Öldüm de haberim mi yok?

Yaklaşık üç aydır rüyalarım çıldırdı! Yani şu manada farklılık var, çok kalabalıklar, tanımadığım ve bazen bir iki tanıdığım insanlarla DEVAM EDEN bir yolculuk ve uğraş içeriyor. Üstelik gün boyunca rüyadan sahneler aklıma geliyor ve onların tüm duygusunu gerçeklik olarak hissediyorum, ancak birkaç saniye sonra onun rüyalardan bi sahne olduğunu hatırlıyorum.
Bu süreç sanırım homeopati tedavisine başladığım zamanla örtüşüyor ve ilginç bir şekilde tam da CC literatüründeki ÖZETLEME tekniğini anımsatıyor! Evet resmen bilinçaltımda özetleme yapılıyor. Ya da öldüm ve haberim yok!
*
Konu; zamanı yavaşlatmak!
Barış bey yine güzel anlatmış, teknikleri, önerileri yapmış ve son beş dakikada ucuca birleştirilmiş bir klip sunmuş (benim favorim delikten geçen top), izlemek için tıklayınız
Gelelim zamana 🙂
Zamanı yavaşlatmak bir başka deyişle kendini hızlandırmak anlamına geliyor.Zamanın değişik kozmoz bölgelerinde farklı akması da cabası. Bilimkurgulara epeyce malzeme çıkıyor bu yolla. Yine LUCY filmi geldi aklıma! O Beynini daha çoğunu kullandığında hızlanmıştı, yani zaman yavaşlamıştı ve böylece tüm detaylar göz önüne serilmişti! Belki de bilincin artması denen şey bununla alakalıdır. Gerçi ama iyilik/kötülük azizlik filan diye itiraz edecek olanlar olabilir fakat bilincin bu kavramlardan haberli olduğunu sanmıyorum. Sandığım yegane şey; varoluşun saçılmadan önceki birlik haline dönmek için doğal bir itkisi oluşu! Eğer buna iyilik diyorsanız, evet neden olmasın 🙂
*

Devamını oku “Öldüm de haberim mi yok?” →

Antipsikiyatri

Psikiyatri, tıbbi uygulama olarak giderek yerleşip kurumsallaştıkça, kaçınılmaz şekilde, psikiyatrların ellerindeki güçten ve etiketlerinden hoşlanmayan hasımları da olmuştur. Birtakım “akıl” hastalıklarına uygulanan belirli tedavilere (ilaçlar, elektroşok ve cerrahi) şiddetle karşı çıkan çeşitli sanatçılar, yazarlar ve hasta grupları fikirlerini açıklamaktadır. Nazi Almanya’sı ve Sovye Rusya’da psikiyatrinin nasıl baskıcı bir siyasal güç olarak kullanıldığını gösteren önemli vakalar vardır. Görünen odur ki, kimi durumlarda psikiyatrlar devletin baskıcı eli olarak kullanılmışlardır.

Psikiyatriyi eleştirenler üç şeyi sorgular: deliliğin tıbbileştirilmesi, zihinsel hastalığın varlığı ve psikiyatrların birtakım bireylere zorla tanı koyup onları tedavi etme gücü.

Rosenhan deneyi akıl sağlığı yerinde olmayan hastalara konulan tanıların ne kadar doğru olduğunu anlamaya yönelik psikiyatrik tanı üzerine kurulu bir deneydir. Deney, Stanford Üniversitesi Öğretim Üyesi psikolog David Rosenhan tarafından gerçekleştirilmiştir ve 1973 yılında Bilim adlı dergide yayımlanmıştır. Deney gerçekleştikten sonra psikoloji biliminde psikiyatrik tanının ne kadar önemli ve etkili olduğu münazaralarıyla ciddi bir şekilde değerlendirilmiştir.

Deney iki bölümde gerçekleştirildi. İlk bölümde Rosenhan’ın ortakları (Rosenhan’ın kendisi de dahil üç kadın ve beş erkek olmak üzere) sahte hasta rolüne girdiler. Kimi halüsinasyonlar gördüğünü kimi ise farklı psikolojik rahatsızlıklar yaşadığını söyleyerek kendilerini kliniklere hasta olarak kabul ettirdiler (deney ülkenin beş farklı eyaleti ve bu eyalete bağlı farklı hastanelerde yinelenmiştir). Daha sonra kliniklere kabul edilen sahte hastalara kliniğin görevlileri tarafından psikiyatrik tanılar konuldu. Sahte hastalar kliniğe kabul edildikten kısa süre sonra bu sefer -deney gereği- normal hareketler sergilemeye başladılar ve görevlilere artık iyi hissetiklerini söylemeye başladılar. Ancak sahte hastalar klinik görevlileri tarafından pek ciddiye alınmamış, mamafih görevliler sahte hastalara antipsikotik ilaçlarını almaları doğrultusunda salıverileceklerini belirttiler. Sahte hastalar yaklaşık 19 gün boyunca klinikte tutuldular. Klinik, içlerinden birine “remisyonda şizofren (hafif şizofreni)” tanısı koyarak diğerlerini de serbest bıraktı.
Devamını oku “Antipsikiyatri” →

Plasebo Etkisi

Meşhur doktor tavsiyesidir: “Şu iki hapı al ve sabah beni ara.” Doktorlar tüm (fiziksel) tedavilerin hastada fiziksel değişim sağlayacak aktif bileşenler ve prosedürler içerdiğini bilseler de tedavide psikolojik etmenlerin gücünü de göz ardı etmezler. Zihnin maddeye etkisi, sağlık dünyasında yüzyıllardır bilinen bir kavramdır.

Latince kökenli bir kelime olan plasebo “hoşnut etmek” demektir. Plasebo, kısaca, şifa verici bir değer taşımayan ve farmakolojik etkileri olmayan preparat olarak tanımlanır.

Nasıl işliyor? Plasebo etkisinin cazibesi, aslında nasıl işlediğine dair bir çok fikir ve kuram geliştirilmesine yol açtı. Edimsel koşullanma, klasik koşullanma, suçluluk duygusunu azaltmak, aktarım, önerme, ikna, rol talebi, inanç, umut, etiketleme, seçici semptom monitorizasyonu, yanlış nedene yüklemek, bilişsel uyumsuzluğu azaltmak, kontrol kuramı, kaygıyı azaltmak, beklenti etkisi ve endorfin salgılanması gibi çeşitli kavramlar öne sürüldü.

Plasebo etkisi hem nimet hem de lanettir.

Psicomagia- PsikoBüyü ve The OA

Bilinçaltının, rüya dilini anlaması akıl dilini anlamasından daha kolaydır. Belli bir açıdan bakıldığında hastalıklar, çözülmemiş sorunları açığa vuran birer mesaj, birer rüya niteliğindedir. Şifacılar büyük bir yaratıcılıkla kendine özgü tedaviler geliştirirler. Onlar herkesin içinde taşıdığı o ilkel, batıl canlıyla konuşurlar.
Usta bir hokkabaza yaraşır numaraları bir mucize gibi gösteren bu halk terapistleri, başarılı bir sonuca varmak için hastasını mucizelerin gerçek olduğuna ve iyileşebileceklerine kati olarak inandırması gerekir. Hasta bu kutsal tuzağa düştüğünde dünyayı mantık sınırlarında değil sezgisel olarak algılamasını sağlayacak bir dönüşüm deneyimler. Asıl mucize ancak o zaman kendini gösterebilir. 
*
Gerçeklik, her ne kadar kendimizi sakinleştirmek için öyle olduğuna inanmak istesek bile, mantıklı değildir. Dünyanın kendisi homojen değil gizemli güçlerin oluşturduğu bir alaşımdır. Gerçeklikten yüzeysel olandan başka bir şey almamak, ne kadar realizm kılığına büründürülse de gerçekliğe ihanettir.
Not: bunu paylaşan-bendeniz-, Boğa görünümlü uzman İkizlerden bozma çaylak Yay dır. O sebeple binlerce paylaşacak güzel cümlesi olan Alehandro’dan kendini tuta tuta ilerleyip bu paragrafta zokayı yutmuştur. 🙂
*
Hermano (pachita isimli yasli sifaci kadin kanali ile iyilestiren ruh), işbirliği yapmaktan kaçınan ve iyileşmeyi içten istemeyen hiç kimseyi iyileştiremezdi.

Hastalık bataklığını kurutmak mümkün mü?

Biyofizikçi Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğuna dair bir makale yayınlamıştı. Makaleye göre DNA birden çok frekans yayınlıyordu. Dr. Raymond Rife ise belli frekansları kullanarak virüs ve bakterilerin yok edilebildiğini bulmuştu. Nikola Tesla insan vücudunun yaydığı frekansları, dış frekanslardan yalıtabildiğimizde hastalıklara karşı büyük bir direnç geliştireceğimizi savunuyordu. İsveçli radyolog Bjorn Nordenstrom, bir tümörün içine bir elektrot yerleştirip doğru akım verildiğinde tümörün eridiğini test etmişti. Dr. Robert O. Becker ise “The Body Electric” adlı kitabında insan vücudunun elektriksel frekanslarını ortaya koydu. Araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor. Amerikalı doktor Bruce Tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçmüştü. Buna göre sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 MHz’lik bir frekans aralığı var. Hastalık ve rahatsızlıklar 58 MHz’de baş gösteriyor.
Makalenin tamamını okumak için tıklayınız, önemli.

Bu yöntemi 15 yıl önce kendi imal ettiği bir cihazla kullanan bir doktor arkadaşım vardı, bizzat şahitlik etmiştim mucizelere. Yani konuya eskiden beti vakıfım ancak bu makaledeki ifadelere bir ilavem var ki bu da hayati bir ekleme bence.
Makaledeki döktorun ifadesiyle “batı tıbbı bataklığı kurutamıyor” ifadesi eksik kalıyor çünkü kendi önerdiği frekansı ayarlayan bu cihaz (scio) ve yöntemi de bataklığı KALICI manada kurutamıyor, iyileşmeler geçici oluyor! Sebebi ise diğer bütün yöntemler (tıp ve alternatif şifa yöntemlerinin hepsi) gibi mevcut durumu tedavi etmesi, sorunun kaynağına gidilememesidir! Yani Lineer tedavilerdir bunların hepsi, çok boyutlu şifa veremiyor.

Devamını oku “Hastalık bataklığını kurutmak mümkün mü?” →