Kadın Olmanın görkemi ve dehşeti

Modern cantadora (öykü toplayıcı ve anlatıcısı) C.Estes’in uygun gördüğü isimle Vahşi Kadın Arketipi, dişil ruhtur. Dişiliğin kaynağıdır. İçgüdüyle gerek göz önündeki gerekse saklı dünyalarla ilgili olan her şeydir-temel olandır.

Bu görkemli tanım, ki gerçek olduğunu daha duyduğumuzda tüm hücrelerimizde hissediyoruz, pek tabiidir ki bizleri olduğu kadar erkekleri de tedirgin eder. Bu tedirginlik son bin yıllar boyunca vahşi kadının bastırılması yok edilmesi için her türlü gizli açık çabanın sürdürülmesine sebep oldu. Peki yok edilebildi mi? Sanırım bu satırları okuyan bütün kadınlar başlarını hayır anlamında salladılar ya da derin bir iç çekişle söze hacet bırakmayan cevaplarını salıverdiler.

Vahşi kadın, binbir çabayla derinlere bastırılmış olsa da onun tezahürü olan dünyayı hepimiz esefle görüyoruz. Eğer bir erkek olsaydım, böyle bir ayarsız gücü gizlenmiş olarak karşıma almak istemezdim doğrusu. Bırakırdım, gün yüzüne çıksın ve bu hayat/ölüm/hayat kuvvetini, yaşatma gücünü, kuluçkayı gözlerimle göreyim. Belki geçmiş zamanlarda beni korkutmuş olan bu ilkel kaynak, şimdi, bugün gözlerimi kamaştıracak ve onunla kol kola yürümenin yürek çarpıtan coşkusu içimi dolduracak, kim bilebilir ki? Bir daha denemeye değmez mi?

Kadın yanımla ise, vahşi kadınla bağlantımızın kopuşunun getirdiği sonuçları; güçsüz, aciz, sarsak, yaratıcı hayatını başkalarına teslim eden, eş iş ya da başka seçimlerinde hayatın altını oyan tercihler yapan, bir anlamda onbinlerce yıldır kendine komplolar kuran hemcinslerimin düştükleri bu acınası yalnızlık ve çaresizlikten kurtulmalarını isterim.

Vahşi Kadın, burada hemen içimizde, karnımızda bir burgu, midemizde kramplar, rüyalarımızda haykırışlarla özgür bırakılmayı bekliyor.

Devamını oku “Kadın Olmanın görkemi ve dehşeti” →

İnterstellar üzerine

interstellarİnterstellar ile daha derin incelemeler yapacağız tabi çünkü bunu bizzat üç saatlik sessiz sakinliği ile talep ediyor. İçinde iyi-kötü’nün olmadığı, tek bir savaşın yapılmadığı, uzaylıların(!) olmadığı üç saatlik bir barış filmi bu! Bence sadece bu özelliği ile tarihte daima hatırlanacak ve bir öncü niteliği kazanacak.
İçinde iyi kötü olmayan, savaşılmayan film gişe yapmaz, para kazanmaz diyenler var. Bu arzuları tatmin olmuş dahi yönetmenler artık her şeyi yapmakta özgür olurlar diyorum ben de nacizane.
Filmdeki vurgu; kendi kendimizin öğretmeni oluşumuza yapılmıştı, üç boyutlu gerçekliğin diğer boyutlarca desteklenmesi üstelik destekleyenin de üç boyutun ta kendisi olduğuna yapılmış. Zaman rölativitesi ile graviti anomalilerini ilişkilendirerek, BEN algısını enine boyuna genişleterek, kendilik kavramını baz almak yoluyla izah etmiş. Yani aslında temel olan kendini sevmek ve gözetmektir, böylece herşeyi boyutlararası etkilemektesin ve kucaklamaktasın diyordu bence.

Filmde ilk etapta gözüme çarpan Vasalisa efekti oldu. Sevilen ANNE ölmüştü! Baba üzerine yığılan tozlara (medeniyet diye sunulan korku jenerasyonu) gömülmüştü. İşte burada tarih boyunca mitlerde yer alan kız çocuk baba ilişkisinin tozlardan yeniden dirilmesi mükemmel bir yeni fizik terminolojisiyle anlatılmakta. Oğulun ise muhafazakarlığa nasıl sarıldığını gördük filmde, tıpkı şu an dünyanın tamamında yaşamakta olduğumuz gibi 🙂

Bence önce Vasalisa’yı bi hatırlayalım: tıklayınız

Dünya eski sevilen şimdi korkulan Baba Yaga’yı kucaklayabilecek cesaret, sabır ve bilgeliğe sahip olabilecek midir? Bunu yapsa bile onu YENİYE tercüme edebilecek midir? Yaşamakta olduğumuz meydan okuma budur.

Baba Yaga’nın şu sözünü “ama unutma, çok fazla bilgi, ,insanı çok çabuk yaşlandırabilir” Nolan’ın filminde bulabiliyor musunuz?

Çok teşekkür ederim, bu günleri görebildiğim için kendime ve tüm emeği geçenlere.

*

Bu gece rüyama giren kuzgun siyahı jaguar’a sesleniyorum: “özür dilerim, lütfen beni bağışla, teşekkür ederim, seni seviyorum.”

Rüyadaki iri kediyi bi araştırdım ismini doğru mu bilmişim diye doğruymuş, daha google görsellerde ilk sırada çıktı zatıalileri 🙂

 

Bu arada Nolan biraderler Asimov’un Vakıf serisini ellerine almışlar, haberi olmayanlara müjde vereyim. Zaten İnterstellar’da bile Asimov’un hafifliği rahatça hissediliyordu.

VAHŞİ BİR YARATICILIK

Dr. Estés vahşiliği denetimsiz bir davranış değil, bir tür yabani yaratıcılık, hangi aracı ne zaman kullanacağını bilmeye yönelik içgüdüsel yetenek olarak tanımladı.
“Kadınlar için bütün tercihler mevcut,” dedi. “Dinginlikten saklanmaya, kulaklarını geri çekmeye, dişlerini göstermeye ve boğazına atlamaya kadar her şey. Ancak öldürmeye gidiş, nadir, çok çok nadir durumlarda kullanılacak bir şeydir.” Gülümsedi ve diyet sodasından bir yudum aldı.
“Her zaman nazik olmaları öğretilmiş kadınlar bu seçeneklere sahip olduklarını fark etmezler,” dedi. “Biri onlara yerlerinde kalmalarını söylediğinde oturup sakince dururlar. Ama biri sizi köşeye sıkıştırdığında tek çıkış yolu tekmeleyerek çıkmak, önünüzde engel olarak ne varsa ondan kurtulmaktır.”
Estés kadınların özgürlüğünde ısrarlıyken, feminist yaftasına da endişeyle bakıyor.
“Hiçbir Latino kadına Miss denmez ­ bu orta sınıf Anglosakson kadınların icadı,” dedi Dr. Estés. Kendisi de Meksikalı bir anne babanın çocuğuydu ve Indiana’nın kırsal bölgelerinde Macar göçmenleri tarafından evlat edinilmişti. “Latino kadınlar Misters diye çağrılmaktan gurur duyarlar. Bu sadece bir ailemiz olduğu anlamına gelir.”
“Ruhun cinsiyeti yoktur. Kadınlar üzerine bir kitap yazdım, çünkü kadınım. Erkek olsaydım, o konuda yazardım,” diye ekledi.
Dr. Estés içsel benliğe dair bilginin esas olarak güçlüklerden geldiğini söyledi. “Para ve ayrıcalık sahibi insanların doğal benlikle bağlantı kurmalarının zor olduğunu,” söyledi. Fakat Dr. Estés, şu anda planlı bir “Kurtlar” üçlemesinin ikinci cildini yazıyor, kendi başarısının kişisel inceleme tarzında elde edileceğine inanmadığını belirtiyor. “Bu bir şans değil,” dedi. “Yara izlerimi görmek ister misin?”
20′lerindeyken kendini, boşanmış, üç çocuğunu yoksulluk içinde büyütmeye uğraşırken bulmuş. “Sabah beşte kalkar, çocuklarıma para kazanmak için ekmek pişirmeye giderdim.” “Yapabileceğim başka bir şey yoktu. Fakat sürekli kaçışımı planlıyordum.” “Kurtlar”da zor zamanları hatırlıyor, “karanlık yılların şarkısı, hambre del alma, aç kalmış ruhun şarkısı”ndan söz ediyor.
Denver’deki Loretto Heights College’i bitirmiş ve sonra bir doktora derecesi kazanmış. Özel pratikte psikanalist olarak çalışan Dr. Estés buradaki C.G. Jung Merkezi’nin icra direktörü olarak görev yapmış. Kurtlarla Koşan Kadınlar için avans aldığında yazdığı ilk çeklerden birini yerel bir İspanyol tiyatro kumpanyası olan Su Teatro’ya bağışlamış. Genç, yoksul kadınlarla çalışan bir gruba da para göndermiş ve onları yirmi beş yaşına kadar çocuk sahibi olmamaya ikna etmeye çalışıyor. Başka bir çek de Ms. dergisine gitmiş.
Buradaki Tattered Cover kitapçısı için akılcı olan Margaret Maupin, “Kurtlar”ın hayatta daha fazla anlam bulmak isteyen kadınlar arasında hassas bir noktaya dokunduğunu söyledi. Yazarı bu tanımdan hoşlanmasa da, o bunu bir self-help kitabı olarak görüyor.
“İnsanlar halk bilgeliğinin kuşaklar arasında aktarıldığı küçük topluluklarda büyürdü,” dedi. “Fakat artık orada yaşamıyoruz. Yan kapıdaki teyzenize gidip ondan yanıtları isteyemiyorsunuz.”

Dr. Estés son zamanlarda gay karşıtı bir haklar yasası geçiren bir eyaletle eşcinsellere karşı ayrımcılığın karşısında sesini yükselten bir yazarlar ve sanatçılar grubu kurdu. Fakat eyaletin boykotuna karşı çıkıyor

Kurt gibi özgür ve vahşice koşun


Dirk JOHNSON

Kurtlarla koşa-maya-n Kadınlar

“Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.” C.Estes

Teorisini kadınının gerçek doğasını vahşi bir kurta (La Loba) benzeterek kurar Clarissa…
Eh işte bizim “kayıp Kız- lost Girl” ın neden bir kurda aşık oluverdiğini şipşak anlayacağımız bir içgörü yaratıyor Clarissa hemşiremiz.
Çünkü aslında o kayıp olan kendi özüymüş meğerse!
Özü kaybolunca kurtçuklar gibi mi oluyor acaba kadınlar, içten içe yiyip bitiren?

Meryem gerçekten Cennette çete lideri bir kız mı?
Dr Estes öyle söylemiş bir söyleşisinde.
Tahminimce iyi bir tespit bu, bu dünyada hem bakire hem de peygamber doğuran ve başka özelliğine gerek duyulmayan biriydi sanırsam o :)))

Lost Girl ve Baba Yaga

Lost Girl’de Baba Yaga motifi biraz basite alınmıştı, doğrusu daha iyi bir görsellik beklerdim. Yine de Baba Yaga’nın bizim dünyada yaşamıyor oluşu gayet net vurgulanmıştı, onun dünyasına ancak bir aynadan ya da sudan geçiş yapılabiliyor oluşu ne kadar da Don Juanvari! Ayrıca lanet konusu oldukça iyiişlenmişti, didaktik değildi ve anlaşılabilirdi. Tabi tüm izleyenler kendi açılarından anlayacaklardır. Benim anladığım, bir kişiyi lanetlediğinizde ve bunun sonuçlarını görüp bundan etkilenmediğinizde bir sorun yok eğer sonuçlardan dolayı vicdan azabına düşerseniz vay geldi başınıza işte ozaman Baba Yaga’nın yiyeceği oluyorsunuz. Tabi bana göre en rahatı kimseyi lanetlememektir çünkü en azından bu birinci seçenekten daha kolay ve insani 🙂 Ayrıca dikkat çeken diğer bir husun öteki gerçeklikte buradaki güçlerin/kabiliyetlerin geçersiz hale gelmesiydi.
Yine bir önceki bölümde gece kabuslarını işlemişlerdi ve gerçekten de insanın kendi zayıflığının oluşturduğu bir hayalde nasıl yüzlerce yıl tutsak kalabildiğini, her şeyin nasıl da korkularımız ya da arzularımız doğrultusunda şekil değiştirebildiğin en sade şekilde görebiliyoruz. Bunu izlerken Fringe’deki şekildeğiştirenler geldi aklıma , biliyorsunuz orada da temel konu paralel diğer dünya ile başlamış ve uzunca süre bu minvalde ilerlemişti.

Lost Girl gerçekten ilginç bir fikir, muhtemelen Castaneda, psikoloji, ve mistisizmi iyi çözüp yeni yere bağlayan yazarlarla karşı karşıyayız. İkinci sezon 3. bölümde artık durumlar öyle hal aldı ki, insanların başına gelen her hoş ve nahoş şeyden bir çeşit fae sorumlu! Animistik döneme modern dönüş derim ben buna. Aslında tam olarak bi ismi var, Entegral düşünce… Acaba Ken Wilber bu diziyi izliyor mudur?

Yine dizinin ikinci sezon7.ci bölümünde Kurtlarla Koşan Kadınlar Kitabından Fok Derisi -Ruh Derisi masalı ele alınmıştı.  İsterseniz kontrol edin –tıklayınız