Ne sürer iniş?

“Ne sürer dağa tırmanmak?Kırk yıl. Esmerdir yerli klavuzlar; ufak tefek, yürekli, kaypak. Rüşvet almazlar.

Kuzey yüzünü mü önerirsiniz? Kaş çatıyor bütün yüzler; seçin öyleyse. Seyyahlar, kendi yolculuklarını anlatırlar, sizinkini değil. Basılacak sağlam yerleri saklamaz buz. Kayaları okuyun. Onlar sözü yaşar.

Ve zirvede? Durursunuz.

Derler ki buradan görülebilirmiş şehir. Bilmiyorum.

Aşağı bakarsınız. Garip gelir yukarı bakmıyor olmamak; emin olamazsınız ne gördüğünüzden.

Kimisi şehir bu der; başkaları daha uzak bir Âlem sezer. Klavuzlar döner. Omuzlayın çantanızı, giyin ceketinizi. Buradan aşağı ne bir iz var, ne bir amaç, ne bir yol, ne de yollar.

Akşamın o uçsuz bucaksız inişinde, o altın renkli pusun ta içinde, bir kıpırtı, bir ışıltı belki:

Ateist – Agnostik karşılaştırması

Son zamanlarsa sıkça şahit olduğum; ateistlerin agnostiklere karşı özellikle tanrı ile ilgili inançlarından henüz kurtulamamış olmaları ve agnostiklerin de ateistlere karşı aynı teistler gibi “tanrı yok inancına” sıkı sıkaya bağlı olduğu suçlaması durumunu görmemdir.

Yani ateist olduğunu iddia eden kişi agnostiklerin bilinemezciliğinin teistlere yaradığını iddia ederken, agnostik olduğunu iddia eden kişi de ateistlerin aynı teistlere benzediğini sadece zıt yönde olduklarını iddia ediyor.

Karşılıklı bu ve benzer suçlamaları ve konuyla ilgili düşüncelerinizi belirtirseniz iyi bir kaynak olabileceğimizi düşünüyorum.

Zihinden geçenlerden

Zihin…o hiç uyumaz.
Düşünceler akar durur.
Bir kısmını açmak/paylaşmak istedik.

Madde,aslında enerjinin bir halidir.
Enerji artmazmış,eksilmez miş te ..

”’Var olan enerji yok edilemez.
Yoktan da enerji var edilemez.”’

Bu, enerjinin sakımı kanunudur değil mi?
Herşey aslında enerjidir.
Düşünceler de enerjidir.
Beyin,düşünürken elektromanyetik dalga yapısında
enerji üretir.
Hatta,hastanelerde bunu ölçen bir alet bile vardır:

Elektroensefalografi.

Bu alet,beyinden boşalan elektriği/enerjiyi ölçer.
Sara hastalıklarının teşhisinde bundan faydalanılır.
Demek ki…düşünce ile madde arasında bir ilişki vardır.
Çünkü ikiside enerjidir…köken aynı.

Düşündü…Kün(OL) dedi…ve oldu.
Demekki evren/evrenler,düşüncenin ürünleridir.
Tabii ki,içindekiler de öyle.
Bazı şeyler …sanki…
Sanki,
biz öyle istediğimiz ve öyle baktığımız için öyleler.
Öyle değiller aslında…ama nasıl istersen öyle görünürler gibi.
Uzak fersahlardan,ışık yılı uzaklıklardan gelen kozmik ışınlar var.
Bu enerjiler nasıl bir bilgi kodu taşıyorlar ki…acaba?
Bizim beynimiz henüz bunları almıyor/algılayamıyor.

YENİ, Doğum, Sentez

Doğuma, sentez olgusuna, ayrılardan oluşan ama öncekini kapsayan YENİ’ye bi kere ulaştın mı, sürdürülebilir rüyada (hayat dediğimiz)birçok mekanizma çözülüveriyor frekanslar.Sizin bu konuda gözlem ve deneyimleriniz var mı?

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü aslında sorunuza tam yanıt olmayabilir ama ben bir süredir kendimi tanıyamıyorum neredeyse..sanki o bildiğim eski ben gitti, yerine başka biri geldi..yeni gelen daha rahat, daha eğlenceli, kaygısız, bir çocuk kadar meraklı, kendi eğilimlerinin peşinden gitmek isteyen, önyargısız ve fazlasıyla dingin biri..yani aslında daha uzun yazasım var ama bu durumu, dediğim gibi, sorunuz daha spesifik bir yanıt için miydi onu bilemediğimden meşgul etmeyeyim burayı dedim:)

Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar

Bülent Somay, Önsöz, “Seyyahın El Kitabı”, s. 7-10

Fantazi edebiyatında yeri hemen Tolkien’ın yanıbaşında. Kitapçı dükkânlarında Bilimkurgu Romanını Pembe Dizi raflarının yanından kaldırtıp layık olduğu yere, “20. Yüzyıl Romanı” mertebesine yerleştiren üç isimden biri, Dick ve Lem’le birlikte. Ancak dönüp tekrar tekrar okuduğun Le Guin’ler hangileri diye soracak olursanız, tereddüt etmeden “Denemeleri” diye cevap veririm. Kuşkusuz Mülksüzler‘in yeri başkadır. Her dört-beş yılda bir Yerdeniz‘in büyülü dünyasına bir hac yolculuğu yapmak farz olmuştur. Ama Le Guin’in denemelerindeki tavizsiz, dolambaçsız dil, söyleyeceğini “sonuçlarından ve yerleşik güçlerle düşeceği çelişkilerden korkmadan” söyleyen üslup, insanı en az bilimkurgu romanları ya da fantazileri kadar derinden etkiler.
Bunun en önde gelen nedeni, Le Guin’in dilini “kurgu” dokusundan arındırdığınızda ortada tüm çıplaklığı, acımasızlığı (ve bazen dehşeti) ile kalan samimiyettir. Amacının daima “kimsenin duygularını incitmeden mümkün olduğu kadar çok şeyi altüst etmek” olduğunu söyler Le Guin. Altüst edici (subversive) söylemler duygularınızı incitmese bile savunma mekanizmalarınızı elinizden alır çoğu kez; acımasız bir dünyaya karşı arkasına sığındığınız duvarları yıkmasa bile geçersiz kılar, kendinizi apansız çırılçıplak hissetmenize neden olur. Le Guin’in denemelerini okumanın böyle bir “soyucu” etkisi var: Kendi bedeninize (erkek imgesinde kurulmuş benliğimize), kurumlara (devlete, bilime, “gerçekliğe” ve gerçekçiliğe) olan inancınızı kuşkuya çeviren, “kadınları, rüyaları ve ejderhaları” tüm dehşetleriyle üzerinize salıveren bir etki. O kadınlar, rüyalar ve ejderhalar, şu ya da bu yolla edindiğiniz (çoğu kez sahte) güveni birden yok ederler, sizi bir kuşku çukuruna iterler; ancak bir kere o güvenden, o “emin olduğunuz gerçeklerden” arındığınızda da, sizi elinizden tutup düze çıkarırlar.