiyorum önceliklerimin sırasına bakıyorum. Onların sırasından hala memnunsam değişimi sağlayacak KARARı vermiyorum fakat bu kez artık o rahatsızlık duyduğum konudan şikayet edemiyorum, biliyorum ki bu benim değiştirmek istemediğim öncelik sıralarımın sonucudur. Sonuca ve kendi kararıma saygı duymayı öğreniyorum. Bazen de öncelik sıramı değiştirebileceğimi görüyorum ve hemen sıralamayı değiştirecek KARARı veriyorum (ışın kılıcımı her an kullanırım). Bu durumda rahatsızlık duyduğum konu hemen kısa süre içinde değişir.

**