Uyanışın dört adımı -8

Kundalini hakkında her şey yazı dizimize devam ediyorum, öncesi için tıklayınız

Uyanışın dört adımı

Bireysel kimliğimizi sağlam tutan dört enerji formu seviyesi vardır.
İlk seviye vücudumuzun fiziksel formunun kendisi ve canlı olmasıdır.
İkinci seviye, düşünme ve bilme yeteneğine sahip zihnimizdir.
Üçüncü seviye, enerjiyi düşünceden enerji formuna, duyguları ifade etmek veya bir şeyler yapmak gibi dış dünyaya taşıma yeteneğimizdir.
Dördüncü seviye, yaşamlarımız arasında süreklilik yaratan ve enerjik formumuzun aydınlanmaya doğru ilerlemesini sağlayan tüm yaşamlarımız boyunca deneyimlerimizin kolektif hafızasıdır. Bunu, tüm deneyimlerimizin büyük bir veri bankası ve şimdiye kadar öğrendiklerimizin bir koleksiyonu olarak görebilirsiniz.

Aydınlanma, kendini ve bu farklı enerji katmanlarını öğrenmek için fiziksel gerçeklikte deneyimlere sahip olma süreci olarak anlaşılabilir. Bir kişi belirli bir kimlik katmanı hakkında bilmeniz gereken her şeyi öğrendikten sonra, bu kimlik katmanını atabilir ve daha sonra bir sonraki katman belirginleşir ve dersler yeniden başlar. Bu konuda şaman bilgilerindeki yalnızlaşma ve parçalanma ritine göz atabilirsiniz, tıklayınız. Enerji katmanlarıyla özdeşleşmenin tüm katmanları düştüğünde, o zaman bireysel kimliğin gittiğini ve kişinin kaynağına tamamen geri döndüğünü veya aydınlandığını söyleyebiliriz.

Dünyaya her yeniden doğduğumuzda (algımız sonsuz şimdide yaşayan bir başka kişinin formuna girdiğinde! Bildiğimiz gibi Huna bilgisi-urban shamanda reenkarnasyon olgusu farklı algılarız bakınız), son kez kaldığımız yerden devam ediyoruz, şu anda içinde bulunduğumuz katman üzerinde çalışıyoruz. Ana katmanlar atlanamaz. Diğerini ele almadan önce bir tanesini tamamlamalıyız. Bunun nedeni, diğer kimlik katmanlarının görünmez olmasıdır, çünkü farkındalık seviyemiz onları görmek için yeterince yüksek değildir.

Kişinin gerçek doğasına uyanmadan önce, kişi yaratılan formla veya bedeniyle ve fiziksel dünyayla tam olarak tanımlanır. Kendini gözlemlemek için çok az yetenek vardır, çünkü bir kişi içinde bir gözlemci olduğunun farkında değildir. ” Sanırım bu yüzden öyleyim ” temel anlayıştır. Öngörülemez bir anda beden(kimlik) tanımından ayrılacağız ve ilk uyanış gerçekleşecek. Bu, mutluluğu bulmak ve hayal kırıklığına uğramaya devam etmek için elimizden gelen her şeyi denediğimiz, sonunda kendimizi derin bir karanlık deliğe ya da aşırı acıya sürüklediğimiz noktada olur. Bize hayatta olmak için bir anlam veren her şeyin yıkıldığını hissederiz.. Sadece acılarımızı bastırmak için ölmek istediğimizi hissederiz. Karanlık en karanlık olduğunda,  O anda, kimliğimizi ‘sadece bir beden’olarak sağlam tutan enerji serbest bırakılır. Bu enerji aklımıza yükselir ve gözlemci doğar. O zaman beden ya da fiziksel bir şey olmadığımızı fark ederiz, aksine gerçek benliğimiz vücudun arkasındaki enerji şeklidir. Vücudumuzla özdeşleşmemizi sağlamak için kaynağımızdan enerji alır, bu yüzden beden tanımından ayrıldığımızda bu enerji salınır ve bu da bir uyanış olayına neden olur. Bireysel kimlik katmanından ayrıldığımızda, bu tabakayı sağlam tutmak için kullanılan enerji serbest bırakılır, daha sonra enerjinin bir formdan diğerine dönüşümünün yan etkileri olan manevi fenomenler, içgörüler, vizyonlar ve fiziksel kundalini semptomları (yazı dizisinin önceki bölümlerinde detaylandırıldı) izlenir. Bir formun gitmesine izin verdiğinizde, bir ‘ölüm’gibi görülebilir. Fizikten biliyoruz ki, enerji asla kaybolmaz, sadece bir formdan diğerine şekil değiştirir.

Devamını oku “Uyanışın dört adımı -8” →

Hastalık bataklığını kurutmak mümkün mü?

Biyofizikçi Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğuna dair bir makale yayınlamıştı. Makaleye göre DNA birden çok frekans yayınlıyordu. Dr. Raymond Rife ise belli frekansları kullanarak virüs ve bakterilerin yok edilebildiğini bulmuştu. Nikola Tesla insan vücudunun yaydığı frekansları, dış frekanslardan yalıtabildiğimizde hastalıklara karşı büyük bir direnç geliştireceğimizi savunuyordu. İsveçli radyolog Bjorn Nordenstrom, bir tümörün içine bir elektrot yerleştirip doğru akım verildiğinde tümörün eridiğini test etmişti. Dr. Robert O. Becker ise “The Body Electric” adlı kitabında insan vücudunun elektriksel frekanslarını ortaya koydu. Araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor. Amerikalı doktor Bruce Tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçmüştü. Buna göre sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 MHz’lik bir frekans aralığı var. Hastalık ve rahatsızlıklar 58 MHz’de baş gösteriyor.
Makalenin tamamını okumak için tıklayınız, önemli.

Bu yöntemi 15 yıl önce kendi imal ettiği bir cihazla kullanan bir doktor arkadaşım vardı, bizzat şahitlik etmiştim mucizelere. Yani konuya eskiden beti vakıfım ancak bu makaledeki ifadelere bir ilavem var ki bu da hayati bir ekleme bence.
Makaledeki döktorun ifadesiyle “batı tıbbı bataklığı kurutamıyor” ifadesi eksik kalıyor çünkü kendi önerdiği frekansı ayarlayan bu cihaz (scio) ve yöntemi de bataklığı KALICI manada kurutamıyor, iyileşmeler geçici oluyor! Sebebi ise diğer bütün yöntemler (tıp ve alternatif şifa yöntemlerinin hepsi) gibi mevcut durumu tedavi etmesi, sorunun kaynağına gidilememesidir! Yani Lineer tedavilerdir bunların hepsi, çok boyutlu şifa veremiyor.

Devamını oku “Hastalık bataklığını kurutmak mümkün mü?” →

Günaydınnn istanbulll

Günaydınnn frekanslarrrr, kimse inanmazz (beni önceden tanıyanlar, ben gibi örneğin!) uyanalı bi saati geçti. İkinci kahvemmi içiyorumm, çevremdeki araba selini seyrediyorum, bu yağmurlu pazartesi sabahında herkes işe yetişmeye çalışıyor. Gerçekten sıkı bi trafiik var, benden söylemesi (malum köprüden önce son çıkışım)… Hayat güzel, ilginç, her an daha ilginçleşiyor. Hepinize en saf ve çocukça sevgilerimi sunuyorum

Okul konuşmaları nasıldı diye soranlara… Süperdi. En azından benim açımdan öyleydi. O meraklı gözlerdeki bakışlara susamışım. Öyle ki ardından hemen yağmaya başladım!

Masallarımdan birini de onlara armağan ettim, görmek isterseniz:

http://www.50yilsuheylaartam.k12.tr/node/177

Bu arada benim gibi bi çılgını (elini kolunu ağzını, özellikle de hislerini) bağlamadan bu çocuklara hem de iki hafta üst üste ikişer saat yaklaştıran bi okul (öğretmen ve yöneticileri,binası, yeri her bişeyi ile) olması bana oldukça dikkat çekici geldi. Özel bişeyler oluyo galiba 🙂

**

Bi gün sürüden ayrılan bi koyun, kendi kendine konuşarak geziniyormuş

-Sürüden ayrılanı kurt kapar derlerdi aslı var mı acaba?

ordan geçen bi kaplumbağa sormuş: “peki sen hala koyun musun?”

Tam o sıra bi puma çığlığı duyulmuş.

Kaplumbağa demiş ki “ben tercüme edeyim, sen hemen sürüne dön! diyor”

**