Şeytan Keman Çaldı

1712’nin bir gecesinde, Şeytan genç kemancı Giuseppe Tartini’yi ziyaret etti ve rüyasında ona keman çaldı.

Giuseppe o müziğin asla bitmemesini istiyordu, ama uyandığında müzik ortada yoktu. O yitirilmiş müziğin peşinde, Tartini iki yüz on dokuz sonat besteledi ve bütün hayatı boyunca nafile bir ustalıkla bunları icra etti.

Dinleyici topluluğu onun başarısızlıklarını alkışlıyordu.

Işık-aydınlık yoluyla aydınlanamazsınız

Işık-aydınlık yoluyla aydınlanamazsınız. Bu aynı zamanda karanlığı da içinize almakla ilgilidir.
Diğer bir büyük engel de , “Oh tanrım, eğer karanlığa dalarsam, karanlığı kabul edersem, ya şeytanlaşırsam?” Şeytan-kötü= Evil. Ve bakın buraya– bir kalem alabilirsem – bakın bu sözcüğe.( tahtaya yazar) Evil = kötü, şeytan ve aynı zamanda live= yaşamak ve de veil= perde demek. Bakın, yani bu şeytan=satan. İngilizce bilmeyenler için, İngilizcede böyle ilginç bir sözcük oyunu var.
Ve, “Karanlığıma izin verirsem, karanlığa dalarsam ne olur? İzin vermek…” diyorsunuz. Şimdi, karanlık nedir? Tobias size yıllar önce söyledi. Bunlar kendinizde sevmediğiniz, hoşlanmadığınız şeyler. Karanlık sizin tanrısallığınızdır. Kendinize izin vermediğiniz şeyler. Ama burada muazzam bir korku var. “Ya şeytana dönüşürsem?” Ve şeytan nedir?Evet, insanlar o, karanlıktır, diyeceklerdir, o…..bilirsiniz, bu daha ziyada felsefi bir şey ama şeytan- kötülük aslında basitçe bireylerin bastırdıkları karanlığın ifadesi olan kitle bilincidir. Birçok insan kişisel karanlıklarını bastırırlar. Bu bir nevi, kitle bilincine gider, bir nevi büyük martikse, ve orada fermente olur ve gerçekten kötü kokar, gaz haline gelir ve patlama yapar.
Bir kişi bunu alacaktır – bir birey– ve şeytan olacaktır. Ama bir bakıma, bu bütün insanların içindeki bir karanlığın ifadesidir. Bu illa ki, bütün insanlar bu tek bir kişinin kötü eylemine hizmetteler demek değil ama tam olarak olan budur. Bir kişi bir biçimde karanlıktan bu streodi ( bir nevi kimyasal bileşene streoid denmektedir.) alır ve şeytanlaşır.Evet, sorumuz aydınlandığınız kadar karanlıklaşırsanız ne olur? Şeytana mı dönersiniz? Nedir bu? Bu bir düşüncedir. Evet, bunu düşünmeyin ama hissetmenizi istiyorum. Adamus

*

“Neden bilgi ve yöntemlerini insanlara öğretmek için bir program haline getirmiyorsun” sorusuna cevaben…

Eminim birileri yapacaktır ve zaten halihazırda yapanlar vardır. Bunu tıpkı bilimciler gibi herşeyin teorisini tek bi parmak şıklatmasında bulalım iddiasına kapılmadan (ki bu da olabilir, sadece takılmadan demek istiyorum) kendini hazır hisseden insanlar yeni dünyanın yapı taşlarını birer birer teleşsızca hazırlıyorlar (Örneğin Ken Wilberin her şeyin Teorisi üzerine on yıldır dikkat çekmeye çalışıyorum). Ben de üzerime düşeni yapıyorum, her gün 10 saatten fazla çalışıyorum, üstüne eğildiğim şeyleri ya da çıkarımlarımı paylaşmaktan hiç çekinmiyorum, soruları altın kıymetinde buluyorum, kitaplar yazıyorum, Bir Kadını Öldürmek kitabındaki oyun kuramım üzerine söylenebilecek “yeni bi lafım var mı” diye çırpınıyorum (madem hala hayattayım). İnsanları ve insanlık çabasını büyük bi şefkatle seviyorum. Daha ne yapayım?

Yanlış yok. Peki ya şeytan?

Yanlış yok, muhtelif denemeler var. Gerçek yetişkin, kendi metodunu dayatmaz. Daha verimli ve hızlı, üstelik “çeşitli” yolların keşfi, doğruyu bildiğin duygusundan bütünüyle kurtulmaya bağlı.

**

HS: “”Soru: Şeytanın herkese kendi sıkletine göre musallat olmasından bahsediliyor. Bu hususu nasıl anlamalıyız?””

Sa: Şeytan bence Gölge’dir. Bunu hemen her öğretide bulabiliyoruz. İşte bu açıdan kişinin kendi sikletine göredir şeytan. Bi şeyin kendi cüssesi neyse gölgesi de ondan bağımsız olamaz velakin günün güneş saatlerine göreyön ve şekil değiştirir. eğişmeyen ise bi ucundan daima kişiye bağlı olmasıdır. Gölge, aslından bağımsız olamaz 🙂

HS: gölgeden de öte bir şey olmalı.

sa: Belki de evet. Şeytan sadece insana düşman. İnsanın diğer canlılardan farkı ise bilinçlenme potansiyelidir, yani herşey olma potansiyelinden bilinçli niyeti ile OLdurma yetisi vardır. Demek ki Şeytan aslında bilincin düşmanıdır. 🙂 İkinci tahmin hakkımı da kullanıyorum: Şeytan, kaostur!

HS: dilime dolanan kelimeyle şeytan bir avadanlıktır; olmazsa olmazdır. imtihan olması için varlığı şart. olmalı ki; yoldan çıkarıcı ayartıcı olmalı ki; iyiler kötüler şunlar bunlar ortaya çıksın. bir nevi turnusol kağıdı.

sa: Yani Şeytan, dualitenin garantörüdür diyebilir miyiz?

HS: bilmem ki bunu demek de ikilik deyince; iki denk güç gibi algılanmasın. insanın ne mal olduğunun ortaya çıkabilmesi için olmazsa olmaz bir şart o kadar. yoldan çıkarıcı baştan çıkarıcı evet; ama o kadar da güçlü değil. güç şeytandan gelmiyor bizim ne idüğümüzü bilmememizden geliyor bence.

sa: Senin daha önce anlattıklarından çıkarsadığım kadarıyla, insan ne kadar iyi ve değerliyse, şeytanın saldırısı o denli keskinleşiyormuş. Yanlış anladıysam düzelt lütfen. Bu durumda “iyi ve değerli” kıstası yükseldikçe şeytanın saldırı gücü neden artar? Olayı bi nebze fizik açısından değerlendirebilir misin?

HS: alıntıdan anladığım kadarıyla… büyük başın derdi büyük olur; halterci ne kadar büyük ağırlık kaldırırsa daha büyüğünü kaldırmak arzusu zorunluluğu v.s doğar. belki; insan büyüdükçe düşmanı da büyür dersek olur mu?

sa: Mantıklı görünüyor fakat bu çıkarımın bana yeniden GÖLGEyi anımsattı?

‎HS :)) farklı disiplinlerden baktığımız için olabilir.

sa: Ben heryerden bakmaya gönüllüyüm. “insan büyüdükçe düşmanı da büyür dersek olur mu?”demiştin. O halde insanın “büyümesi”, yine de elzem midir? Ve ikinci sorum: “büyümek” ten kasıt tam olarak nedir?
(Bu arada gölgeden kastettiğimi anlamak için ibn Arabi’nin şu yazısını bi hatırlayalım, lütfen tıklayınız)

HS:büyümesi eşyanın tabiatı gereği denir ya… öyle bir durum değil mi? fiziksel anlamın daha dışında mesela; belki derinleşme denmeli belki başka kelime bulunmalı. İbn Arabi her anlamda beni aşar. Bir kitabını biraz karıştırdım o kadar. MEB yayınlarından. belki çeviriden belki başka şeyden. Biraz okudum, moda tabirle tarzım olmadığını anladım. Belki okunması gereken 100 alim varsa onlardan biridir. ama bana göre değil sanırım.

sa. Her büyüyenin kaos tarafından unufak edildiğini tarihi ve güncel olaylardan bizzat müşahade ediyoruz aslında. Aynı şeyin sonsuzca büyümesi gibi bi olgunun var olabileceğini düşünür müsün?

HS: düşünmem. bir yerde tıkanır sanki.

sa: Bu durumda Şeytan, senin dediğin gibi bi avadanlık olarak, sınırsız biçimde büyüme arzusunu hissediyor ve ona çekiliyor ve tahrip ediciliği ile onu kontrol altına alıyor. Böyle bakınca dengeyi sağlayan bi kontrolör avadanlığı gibi sanki 🙂

HS :)) bu konuda İbn Arabiyi geçtim; seninle de aşık atmak kolay değil. Sen de bir sürü gömlek fazla geliyorsun bana:))

sa: Ben sadece anlamak isteyenim. Her türlü mevcut fikrimi şu an yok sayarak dinlemeye hazırım aslında. Kendimi bi çocuk gibi hissediyorum, sadece meraklı 🙂 Teşekkür ederim

Aklıma Pan simgesini getirdin. PAN: Kırlar, çobanlar ve ormanların tanrısıdır. Keçi ayaklı, sakallı ve boynuzludur. Zevk düşkünü bir tanrıdır. Syrinks (pan flüt) çalar, tepelerde dolaşır ve sürüleri korurdu. Tanrıların habercisi Hermes’in oğlu olduğu söylenir. Faun bilinen diğer adıdır. o insanları kandıran, kapıdan kovulan ama bacadan girmeye çalışan zavallı şeytan olarak tasvir edilir.
Yunan mitolojisi olarak değil de simgesel bazda bakıldığında, PAN’ın insan medeniyetine karşı olduğu ve bilinçlenmemiş canlıları temsil ettiğini çıkarsayabiliriz sanki.

Panteizm, pandeizm, panenteizm gibi akımlar da galiba aynı simgeden yola çıkmışlar 🙂