TENSEGRITY ve Sihirli Geçişler – Carlos Castaneda Röportaj – 1997

“TENSEGRITY” VE SİHİRLİ GEÇİŞLER

Carlos Castaneda ile Clair Baron röportajı – The New Times – Temmuz 1997

Otuz yıldan daha uzun bir süre önce, Meksika, Sonora’daki Yaqui kızılderilileri arasında saha çalışması yapan bir antropolog olarak Carlos Castaneda bir Meksikalı şaman olan don Juan Matus’la tanıştı. Önce, don Juan’dan antropolojik bilgiler aldı, ve sonra onun öğretmeni oldu. Carlos Castaneda’ya, kadim zamanlarda Meksikada yaşayan ve kendisinin de üyesi olduğu sülalenin şamanların algı dünyasını tanıttı.

Carlos Castaneda don Juan ile olan çömezliğini hepsi de de çok satan olan dokuz tane kitap yazdı, Don Juan’nın Öğretileri: Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi idi ve 1968’de yayınlandı, ve en sonuncusu Rüya Görme Sanatı 1993’te yayınlandı. Tüm dokuz kitabın halen baskıları mevcuttur, ve en az on yedi farklı lisana çevrilmişlerdir.

Yazar tarafında HarperCollins yayın evince yeni bir kitap yayınlanması planlanmaktadır, başlığı, Sihirli Geçişler: Kadim Meksika Şamanlarının Uygulamalı Bilgeliği. Burada, Carlos Castaneda okuyucularını, don Juan tarafından öğretilen bir takım bedensel hareketlerle tanıştırmaktadır. Tensegrity bu hareketlerin modern şekline verilen isimdir, birleşik Devletler, Meksika, Güney Amerika ve Avrupada verilen seminer ve çalışmalar ile ilgili son bir buçuk yılda üç adet video yayınlanmıştır.

CB : Tensegrity nedir?

CC : Don Juan’nın bana öğrettiği sonsuz sayıdaki şeylerden biri olan kadim Meksika’daki şamanların kullandığı, fiziksel ve zihinsel olarak daha iyi olmayı sağlayan bedensel hareketlerdir. O, bunları kendisine öğreten şamanın hareketlere sihirli geçişler dediğini söylemişti, çünkü uygulayanlar üstündeki etkisi hayret verici idi. Hareketleri uygulayan şamanlar, muhteşem bir fiziksel ve zihinsel dengeyi başarmaktaydılar.

Bu hareketlerin sentezini yapmak için on sene çalıştım. Neticesi ise adına Tensegrity diye adlandırdığım bir şey oldu: sihirli geçişlerin modern uyarlaması. Tensegrity, sihirli geçişleri harekete geçiren iki güç olan, gerilim (tension) ve bütünlük (integrity) kelimelerinin bir karışımıdır.

CB : Bu hareketlerin “keşfedildiğini” söyledin …

CC : Don Juan, rüya görme denilen bir özel farkındalık durumunda, bu adamların ve kadınların ideal bir fiziksel denge durumuna eriştiklerini anlattı. Aynı zamanda, rüyada olmadıkları zamanda da ideal fiziksel denge durumuna gelmelerine imkan veren gerçek hareketleri – rüyada – keşfetmeyi becerdiler.

CB : Daha önceki kitaplarınızda neden bu hareketlerden hiç bahsetmediniz?

CC : Sihirli geçişler bunları keşfeden Meksika şamanların en büyük mükafatlarıdır. Bunları, gizem ve törensel ayinlerle çevrelemişler ve yalnız layık olanlara muazzam bir gizlilik içinde öğretmişlerdir. Don Juan öğrencileri olan Taisha Abelar, Florinda Donner-Grau, Carol Tiggs ve bana bunları bu tutumla öğretmiştir. Bunlar benim kişisel ihtiyaçlarıma göre ve gizlilikle öğretildiğinden hiç konuya hiç ilişmedim; söylemek istediğim bana öğretilen geçişler yalnız benim kişisel ve fiziksel duruma uygun olarak özel olarak tasarlandı.

Her bir diğer öğrencinin de kendine ait olan, özellikle enerji biçimine ve kişiliklerine uygun, bir dizi sihirli geçişi vardı.

Sülalenin son halkası olan biz dördümüz aynı fikirde idik, ve sihirli geçişler için olan gizliliğin, don Juan’nın dünyasının yoldaş erkek ve kadınlarca kullanılabileceğine dair inancımıza karşı olduğuna karar verdik.

Uzun bir sessizlikten sonra, güçlerimizi birleştirip sihirli geçişleri bu karanlık durumdan kurtarmaya karar verdik. Yıllarca süren çalışmadan sonra, bizim bu dört bireysel sihirli geçiş dizilerimizi, hareketleri değiştirerek herhangi bir fiziksel durum için uyarlamayı ve birleştirmeyi başardık. Hepimiz, bu bileşimin beklentilerimize uygun olduğuna anlaştık.

Bu bileşimlere Tensegrity adını verdik.

CB : Tensegrity sihirli geçişleri ile aerobik veya jimnastik gibi diğer egzersizlerden farkı nedir?

CC : Sihirli geçişler ile aerobik veya jimnastik arasındaki fark, sondakilerin bedenin yüzeysel kaslarını çalıştırmak için tasarlanmalarına karşın, sihirli geçişler bedenin derinlerinde gevşeme ve germeyi etkilemeleridir. Sihirli geçişler kas siteminin ötesini etkilemektedir: yani, bedendeki temel enerji sistemini.

Bu hareketlerin ilk hazırlandıkları anda dahi, sihirli geçiş olarak görüldüklerini don Juan söylemiştir. Bu hareketlerin “sihrini” uygulayıcıların hoş bir değişiklik olarak deneyimlediklerini; gözlerin ışıl ışıl olması gibi, bir çeşit parıldama ile fiziksel ve zihinsel durumlarında kısa süreli bir nitelik artışı getirdiğini açıklamıştır. Bu hoş değişiklik durumunu “ruha dokunma” olarak söylemiştir; sanki uygulayıcılar, bu hareketlerle, onları taşıyan yaşam gücü ile yepyeni bir bağlantıyı yeniden kurmuşlardır. Bu hareketlerin sihirli geçiş olarak adlandırılmalarının daha ileri bir açıklaması da, bunların uygulanması vasıtası ile, şamanlar algılama anlamında kendilerini aşmış ve varlığın başka durumlarına geçerek dünyayı anlatılamaz bir mana ile algılayabilmişlerdir.

CB : Bu hareketleri hiç yapmamış olanlara ne diyeceksiniz? Ne zaman “sonuçlar” beklenmelidir?

CC : Olumlu sonuçlar neredeyse anında olur, eğer biri titizlikle ve günlük olarak uyguladığında, artan enerji sakinlik, etkinlik ve niyet üretir. Hepimiz bir anda aydınlanmayı, anında uzman olmayı, isteriz; işte hata buradadır. Don Juan, günümüzdeki ortak illetin, amaç eksikliğinin olduğunu söylerdi. Sonsuz kez bize tekrarlamıştır ki, yeterli enerji olmadan, yaşamımızın herhangi gerçek bir amacının kavranması mümkün değildir. Sihirli geçişler, bizim enerji depolamamız ile düşünsel ve eylemsel olarak amaç fikrini kavramaya yardım etmektedir.

Gelecek yıl, don Juanın Öğretileri’nin basımının on üçüncü yıl dönümüdür, Simon ve Schuster firması yazarın yeni bir önsözü ile bu kitabın özel bir on üçüncü yıl baskısı yapacaktır.

Muhtelif Birleşik Devletler şehirlerinde, yeni bir dizi kısa ve yoğun Tensegrity seminerleri, Seattle’da 19 Temmuz’da bir günlük bir seminerle başlayacaktır. Carlos Castaneda ile en az on sene birlikte çalışmış olan iki kişilik bir ekiple yönlendirilecektir. Katılımcılar üç adet Tensegrity video’larında gösterilen, artı gevşemeye ve aynı zamanda tetikte olmaya yarayan bir dizi sihirli geçiş hareketini deneyimleyeceklerdir – bu kısa süredeki uygulamalar için gerekli olan keskin dikkatin bu iki koşula ihtiyaç vardır.

© Copyright The New Times
Yayın Tarihi : Temmuz 1997

Çeviri : Aki

AN’da Yaşamak

An’da yaşamayı her yerde okuyordum (onbeş yıl kadar önce), uygulamasının nasıl birşey olacağını merak ediyordum. O zamanlar buna carpe diem deniyordu ve bazı çevrelerde oldukça tartışılıyordu çünkü hemen aktan karaya (iki seçenekli Aristo mantığı!) geçilmiş, bunun sorumlulukları boşverme anlamına geldiği, tembellik ve deformasyona sebep olacağı kanıtlanmaya çalışılıyordu.

Oysa ben o zamanlar Fuzzy logic-Bulanık mantıktan haberliydim ve hayatımı peyderpey Aristo’dan alıp fuzzy’ye aktarmaktaydım. Bu sebeple “deformasyon” çığlıklarının Aristo’dan geldiğini biliyordum, onu duymazdan gelmeye çalıştım. (Oysa şimdi başka şeyleri de biliyorum, örneğin Aristo’nun bulanık mantıkla ortak çalıştığı gibi! Bulanık mantığın sağlamlaşması için Aristonun çok tepinmesi çok engel çıkarması gerektiği gibi. Zaten bunlar benim içimde oluyordu. O itirazlar, benim içimdeki itirazların dışa vurumuydu)

Sezgilerim bana “işte bu!”dediği için hayatımın odak noktasına almıştım. Dikkat kesilmiştim.

Derken… 

Hayatıma birisi geldi. Tamamiyle anda yaşıyordu. Öylesine tuhaftı ki, insan olduğundan şüpheye düşerdiniz. Ben çoğu kez onun bir robot olabileceğini ciddi ciddi düşündüm. Geldiğinde bütünüyle geliyordu, gittiğinde de bütününü götürüyordu. “Düşünme” sanki onda hiç oluşmamıştı! Sahiplik yok, şikayet yok, kelimelerden medet umma hiç yok. Sessizlik… İnanılmayacak kadar uzun sessizlikler yaşamayı deneyimledim. Mekanizmayı çözmek için insan üstü gayret sarfediyordum. O da beni süzüyordu bazen kendimi bir bilimadamının tezgahındaki böcek gibi hissediyordum.

Ayrı cinsler olduğumuz kesindi. O insansa ben değildim, ya da tersi!
Çok verimli beş yıl geçirdim. Oyun kuramını, öyküler, makaleler ve en önemli 2 kitabı o dönemde yazdım.
Peki AN’da yaşayan biri mi oldum? Onun gibi değil hayır ama büyük bir dönüşüm de geçirdim. Şüphesiz her birimiz biricik varlığımızla ayrı bir işlev gerçekleştirmekteyiz, ben nasibime düşeni yaşamaya devam ediyorum.

sa

Dünyanın ruhu kararımızı bekliyor.

Anima mundi! Dünyanın ruhu. Birbuçuk saate yakın bir film ve bence mükemmelen özetlenmiş, özellikle filmin yarısından sonraki bölümleri içinizdeki -zaten bildiğiniz ama yüzleşmek için çekimser kaldığınız- bilinci uyandırabilir. Filmin sonunda söylendiği gibi, evrim için seçim yapmalıyız. Evrilecek miyiz yoksa ölecek miyiz?

http://www.sinemaa.com/online%20filmizle/kymatica

Dünyanın ruhu kararımızı bekliyor.

Yapboz Oyunu

Bi şey kırıldığında, maddi ya da manevii fark etmez, orada oluşmuş devinimsizlik halnie, bir çıkış kapısı açılmış gibi olur. Adeta bir anafor oluşur, ortamda dışarı kaçış için bi delik oluşur. Siz o deliği onarabilene kadar içereden dışarı kaçanlar olur böylece ortamda yeniden boşluk oluşur, denge bozulur ve yeniden hareket başlar.

Belki bu sebeple bi kayba yol açsa da kırılana üzülmem.

Bunun tamamen fizik kanunu olduğunu görebiliyorum. Hani uçakta bir delik açıldığında içerdekileri dışarıya çeken bir vakum oluşur ya, aynı işlem.

Varoluş, hem dengeye aşık hem de ondan nefret ediyor!

Dengeye geçiş için var gücüyle düzeni desteklerken, dengeye geldiğinde tüm gücüyle kaosu destekliyor. Müthiş bir şey bu. Yapboz oyunu!

Basınç farkı oluş-turul-mazsa denge bozulamıyor. Alçak basınç alanı ve yüksek basınç alanı oluşamazsa hava akımı başlamıyor.

Oysa insanlık kutu kutu tansiyon hapı tüketiyor!

Kam İnancı

“… Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler, cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce bozkıra, sonra Çin içlerine ve sonra da sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar…

Türkler adıyla tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler bütünü batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi olsalar da Orta Asya’nın yüksek uygarlıklarından birini ve bazen küçük devletlerinin ve bazen de devasa imparatorluklarının sınırları dâhilinde kültürlerarası barışı ve huzuru tesis ettiler…

O, en baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi, ne kadar Budist, ne kadar Hıristiyan, ne kadar Yahudi ve ne kadar Müslüman oldular? Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları, tüm o savaşlar, yağmalar, fetihler, din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?…” (Jean Paul Roux)

Denir ki ‘Mu uygarlığı okyanusun sularına gömülmeden önce kurtulanlar dağılarak Rusya, Kuzey Amerika ve Güney Amerika’ya, Atlantis uygarlığından gelenler de Tibet, Peru ve Türkiye’nin dağlık bölgelerine gittiler. Kızılderililer ve Türkler onların torunlarıdır.’

Tarihler boyunca insanoğlu birçok yaşayış, düşünüş, inanç, dil, sanat ve yarattığı kültürler bakımından nasıl bir yol aldı? Bu soru beni tekâmül, insan ruhunun tekâmülü açısından ilgilendirmektedir.

İnsan ruhunun tekâmülünü kendi öz varlığına en çok yaklaştıran, onunla ilişki kuran, doğadaki seslerin ritmik melodilerini duyan ve kendi sesiyle ona cevap veren, aşağıda ve yukarıdaki; yer ve gökteki yasaları bilen ve bunları bir enerji gerçeği olarak gören yegâne inanç ‘Şamanizm’dir. Şamanlar enerjiyi gördüler. Ne var ki bu insanoğlu açısından insan gözüyle görülemeyen ve fenomen düzeyinde kalan bir bilgi oldu. Çünkü var olan her şeyle kurulması gereken bütünlüğe giden köprü normal insan algılayışıyla kurulamadı.

Şamanlar bu köprüyü kurdular ve bu enerji hattını temiz tuttular. Onların insan gözüyle yarattıkları efsaneler aslında bilinen en gerçek deneyimlerdir…

Ve topluluklar arasında bu inancı yaşayanlar; dünyanın uygarlık öncesi tabir edilen ve ilkel kabul edilen insanlarıydı. Kızılderili ve Türklerin birçok ortak yanı vardır, bunlardan en önemlisi kuşkusuz Kam (Şaman) inancını yaşamış olmalarıdır. İnsanın ruhsal gelişimiyle beraber şaman inancı da gelişmiş, ruhsal gerilemesi ve fiziksel, maddeci tarafının ilerlemesiyle de gerilemiştir. Aslında olan şuydu; insan bilinci bilinen sınırların dünyası içinde kalmak ve o sınırlar içinde yaşamak istediği sürece, yaşamdaki sorumluluğunu kendi üzerine almayı reddederek başka şeylere yükleyecek ve kendini aşmasını sağlayacak bilgiden ve özgürlükten yoksun kalacaktır. Dinler ve toplum zaten bu tip insanlar tarafından oluşturuldu.

“Şamanizm Orta Asya kan topluluklarının özgün bir inanç sistemi olarak doğdu; yani hiçbir yerden gelmedi.”* Tamamen kendine özgü ve insan – doğa bütünlüğü kapsamında sınırsız olarak da gelişti. Zaten doğudan, batıdan, güneyden gelen ‘etkiler’ bu toprakların gerçeği olamazdı ve özgünlüklerini er ya da geç kaybederdi! Bütün çürüyen şeylerin başına gelen şey gibi, yalnızca tekrara düşerlerdi! “Şamanizm kandaş toplulukların içinde yaşadıkları nesnel evrenin Gök, Yer, Yeraltı gibi kimi bölümlerinin ‘bedenleştirilmesi’ ile oluşturulmuş bir simgeler, semboller inancıdır. Toplumda, ‘insan’ denen kişilerin düşünce ve davranışlarına, kişiler üstü doğa güçlerini yorumlayarak uygulayan olağanüstü pratik bir evren yordamıdır.”

* Eski Türk İnançları ve Şamanizm Terimleri Sözlüğü, Esat Korkmaz

http://www.olympos.com.tr/?p=3474&utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+olympos_com_tr+%28Olympos%29

Bu yazının bana düşündürdükleri:
İnsanların bu dünya üzerinde ne tür medeniyetler kurup ne tür farklı algılayışları olduğunu pek de bilmiyoruz. Yazılı tarih bir bebek kadar küçük daha ve biz ancak mitler,masallar ve en önemlisi rüyalarımızla, arketiplerimizle bazı çıkarsamalar yapmaya çalışıyoruz.
Senelerdir yaptığım araştırmalar ve düşünmekle geçen onca zamandan sonra insanın geldiği şu durumda görebildiğim en ideal (çünkü aklı ihmal etmeyen ruhsal bir derinliği içeriyor) yaşam biçimi; Entegral ya da Holistik algılama diyebileceğim  sistem oldu.
Holistik yaşam, bilemediğimiz çoook çok eski zamanlarda vardı da biz aşamalarla onu yeniden mi keşfediyoruz, yoksa dinler ve bilimsel bakış becerisi ile gelişerek ve öncekileri kapsayarak mı holistik yaşama ulaşmak üzereyiz bilemiyorum. Ve aslında ne fark eder?