Korku…

Arkadaşlar
Zaman zaman mail kutularımıza dostlarımızdan gelen iletilerde bizi teyakkuza sokan içerikler okuyoruz. Her hangi bir alanda son derece dikkatli olmamız gereken öyküler; olaylar anlatıyorlar…
Bu tür olayların gerçek oduğunu düşündüğünüzde tüyleriniz ürperiyor.
Gerçek olmadığını düşündüğünüzde ise bir soru ve sorular zinciri beliryor kafada;
– Neden bu tür mailler geziyor ortada?
– Adres tolamak için bu tür maillerin kullanıldığı söyleniyor, bunun gerçeklik payı nedir?
– İnsanların insanlarla dayanışma yardımlaşma ilişkileri mi köreltilmek isteniyor yoksa?
– Toplumun dokusuna bir müdahale mi bu?
– İnsanların serbest atomlar haline gelerek birbirlerine olan güvenlerinin yıkılmasının bir yöntemi midir bu?
Aşağıda bu sabah aldığım bir maili paylaşacağım ama sizlerin bu tür iletiler ve ayrıca organ mafyası hakkındaki bilgilerinizi paylaşmanızı dileyeceğim.
Bu sabah gelen mail:

Lütfen sevdiğiniz/sevmediğiniz herkese ulaştırın! Benim tüylerim ürperdi

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz yaaaa…

Yaşanmış bir öykü…

Bir genç cumartesi gecesi bir partiye gidiyor.

Çok eğleniyor, birkaç bira içiyor

Partiden tanıştığı bir kız ondan çok etkilenmiş görünüyor ve onu başka bir partiye davet ediyor

Hemen kabul ediyor ve diğer partinin gerçekleştiği yerde birkaç bira daha içiyor ve daha sonra anlaşıldığı üzere birileri buna uyuşturucu veriyor
(hangi uyuşturucu olduğu blinmiyor).

Daha sonra bu genç uyandığında içi buzla doldurulmuş bir küvette Çırılçıplak olduğunu anlıyor.

Hala içkinin etkisinde olduğunu hissediyor ve etrafına baktığında yalnız olduğunu anlıyor, etrafına bakıyor göğsünde rujla yazılmış bir kâğıt olduğunu fark ediyor

Kâğıtta şöYLE yazıyor:’112’yi ara yoksa öleceksin!’.

Küvetin yakınında bir telefon görüyor ve hemen 112’yi arıyor

Ama nerede olduğunu, ne içtiğini, kimlerle olduğunu bilmediğini söylüyor

Operatör hemen ona küvetten çıkmasını ve bir aynanın karşısına geçmesini söylüyor

Genç, göğsünde hiçbir anormallik görmüyor ama Operatör sırtına bakmasını söyleyince, sırtında 2 tane büyük yarık olduğunu fark ediyor.

Bunun üzerine operatör, onun tekrar buz dolu küvete dönmesini ve orada ambulansı beklemesini söylüyor

Hastanede yapılan incelemeden sonra, onun 2 Böbreğinin çalınmış olduğu anlaşılıyor Her bir böbrek karaborsada 10.000 Dolar ediyor
( gencin bundan haberi yok tabii ).

Daha sonra anlaşıldığına göre:

  1. parti tamamen sahte, bu işe karışan insanların çok iyi tıbbi bilgileri var ve verilen uyuşturucu eğlence amacını içermiyor

Şu anda bu genç hastanede, onu yaşamda tutan bir alete bağlanmış durumda ve hala dokularına uygun bir böbrek bekliyor

Mafya profesyonellerle çalışıyor

Büyük şehirlerde aktif durumda çok böyle grup olduğu biliniyor

New Orleans, New York ve bir söylentiye göre İstanbul ve Ankara’da da faaliyet gösteriyor

Bu mafya çok iyi örgütlenmiş ve finanse edilmiş.

112 bu suçu artık tanıdığından dolayı, kişileri hemen aynaya yönlendirerek, olayın boyutunu anlamaya çalışıyor

Lütfen bu hikâyeyi tanıdığınız herkese anlatınız

bu herkesin başına gelebilir

Hukuk Fakültesinde okuyan bir arkadaşımdan dün bir Çay muhabbeti
esnasında bunu dinledim

Sultanahmet civarında bir çay bahçesinde oturuyormuş Bir çay söylemiş.

Yan masaya iki adam oturmuş ve onlar da çay söylemişler

Çaylar gelmiş, çayı 2 adama uzatan garsona, adamlar ‘yok’ demişler, ‘delikanlıya ver’, daha önce geldi kendisi’

Delikanlıyla ‘yok, siz için’ vs. gibisinden ufak Şakalaşmalar olmuş

Çaylar yudumlanırken 2 adam yemekte oldukları Bisküvilerden delikanlıya uzatıp ‘buyurun, alın’demişler

Delikanlı da kıramamış ve birkaç tane alıp yemiş.

Daha sonra otobüsüne binmek için oradan kalkmış

Otobüse bineceği sırada uykusu gelmeye başlamış, etrafına baktığında çay bahçesindeki adamların kendisini izlediğini fark etmiş ve telaşa kapılmış

Çoğu kimsenin bildiği, Hukuk Fakültesi öğretimüyelerinden birinin de anlattığı bir 911 vakası aklına gelmiş: ( Böbrekleri çalınan birisi ).

Her neyse…

Hemen kendisini alması için arkadaşına telefon etmiş.

Arkadaşı gelmiş ve hastaneye gitmişler.

Doktorun sözleri: Eğer eve gitmiş olsaydın bir daha uyanamazdın.

Çünkü sana verilen uyku ilacı dozajı öldürücü düzeyde!’

Bence mümkün olduğu kadar forward edelim!!!!

Psk. Emel Kalınkılıç NOT: Kendinizi, sevdiklerinizi, yakınlarınızı düşünün!

Olacak şey değil demeyin… !!! Bilgilerinize. .. Okuyun ve tanıdıklarınıza da anlatın.

   YER ISTANBUL.... 

   Bir genç deniz kenarında, bankta yorgunluğunu atmak  için  oturmaktadır.

   Bir müddet tek başına oturduktan sonra 20–22 yaslarında baksa bir genç yanına gelerek bankın diğer ucuna oturur. 2-3 dakika sonra bu gencin  arkadaşları olduğu anlaşılan iki akranı daha gelir ellerinde 3  bardak  çayla...

   Gençler birer bardak kendileri alırlar ve 3.bardağı  daha önceden gelip oturmakta olan diğer arkadaşlarına ikram ederler..  Fakat yoğun ısrarlara rağmen arkadaşlarına çayı  sevmediğini zaten bildiklerini, bu yüzden de o çayı boşa  aldıklarını  söyleyerek reddeder...  O zamana kadar hiç bir diyaloga girmedikleri arkadaşıma dönerek: 'yaa hocam bu çayı aldık ama arkadaş içmeyecek... bari  sen  iç de israf olmasın' derler..

İlk basta reddetse de ısrarlara dayanamayıp çayı alır ve içmeye baslar..

Bu arada 3’lu, ne kadar yan yana olsalar da arkadaşımdan bağımsız olarak koyu bir sohbete dalmıştır.. çayın sonlarına doğru baş dönmesi hissetmeye başlar, tabii o an anlar başına bir bela aldığını.. üçü ise sohbetlerine bununla ilgilenmeden hala devam etmektedirler. .
Baş dönmesi ve halsizlikle olduğu yerde durmaktadır. . Bir an kendine gelip bunlardan uzaklaşması gerektiğini düşünerek ayağa kalkar ve biraz ilerdeki otobüs durağına zorda olsa varır..

Fakat 3’lu de bununla birlikte harekete geçmiş ve durağa gelmiştir…
Otobüse binip koltuğa oturduğunda üçü de otobüse binip bunu rahatça görebilecekleri bir yere oturur..

Fakat bu arada artik neredeyse bilincini kaybetmek üzeredir.. Büyük bir gayretle cep telefonunu çıkarıp (teknolojinin gözünü seveyim) arkadaşını arar, başına böyle bir iş geldiğini, o an otobüste olduğunu,falanca durakta ineceğini söyler..

Durağa geldiğinde iner ve arkadaşının kucağına bayılır. . Arkadaşı ise bununla beraber inen 3’lüden şüphelenir. o an orda devriyede bulunan polise durumu bildirir Birlikte hemen bir taksiye binip hastaneye giderler..

Acilde doktorlar imdada yetişir ve arkadaşının yanına gelerek:
Arkadaşın intihar mı etti?’ diye sorar. Neden böyle bir şey sorduğunu sorar doktora. Doktor; ‘ aşırı dozda ilaç almış. Gecikseydiniz kurtaramayabilirdik ‘ diye cevap verir..

İşin daha ilginci ve can âlici noktasıysa bunların yakalanamaması bu 3’lünün ORGAN MAFYASI çetelerinden olduğu anlaşılır

Yani hala ortalıklarda geziniyorlar.
İzmit depreminde ölülere musallat olan organ mafyaları, işi daha da ileri götürerek canlı insanların peşine düşmektedir… Bu yasanmış bir olay..
Herkesin çoluğu çocuğu ve yakınları var, özellikle İstanbul’ Ankara’ İzmir’ dikkat etsin…
Savaş, ekonomi, Kıbrıs derken hayatin detayları çok korkunç olabiliyor. Sağlıklı ve kazasız belasız günler dilerim..

   TANIMADIGINIZYABANCI KISILERDEN NE KADAR KALABALIK  BIR ORTAMDA

DAHI OLSANIZ KESINLIKLE YIYECEK, ICECEK V.S. KABUL ETMEYIN. ..

   ARTIK INSANLAR ÖLÜ -CANLI INSAN HAYVAN DEMEDEN ACIMASIZCA KATLEDİP PARAYA ÇEVİRMEYE BAKIYORLAR.. .

   BU MAİLİ TÜM SEVDIKLERINIZE, TANIDIKLARINIZA ILETIN. MAIL OKUYACAK DURUMDA OLMAYANLARA VE AILELERINIZE SOZLU OLARAK ANLATIN... 

   LUTFEN ÇOK DIKKATLI OLUN... 

GaziUniversitesi Tip Fakultesi
Prof.Dr.Murat SEVENCAN

Plaseboya devam

İnanç, ikna ve plasebo yazımıza (Tıklayınız) soru ve cevaplarla devam ediyoruz.

T. Plasebo asılın görevini yaptığına göre fark nedir?

S. Çok güzel bir soru, umarım cevabım da tatmin edici olur:

  1. Herhalde en büyük yararı, ASILın yan etkileri sebebiyle insanda oluşan bölük pörçük hatta bazen öngörülemeyen ve ASILa bağlanamayan hasarlardan kurtulunmasıdır.

  2. Asılları üretenler üzerinde ise “aracı” ya tapma olayını dengeler; çünkü bu kez asıllar üretirken bunların yalnızca “boşluğa basamak dizmekten” ibaret olduğunu anlarlar. Giderek birer birer insanlardan topluma da sirayet eder. Dıştan gelen deva yerine içten gelenin gücü ön plana geçmeye başlar. Dört elementin bilinçli varlıklar oluşu daha iyi anlaşılır ve bundan sonraki yapılanmamız onlarla aramızda doğrudan iletişim ile oluşur (muhtemelen ilk atalarımızın yaptıkları gibi).

Buradaki fikir plasebonun ilaç yerine kullanılışını baz alarak anlaşılabilir. Her ilacın yan etkileri var değil mi? Bazıları biliniyor bazıları ise bilinemiyor çünkü seneler sonra ortaya çıkıyor. İlaç, belli bir organ ya da hastalığı iyileştirici hizmet sunarken bedenin hatta tüm psişenin başka yönlerine kalıcı hasarlar veriyor.
Oysa plasebo yalnızca inancı kullanıyor ve yan etkisi yok 🙂
Bu açıklamayı metaforik olarak tüm diğer konular için kullanabiliriz.

T. Asılları anlatan “aracilarin” bizleri dogru iletisim yapmaktan engellediklerini söylüyorsun. Mutlak gercekligin olmadigi, bir adimin diger adima göre emin zemine basilmadigi bir yerde araci olmadan nasil “dogrudan iletisim” kurabiliriz? Hem dogrudan iletisim yapabilir miyiz? Peygambersiz bir inanc düsünebilir mi?

S. Aslında İslam öğretisi bizatihi bu sorunu halletmek için ortaya çıkmıştır bana göre, iddiası; Allahla kulun doğrudan iletişimine dayanır. Diğer dinlerdeki gibi ruhban sınıfına gereksinim göstermez. (hoş insanlar üzerinde güç elde etmek isteyen art niyetlilerce bu RUH-esas anlaşılamamaktadır ama biz neyin ne olduğunu biliyoruz).
Allah, insana şah damarından daha yakınsa eğer, iletişim için başka araca ihtiyacımız olmaz.
Şüphesiz ruhumuza hoş gelen, izlemekten keyif aldığımız, özendiğimiz insanlar vardır, olmalıdır. Onların sözleriyle özlerinin ne derece uygun olduklarını gözlemlemek bize olduğumuz şeyin net bir aynasını sunar. Ve biz de zaten başka birilerine ayna oluruz. Yaradılışın sonsuz döngüleri böylesine bir işbirliği gerektirir. Fakat buradaki kilit sözcük “işbirliği”dir, tapınma değil.

T. Bu anlamda “placebo” nedir? Mutlak gercekligin olmadigi
midir? Yoksa baska birsey midir?

Yüzyıllardır bize verilen ASILlar lisan aracılığı iledir. Lisan ise dualitiktir ve bu sebeple aynen ilaçta olduğu gibi yan ve paralel tesirlere sahip. Oysa plasebo aracıya gerek duymaksızın imandır.
Esas yazıda belirttiğim gibi ASILlara inancını kaybetmiş olanlara plasebo da etki etmez, tıpkı SECRET plasebosu gibi 🙂
Mutlak gerçek konusunda müteredditim. Enerji varoluşumuz için bile mutlaktır diyemiyorum. Bildiğim tek şey, birey bilincinin (kalp ile bağlantılanarak) ayaklarının üstünde durması gerektiğidir. Asıllara inançlarını yitirmiş olanlar ya dengelerini sağlayabilecek, berrak bir kendiliğindenlik içine girecekler ve böylece doğal ikili yaratımı gerçekleştirecekler. Ya da dengelerini yitirip belirsizlikte kaybolup gidecekler.

T. “İkili yaratım” sözcüğü ile neyi kastediyorsun?

S. Malum oyun kuramında verdiğim isimle “oyun hamuru”, yani her şey olabilme potansiyelinin, bilinçli gözlemcinin katılımı ile “OLAN”a dönüştürülmesinin bilinçli hale gelmesini kastediyorum.
Senelerden beri tekrarlamaktan usanmadığım kuantum önermesi şunu söyler: gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler.

T. Placeboyu nasil aliriz?

S. Dedim ya bunu biz belirleyemeyiz, yolunu bilirsek iş görmez muhtemelen. Eğer gücüne inandığımız bazı ASILlar varsa, bakarsın biri çıkar ve sen farkında olmadan plaseboyu almanı sağlar 🙂

Fransız bir bilim adamının labaratuvar deneyleri vardı (şimdilerde ne ismini ne de çalışmasının bilgilerini bulamıyorum nette, adeta üstü kapandı o çalışmanın.) Çok ilginçti ve epeyce gürültü koparmıştı. Araştırma konusu şöyleydi; suya belli oranda bir madde karıştırılıyor ve elde edilen mayi de spesifik olarak diyelim “A” işlevini gerçekleştiriyordu. Önce bu mayiyi elde ediyor sonra kimyasal işlemlerle içine katılan malzeme ayrıştırılıyordu, öyle ki o madde mayiden tamamen ayrılıp geride su sadece berrak su kaldığında dahi o arındırılmış su “A” işlevini yine de kusursuz gerçekleştiriyordu! Suyun hatırlama kabiliyeti olarak yorumlamıştım bu şaşırtıcı deneyi.

T. O halde bize yeni bir metod ögreten biri isin icine girerken bize ASIL ögrettigini söylüyor, nasil oluyorsa sonucu bambaska cikiyor, yani kisacasi bizi “aldatiyor”.

S. Evet aynen böyle oluyor diyebiliriz. Eğer ASIL öğrettiğini söylemese inanç olmayacak, olmayınca da plasebo iş görmeyecek.
Bugün itibariyle Bilim, dünyadaki inanç gücünü elinde tuttuğu için, plasebo onun elinden alınırsa işe yarayacaktır (şahsi kanaatim).

T. “Placebo-yöntemi” diye bir yöntem var midir? Daha dogrusu en iyi “kandirma” yöntemi nasil olur?”

En iyi kandırma yöntemi muhtemelen şiir ve öyküler ve diğer sanat dalları yoluyla yapılanlardır diyebiiliriz. Bu alanda kelimelere takılmaz dinleyici, kendine çarpan rüzgarı hisseder, ve hiç söze dökülmeden ve farkına varılmadan dönüşüm yaratır. Üstelik tamamen yan etkisizdir. 🙂

T. Gercekten bilim ile ugrasanlar bilimselligin de sinirlarinin oldugunu biliyorlar, asil sorun ona her sorunu cözebilecegini vaad eden disardan izleyicilerdir. Onlar gördükleri isleyen teknikten dolayi herseyin yapilabilir oldugunu zannediyorlar. Bu gercekten bir sanridir.

S. ASILları olduğundan da sağlam yapan senin söylediğin kişilerdir zaten yani “kraldan çok kralcı olanlar”. Eğer kral olsan şaşıp kalırsın 🙂

T. Bu söyledigin sey bence batida unutulmus ama halen doguda uygulanan ama unutulmaya mehilli bir yöntemdir. Usta-cirak iliskisi katilimsal bir ögretim seklidir, dolayli olarak usta ögretmek istedigini göstererek ögretir.
Batida ise neyin nasil ögretilecegi sözlü ve herkes tarafindan kontrol edilir
sekilde yapilir. Bati belki de bu yöntemi secmesindeki nedeni cokca kandirilmalarindan kaynaklanabilir. Cokca kandirilan biri artik herkes tarafindan test edilebilir bir yöntemle kandirilmanin önüne gecmek ister. Kliseler de kendilerinin en dogru seyi söylediklerini vaad ederek yillarca insanlari kandirmislardir.
Bu kandirma aslinda bizim inanc sisteminde de yaygindir. Nedense insanlar
batida oldugu gibi pek isyan etmemislerdir.

S: Şiir, öykü, halk ezgileri ve dansları, animistik dönemin eğitim şekilleriydi ve en bariz şekilde Kızılderililer,Asya türk kavimleri, Aborjinilerde görülürdü ve hala da kenarda köşelerde kalan küçük topluluklarda bu yöntem devam ettirilir.
Tek tanrılı dinler dönemine geçildiğinde öyle derin bir düzeltme ve silme işlemi yapılmış ki, öykülerdeki kişiler ve masalın ögeleri bile dine göre değiştirilmişler.
Neyseki eski ve düzeltilmemiş öykülerin izlerini sürenler hala var, örneğin Clarissa Estes ünlü bir cantadora olarak, epeyce el değmemiş öykü kurtarmış. Keza Castaneda ve Florinda Donner de kendi atalarına dair el değmemiş öyküleri kurtardılar ve biz bu sayede neyin ne olduğunu görebildik.

Anadolunun belki Türk-islam sentezi denilebilecek özel bir konumu var. Anadoluya binlerce yıl önce gelerek burada büyük medeniyetler kuran Türklerin bıraktıkları miras daha sonra islamı kabul eden son göçer Türklerle birleşince burada daha sağlam bir yorumlama ve el altından eğitim söz konusu olabilmiş.
Örneğin Bektaşilik ve bir yönü ile sufizm, bugün dünyanın en üst felsefeleri arasındadır benim gözlemlerime göre.
Hint kaynaklı doğu dinleri aşırı dişil ilke esaslıdır, animistik dönemin tüm etkilerini taşır, ancak insanlığın niyeti eril ilkenin güçlendirilmesi doğrultusundadır. Tek Tanrılı dinler ve uzun bir süre boyunca bilim, birey bilincinin (eril ilkenin) kendi ayakları üzerinde durabilmesi için planlanmış bir manevraydı (çünkü deli Dumrul henüz hamdı). Bence Kuantum fiziği ile eril ilkenin dayanıklılığı test aşamasına geçti.
Uzun zamandır Anadolunun eril ve dişil ilkeler arasında köprü işlevi yaptığını konu alan yazılar yazıyorum. Şimdilik hala bu fikirdeyim 🙂

T. Senin düsüncene göre bu “savas” cok eskilere dayaniyor,
yani eril ile disillerin verdikleri bir savas bu, diyorsun. Benim
olaylari kavrama seklim eril galiba. Bu nedenle de olaylari kavramak icin seni bu kadar yoruyorum :-)))))

S. Bu bir savaş değil, çünkü savaş tarafların üste çıkma gayretinden yeşeriyor. Oysa dişil bilinç zaten değişmeyecek olandır, yutucu ve eriticidir ve çok güçlüdür. Bunun için savaşmaz o, zaten sahip olduğun şey için savaşmazsın. Ancak eril bilincin ayakta kalması için hayali rakip görüntüsü oluşturabilir, böylece eril bilinç gölgelerle çarpışa çarpışa güçlenir. 🙂
Tüm zamanların en büyük kandırışı bu manevra olabilir hani 🙂

T. Yanitlarin icin cok tesekkürler, Sibel…..

S. Ben teşekkür ederim.
Bugün çok güzel bişey öğrendim, ilk fırsatta yazacağım (bilinmedik bişey değil ama çok çarpıcı)

Her yargıladığında hatırla, her yargılandığında hatırlat!

Bazen bakarız ve bize çirkin veya abzürd ya da çok ters gelen bişey yapmakta olan birini görürüz.

Belki ağzımızı açıp bişey söylemeyiz. Bize ya da başkalarına belirgin bir zararı yoksa bikaç “cık cık” iile geçiştiririz.

Ya da eleştiririz. Bazen dıştan bazen içten yargılarız.

Bunu her yaptığınızda şimdi söyleyeceğim şeyi hatırlamanızı rica ediyorum. Ben hatırlayabilmek için gerçekten çabalıyorum; çünkü öyle ikna edici bir ses duydum ki tahmin edemezsiniz, tüm benliğimle işittim, tüm zerrelerimle hissettim.

Dedi ki:

“Yoksa seçim hakkının olmamasını mı isterdin?”

“Nasıl? Neden?!”

“Hepiniz varolalı beri rakamlara sığmayacak kadar çok seçim yaptınız ve işte şimdi bu sebeple yedi milyarınız da farklı olabildi! Seçebilmek istemiştiniz.OLDU. Eğer yargılayacaksan bunu nasıl yorumlayayım? Artık seçmek istemiyor musun? Yoksa sadece sen seçesin diğerleri seçemesin mi istiyorsun? “

“gak guk!”

“E karara varınca söylersin. Ben hep buralardayım”

sa

Yargılamanın tersi, ille de herşeyi beğenmek onaylamak anlamına gelmez. Herhangi bir oluşu ya da kişiyi, fikri beğenmeyebiliriz, onun daha güzel ifade yolunun olabileceğini fısıldayabilir içimiz. Ve biz de daha iyi yolu bulmaya ya da kurmay…a adayabiliriz kendimizi. Bunlar farklılığın olmazsa olmaz en nadide göstergeleri bence.
Yargılamak sanki daha haince bir şey gibi görünüyor gözüme.
Kişinin sergilediği rolü, ya da meydana çıkardığı objeyi beğenmemek değil de bizatihi kişiyi değersiz bulmak anlamına geliyor sanki yargıllamak. Yargılama yapan her zaman kendi rolümüz olur zaten. Rollerden soyunduğumuz kısa anlarda böyle bir yargılamanın yüreğimizden gelmediğini fark etmişizdir.
Yargılanan hemen kendini savunmak zorunda kalır, kalkanını açar, silahını kuşanır.
Çünkü yaptığı işin değil “kendinin” eleştirildiğini ve değersizleştirilmek istendiğini hissediyor. Eğer sözümüz ya da davranışımızda bu hissi uyandıracak bi şey olmasa işler bu hali almayacak. Örneğin gerçek bilim adamları birbirlerinin teorileri ve çalışmalarını hatta kendilerininkini bile yerden yere vurur fakat öğle saati geldiğinde birlikte yemekhaneye giderler ve bi güzel eğlenirler!
Varsayalım ana sınıfında öğretmen çocuklara resim yapın demiş. Çocukların her biri bir resim yapmış ve hevesle öğretmene takdim ediyorlar. Tabidir ki, resimlerin hepsi de şahane görünmez öğretmene, bazılarını kendince bir sebeple daha güzel bulur. Ancak resimleri sebebiyle öğrencilerinin değerlerini yargılamaz. Her insanın kendi ÖZünü sergileyeceği müthiş bir alan olduğunu bilir. Önemli olan kişinin o alanla karşılaşması için açık görüşle, sevecenlikle ve bilgelikle önünün açılmasıdır.

Network21 ve Amway

Evet biliyorsunuz. Bu tarz şirketler sistemlerini şöyle anlatırlar.

3 kişi bulacaksınız. Onlarında her biri 3 kişi bulsa, grubunuzda 12 (3+9) kişi olur. 9 kişi de 3 kişi bulsa, 27 sonra 81 ve böyle devam eder. Bir bakmışsınız kağıt üstünde zengin olmuşsunuz. Her şey bu kadar kolay ilerler. Akla yatmayan bir şey yoktur. Ne var ki 3 kişi bulmakta. Herkesin 3 tane samimi arkadaşı, akrabası, hemşehrisi vs vardır.

İşte bunlara inananlara bir meydan okuma! Sonsuz.us sitesi, davetli sisteme geçti. Buyrun isteyen mail adresini bıraksın hemen davet edeyim. Sonra 3 kişi bulsun siteye üye olacak, sonra onlarda 3 er kişi bulsun. Bakalım şu kağıt üzerinde işleyen sistem pratiğe dönüşebiliyor mu? Bir kaç ayda zengin olma planları yapanlar önce bunun uygulamasını yapsınlar diyorum.

Kindred Spirit Dergisi – Carlos Castaneda Röportaj

Kindred Spirit Dergisi – Carlos Castaneda Röportaj

1960’ların başında Carlos Castaneda dokuz kitabından birincisi olan “Don Juan’nın Öğretileri – Yaqui Kızılderililerin Bilgi Yöntemi” yayınladığında dünyaya derin bir darbe vurmuştur. Bu kitapta,  Sonora Meksika’daki bir Yaqui Kızılderilisinin gözetimi altındaki bir büyücü çömezi olarak, edindiği deneyimleri anlatmaktadır. UCLA’dan bir antropoloji öğrencisi olarak doktora tezi için halüsinojen kaktüs olan peyote hakkında bilgi toplarken, don Juan Matus ile karşılaştı. Kitap yayınlandığı anda Castaneda bir inanç figürü oldu. Her ne kadar çok ender olarak röportaj vermesine rağmen Castaneda bu yılın (1997 yılından bahsediliyor ÇN) Şubat ayında konuştu, ve ne söylediğinin merak ettiğinizi sanıyoruz.
Castaneda’nın kitabı ‘savaşçının yolu’ görüşünü ileri sürmektedir, mükemmel yaşama, kişisel tarihi silme, ölümü danışman olarak alma ve kendi önemliliğini yok etme. Castaneda, don Juan, diğer öğretmen arkadaşları ve çömezleri ile olan etkileşimini, alayın ve eleştirinin hedefi olan ciddi bir Batı bilgininin, sosyal modelini bir tarafa bırakarak, bilinmeyenin gizeminde uyanışını açıklayarak, samimi olarak gözler önüne sermektedir.
Fayda değerinin yanında, Castaneda’nın çalışması şüphesiz yazınsal bir kaliteye de sahiptir. Şiir, büyü ve güzellik ile doldurulmuştur. Dokuz kitabı da çok satar kategorisine girmiş ve tüm önemli dillere çevirileri yapılmıştır.
Castaneda’nın arkadaşları, Taisha Abelar ve Florinda Donner-Grau, da don Juan ile olan deneyimlerini “Büyü Geçişi” ve “Rüyacı” kitapları ile anlatmışlardır. Castanedanın bazı kitaplarındaki kahramanı Carol Tiggs ise halen herhangi bir kitap yayınlamamıştır.
Carlos Castaneda’dan Tensegrity: Kadim Meksika Şamanlarından Büyülü Geçişler.
Şimdi, Carlos Castaneda ve arkadaşları Taisha Abelar, Florinda Donner-Grau ve Carol Tiggs, don Juan’nın dünyasının daha ulaşılabilir olmasına çalıştılar. Son günlerde don Juan’nın onlara öğrettiği Tensegry adındaki fiziksel hareketlerden oluşan bir yöntem ile ortaya çıktılar. İspanya fethi öncesi Meksika’da yaşayan şamanlar tarafından geliştirilmiş olan, algıyı yükseltmek ve fiziksel  bedeni güçlendirmek için tasarlanmış bu hareketlerin bazı modernleştirilmiş uyarlamalarına “Büyülü Geçişler” adı veriliyor. Tensegrity mimarlıktan ödünç alınmış bir kavram olup bedendeki kas ve tendonların gerginleştirmek ve gevşetmenin özü anlamına gelir. Bedene uygulandığında, büyülü geçişlere götüren gerilme ve bütünlüğün etkileşimi olarak tanımlanır.
Tensegrity seminerlerinin süresi bir hafta sonundan, günde birkaç saatin bu hareketlere tahsis edildiği, haftalarca uzunluğa kadar değişik dizilerdedir. Aynı zamanda üç adet video da yayınlandı: Bölüm 1, On iki Temel Hareket – Enerji Toplamak ve Sağlıyı İyileştirmek; Bölüm 2, Dağılmış Enerjiyi Paylaşmak; ve Bölüm 3, Enerjik olarak bir Alandan diğerine geçmek. Tüm bu videolar Cleargreen, Santa Monika, Kalifornia firmasınca yayınlandı ve oradan veya www.castaneda.com (www.webb.com/Castaneda – bu site artık kullanılmıyor ÇN) ‘dan tedarik edilebilir. Cleargreen Carlos Castanedanın Tensegrity kitabını bu yılın sonunda (1997 yılından bahsediliyor ÇN) yayınlıyacak.
Bu yıl Şubat ayında, Castaneda, Daniel Trujillo Rivas’ın Şili ve Arjantinde yayınlanan Uno Mismo dergisi için sorduğu soruları yanıtladı:
Carlos Castaneda ile karşılaşmam, 30 yıldır efsane ve mitlerle çevrelenmiş, bu sınıflandırılamayan yazar,  benim için dehşetli bir andı. Kolomb öncesi Amerikan kültürünün devrimci fikirleri ile yüzyılın en önemli yazınsal olgusu idi.
Dokuz kitaptan sonra dahi, başlangıçta halen Castaneda hakkında aynı sorular vardı: O gerçekte kimdi? Bir Antropolog? Yetenekli bir yazar? Bir büyücü çömezi? Veya kusursuz bir şaman mı? Şimdi kişisel olarak onunla konuşabilecek ve bu soruların cevabını alabileceğimin umudunu taşıyordum.

DTR : Bay Castaneda, yıllarca kesin bir kimliksizlikle saklandınız. Bu şartları değiştirmeye ve siz ve üç arkadaşınızla, nagual Juan Matus’tan edindiğiniz öğretiyi halk karşısında konuşmaya ne sebep oldu.

CC : Bizi don Juan Matus’un fikirlerini yaymaya zorlayan, öğrettiklerini aydınlığa çıkarma ihtiyacı oldu. Bizim için, bu daha fazla ertelenemeyecek bir görevdi. Onun diğer üç öğrencisi ve ben, don Juan Matus’un bize tanıştırdığı dünya, tüm insan varlıklarının algısı dahilinde olduğu fikrine vardık.  Hangi yolun uygun olacağını aramızda tartıştık. Don Juan’nın yolu bizim kimliğimizi saklamayı mı öneriyordu? Bu kabul edilemez bir olasılıktı. Diğer geçerli yol ise don Juan’nın fikirlerini yaymaktı: son derece tehlikeli ve zahmetli bir seçimdi, fakat bu, don Juan’nın tüm öğretilerine kattığına inandığımız kıymettin tek seçimi idi.

DTR : Savaşçının öngörülemez hareketleri ile ilgili söylediklerine göre, ki bunların on kez kanıtlanması gerekir, halka açık olan şu andaki gidişinizin bir yerde sona ereceğini beklemeli miyiz? Nereye kadar?

CC : Bizim için, zamana ait kriterler koymak mümkün değil. Biz don Juan’nın koyduğu öncül önermelere göre yaşıyor ve asla onlardan sapmıyoruz. Don Juan Matus bize, söylediklerine göre yaşayan bir adanın tüyler ürpertici örneğini vermişti. Ve ben de bunun tüyler ürpertici bir örnek olduğunu çünkü özenmek en zor şeydir; yekpare olmak ve aynı zamanda herhangi bir şeyle yüz-yüze gelebilecek kadar esnek olmak. Bu don Juan’nın hayatını yaşadığı yoldur.
Bu öncüller çerçevesinde, bir kimsenin olabileceği tek şey kusursuz uzlaştırıcı olmaktır. Biri, bu kozmik satranç maçındaki oyuncu değil, biri basitçe satranç tahtasındaki bir piyondur. Her şeye karar veren, büyücülerin niyet veya Ruh dedikleri kişisel olmayan bir farkındalık gücüdür.

DTR : Kanıtlayabildiğim kadarıyla, ortodoks antropoloji, ve aynı zamanda Kolomb-Öncesi Amerikan mirası iddiasını savunanlar, çalışmalarınızın güvenilirliğini baltalıyorlar. Çalışmalarınızın yalnızca sizin edebi yeteneğinizin sonucu olduğu inancı bugün de devam etmektedir. Aynı zamanda,  sizi çifte standart uygulamakla suçlayan başkaları da var, çünkü onlara göre, sizin yaşam şekliniz ve faaliyetleriniz çoğunlukla bir şamandan beklenenin aksidir. Bu şüpheleri nasıl açıklıyacaksınız?

CC : Batılı insanın algılama sistemi bizi ön yargılı fikirlere inanmaya itiyor. Tüm yargılarımızı her zaman önsel (a priori) bir şeye dayandırıyoruz. Örnek olarak, ‘ortodoks’ fikrinin ne olduğu. Ortodoks antropoloji nedir? Üniversite amfilerinde öğretileni midir? Şamanın davranış tarzı nedir? Başına tüyler takıp ruhlar için dans etmesi mi?
Otuz yıldır, insanlar Carlos Castaneda’yı yazınsal bir karakter yaratmakla suçluyor, çünkü basitçe benim anlattıklarım antropoloji ile ‘a priori’ olarak aynı fikirde değil – ders sınıflarında belirlenen veya  antropoloji çalışmaları alanında çalışılan fikirler değil. Ancak, don Juan’nın bana öğrettikleri,   toplu davranış olarak isimlendirilen duruma uygun geliyor, bu şartlar altında, ön yargıda bulunmak çok az veya neredeyse asla ortaya çıkmaz.
Şamanizm konusunda kararlar vermeye kendimi yeterli görmedim, çünkü bunu yapabilmek için şaman dünyasının aktif bir üyesi olmak gerekir. Bir sosyal bilimci, mesela sosyolog diyelim, batı dünyası ile ilgili bir konuda  sosyolojik bir karara varması çok kolaydır, çünkü kendisi bir sosyolog olarak batı dünyasının etkin bir üyesidir. Fakat şimdi, son iki yılını diğer kültürleri incelemekle geçiren bir antropolog, onlar için güvenilir bir karara nasıl varabilir? Bir kültürel dünyanın üyeliğini kazanmak yaşam boyu süren bir çabaya gerek duyar. Benim, kadim Meksika şamanlarının dünyasında otuz yıldan fazla çalışmalarım var, buna rağmen samimiyetle diyebilirim ki, bu dünya ile ilgili karar verecek hatta bir şey önerecek kadar bile bu üyeliği kazandığıma inanmıyorum.
Bunu farklı disiplinlerden gelen kişilerle tartıştım, ortaya koyduğum öncülleri hepsinin anladığını ve kabul ettiklerini gördüm. Fakat, daha sonra geriye döndüklerinde, vardıkları sonuçlarda saçma bir hata yapmış olabilecekleri ihtimalini dahi taşımadan, kabul ettikleri her şeyi unuttuklarını ve ortodoks akademik prensipleri desteklemeye devam ettiler. Öyle anlaşılıyor ki, algılama sistemimiz anlaşılmazdır.

DTR : Neden fotoğrafının çekilmesine, sesinin kaydedilmesine ve hayat hikayenin bilinmesine izin vermiyorsun? Bu insanı etkiler mi, eğer öğle ise nasıl, spiritüel çalışmalarında başardın? Bir doğrulama olarak, senin gerçekten kim olduğunun, duyurduğun yolu takip etmenin gerçekten mümkün olduğunu ve samimi olarak gerçeği arayanlar için yararlı bir bilgi olacağını düşünmüyor musun?

CC : Resim çektirme ve kişisel bilgiler konusunda, ben ve diğer üç çömez don Juan’nın talimatlarını uyguluyor. Don Juan gibi bir şaman için, kişisel bilgileri vermekten kaçınma düşüncesi çok basittir. “Kişisel tarihi” terk etmek bir zorunluluktur. “Ben” den ayrılmak son derece can sıkıcı ve zor bir şeydir. Don Juan gibi şamanların istediği, “ben” in hesaba katılmadığı bir akışkanlık durumunda olmaktır. O, fotoğrafın ve kişisel bilgilerin bulunmaması, bilinçaltı yolu ile etki alanına mutlak bir şekilde  herhangi birinin girmesini etkilediğini düşünür. Daima fotoğraf, ses kayıtları ve kişisel bilgileri kullanmaya alıştık, tüm bunlar kişisel önem düşüncesinden fışkırmaktadır. Don Juan, bir şaman hakkında bir şey bilmemenin daha iyi olduğunu; bu şekilde bir kişi ile karşılaşıldığında onu kabul edilebilir bir fikir olarak algılarız. Bu her günkü dünyada olanların  tersidir, orada psikolojik problemleri olup, fikirleri olmayan kişilerle karşılaşırız, tüm bu insanlar “ben, ben, ben” ile ağzına kadar doludur.

DTR : Takipçilerinizin, sizin ve arkadaşlarınızın yaydığı bilgiyi kuşatan, açıklığı ve ticari altyapıyı (yazınsal işinizin bu kısmını) nasıl yorumlamaları gerekir? Cleargreen, Laugan Productions and Toltek Artists gibi diğer şirketlerle ilişkiniz gerçekte nasıldır? Ticari bağlamda soruyorum.

CC : İşimin bu evresinde don Juan Matus’un fikirlerini yaymam için beni temsil edecek birilerine ihtiyacım var. Cleargreen bizim işimizle büyük benzerliği olan bir şirket, aynı zamanda  Laugan Productions and Toltek Artists de öyle. Don Juan’nın öğretilerini modern dünyaya yayma fikri benim ulaşamayacağım ticari ve sanatsal medyayı kullanmayı içermektedir. Don Juan’nın fikirlerine benzerlikleri olan şirketler olarak, Cleargreen ve Laugan Productions and Toltek Artists, benim yaymak istediklerimi yaymayı sağlama kapasiteleri olan şirketlerdir.
Her zaman, kişisel olmayan şirketlerde, onlara verilen ve kendi ideolojilerine uyarlanan, her şeye hakim olma ve dönüştürme eğilimi vardır. Eğer, Cleargreen ve Laugan Productions and Toltek Artists’in samimi ilgisi olmasaydı, don Juan’nın söyledikleri şimdiden başka bir şeye dönüştürülmüş olacaktı.

DTR : Şöhret elde etmek için, şu veya bu şekilde size bağlanan büyük sayıda insan var. Kendi kişisel teorisini üretmektense sizin öğretinizi yorumlayan ve yeniden düzenleyen Victor Sanchez’in  çalışmaları hakkında düşünceniz nedir? Ayrıca Ken Eagle Father’in, don Juan tarafından çömezi olarak seçildiğine ve yalnız onun için don Juan’nın geri geldiğine dair iddialarına ne diyorsunuz?

CC : Benim ve garanti ederim ki don Juan’nın da hiç tanımadığı veya hiç karşılaşmadığı birçok kişi kendini, benim veya don Juan’nın talebesi olarak tanıtmaktadır. Don Juan Matus özellikle kendi şaman sülalesinin devamı için ilgilendi. Bugün onun yalnız dört çömezi kaldı. Onunla birlikte giden başkaları da vardı. Don Juan bilgilerini öğretmeye ilgilenmedi; onu, sülalesinin devamı için çömezlerine öğretti. Don Juan’nın sülalesini onların devam ettirmedikleri gerçeğini göz önüne alırsak, onun dört çömezi fikirlerini yaymak için baskı gördüler.
Kendi bilgi yöntemini öğreten bir öğretmenin görüşü bizim bilişim sistemimizin bir parçasıdır, ama bu kadim Meksika şamanlarının bilişim sisteminin bir parçası değildir. Onlar için öğretmek saçma bir edimdir. Bilgileri sülalenin devamı için aktarmak başka bir konudur.
Birçok kişinin benim veya don Juan’nın adını kullanarak emek harcamadan kendilerine çıkar elde etmeleri basit bir harekettir.

DTR : “Spiritüalite” kelimesinin anlamı hakkında biraz konuşalım, bu insanların, türlerinin iktidar   kontrolünü ele geçirebilecekleri bir bilinç durumudur, ruhsal, ahlaki ve entelektüel bir eğitim gibi bir şeyler basit hayvansal koşulları başarı ile aşıyor. Bu iddiayı kabul ediyor musunuz? Bu bağlam don Juan’nın dünyasına bunu nasıl bütünleştirilebilir?

CC : Don Juan Matus için, uygulamacı ve aşırı dengeli şaman için, “Spiritüalite” boş bir idealdir, yazınsal kavramları ve şiirsel ifadeleri kapsadığından çok güzel olduğuna inandığımız, temeli olmayan fakat asla bunun ilerisine geçemeyen bir savdır.
Aslında şamanlar don Juan gibi pratik insanlardır. Onlar için yalnızca yağmacı bir evren vardır, ki arada anlayış veya farkındalık yaşamın bir üretimi ve ölümün meydan okumasıdır. Bir şamanın yaptığı gibi bilinmeyende gezeceğine, sınırsız pragmatizme, sonsuz dikkate ve “çelik gibi cesarete” ihtiyacı olan sonsuzda bir gezgin olarak düşünmüş kendisini. Tüm bunların görünümünde, don Juan “Spiritüalitenin” her günki dünyada başarılması mümkün olmayan basit bir açıklama, ve gerçek bir davranış tarzı olmadığına, inanıyordu.

DTR : Çalışmalarınızdaki bazı kavramların, birleşim noktası, enerji iplikçikleri, inorganik varlıkların dünyası, iz sürmek ve rüya görmek gibi, batı kültüründe karşılıkları var mı? Örnek olarak, birçok kişi insanın parlak bir yumurta görünümünün bir aura ifadesi olduğunu söylüyor.

CC :  bildiğim kadarı ile, don Juan’nın öğrettiklerinin hiçbirinin batıda bir karşılığı yok. Bir zamanlar, don Juan’nın halen burada olduğunda, bütün bir yılımı guruların, öğretmenlerin ve bilge insanların yaptıklarının ipuçlarını bana söylemeleri için arayarak geçirdim. Don Juan’nın söylediği ve yaptığı bir şeyin benzerinin bu dünyada olup olmadığını bilmek istiyordum. Kaynakların oldukça kısıtlı idi, ve yalnızca milyonlarca takipçileri olan belirli ustalara ulaşabildim, sonuçta herhangi bir benzerlik bulamadım.

DTR : Yazınsal çalışmalarınızda gerçekten inanılmaz olaylar bulunur. Takipçiniz olmayan biri,  söylediğiniz tüm bu “başka gerçeklikler” i nasıl doğrulayabilir?

CC : Bu, birinin yalnızca zihnini değil, tüm bedenini alarak kolaylıkla doğrulanabilir. Ne, Don Juan’nın dünyasına, bir amatörün hızlı ve çabuk bilgeliği araması gibi, zihinle girilebilir. Ne de don Juan’nın dünyasında, bir şey kesinlikle doğrulanabilir. Yaptığımız tek şey,  çevremizi saran dünyayı daha kapsamlı manada algılamaya müsaade eden yükseltilmiş farkındalık  duruma gelmektir. Başka bir değişle, don Juan’nın Şamanizmi, tarihsel karakteristikleri ve günlük algılamayı kırarak bilinmeyeni algılamaktır. Bunun için kendisine sonsuzun gezgini adını takmıştır. O, sonsuzluğun günlük algılama dışında yalan olduğunu iddia etmektedir. Bu karakteristikleri kırmak yaşamının hedefidir. O, olağan dışı bir şaman olduğundan, tüm dördümüze de bu isteği aşıladı. Bizi zihni aşmaya ve tarihsel karakteristiklerin sınırlarını kırma görüşünü somutlaştırmaya zorladı.

DTR : şimdi fiziksel bir çalışma olan Tensegrity’i sunuyorsunuz. Tam olarak ne olduğunu açıklayabilir misiniz? Amacı nedir? Bunu uygulayan bir kişi spiritüel açıdan kazancı ne olacaktır.

CC : don Juan Matus’un bize öğrettiğine göre, kadim Meksika’da yaşayan şamanlar,  uygulandığında, bedene fiziksel ve ruhsal açıdan öyle güçler sağlıyordu ki, bu hareketlere sihirli geçişler olarak adlandırdıkları, bir dizi hareket keşfetmişler.
Don Juan bize demişti ki, bu büyülü geçişler sayesinde, şamanlar tarifsiz bir algılama başarısına ulaşmaya izin veren yükseltilmiş bir farkındalık düzeyine ulaştı.
Nesiller boyunca, büyülü geçişler yalnızca şaman çömezlerine öğretildi. Bu hareketler büyük bir gizlilikle ve karmaşık ritüellerle sarmalandı. Don Juan bunları bu şekilde öğrendi ve dört çömezine bu yolla öğretti.
Bizim amacımız, sihirli geçişler öğretisini isteyen herhangi birinin öğreneceği şekle getirmektir. Bunlara Tensegrity adını verdik, ve don Juan’ın dört çömezi için özel olan bu hareketleri, herkese uygun olan genel hareketlere dönüştürdük.
Tek başına veya toplu olarak, Tensegrity’i uygulamak, sağlığa iyi gelir, canlılık verir ve genel olarak kendini iyi hissetme duygusu yaratır. Don Juan’ın dediğine göre, sihirli geçişleri uygulamak,  yükseltilmiş farkındalık ve algılama karakteristiklerini genişletmek için gerekli olan enerjiyi biriktiriyor.

DTR : Sizin üç çömezden başka, seminerlerinize katılanlar başka insanlarla da karşılaştılar, Chamcool’lar, Enerji Takipçileri, Elementler, Mavi İzciler … Bunlar kimdir? Sizin tarafınızdan yönlendirilen yeni nesil görücüler midir? Eğer öyle ise, nasıl biri bu çömez grubunun parçası olabilir?

CC : Bu kişilerden her biri don Juan tarafından tanımlanmış varlıklardır, bu sülalenin yöneticisi olarak bunları beklememizi istedi. Bu görünün bir parçası olarak her birinin geleceğini önceden bize   haber verdi. Dört öğrencisinin enerji konumları nedeniyle, don Juan’nın sülalesini devam edemeyeceği andan itibaren, görevleri, sülaleyi sürdürmek yerine eğer mümkünse altın bir taç ile  sonlandırmak olarak dönüştü.
Biz bu talimatları değiştirecek durumda değiliz. Biz don Juan’nın görüleri için ne çömez ne de aktif üye aramıyoruz. Tek yapabileceğimiz şey, niyetin tasarısına razı olmaktır.
Büyülü geçişlerin, bu kadar özenle ve bu kadar çok sülale tarafından korunması, şimdi anlaşıldı ki gerçekten de, birinin dolaylı bir yoldan yapabileceğinin kanıtıdır, Tensegrity çalışmaları ve savaşçının yolu önermelerini takip etmek bu yeni görünün bir parçasıdır.

DTR : Sıklıkla kendime sorduğum bir soru da: savaşçının yolu, diğer disiplinlerde olduğu gibi, çiftler için spiritüel bir çalışma mıdır?

CC : Savaşçının yolu her şeyi ve herkesi kapsar. Tüm bir aile kusursuz savaşçılar olabilir. İşin zorluğu, bireysel ilişkilerin duygusal yatırım temelli oluşunun korkunç gerçeğine yatmaktadır, ve uygulayıcı gerçekte bu uygulamaları öğrendiği anda ilişki çöker. Günlük dünyada, duygusal yatırımlar genellikle sorgulanmaz, ve tüm yaşamımızı karşılık bulmayı bekleyerek geçiririz. Don Juan benim tutucu bir yatırımcı olduğumu ve benim yaşama ve hissetme yolumun basitçe; “Ben yalnızca diğerlerinin bana verdiği kadarını veririm.” olarak tanımlanacağını söyledi.

DTR :  Birisinin, sizin kitaplarınızda yaydığınız bilgilerle, olası bir spiritüel gelişme için, çalışmayı arzu etmesi nasıl bir istektir. Don Juan öğretilerini kendi kendilerine uygulamayı isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

CC : Bireysel olarak başarmak için birinin niyeti kusursuz bir niyetse ona sınır koymak mümkün değil. Don Juan’nın öğretisi spiritüel değil. Bunu tekrarlıyorum çünkü bu soru devamlı olarak gelmektedir. Spiritüalizm fikri savaşçının demir disiplini ile bağdaşmaz. Don Juan gibi bir şaman için en önemli şey uygulama fikridir. Onunla karşılaştığımda, kendimin pratik bir insan olduğumu zannediyordum, tarafsızlık ve uygulamacılık ile dolu bir sosyal bilimci. O, bu iddiamı yıktı ve bir Batılı olarak ne uygulamacı ne de spiritüel biri olmadığımı görmemi sağladı. Anladım ki, “Spiritüel” kelimesini yalnızca günlük yaşamdaki çıkarcı karşıtı olarak tekrarlıyorum. Günlük yaşamdaki ticarilikten uzaklaşmak istiyordum ve bunu yapmak için olan heves “spiritüalizm” dediğim şeydi. Karar anına gelip: spiritüalite derken neyi göz önüne aldığımı tanımladığımda, don Juan’nın haklı olduğunu gördüm. Ne konuda konuştuğumu bilmiyordum.
Söylediğim küstahça gelebilir, ama bunu söylemenin başka yolu yok. Don Juan gibi bir şamanın istediği farkındalığı yükseltmektir, bu, tüm insani algılama ihtimalleri ile algılamayı başarmaktır; bu muazzam bir görevi ve bükülmeyen bir amacı içeriyor ki batı dünyasının spiritüalizmi bunun yerine geçemez.

Kinder Spirit Magazine
Yayınlama Tarihi : Temmuz – Ağustos 1997
Çeviri : Aki