Günün hikayesi

Uzun zamandır birbirlerini görmemiş iki çocukluk arkadaşı buluşmuşlar.

Hal hatırdan sonra biri diğerine görüşmeyeli neler yaptığını, ne olduğunu sormuş.

Arkadaşı hiiçç diye cevap vermiş. Bir şey olmadığını söylemiş.

Arkadaşı şaşırmış: – hiç bir şey olamadın mı yani?

Bu sefer diğeri ona sormuş sen ne oldun bakalım?

Öbürü cevap vermiş kasılarak:

  • Memur oldum. Diğeri sonra demiş?

  • Amir oldum. Sonra?

  • Gn. Müdür oldum. Sonra?
  • Milletvekili oldum. Sonra?
  • Bakan oldum. sonra?
  • Başbakan oldum. Öbürü baya heyecanlammış. Eee sonra?
  • Cumhurbaşkanı oldum! Eeeee sonra?

Diğeri biraz duraksadıktan sonra, omuzunu silkerek cevap vermiş:

  • Sonra hiiçç! demiş.

Arkadaşı şöyle bir durmuş ve demişki:

  • Eee Ne yani, sen o kadar okulu bir hiç olmak için mi okudun?, ben şimdi hiçim!

Hiç oldum

hiç oldum;
gönül pınarım hep sana doğru çağlarken
dünyaya inat asi gibi tersine akarken

hiç oldum;
coşkun sularla ırmaklarda çoşup
dalgasıyla vuruken denizlerde sahile

hiç oldum;
dere misali kıvrım kıvrım giderken
yüreklerde acı gibi sızlarken

hiç oldum;
rüzgarla gökyüzünde esip
hazan olup savrulurken aleme

hiç oldum
alevler içinde ateşlerde kor kor
hasretle yanarken sevdama

hiç oldum;
özlemi yaşarken sevdanın sabahında
yuvama hasret kaldım sılada

hiç oldum;
yalanla dillerde diken gibi
kuru yaprak olup düşerken vuslata

hiç oldum;
goncayla dallarda açıp
sevdayla gönülerde yanarken

hiç oldum;
yusuf olup rüya aleminde
hüzünle nurdağında ağlarken

hiç oldum
bir hiçliğe güneş gibi doğarken
hiç oldum gülüm hiç oldum..

Mustafa Ağlar (20.11.2008)


DOST GÖNÜLLERDEN DÖKÜLENLER


hiç oldum;
Ben seni kendimde görmek isterken
Sende kaybettim kendi gençliğimi…………………Nurdağı

hiç oldum;
uçurumun kenarından bakıyorum umutlarıma
ölüm uykusuna dalıyorum gözlerimde yaşlarla…..M.Karaduman

hiç oldum:
gönlüm aktı gitti engine
hiç oldum
gönlüm meyletmiyor dengine…………………………….Gülpembe

Hiç oldum;
Oysa bir zamanlar herşeyindim…
Ya şimdi kaybolan anılarda hiç oldum……………….Fatimâ Hümeyrâ Kavak

Hiç oldum;
Sen bende herşey olurken
Ben sende HİÇ oldum……………………………………….Figen Şençamlar

Bir Bir

BU SEVGİDİR
Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir.
Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir.
Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.


BİR BİR
Seni bende, beni sende arıyorlar,
Beni senden, seni benden tanıyorlar,
Bir birim gibiyiz tümünün gözünde,
Yarım’larımızı bütün sanıyorlar…

Özdemir ASAF(1923 – 1981)

güneşe çağrı

-her sabah
– ve her sabah
– hiç usanmadan
– hiç saati şaşmadan
– silkiniyor özünden
– tüm o garip
– adamları ve kadınları
– kedileri ve kuşları

-çılgın güneş!
– bi’ kere de doğma
– bırak dünya
– biz deli şairlere
– ve
– gececilere kalsın.
– seni seviyoruz!

monolog VII

yani akamamak geceye
diz boyu parmaklıkları aşıp
yani tutamamak yıldızları
bir karış öteye, elini uzatıp
susturamamak haykıran yüreğini
ve konuşamamak diline dolanan kelimeleri
ahh! akmaz gözündeki yaşlar
yüreğin gülmez

ve; ben ve ben
bir sana alışamadım
— çatlak!

Hurufilik -2

Özetin başlangıcı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=2118

Açıktır ki yazının şehrin dışında pek bir yeri yoktur. Köylüler, vergi toplamak üzere köye gelen tahsildarların kullandığı bu garip “esrarlı” şekillere hayretle bakıyor ve bu şekillerin sonucunda kendi lehlerine bir hüküm de çıkmadığını da görüyorlardı!  Yazı ve rakamlar şehirlilerin elinde adeta büyülü “şer” güçlerine dönüşmüştü.

Şehirde ise durum daha başkaydı. şehrin kendi iç farklılaşmasının gelişmesiyle “ibn-ül vakit” yani “zamanın oğlu” olmak isteyenlerin karşısına yaşanan yaşamdan daha önemli hale gelmiş olan kaydedilmiş yaşam çıktı.

Şehrin herkesçe kabul edilmiş “kahramanları”, “kutsal metinleri”, egemenlerin tuttuğu kayıtlardan çıkarılıp okunacak ve onların istem ve özlemlerini dile getirecekti.

Uzunca süren bir yazı egemenliğinden sonra şehirliyi kendi silahı ile altetmek diyebileceğim bir yöntem gelişmiş, yani hurufilik! Böylece yazılanın hükmü onu te’vil eden yani anlamlandıranınkine muhtaç kalmış!!!  Tekniğin tarih içindeki gelişimine göz atmadan önce dikkatimi çeken en önemli öğe, son derece keyfi oluşudur. Abdulbaki Gölpınarlı bu tekniğe “çocukça” sıfatını yüklerken buna olumsuz bir anlam yüklemiş miydi orasını bilemiyoruz ancak ben de Çamuroğlu’na bu konuda katılmadan edemiyeceğim ve şöyle soracağım: “ne fark eder?”

Eğer bi çeşit sihirli şekiller birden ortaya çıkıyor ve sizin yaşanan hayatınızı ikinci plana atıveriyorsa, bu duruma nasıl direneceksiniz? Malum tüm hastalıklar ilacını kendi içinde taşırlar! Yazı var ise evet harfçilik de gelir ve onun tahtını en dibinden sallar!

-devam edecek-

Reha Çamuroğlunun Sabah Rüzgarı adlı kitabından özetleme ve yorumlar