Ruh ve Beden

İnsan varlığının temelini aslında merkezi kişiden kişiye farklı oluşumlara gebe ama benzerlik olarak da halkalardan oluşan bir çizelgenin tabiatı oluşturur. Yaşayan canlılarla farklılığı belki de burada vuku buluyor. Oysaki âlemde bütün canlıların doğanın renklerinden birisi olduğunu varsayarsak ruhun ve bedenin yapıda farklı tezahürlerinin söz konusu olduğunu sanırım öteliyoruz. Peki, beden ve ruh dediğimiz oluşumlar, birbirinden ayrımı düşünülmeli yoksa bütünselliği ayırmayı mantığın ötesine kaymayla eşdeş mi tutmalıyız?

İnsan, içinde barındırdığı esasiyete tek bir bünyeyle cevap vermektedir. Açılımların hangi durumlara istinaden ne tür anlamlar kazandığını belirleyen yine farklı tabiatları olan tek bir bünyenin kaynağıdır yani evrende kişinin bünyesinden dökülen her nağme farklı tınılarıyla birbirinden ayrılır velâkin yanılsamalarla dolu süreçte neyin dominantlık göstergesinde yer alacağını belirleyen yine bünyeden ötesi değildir.

Sanırım hissiyatlarımızın derinleştiği anlarda(maneviyata dair) hep baskınlığın ruhun elinde olduğu izlenimi yaratılmaktadır. Oysa var olan bir gerçeküstü durum söz konusudur ki buda iki farklı kolun iki farklı yöne (bir işi yapmak için) koşuşturmasının saçma üzeri bir mantıkdışılık olduğudur.

Yapılan istenilene bütünsellikle cevap verebilmek olmalıdır bu bağlamda ruhun bedenden ayrı düşünülmesinin yanlışlığı yanında ruhun dışsallığında yer alan tabiatıyla bütünselliğini anlamak ve ruhen derin mevzuların içerisine dalındığı anlarda bile tamamıyla bir kopukluğun yaşanmasının mevzubahis olmadığını bilmek gerekir.

Varlığın hissiyatla devleştiği anların aslında neleri kapsadığı gerçeğini de göz ardı etmeden bu çerçevede; maneviyatın kendi özünde doruklaştığı anların (ruhun dinginleştiği ve başka alemlere yolculuk yaptığı süreç) ötesiyle, varlığı hissetmenin temeli – acıyla ve açlıkla- yaşanılan anlardır bunun dışında insan kendi varlığının farkında değildir nitekim ruh ve beden bütünselliği her noktada olduğu gibi burada da kendini göstermektedir. Ruhi ve hayata dair tutumların birbiriyle farklı olarak gösterilmesi mütalaa edilmemelidir ki her alanda zati birbirlerine tesirleri söz konusudur.

Sonuç olarak ruhun derinliğine işlenen her oluşum-her türlü faaliyet birbirleriyle bağlantılıdır. Hayata yansıyan olaylar farklılık gösterse de bütünselliğin temelinde yansımaların bağlantısız olmadığını ve her anın kişinin hakikatiyle bir zincir oluşturduğunu ve ana metanın hep aynı merkezden tebarüz edildiğini unutmadan, yaklaşımlarımızın neyi işaret ettiğini ve bütünselliği hangi amaç için kullandığımızı irdeleyerek hareket etmeliyiz.

5 yorum “Ruh ve Beden”

  1. sevgili nessuno…
    keşke ifadeleriniz biraz daha anlaşılabilir olsa diyorum.
    yani mesela tebarüz nedir ben bilmiyorum.
    anlama çabası içinde olduğumdan oturup yazdım bu satırları…
    yoksa geçer giderdim.

    teşekkürler şimdiden…

  2. Sonuç olarak ruhun derinliğine işlenen her oluşum-her türlü faaliyet birbirleriyle bağlantılıdır.

    Ruhun derinliğine işlemeyen oluşumlar/faaliyetler birbiriyle bağlantılı değil midir?

    Hayata yansıyan olaylar farklılık gösterse de bütünselliğin temelinde yansımaların bağlantısız olmadığını ve her anın kişinin hakikatiyle bir zincir oluşturduğunu ve ana metanın hep aynı merkezden tebarüz edildiğini unutmadan, yaklaşımlarımızın neyi işaret ettiğini ve bütünselliği hangi amaç için kullandığımızı irdeleyerek hareket etmeliyiz

    ana meta diye kastedilen şey nedir?
    bütünselliği ne tür amaçlar için kullanabiliriz?

    xenix

  3. Haklısınız(ifadelerimin anlaşılır olamama durumu üzerine bu bağlamda aslında olması gerektiği gibi yazmaya gayret göstereceğim:).

    Okuma inceliği gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

    (“tebarüz etmek” kelime zincirini,
    “belirmek” anlamında kullandım)

  4. Sevgili “xenix”

    “ruh ve beden devam” başlığını(aşağı kısımda) sizin için yazıyorum:) yani hem sualleri cevaplamak adına hem de olayın farklı bir boyutunuda ele almak adına…

    **

    Ruh ve Beden … Devam:)

    Yazıyı yazınca(“Ruh ve Beden” başlıklı ilk yazıyı) ruh ve beden ikilisinin bütünselliğini her daim koruduğunu bu bağlamda ayrı düşünülmemesi gerektiği vurgusunu yaptım.

    İç içe bir tabiatın olduğunu düşünerek buna halkalardan oluşan bir zincir adını verip, açılımı bu bazda alırsak; insan varlığının bu iç içe durumların bulunduğu bir yapıyla diğer canlılardan ayrıldığını oysaki âlemdeki bütün canlıların aynı tabiata sahip olduklarını belirtebiliriz.

    Ruh ve bedenden kısaca bahsedersek;

    Aslında “beden”den bahsetmeye gerek yok, görerek ya da dokunarak bunun farkındayız(yalnız anlamadığımız noktalar mevzu bahis elbette araştırmaların yapıldığını gözlemliyoruz fakat hala çözümlenmemiş onlarca durum …bunlardan biride- konumuz bağlamında-hücreye en başında hayat veren unsur güç ya da ne derseniz deyin…..Bu temel nokta nedir? Bu güç diye nitelediğim oluşum nerededir?…..Mekanizmayı şekillendiren nedir/kimdir?….Bu nasıl bir perde arkası durumdur ki her bir organın farklı görevi mevcuttur… Esrarı bilinmeyenler… Yüzlerce bilinmezliğe gebe sorulardan birkaçı…)

    Peki, “ruh” adını verdiğimiz esrarengiz durumun ötesinde neler vardır? Görünmeyen ama algıladığımız (bazı olaylar ya da hisler bazında ) bir alan olan “ruh” yani manevi alan, içerisinde değerlerin(özgürlük,sevgi,saygı,adalet……) oluşumu üzerine kurulu (realite)ve buradan yayılan unsurlar ışığı altında bir durumdan ibaret ise; yapacağımız ya da yaptığımız her türlü yapılanma özden meydana gelen biçimlemelerdir diyebiliriz.

    (İnsan irade sahibi olmasıyla beraber her kişide ayrı ayrı tarzlar mevcuttur-davranış biçimleri-)

    (Hareket tarzını; içinde vuku bulan beden ve ruhun bütünselliğindeki oluşum ele alır ve yönergesini bu bağlamda belirler)

    (Bireyin ruh ve beden bütünselliğini hangi çizelgede kullanacağını mekanizmanın -kişinin mekanizmasının-raylarında görmek mümkün velakin eğer nasıl bir amaç güdülmelidir-yani esasiyet ne olmalıdır- mantığını düşünürsek bence ulvi değerler dediğimiz evrensel bazda olması gereken oluşumların ana meta olarak görülmesi-kişisel duruşun bu bütünsellik altında gerçekleşmesi gerektiği vurgusu sağlanmalıdır)

  5. İnsan varlığının diğer canlılardan ayrılma noktasında yanılsama yaşadığımızı düşünüyorum. Doğal yaşam vahşidir başlıklı belgeselde, aslında bir çok canlının bizden daha büyük maneviyata sahip olduğu bir gerçek.
    Bu noktada DNA mızdan gelen aynı benzerlikler bizdede mevcut ve sizinde belirttiğiniz gibi bütün canlılar aynı tabiata sahip tutulabilir.
    İnsan bedeniyle ilgili sorduğunuz soruların neredeyse hepsinin çözümüne gidildi diyebiliriz. Fiziksel ve kimyasal olayların dışında pekte birşey olmuyor işin gerçeği.
    Mekanizmanın şekillenmesi diyede birşey söz konusu değil. Sadece herhangi bir oluşuma “mekanizmanın şekillenmesi” diye bir tanım getiriyoruz. Ve öyle olduğuna inanmak istiyoruz. Herhangi gidilen bir nokta yada bir amaç yoktur. Herşey çok daha sade ve basit bir şekilde işler.
    Ruh adını verdiğimiz esrarengiz durumun ötesinde birşey olmasına gerek yok, zaten başlı başına esrarengiz ve bilinmeyen birşeyin ötesini aramak denklemlerdeki bilinmeyen sayısını arttırmaktır.

    xenix

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.