Sağcı Nedir? Solcu Nedir?

Bu kelimelerle o kadar çok yerde karşılaştım ki ve o kadar çok kullanımı gördüm ki artık kim kime neyi neden diyor ayırt etmekte zorlanır hale geldim. Temel bir şeyleri baz alsa da bu terimler kendini aşıp etiketleme ve ötekileştirme amacıyla kullanıldığından ortalık iyice karışmış durumda.

Bazen sağcı olan birinin kendine ben solcuyum demesi veya tam tersi solcu olan birinin kendine sağcıyım demesine kadar bir karmaşıklıklık hem de bu. Bu başlık altında sizlerin bu terimlerle ilgili kendinize ait görüşlerinizi ve bir kaç örnekle kimlere denildiğini gerçekten öğrenmek istiyorum.

58 yorum “Sağcı Nedir? Solcu Nedir?”

  1. Türkiye’de solcu demek hayal kırıklığına uğramış insan demektir :-))

    Herhalde kelime olarak kökeni Fransız Burjuva Demokratik Devrimine dayanıyor. Cumhuriyet yanlıları parlemonto binasında sol tarafda otururmuş…

    Bence ülkemizde kafası çalışan, dürüst, temiz kalpli, dogmalara karşı duran ve her zaman bilim ve aklı kendine önder edinen insan solcudur.

    Sağcıların kafası çalışmaz mı? Çalışır, kurnazlığa ve kendi maddi çıkarına çalışır. Bencilliğin doruklarında gezenler sağcıdır.

    Dincilerin de kafası çalışır, ezberleri kuvvetlidir. Ancak algı kavramları dogmaların esaretinden çıkamaz. Asla sorgulamazlar, iman gereği. John Leonnon’ın dediği gibi, ” hayal et, ya cennet yoksa…” veya NietzsCHE’nin ” Tanrı öldü, Tüm Tanrılar ölüdür” tümcelerini düşünmek, sorgulamak istemezler. Yani ben yıllarca aç, susuz, uykusuz kalıyorum ya bir de öbür taraf yoksa, veya herşeye kadir olan Tanrı neden benim, açlığıma, susuzluğuma, ibadetime muhtaç diye düşünemez. Karşılıklı bir ticaret ilişkisi kadar kafaları çalışır. Ben ona ibadet edeceğim o da beni cennetine kabül edecek. Ve de bu veresiye cennet için yeryüzünü cehenneme çevirirler.

    Sağlıcakla kalın.

  2. Anladığım kadarıyla (dediğinize göre) bilimsel olanlara solcu, dogmatik veya dini inancı olanlara sağcı diyorsunuz.

    Özellikle 80 döneminde çok kullanılan bu terimlerin Kambur Kerim’e katılan veya alternatifini söyleyen var mı? Sanırım diğer ülkelerde bu liberal ve demokrat olarak ayrılıyor. Veya cumhuriyetçi ve demokrat mıydı?

    xenix: Takiplerim

  3. sağcı= faşist…(solculara göre)
    solcu=kominist..(sağcılara göre)
    aradakiler=ot..(her iki taraf içinde aynı)
    80 öncesi, sağ-sol denince akla gelen bunlardı;))

    ha.. bide, şey vardı..
    – bana, sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz…Çoban Sülo…(M.Ali Ağca yakalandığında bile demedi)

  4. Daha önceden bu konuyla ilgili bir başlık açmıştım aslında.. Başlığa pek bir katılım olmamıştı.

    İlgilenenler için şöyle bir grafik var.. ABD özelinde olsa da, tüm dünyada kullanılan bazı kavramlar da var;

    link to alexciungu.files.wordpress.com

  5. Aslında sağcı ve solcu kavramlarının çok bilindik bir hikayesi vardır.

    Fransız Devrimi öncesinde bildiğimiz gibi yönetim, Aristokratlar ve soylu olarak adlandırılan Kral yanlılarının elindeydi.Geri kalan kesime “köylü, çiftçi veya ayak takımı” deniyordu. Bu üçüncü sınıf olarak nitelendirilen insanların hiç bir şekilde yönetime katılması mümkün değildi.

    Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan bir diğer sınıf, bütün dengeleri alt üst edecek ve Dünya’nın şu anki siyasal düzeninin oluşmasındaki ana fraksiyonların temelini atacaktı.Bunlar, işçi sınıfıydılar…

    Sanayi geliştikçe kendi fabrikalarına sahip olmaya başlayan işçi kesim, artık yavaş yavaş güçleniyor, endüstriel devrime önayak olan bazıları şehirlerde sosyalizasyonunu tamamlayarak istihdam yaratmış ve artık yönetime ortak olmak için kolları sıvıyordu.Köylülükten kentliliğe adapte olan bu sınıfa Burjuva sınıfı deniyordu.Bunlar, paralarndıkça siyasi sistemde de payelenmek istiyorlardı… İşte hikaye de zaten burada kopuyor:)

    Artık gerek krallar ve onların soyluları gerekse aristokratlar bu kentlileşmiş burjuva sınıfını önemsemek zorundaydılar.Ve ilk olarak Fransa kralı 16.Louis’in kararıyla sarayda haftalık bir toplantı programı yapılacak ve her 3 kesimin temsilcileri kralla her hafta toplanarak ülke sorunları üzerine fikir alışverişi yapacaklardı.

    Ve işte bu toplantılarda şöyle bir oturma düzeni oluşturulmuştu;Kral toplantı masasının baş köşesinde oturacak,soyluları temsil eden temsilci(yani bir nevi krallığın temsilcisi)kralın sağ tarafına oturacak,Burjuva temsilcisi(yani kentlileşmiş köylülerin ve işçi sınıfının temsilcisi)kralın sol tarafına oturacak,kliseyi temsil eden aristokrasi temsilcisi de kralın tam karşısına oturacaktı.

    Kralın sağına oturan soylu temsilci genelde mevcut durumu savunur,soluna oturan burjuva temsilcisi ise halk adına, yapılması gereken refahı arrtırma yolundaki reformları aktarırdı.

    Işte,günümüzdeki sağ ve sol kavramları,krallığın yani devletin menfaatlerini öncelikli tutan mevcut statükoyu koruma çabasında olan soylu temsilci(leri) ile halkın daha iyi yaşamı için yapılması gereken reformları ve değişimi savunan burjuva temsilci(leri)nin kralın sağında ve de solunda oturmalarına göre orijin kazanmış ve günümüze kadar gelmiştir.

  6. Bu arada Sangreciğim,

    Chart çok güzelmiş 🙂 Her ne kadar daha çok American sağ(republicans) ve sol(democrats) kavramlarına göre düzenlenmiş olsa da beğendim…

    Türkiye’deki sağ ve sol kavramlarını birbirinden ayırabilmek artık oldukça zor.Özellikle “sol” kesim daha çok parçalanmış ve Marksizme yakınlık-uzaklık derecesşne göre değişik ideolojileri benimsemiş durumdadır.

    Bazı partilerin yanı sıra, örgütler veya küçük gruplar da kendilerine “sol”cu derler; fakat tüzüklerini okuduğunuzda birbirlerinden hayli farklı olabiliyrlar.Mesela aklıma gelenlerden bazılarını yazayım:Yurtsever Cephe,BDP, TKP, SDP, EDP(ve Yeşiller), İP, DİSK, KESK,EMEP,MLKP, TİKKO, DHKP-C, MKP…….. Liste çok uzar gider.Bunların arasında legal ve illegal olanlarla faaliyetini durduranlar da var.

  7. Tekrar bu konuyu canlandırmak istiyorum. Çünkü gerçekten anlamak istiyorum.

    Mesela forumda anladığım kadarıyla

    Kardan Adam da solcu, Hüseyin Aktaş da solcu,
    marmaramus da solcu, Kambur Kerim de solcu,
    ned de solcu, oikos da solcu vs vs
    sangre de liberal, ebubekir de liberal vs

    Örnekler uzatılabilir. Ama en belli başlı konularda bile bu kişiler bambaşka şeyler söylüyorlar. Bambaşka dünya görüşleri var.

    xenix: Takiplerim

  8. Ben artık liberal değilim.. Önceden öyleydim.. Şimdi bayrağı Baal’a devrettim, o taşıyor :))

    Türkiye’de kendisini aynı ideolojiye ait hissedenlerin dahi anlaşamadığı doğrudur.. Ama bu sadece Türkiye’ye değil bir çok ülkeye ait bir özellik.

    Türkiye’nin durumu ise sadece kendine has bazı dinamiklerle açıklanabilir.. Bu dinamiğin en önemli unsuru ise bizi diğer ülkelerden ayıran ‘Atatürkçülük/Kemalizm’ düşüncesi/akımıdır.

    Batılı ülkelerde milliyetçilik deyince akla aşırı sağ akımlar gelir.. Türkiye’nin en büyük (merkez) sol partisi olan CHP’nin kabul ettiği 6 ilkeden biri ise Milliyetçilik’tir.. Bu tip garipliklerin olduğu bir ülkede fikir ayrılıklarının olması kaçınılmazdır zaten.

    Fakat genelde tüm dünyada solcularla sağcılar belli gruplara ayrılmışlardır.. Örneğin sol tarafta Troçkistlerle Stanilistler birbirlerini günahı kadar sevmezler. . Türkiye’de dünyaya oranla daha çok Stalinist, daha az Troçkist vardır.. Bunun sebebi de Türkiye solunun geçmişte Kemalizm’in otoriter ve milliyetçi görüşüne yakın bir çizgide durmasıydı.. Günümüz solu Kemalizm’den bağını tam olarak koparamamıştır.. Bu yüzden de zaman zaman CHP’nin söylemlerine paralel söylemleri benimseyebiliyorlar.

    Türkiye’de gerçek bir merkez sol, sosyal demokrat parti olmamasına rağmen Avrupa’da vardır.. Avrupa’nın sosyal demokratları, Troçkistlerle veya Batı Marxizm’i olarak kabul edilen çeşitli akımlarla iyi anlaşırlar.. Ama piyasa kavramı üzerine veya sosyal bir devletin nasıl olması gerektiği üzerine şiddetli tartışmalar içindedirler.

    Türkiye sağı biri milliyetçi/muhafazakar piyasacı Anap çizgisi, diğeri ise milliyetçi İslamcı MHP çizgisi olmak üzere keskin çizgilerle ikiye ayrılır.. Bunun tek istisnası İslamcı bir çizgiden Anapvari bir çizgiye geçen AKP’dir.

    Bu akım Avrupa’da da benzer bir özellik taşıyor.. Merkez sağcı, kökten piyasacı partiler ve marjinal milliyetçi partiler bulunuyor.. Türkiye’nin sağ akımı Avrupa’ya benziyor gerçekten de.. Hatta AKP’yle birlikte daha da benzedi.

    Ama sol tarafta çok büyük bir boşluk var.. Bir kaç tane epey küçük Troçkist parti, bir kaç tane de epey küçük Stalinist parti dışında sol parti yok.. Bu partilerin oy oranları ise %o.1’lerde nerdeyse.

    Merkez sol, sosyal demokrat bir parti de bulunmuyor.. CHP’nin milliyetçi, devletçi eğilimleri gerçek bir sol parti olmasının önüne geçiyor.. Gerçi şu anda CHP’nin içinde gelenekçilerle yenilikçiler arasında kıyasıya bir mücadele başlamış durumda.. Bu mücadeleden gerçek bir sol parti çıkıp çıkmayacağını yakın zamanda göreceğiz.. Bu konuda iyimser olsam da, yenilikçilerin dahi istenilen seviyede evrensel sol değerleri benimsemediğini düşünüyorum.. Yine de bekleyip göreceğiz.

    Bunun dışında EDP, Yeşiller Partisi gibi çok ufak sosyal demokrat partiler de yok değil.. Ama Türkiye’nin siyasi yapısına bakınca, bu partilerin yükselmesini çok düşük ihtimal olarak görüyorum.

    Son olarak bir de BDP var.. Ama bu konuya girmeyeceğim.. Şimdilik sağ ve solu genel olarak tanımlayıp, olası tartışmalara girmemekte fayda var.

  9. Eşitliği ve insanların birseysel yaşam haklarını savunan kişiler kendilerini SOLcu. Kişinin tek bir güce bir otoriteye boyun eğip, çevresini o otoriteye boyun eğdiren kişilerin kendilerini SAĞcı olarak nitelendirdiklerini aşağı yukarı hepimiz bilmekteyiz.

    Fakat işin ilginç yanı Ben Koministim ben solcuyum ben örgütlü sol görüşlü partinin adamıyım diğen çoğu insanın, eğer siz düşüncesine katılmadığınız veya bir elin nesi var iki elin sesi var haklısın ama ortada el olması lazım dediğinizde sizinle tartışmayıp hatta sizi kendi gördüğü dünyasında kabul etmeyip, hayal aleminde yaşayan gereksiz bir insan olarak nitelendirdiğine çok tanık oldum.

    Bir Sağcıyım diğen kişi ile konuştuğum zaman her zaman ister siyasi ister ruhani lideri olsun, herzaman ondan örnekler, her zaman onu öven kelimeler ve onu bırak kabul etmeyenleri sıradan biri olarak gören insanların hepsinin şiddetli bir şekilde acı çekmesi gerektiğini kelimelere dökmese bile yeterince belli eden kişiler ile karşılaştım.

    Şahsi düşüncem sorulacak olur ise, bir zamanlar solcu ve sağcı avramları denildiği gibi bir durum içersindeymişsede bundan bir çoğumuzun haberi olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki her konuda olduğu gibi, her isim verilen durum ve hal e kendi yetişme görme ve öğrenme süreçlerimizin getirileri ile yarglayıp, şahsımıza yapılan olumlu olumsuz durumlar sonucunda sol ve sağı nitelendirmekteyiz.

    Bu yüzden sol ve sağ gibi taraf kavramları sadece insanlar ilüzyon içinden haberdar olmamasından başka birşey değildir. Evet sol görüşlü olduğunu söyleyen bir çok kişi daha hassas görünmektedir eminimki ne de olsa u sitede olan bir çok kişi, araştırmayı okumayı etrafından haberdar olmaktan keyif aldığı için, sol görüşlü insanlarile çok daha fazla muhattap olmaktadırlar. Sağ görüşlü insanlar denildiği zaman kabaca, bir köpek grubunun nasılda yuvasının olduğu bölgeyi burası bizim bölgemiz diyerek işaretleyip yaancı hayvanları içeri almıyor ise, sağ görüş denileninde bu yapı içinde bulunmasıdır.

    Özetle sağ ve sol insanın kendi içinde kabul etsede etmesede vardır. Her canlı eşittir, biri diğerinden daha özel oladığı gibi daha güçlü de değildir. Şimdi bir çok spiritual açıklamalar ile oldukça içli dışlı olmuş kişiler diyecektir insan ırkı özeldir farklıdır diye. fakat dediğim eşitlik algılandığı taktirde, bu söylevin doğru olup olmamasının hiçbir önemi yoktur, her türlü şey eşittir ve bu eşitlik içinde her türlü canlı belli bir hacimle belli bir yere benim demektedir. Bir taşın doğada belli bir yere sahip olması gibi. hepimizin belli bir kütle havada asılı duruyor olmamız gibi. Fakat tabii ki hak vermekteyim insanlara, bu kadar basit olan bir duruma bu kadar yalın bakmak hayvanlara özgüdür denir:) Eleştirmiyorum, eleştiriye açılmadıkça. ama sağ sol yoktur tek vardır.

    İster bu szin davanız olsun ister u sizin vatanınız olsun hepside çok basit birşeye hizmet eder, bir canlının ölmemek için yaptığı düşüncesizce son savaşından başka birşey değildir.

    İster adına bir toprak parçasına benim diyen kişi, isterse adına bir toprak parçasına benim diyen kişinin sizi dışarı atmasına karşılık verilen tepki olsun.

    Hepsi aynıdır, insan bilinci ne zaman başlamıştır veya başlamışmıdır, nedir ne değildir atalarımızdan kalmış olan bir korkumudur, bir avcılığın verdiği dna zincirindeki bir eksik parçaıdır ya da insanlığın adına ölüm dediği şeyi çözeediği için halen daha kendini bir yere tutturma çabasımıdır bilmiyorum ama aynıdır.

    Etrafınıza baktığınız aman gördüğünüz herşeyi tek değilde, masa, blgisayara, mouse, gibi parça parça görmekteyseniz zaten ortada olan sabitleme dürtsünü görmekteiniz demektir.

  10. Neden liberal olduğumu kısaca şöyle açıklamak isterim.

    İnsanların ancak hertürlü maddi varoluşundan soyutlanarak düşünüldüğünde eşit olduğuna inanıyorum…Eşit olmak ,eşitlik, bence illa ki maddi olarak eşit olmayı gerektirmemeli….Mesela Dubaili bir petrol şeyhiyle ,amazon nehrinde balık tutarak yaşayan bir adam maddi varoluşlarından soyutlandığında insanlık onuru ve hakları ve hukuku açısından eşit kılınabilir…yani Dubaili şeyh milyar dolara hükmediyor diye günde bir dolar bile kazanamayan amazondaki adamdan insan olarak daha kıymetli,,,daha makbul…daha şerefli değildir…Dünya insanlarına ahlak öğretisi olarak bunun sıkı bir şekilde öğretilmesi lazım…’İnsan’ tinercide olsa ,evsizde olsa,işsizde olsa kıymetlidir ve ‘insan’ oluş açısından herkes eşittir….. aynı şekilde güzel ,çirkin,şişman ,zenci,dindar ,ateist …vesaire içinde geçerlidir…insanlar tüm maddi varoluşlarının ötesinde Platonun idealar dünyasındakine benzer bir algıda ancak eşit olabilir.
    Bana kalırsa bu şekilde bakış ,doğada bir hayvan türü olarak yola çıkan insanın, zamanla ulaştığı zihin kapasitesiyle , soyut değerlerin farkında olma ve somut şeylere bağlı olarak da yaşama yazgısına daha uygun gelmektedir

    Mesela sol ideolojiler genel çerçeve olarak, insanların maddi olarak eşit olursa ancak gerçek anlamda eşit olabileceği temeline oturur…Bana kalırsa esas imkansız olan ve üstelik doğaya da ters görünen budur….

  11. “Bana kalırsa bu şekilde bakış ,doğada bir hayvan türü olarak yola çıkan insanın, zamanla ulaştığı zihin kapasitesiyle , soyut değerlerin farkında olma ve somut şeylere bağlı olarak da yaşama yazgısına daha uygun gelmektedir” demişsin Baal, fakat hangi kurallara göre zihin kapasitesi ? hangi kurallara göre soyut değerler? hangi kurala göre soyut veya somut? peki ya hangi kurala göre yazgı veya kader varlığı ?

    Eğer sizin dediğiniz gibi insanın zamanla ulaştığı bir zihin kapasitesi, bir algılama halindeki olumlu-olumsuz değişim söz konusu ise, o ahlde yazgı denilen hal varmıdır ? yoksa sadece kelimenin tekimidir?

    Acaba hepimiz ailelerimizin kurbanları olarak var olup akabinde yetiştiğimiz toplumun üyeleriyiz gibi isimler verilerekmi şimdiki doğruyu biliyorum tavrımıza ulaşmışızdır ? Ulaşmak derken? bir yerdeydikte bir yeremi yetiştik? yermi değiştirdik, hala değiştiriyormuyuz yani?

    soru soruyorum sadece. Hiç birşeyi kabul etmemek, hiçbirşeyi doğru saymamak asıl doğru olan dense, bu mantıklımı gelir yoksa bu cümleye göre budamı yanlıştır ? Belkide ortada garip, ya da hatalı bir durum yoktur zaten? tabii bulundupumuz halden memnun olmadığımızı söylüyorsak. İyi de birşeyleri söylemek ne değiştiriyor ? Bence insan adlı canlının en iyi yaptığı şey, 2 ayak üstünde durabilmekden öteye gitmez. geri kalan kısımları düşündükçe hepsi sadece düşünce, en manevi, en maddi denilen şeyler bile düşünceden öteye değil. Dilediğiniz gibi okuyup dilediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz bu cümleleri, ama benim dediğimi asla göremiyceksiniz, bende sizin kini. Şikayet etmek yerine, var gücünüz ile yıksanız? peki ama neyi. bilmem… yıkmalımısınız?

  12. İnsan ,beynini kullanarak ne kadar süper düşünceler üretirse üretsin,ne kadar yüce duygular hissederse hissetsin. Eninde sonunda bir şekilde hayvan tabiyatının gerçeklerine teslim olmak zorunda kalır…işte yazgımız budur…bu yazgıyı tanrı değil doğa koymuştur.

  13. Güzel yazmışsın, solcu’dan bir + aldın.

    Son paragrafında belirttiğin gibi insanlar maddi olarak eşit olursa veya en azından eşite yakın olursa gerçek anlamda eşit olur. Evet herkes basit bir antibiyotikten en pahalı kanser ilacına kadar, ilacını alıp tedavi olabilecek kadar eşit olmalı. Bunun ötesinde birisi yata binerken öbürünün de ancak küçük, bir kıçtan takma motorlu kayığı olabilir, sakıncası yok bence. Ancak, hayat maddidir, bu dünyadır, bu yüzden solun temeli doğrudur.

    Senin de dediğin gibi imkansız ve doğaya ters görünür, ancak doğrudur.

    Yalnızca bu sol ideoloji değil birçok doğru şey de imkansız görünür. Örneğin Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı imkansız görünüyordu, cumhuriyetin ilanı ve devrimler imkansız görünüyordu. Gaileo’nın ” Dünya dönüyor ” sözü, Pastör’ün kuduz aşısını bulabilmesi, insanoğlunun Ay’a gidebilmesi hep imkansız görünüyordu.

    Bence senden iyi solcu, çok iyi bir Atatürkçü olur bu hiç imkansız değil, yukarıda yazdıklarını okuyunca anladım.

    Sağlıcakla kal.

  14. İnsan ,beynini kullanarak ne kadar süper düşünceler üretirse üretsin,ne kadar yüce duygular hissederse hissetsin. Eninde sonunda bir şekilde hayvan tabiyatının gerçeklerine teslim olmak zorunda kalır.. Kesinlikle katılıyorum bayıldım:) Fakat kendimce dediğim şey şu idi. Bundan ne denli eminiz? Eğer bir ormanda tek başımıza hiçbirşeyden haberimiz olmadan yaşasaydık, bu böylemi olacaktı? Diğeceksin belki, zaten kişi doğa ile bütündür diye, evet buna bende katılıyorum, fakat az da olsa kabul edememezlik var ise soruyorum, yapabildiğim bu. Yani neden-sonuç ilişkisine neden dayandırmaktayız herşeyi? Acaba insan beynimizde doğum ve ölümü 2 ayrı safha olarak canlandırdığımız içinmi?

    Fakat simpsons çizgifilminde lisa nın bart a sorduğu bir soru gibi bir durum söz konusu.

    Lisa: Hiç kimsenin olmadığı bir ormanda bir ağaç düşerse nasıl ses çıkartır?
    Bart: rrrrraagghhh duff
    Lisa: Kimsenin olmadığı bir yerde ses olmaz. vs vs…

    Öetle, adı her ne olursa olsun kabul edemiyorum. Belkide insan istediği kadar süper düşüncelere girsin etsin, yaratsın yok etsin v.s yapsın. genede doğasına uyması yazgısıdır demektesiniz, iyide ya doğasında zaten o süper düşünceleri hareketlendirip, birsürü şey yaratıp yok etmek varsa, zaten doğasını yaşıyorsa? o halde yagısı yoktur? zaten budur yazgı denilen hal. özetle zaten yaşamıyormudur. sadece yaşam denilen haldir özgürlüğün ta kendisi ?

    Kendimce böyle tabii ki.

    devrik cümlelerimden ötürü ksurumu görmeyiniz efenim:D:D:D

  15. Baal,
    “neden liberalim” diye yazdığın yazıdaki liberal olma gerekçelerin pek liberal değil ama!
    İşin “doğaya ters” kısmını bir kenara bırakırsak, söylediklerin liberallerden daha çok sosyalistlere yakın duruyor.
    Aklıma Kürt arkadaşların köylerde anlattıkları sosyalizm anlatımından bir anekdot geldi:

    • Bak halo,
      kapitaliziiim hep bana hep bana
      sosyaliziiim bir sana bir bana,
      kominizim ne sana ne bana!…

    Yani “bir sana bir bana” tanımı, esasen mülkiyet eşitliği değil, hak eşitliğidir! Tabi buradan hak eşitliği alt yapı ile desteklenen bir toplumda servet birikiminin ve özel mülkiyetin olup olmayacağı, buna gereksinim duyulup duyulmayacağı tartışılır. Gelecek korkusu olmayan bir toplumda birikime de gerek yoktur konusuna gelinir ve tartışılır. Tartışılır ve gelir “sosyalizmin sorunlarına” dayanırız…

    Ancak söylemek istediğim, günümüzün liberalleri senin anladığın anlamda liberal değildir. liberal sözcüğü doğduğunda “özgürlükçülük” anlamına geliyordu ve kapitalizmin “serbest rekabetçi” döneminin siyasal söylemiydi. Kime karşı? Feodalizme karşı! Ama günümüzde liberalizm özgürlükçü görüntü altında tekelci kapitalizmin sosyal alanda yaşama alanı bulma gayretine dönüşmüştür. Muhafazakardır; tutucudur! “Sosyal Demokrat” tanımı da bir zamanlar komünistleri tanımlıyordu ama günümüzde bu anlamını kaybetmiş durumdadır.
    Sözcükler de insanlar gibi doğar büyür ve ölür. Söylediğin ve gerekçelendirdiğin anlamda liberal sözcüğü ölmüştür çoktan. Sen gel sosyalist ol en iyisi:)

  16. Kelimelerde gördüğümüz gibi kavramlarında her zaman aynı anlama gelmediği, zamanla anlamda kayma olduğu düşüncesine katılıyorum… Muhafazakarların da liberal kisveyle birşeyle yapmaya çalıştığı da doğrudur.
    Benim savunduğum liberalizm, çoğu noktalarda sol içeriği de olan bir liberalizmdir… Özgürlükçü sosyalistlerle aynı kümede rahatlıkla bulunabilirim..:)

    Ancak öncelikle sormam gerekir. Davet ettiğiniz sosyalizm nasıl bir sosyalizmdir? Benzerlerini SSCB, Çin, Vietnam, K.Kore, Küba gibi ülkelerde gördüklerimiz gibi bir sosyalizmden mi bahsediyorsunuz? Bu ülkelerdeki sistemin de insanı değersizleştirdiğine ve bürokratik oligarşiye ve devlet kapitalizmine dönüştüğünü düşününce, o tip bir sosyalizme pek sıcak bakmıyorum.

    Bunlar kötü örneklerdi daha iyisi kurulabilir diyorsanız …o halde son 20 yılda kurulmuş yeni ve iyi bir sosyalist sistemi olan ülke gösterebilir misiniz mesela?

    Tekelci kapitalistlere gelince, devletlerin hazinelerinden bile büyük dünya çapında bankaların, şirketlerin olduğu ve bunların devletleri ve hükümetleri yeri gelince sıkıştırdığı doğrudur.
    Ancak insanlık için bunun çaresi bürokratik oligarşi’nin egemenliğinde, belli kurtarılmış bölgelere benzeyen, lokal ‘devletçi ‘yaklaşımlar yerine, tıpkı o şirketler gibi küreselleşerek ‘küresel bir toplum’, ’küresel bir insanlık’ olmaktan , dünyayı hem emek hem sermaye açısından tek bir ekonomik bölge haline getirmekten geçiyor düşüncesindeyim. Bunun için dünyanın her köşesindeki, yoksulun, işcinin, insanca yaşama ve çalışma hakkını temin etmenin peşinde olunmalıdır.. tabi kavgayla dövüşle değil. Bilinçlenme ve ‘birlik’ algısını kazanıp birbirine destek olmayla başarılmalıdır. Çünkü hiçbir savaşın galibi emekçi kesim olmadı olmazda.
    Ve bu açıyla baktığımızda, siyasi aktörler ne kadar ekonominin gerçek işleyişinin dışına itilirse dünya halkları için o kadar iyi sonuçlar elde edilir kanaatindeyim. Bu yüzden ulus devletlerin tasfiyesi bana kalırsa olumlu bir ilerlemedir.
    Modern devlet , sadece sosyal hizmetler,temel eğitim ve sağlık gibi konulardan sorumlu olmalı…ekonomi kapitalistlerin elinde olmalıdır diye düşünüyorum…

    Birini devlet en kolay başarır, diğerini ise kapitalistler en iyi becerir.

  17. “Ancak öncelikle sormam gerekir. Davet ettiğiniz sosyalizm nasıl bir sosyalizmdir.”

    “Ah bir bilsem”:))

    Ama şudur: “Sosyalizm ulaşılması gereken bir ülkü değil, onu var eden koşulları değiştirme savaşımının bizatihi kendisidir”… (Komünist Manifesto)

    Yazınızda değindiğiniz çok güzel konular var. Bu konular şu an için insanlığın kurtuluşunu sosyalizmde gören dünya komünistlerinin de konusu ve araştırması.
    Dünyadaki sosyalizm savaşımı (bana göre) bugüne değin, “kapitalizme karşı olan” bir sosyalizm anlayışı idi. Bu anlayışın “karşı olmak” kadar, “alternatif olmak, üretmek” konusunda yetersiz kalması, Sovyet Blokunun dağılmasıyla son buldu. Bu tarihten sonra da “ideolojik üstünlük” kapitalizme geçti. Liberalizmin tekrar canlanmış görünme nedenlerinden biri de bu durumdan kaynaklanmaktadır.

    Dediğim gibi “Yazınızda değindiğiniz çok güzel konular var.” Ancak bugünlerde biraz rahatsızım. Daha sonra tekrar döneceğim size. Söz:)

  18. Sağ olun…
    Ya da sol olun:)
    Bu başlık altında yazmaya başlamadan önce başlığa bir selam vermem gerekirdi belki.

    “Sağcı Nedir? Solcu Nedir?”

    Sağcı tutucu, solcu devrimcidir!

    İnsanın beyninde sağ taraf ile sol taraf ne yapıyor bildiğim yok pek ama, toplumun sağ tarafı, toplumun elde ettiği gelişmeyi koruma ve kollama çabasını verirken, sol gelişmeyi daha da ileriye taşıyan taraf oluyor…

    Sağ “ne güzel şimdi bulgur sahibiyiz” diyor örneğin.

    Sol “gelin Dimyat’a gidelim, orada pirinç de var” diyor!

    Dimyata gitmeyi deneyenlerin dimyata vardığı ve pirince ulaştığı olmuştur tarihte. Ancak bu dimyat yolu “sarp, engebeli ve dolambaçlı” olduğundan, bu yolda bir çok insan telef olur, bu yüzden sağcılar derki “dimyata pirince giderken elimizdeki bulgurdan olmayalım”.

    Burada tutuculuk başlar!

    Oysa “dimyata giderken elimizdeki bulgurdan olmayalım diyen kesim de bir önceki “bulguristan” yolcularının rehberleridir aslında! Onlar da daha önce arpa ve süpürge tohumu yemekten bıktıkları için gelin bulguristana gidelim demişlerdir! Onlara da arpacılar ve süpürge tohumcuları demişlerdi ki vaktinde; “Bulguristana giderken elimizdeki arpadan olmayalım!”…

    Ama tarih bilimi de derki , “Pirinçli bir yaşam isteyenler için dimyata gitmekten başka çare yoktur! Dimyata gidilmese de olur fakat gidilirse daha iyi olur. Tamam, dimyata her gitmek isteyen ulaşamaz ama dimyata gidenler ve pirinci yiyecek olanlar kesinlikle dimyata gitmeyi deneyenlerdir! Dimyata gitmeyi denediğiniz takdirde dimyata ulaşma olasılığınız vardır, denemediğiniz takdirde böyle bir olasılık asla olmayacaktır!” derler ve bu söylemlerini bilimsel gelişmeleri toplumsal alana genelleyerek desteklerler.

    Başlangıçta sorun yoktur. “Dimyata giderken elimizdeki bulgurdan olmayalım” tutumu mantıklı görünür. Bu “tutum” yerinde bir tutum olarak kitleler tarafından benimsenir. Arpa ve süpürge tohumu dönemleri akla getirilir ve mevcut duruma “şükür” edilir. Yeni maceralara harcayacak heyacan ve enerji de tükenmeye başlamıştır. Artık biraz da keyif sürmek istenir…

    Ama “kökü dışarda” dimyatçılar diretirler!
    Onlar direttikçe bulgurcular sert önlemler almaya başlarlar.

    İşte burada gericilik ve zorbalık diye iki çocuğu daha olur bulgurcuların!

    Tüm önlemlere rağmen dimyat düşüncesi kitlelerin usuna yatmaya başlar. Ulan bıktık bulgur yemekten, biraz da pirinç yiyelim şu dünyada demektedir! Bu arada dimyata gitmeyelim diyenlerin gizli gizli tonlarca pirinç sahibi olduğu da görülmektedir ama kitleler bu pirinç servetinin nereden geldiğini bilemezler. Soranlara da babamdan kaldı, miras falan derler. Çalıştım, hapsanede postum, kerhanede dostum vardı falan diye masallar anlatılır. Bu masalları yiyenler bulgur yemeye devam eder. Yanına makarna ve kömür konduğu da olur. Hatta Allahu Talanın da mukaddes kitabında buyurduğu gibi diyerekten, mevcut durumun (statükonun) muhafaza ve müdaafa edilmesi gerektiği ayeti kerime ile desteklenir! Dimyatçılar bilime dayanırken, bulgurcular bilinmezlikten yardım alırlar!

    Dimyat yolcuları rahat durmazlar. Çünkü tüm bu olup bitenlerden rahatsızdırlar. Tüm dünyadaki insanların mutlaka dimyata gitmeleri gerektiği konusunda ısrarlıdırlar. Çalışmaları hız kazandıkça bulgurcuların öfkesi artar. Hatta bu uğurda bulgurcular anayasayı ve meclisi rafa kaldırabilirler.

    İşte burada faşizm başlar!…

    Kısacası
    Her hangi bir tolumsal “alt üst oluş” sırasında, alttan gelen istekler doğrultusunda toplumda yeni bir düzenlemeyi önerip savunanlar solculardır; bunlara Devrimci diyoruz!
    Mevcut durumu korumaya çalışan eskiler ise sağcılardır; bunlara Muhafazakar diyoruz!

    Muhafazakarlar ile devrimciler arasındaki çatışma toplumsal yaşamda çok çeşitli sınıfsal ve grupsal yapılanmalar ortaya çıkarır.

    Örneğin yukarda söylediğim örnekler üzerinden, bu gün CHP “solcu” (yani devrimci) değildir artık.
    Ancak CHP arpacılara karşı solcu idi. Bugünkü bulgurcuların ülkeyi arpacılar dönemine götürmek ve ülkeyi arpalık haline getirmek isteği karşısında ise, CHP yine sol saflara girer. Ama bu işi halledip de haydi şimdi de dimyata gidelim dediğinde, buna hayır derler!

    Neyse. Daha bir de zaman zaman bulgurculara tetikçilik yapan millyetçilik falan var ama bu varyant da kolay ayrıştırılacak bir varyant değildir… Sözün kısası iki temel gruptan doğan siyasal farklar bir orman olur gider…

    Bu selamdan sonra Baal arkadaşın damlattığı ballara şöyle bir dokunmak istiyorum ama yoruldum. Bu günlük bu kadar…

  19. CHP sol bir partidir. Demokratik sol, sosyal devlet ilkesinden yanadır.

    CHP devrimcidir, törpülenen yok edilmeye çalışılan Atatürk devrimlerinin savunucusu, yılmaz bekçisidir.

    Her devrimcinin (dinci ve gerici devrimleri kast etmiyorum burada) sosyalist olması veya proleter devrimci olması gerekir mi? Bence gerekmez. Burjuva demokratik devrimcisi olmak bile günümüz Türkiyesi’nde iyi birşeydir. Yani her solcu devrimci değildir bence.
    Bunun için de suçlanmamalı.

    CHP sosyalist Enternasyonel’e üyedir. Bu kurum sovyet tip Marxizm’e karşı kurulmuştur, bu da teorik olarak sosyal demokrat bir kurumdur.
    Ancak sosyal demokratların içinde de Stalin gibi kötü, en azından sosyalizm için iyi bir rol modeli olamayıcak örnekler vardır. O da Komünist Parti’nin sosyal demokrat kanadından gelip SSCB’nin başına geçmiştir. En az on milyon insanı katl etmiştir. Benim vicdanımın kabul edebileceği bir rakam değildir bu.

    Ben şahsen bu ülkede seçim yarışının sosyalistler ve sosyal demokratlar arasında geçmesi durumda, herhangi birinin kaybetmesinden en ufak bir üzüntü bile duymam. Ancak artık 53 yaşındayım, binde yarım’lık sosyalist veya komünist partileri desteklemek ülkemiz için ütopyadır. Halkımız sosyal demokrasiye bile çok uzaktır, ancak %26. Ufukta bir sosyalizm yok.

    Bu yüzden ömrüm devam ettikçe CHP için çalışacağım, yapabileceğim en mantıklı iş bu bence.
    Aşk (Sosyalizm) iyidir, ama yoksa sevgiyle (yani sosyal demokrasi ile ) de yetinmek lazım.

    Yaşadığımız bu düzen içinde de son derece ahlaklı, zeki, çalışkan insanlar ki bunlar emeği ile, alınteri ile geçinen kişilerdir, bu sistemden memnundurlar, sosyalizm istemezler. Ayrıca Marx’ı tekrar yorumluyacak, güncelleştirecek hem zeki hem dürüst ve onun çapında bilgili insanlar bu işle artık uğraşmıyorlar. Hatta benim diyen marxistler bile Marx’ın 19 yaşında yazdığı, ama yayımlamadığı yarım kalmış romanının adını bilmez ;-)) oysa hiç ummadığın sürrealist bir sanatçı bu isimden yola çıkarak film yapmıştır. Bunu da bilen Marxist azdır ;-))

    Neyse, benim kısaca saptamaların amatör olarak şöyle:
    1- Marx sendikaların böylesine güçlenip, işçiler lehine çok önemli haklar kazanabileceği bir kapitalist sistem öngöremedi. Öngörmesi de imkansızdı elbette.
    2- Marx, işçi sınıfı ile işveren arasında çıkan bir orta tabakanın, nispeten refah seviyesine ulaşabileceğini de tahmin edemedi. Kimse edemezdi elbette, 1850’lerde o Kapital’i yazarkan İngiltere’de işçiler Lağım ile iç içe yaşıyordu. Kanalizasyon çok kısıtlı bir zümre için vardı.
    3- Marx aynı zamanda eylem adamı idi, şimdi böyle eylemciler artık yok. Denizler, Mahirler gönlümüzde, kalbimizde ama artık silahlı eylem günleri geride kaldı. Che bugün hayatta olsa idi o da silahsız bir şekilde diktatörlüklere karşı mücadele etme yolunu seçerdi muhtemelen.
    4- Ülkemizde de aynı hatayı (gençler bilmez bunu) Dev-Genç yaptı 1980’lerde. Direniş komiteleri ile sosyalizme ulaşacağını savunanlar Devrimci Yol; Devrimci Şiddet ile ve öncü savaşı ile sosyalizmi kuracağını iddıa eden Devrimci Sol olarak bölündü. Ayrıca Öncü Savaşı’nı Devrimci Sol Strateji olarak, Devrimci Yol ise taktik olarak görüyordu. Yani 30 yıl önce bile Türkiye’nin en güçlü sol örgütü kendi arasında anlaşamadı. Şimdi en iyi ihtimalle gerçekleşse bile, Marxizm’in güncellemeleri konusunda hangi sosyalistler anlaşacak? Zaten binde yarım olan oyları tekrar bölünecek bu kez üç binde yarım olacak. İşte ben bu yüzden CHP diyorum. Önce en kötüden kurtulmalıyız, bunun adresi CHP’dir.
    5- Marx, kapitalist sistem içinde devletin bizzat işveren olarak, memur, işçi vb statülerde toplumun büyük kısmına iş verip, bunların bir kısmına da iyi koşullarda para kazandıracağını da tahmin edemedi. Etmesi de tabii ki imkansızdı.
    6- Yine sosyalizm’in Almanya, Hollanda, İngiltere gibi kapitalist ülkelerde ortaya çıkacağı kuramı hiç tutmadı.
    7- Tüm bunlara rağmen sosyalizm için referans alınacak felsefe yine de Marxist felsefedir. Kesinlikle öğrenilmeye, anlamaya çalışılmalıdır. Marxizm’in ülkemiz için en önemli dezavantajı ise kafası çalışan insanlara hitap etmesidir, bu yüzdendir çoğunlukla ülkemizde tutunamaması bence.

    Sevgiyle kal.

  20. Ben Chp’yi sol, sosyal demokrat veya her ne ise.. den öte, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir siyaset anlayışına sahip bir parti olarak görüyorum.

    Hükümeti devlete şikayet ederek siyaset yapmak (oy istemek) gibi.

    🙂

    İnanmazsanız bi karşılaştırın..

    Alman Hristiyan demokratları, İsveç Liberal Halk Partisi, Forza italya partisi, Venezuella Birleşik Sosyalist Partisi, Küba Komunist Partisi, İngiliz İşçi Partisi, Hollanda Hayvan Partisi, İsviçre Halk Partisi, daha eskilerden Baas, S.S.C.B Polit Büro, NSDAP, İttihat ve Terakki, vs, vs, vs:)

  21. CHP son dönemlerde içten içe yenilikçilerin ayrılmak istemesiyle sarsılıyor. Tıpki dönemin (Celal Bayar’ı olsun A.Menderes’i olsun) DP’sin CHP’den ayrılıp başka kulvara yönelmesi gibi.. Fakat bu seferki yenilikçiler daha sosyalist bir tavır takınmaya çalışıyorlar. Ben, bu ayrımın olmayacağını düşünüyorum.

    Sol’da olması CHP’yi ne kadar sol-cu yapar bilemem ama yıllardır insanlar “kötünün iyisi” diyerek CHP’ye yöneliyorlar, burası bir geçek.

    Ayrıca CHP’den Alevi ve Atatürkçülük yanlarını çıkarırsanız geriye ne kalır veya kalan sol-cu bir şey bulabilir misiniz, tartışılır. Tabii yine bu noktada da, Türkiye’deki solculuk anlayışının çok fazla dallanması devreye girecektir. Bu yüzden CHP’ye de o sol-cu dallardan birisi mutlaka düşecektir.

    Sağ’da olmayan herkes, sosyalist solcu mudur, yoksa revizyonist burjuva mıdır diye sormak daha doğru gibi…

  22. siyasi,”kisir döngü”den kurtulmak isteyen chp kadrosu “yeni chp” dedi..dedi demesine de yöntem eski nasi olcek ki ?

    gamaro´nun,”Hükümeti devlete şikayet ederek siyaset yapmak (oy istemek) gibi…” tespiti tamda yeni chp´nin eski yöntemine isaret ediyor..

    tabi,kafasi karisik olanlar sadece solcu ! gecinenler degil..

    mesela,ikna odalarindan bildigimiz SIKI kemalist chp milletvekili,nur serter´in de kafasi karismis olmali ki söyle sormus; “Yeni CHP ne demek?

    Biz eski CHP miyiz?
    Yeni CHP ortaya çıktığına göre eski CHP statükocu CHP mi oluyor?
    Tembel CHP mi oluyor?
    Ulusalcılık nedeniyle kafatasçı CHP mi oluyor? Bunu bilmek istiyorum…”

    gardrop devrimciligi iste..ne kadar kiyma o kadar köfte:))

    slm.

  23. 1-Yeni CHP; geliri olmayan ailelere en az 600 TL parayı, o ailede kadınının banka hesabına her ay, hiç karşılıksız yatıracak CHP’dir.

    2- Yeni CHP; DGM’lerin devamı olan Özel Yetkili Mahkemeleri kapatacak CHP’dir.

    3- Yeni CHP; memleketimizin dağlarını çöle çeviren, akarsularını kurutan, sonra bu köylünün kendi suyuna köylüye para ile satan zihniyete karşı olan CHP’dir.

    4-Yeni CHP; Zalimleri protesto ederken, kimyasal gaz ile öldürelen protestocu vatandaşların acısını yüreğinde taşıyan CHP’dir.

    5-Yeni CHP; Parasız eğitim istedi diye 19 ay hapis yatan öğrencilerin destekçisi CHP’dir.

    6-Yeni CHP; Üniversite harçlarını ortadan kaldıracak CHP’dir. Bugün devlet üniversitesi harçları bir emeklinin yaklaşık 2 aylık maaşıdır.

    7-Yeni CHP; Üniversite öğrencilerinin aldığı kredi miktarını en az asgari ücret yapacak CHP’dir. Yani öğrenciler ailelerine hiç yük olmadan üniversiteye gidebilecek.

    8- Yeni CHP dokuz yıl aradan sonra ilk defa Diyarbakır’a giden CHP’dir.

    9-Yeni CHP; zengin olmak , havuzlu villada oturmak için siyasete atılmayan bir lider seçen CHP’dir.

    10- Yeni CHP liderinin mal varlığı her zaman ortadır, her an hesap sorabilir vatandaşlarımız.

    Budur kısaca yeni CHP. Devamı ve eksik kalanları için internet sayfamıza bekleriz.

  24. “..İyi bir müşteri, alıştığı dükkânı üç yılda değiştirmez; iyi bir dükkân da müşterilerini üç yılda değiştirmez….” (cin atasözü)

    farkli versiyonlari vardir ama meshur hikayedir bilirsiniz;

    “…..Bir köyde yalancı bir çoban yaşarmış.
    Sürekli sürüye kurt girdi diyerek köylüleri galeyana getirir sonra da onların bu panik hallerine gülerek eğlenirmiş.

    Gel gelelim bir gün hakikaten sürüye kurt girmiş;
    çoban köylülerden medet ummuş, yardım dilemiş ancak çobanın daha evvel defalarca kendilerine yalan söylediğini bilen köylüler bunun yine çobanın yalanlarından biri olduğunu düşünerek çobana yardım etmemişler….”

    yeni chp ?

    “…CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Birgül Ayman Güler;

    “Öğrenciler olarak Bergama Lisesi dergisi çıkarıyorduk. Arkadaşlar oradaki iki yazımı bulup koymuş Facebook’a. O zamanki düşüncemle bugünkü düşüncem aynı aslında. Her şeyden önce Kemalistim. Şöyle söyleyeyim; Kemalizm ülkemin ülkemin tarihsel şartlarının ürettiği bir ideoloji. Sosyalizm , Avrupa ve dünya şartlarının ürettiği ideoloji.1970’li yıllarda ‘Sen nesin?’ diye sorsanız, ‘Dünya ve Avrupa geneli perspektifinden sosyalistim; Türkiye perspektifinden Kemalistim’ derdim. O yazılarımı görünce ‘Aferin’ dedim kendime. Milim sapmamışım:” (!)

    “Derin dondurucuda muhafaza edilmiş düşünceler” demekte haksız mıyım?….”(Kürşat Bumin)

    slm.

  25. Sence hangi partiyi destekliyelim fikrini söyler misin?

    Eğer halihazırda senin fikrini yansıtan bir parti yoksa, Arap Baharı gibi halk ayaklanması öneriyor musun?

    Yoksa, El Kaide, Müslüman Kardeşler, Hizbullah…

    Hangisi senin görüşüne en yakın, söyle de bilelim ne kadar güzel ve mükemmel düşüncelerin var.

    Not: İnsanlar bazen değişir bazen de değişmez ,eskinin yüzlerce Marxisti bugün dinci olmuştur. Ben de 18’li yaşlarımda Marxist-Leninist idim. 30’dan sonra sosyal demokrat oldum. Sen neydin ne oldun, açıklar mısın?

  26. Ben CHP’nin ‘Yeni CHP’ olduğunu düşünmüyorum.. Yukarıda da söylediğim gibi bu partide yenilikçiler ve gelenekçiler mevcut.. Bir takım derin ilişkilerle Baykal ve çevresindeki gelenekçiler gözden düşürüldü ve yenilikçilerin yeni bir heves getireceği planlandı.

    Bunun dışında Demirel’e yakın olan bazı kişiler de listelerde yer aldılar.. Merkez-sağ ideolojinin ‘milliyetçi’ saiklerle hareket eden, dine kendini biraz uzak hisseden bu kesimi de CHP’ye çekilmeye çalışıldı.

    Fakat seçim sonuçlarından da gördüğümüz gibi bu taktik pek işe yaramadı.. Belki Baykal liderliğinde dahi alınabilecek bir oy oranında kaldılar.. Kılıçdaroğlu’nun nur yüzünü, temiz siyaset anlayaşını kullanmak ilk zamanlarda oy oranını çok yüksetmişti.. Fakat Kılıçdaroğlu’nun siyaset tarzı pek Türkiye’ye göre değil.. Erdoğan’ın kabadayı tarzında, hakaretvari konuşmaları, aynı zamanda iyi bir hatip olmasından dolayı da daha çok tutuluyor.. Bu durum da CHP’nin oy oranını %3o-32 aralığından, %25-27 aralığına çekti.

    Şu anda ‘Yeni CHP’den ziyade tek partide ‘2 tane CHP’ mevcut.. Biri Şafak Pavey, Hüseyin Aygün, Şerafettin Elçi, Binnaz Topraklı yeni CHP.. Diğeri ise Önder Sav, Nur Serter, 0nur Öymenli eski CHP.

    Kılıçdaroğlu ise yeni CHP’ye yakın durmakla birlikte iki taraf arasında bir köprü görevi görüyor şimdilik.. CHP tabanının milliyetçi yapısından dolayı da eski CHP’den tamamen kopuşu ifade edebilecek söylemlerden kaçınma gereği duyuyor.

    Ebubekir’e bir konuda katılıyorum.. Eğer bu parti yeni olduğunu düşünüyor ve kendini farklı bir şekilde konumlandırıyorsa, kamuoyu önünde ‘özeleştiri’ yapmalıdır.. Biz eskiden şunu şunu düşünüyorduk, fakat şimdi bunu bunu düşünüyoruz demelidir.. Bunu yapmak zor bir iştir.. Fakat partiyi kamuoyunda alçaltan bir şey değil, aksine yükseltn bir durum yaratır.

    CHP bazı insanlara göre sol, sosyal demokrat bir parti olabilir.. Bana göre ne eski haliyle, ne de şimdiki haliyle sola bir hayli uzaktır.. Devletçi, milliyetçi eğilimler aşırı sağda görülen özelliklerdir.. Eğer bu parti Avrupa’da olsa ‘sağ’ olarak nitelendirilirdi.

    Fakat yukarıda saydığım kişilerin partide çoğalmasıyla, seslerinin daha yüksek çıkmasıyla, parti yönetimini vs. ele geçirmesiyle bambaşka bir CHP izleyebiliriz.. Bu partiye seve seve oy da veririm.

    Şu anda gidişat ne karamsar, ne de iyimser bana göre.. İki farklı zihniyet birbirleriyle mücadele ediyor.. Kimin kazanacağını da bilmiyorum açıkçası.

    Umarım ‘sol’ için en hayırlı sonuç çıkar.

  27. ”Erdoğan’ın kabadayı tarzında, hakaretvari konuşmaları, aynı zamanda iyi bir hatip olmasından dolayı…”

    Bu nasıl bir iyi hatipliktir ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkıp tartışamıyor.

    Kemal Kılıçdaroğlu; ”ben tek başıma geleceğim, sen istediğin kadar bakan, müsteşar, danışman, gazeteci vb ile gel, senin istediğin TV kanalında tartışalım ”diyor.

    Ama sence iyi hatip’ten tık yok.

    İşte dönüştürülmüş medya sizi bu hale getirmiş, ne diyeceğimi bilmiyorum. Ve siz bu şahsa iyi hatip diyorsunuz. Pes vallahi.

  28. genel secimlerde,(yurt disinda oldugum icin yerel secimlerde oy veremiyorum) akp´ye oy atmak maksadiyla özel olarak istanbul´a uctugumu buna ragmen akp dahil herhangi bir siyasi olusuma göbekten bagli olmadigimi yazmistim..

    kisaca,tayyip erdogan ve kadrosunun alternatifi olmadigini,bir süre daha bu durumun degismiyecegini düsünüyorum..

    hangi kanaldi hatirlamiyorum..akp/chp ile ilgili bir tartismada konuklardan ilyas bassoy,”Selim Türkhan’ı ikna eden,seçimi kazanır” kitabina atifta bulunarak kanitlanmis rasyonel seyler anlatiyordu..

    mesela,

    “…..Bursa’daki evimizde dedemin cumhuriyet devrimleriyle ilgili bir ansiklopedisi vardı. Yarısından fazlası icraatlara ayrılmıştı. Şu binaları inşa ettik, şöyle yol yaptık, demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan filan.

    Kitap 1930’larda basılmış, yani Atatürk sağken…

    Daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, AKP’nin kitaplarını gördüm. Tıpkı o ansiklopediye benziyorlardı.

    Siyaset değil, hizmet anlatıyorlardı.

    Sonra fark ettim ki CHP’de Atatürk’ten başka Selim Türkhan’ı gören ve ikna eden adam olmamış.

    İnönü ile aşırı politik bir dönem başlamış ve bugüne dek devam etmiş. CHP, kendi yarattığı pragmatik Türk orta sınıfını, rakiplerinin kucağına bırakmış…”

    mesela,

    “….Reklam kampanyasının yanlış olduğunu görünce CHP’ye fikirlerimi anlatmak için yapmadığım kalmadı. Yazılar yazdım, mektuplar yazdım, yazı dizileri yazdım, telefonlar ettim ama Kemal Bey’e asla ulaşamadım. Çünkü birileri adamı köy köy dolandırıyordu.

    Derdim CHP’den para kazanmak olsaydı, susar ve zamanımın gelmesini beklerdim. Ben bir daha siyasi bir aktiviteye girmem herhalde. Bu kitap gibi başka kitaplar da yazarım. Alan alır buradan bilgiyi.

    Ama eminim ki muhalefet okumayacak bunu.

    AKP üst yönetimi CHP yöneticilerine göre daha çok okuyor, daha çok araştırıyor. Seçimden sonra CHP tarafından tek bir kişi bile seçimi nasıl kazandığımızı sormadı. AKP’nin ise en üst düzeyinden pek çok kişi seçim kampanyamızla ilgili bilgi almak istedi.

    Bildiğim kadarıyla, Antalya sonucu üzerine AKP 2000 sayfa araştırma yapmış, CHP ise bunu analiz eden hiçbir şey yapmadı.

    Aksine tarihi tahrif etmeye, sonuca kulplar uydurmaya çalıştılar. Oysa en doğru analizi seçim gecesi Başbakan Erdoğan yapmıştı: Çok ama çok anormal bir durum.

    Mesele CHP’nin bir isim olarak benimle çalışması değil. Mesele Antalya modelini okuması. AKP teknik bir parti olduğu için bu durumu çok iyi gördü ve inceledi ama CHP her zaman olduğu gibi sadece bildiğini okudu.

    AK Parti tarafından bir teklif gelir mi?
    Yahu aklınızdan zorunuz mu var? Adam zaten bu işi dünyada en iyi şekliyle yapıyor…..”

    önemli olan sahici olmak,sahiciligini hissettirebilmek yoksa ne hatipler gördü bu memleket:)

    slm.

  29. Peki Ebubekir tek bir şey sorup bu konuyu kapatacağım.

    AKP’nin eseri olan Özel Yetkili Mahkemeler senin vicdanını rahatsız ediyor mu? (Yani yüzlerce gazeteci, bilim insanı, politikacı ucu açık bir süreç ve habire delil toplanıyor, aman deliller karartılmasın bahanesiyle on yıl tutuklu kalabiliyor)

  30. Kambu Kerim, bir davayi on yil sonuclandir-A-mayan “yargi” yargilanmalidir diyerek rahatsizligimi dile getirmistim..

    hatirla..

    gladio davasi kac yil sürdü ?

    kac kisi ve kimler tutuklandi ?

    ve

    ceza aldı..

    orada da bizdeki tartismalarin benzeri yasandi..

    ilginctir,

    türkiye´de,ergenekon davasi ümraniye´de bir evde bulunan cephanelik ile basladi..
    italya´da,gladio davasi verona´da bir cöplükte bulunan askeri kaynakli C-4 bombalarin bulunmasiyla..

    hakikat er gec bir yolunu bulur,ortaya cikar diye bosuna denmiyor:)

    “kapkac cumhuriyeti”ne cevrilen bir ülkenin kendi gercegiyle,”cagdas”lik adina yapilip edilenlerle yüzlesmesi kolay degil elbette..

    bagirsaklari temizleme operasyonu esnasinda duyulan sesler ve üretilen senaryolar bugüne kadar bu batakliktan beslenmis olan sözde vatanperverlerin cigliklaridir..E alma mazlumun ahini cikar aheste aheste..

    ve

    sosyalist forum´dan bir alinti;

    “…Avrupa’nın en güçlü Gladio’sunun bulunduğu Türkiye’deki hukuki çabaları küçümsemek, bunları beğenmemek ve bu çabalarla alay etmek, bunlardan sonuç alınamayacağını ima etmek, gerçekten sorgulanması gereken bir tavırdır.

    Ergenekon iddianamesi okununca gözlenen, Türkiye’nin şu an içinden geçtiği sürecin, daha ziyade 1980’ler İtalya’sında, Gladio‘nun sivil ayağının (Gladio olduğu bilinmeden) deşifre olduğu, Propaganda Due adlı yasadışı örgütlenmenin açığa çıkarıldığı süreç ile örtüşür nitelikte olduğudur.

    Piduisti adı verilen bu örgütün üyeleri, yazı dizisinde belirtildiği gibi, İtalya’da, siyaset, medya, yargı, akademi, iş dünyası ve sair alanlar üzerinden elit tabakanın her kesimine yayılıyordu.

    Sonuçta, P2’cilerin pek az bir kısmı yargılanabildi. Ancak, bu gibi soruşturmalar sayesinde, Gladio’nun ve ondan da önemlisi Gladio’dan kopan ve iyice raydan çıkan fraksiyonların dokunulmazlık zırhı aşama aşama kaldırıldı…”

    slm.

  31. sevgili xenix jakoben ve jirodeni arastirmani tavsiye ederim.kokten eksik bilgi tehlikelidir.pozitivizm pozitivizm diyede tutturmuyorum ama tarih ve siyaset gibi sosyal bilimlerde kokler cok onemlidir.hele de siyaset gibi tartismali bir sosyal bilimde ne kadar onemli oldugunu tahmin edersin…bilgi yiginina gerek yok;ancak solcu dedigimiz olgunun icine sosyalisti,komunisti,cumhuriyetciyi neden dahil ettigimizi;ya da edebildigimizi anlayabilmek icin bence bunu bilmeye gerek var diye dusunuyorum.ve aslinda bunun da olayin ozu olduguna inaniyorum.(eger bilmiyorsan tabiki)
    not:aylardir seni takip eden,deli gibi erasmus calismasi gerekirken yazilarini okuyan,artik yazmasin yeter diye dusunmekten kendini alamayan, super iradesiz bir hayraninim galiba.son 5 saattirde seni okudugumu farkettim.bu cok kotu.
    not2:site cok guzel.sucu’yuda seviyorum:)))
    not3:xenix,dusun ki sayi dogrusunun sag tarafi sagcilari,sol tarafi solculari,0 ise merkezi egilim (odaklasma) ideolojilerini gosteriyor. -1 en buyuk negatif tamsayiydi degil mi?
    *bir de kagitcik kimin fikriydi? cok iyi… ”yalnizligin bittigi yerde, pazar yeri baslar; pazar yerinin basladigi yerdeyse, buyuk oyuncularin gurultusu ve agili sineklerin viziltisi baslar.” cok cok iyi…

  32. Türkiye’de, batıdakinin aksine fakirler sağcı, zenginler solcudur..
    Ve Türkiye’de fakirler zenginlere oranla çok daha fazla olduğu için sağ partiler daha fazla oy alır, sürekli sağ partiler iktidara gelir….
    ve türkiye giderek fakirleştiği içinnn (nispi fakirleşme..) sağ partilerin oranı giderek artmaktadır…
    Türkiye’de fakirlerin sağcı , zenginlerin solcu olmuş olmasının üç nedeni vardır: (üç nedeni derken, benim tespit ettiğim üç nedeni vardur. Yoksa vardır belki otuz nedeni…..)
    1. sebep: Vatanımızın kurtarıcısı Atatürk, vatanımızı kurtardıktan sonra Türkiye cumhuriyeti devletini kurarken aynı zamanda CHP adında bir de siyasi parti kurdu. CHP’nin Atatürk tarafından kurulmuş olması CHP’ye büyük bir avantaj, CHP dışındaki partiler için ise tam tersi büyük bir dezavantaj sağladı. Bugün bile CHP aldığı oyların en az yarısını “Atatürk tarafından kurulmuş olmaktan dolayı” alıyor. Öyle ya vatanımızı kurtarmış, yeni bir devlet kurmuş, eski, köhne çağdışı padişahlığı lağvetmiş, tarihte görülmemiş bir süratle devrimleri sıralamış, türk milletini çağdaş uygar milletler seviyesine çıkarmış bir Atatürk’ün partisine oy verilmeyecek de, adı sanı duyulmamış “hasan ağa”nın partisine mi oy verilecekti…
    1946 yılında demokrat parti kurulduğu zaman, bu yeni partiyi kuranlar herhalde bunu iyi biliyor olmalıydılar. Ve kısa yoldan iktidara gelebilmek için halka seçim vaadinde bulunmak yerine doğrudan “para” vermeyi teklif ettiler. Yani “demokrat partiye oy vermeyi taahhüt edene şu kadar para vereceğiz” dediler. (bir günlük işçi yevmiyesi kadar para).. bu çerçevede DP’nin adamları 1946 seçimleri öncesinde köy köy dolaşıp (neden şehir değil de köyler?…az sonra…) vatandaşa, DP’ye oy vermeleri durumunda bir işçi yevmiyesi kadar para teklif ettiler. Bu kapsamda Samsun’un Kavak İlçesinin Ulamaca köyüne de bir parti yetkilisi gider, doğruca kahveye gider, selam verip hoşbeş ettikten sonra sebebi ziyaretinin sebebini açıklar: Yeni bir parti kurulduğunu, kendisinin o partinin adamı olduğunu söyleyip, bu partiye oy vermeyi taahhüt edene bir günlük işçi yevmiyesi kadar para teklif eder….Kahvedekilerin hali vakti yerinde olanlar (dikkat!..hali vakti yerinde olanlar) böyle bir şeye tenezzül etmezler. Yani para karşılığında yeni partiye oy vermeye sıcak bakmazlar. Ama partili adama da şöyle derler: “Şimdi biz para karşılığında senin partine oy vermeyiz, ama, madem sen de buraya kadar geldin, yoruldun, zahmet ettin, para karşılığında senin partine oy vermeyi kabul edecek sana birkaç kişi ayarlıyalım!”…derler. “kim olabilir, kim olabilir” gibisinden çavreye göz atarken, vakit de akşam üzeri vaktidir. köyün çobanı koyun sürüsünü yukardan aşağı haylamış, kendisi de sürünün peşinden aşağı doğru inmekte olduğunu görür ve çağırırlar. Çoban yanlarına gelir ve çobana şöyle derler: “Bak, bu beyefendi Kavak’tan geliyor. Yeni bir parti kurulduğunu, kendisinin bu partinin adamı olduğunu söylüyor. Bu partiye oy vermeyi taahhüt edene şu kadar para vermeyi vaat ediyor. Sen bu para karşılığında bu beyefendinin partisine oy vermisin?..” diye sorarlar..çoban da “veririm” der. Bunun üzerine partinin adamı: “ O zaman sen falan gün Kavak’taki şu adrese gel, ben orda olacağım, senin paranı vereyim” der oradan ayrılıp gider. Çoban belirlenen günde, belirlenen adrese gider. Kendisine vaat edildiği gibi parası verilir. 1946 seçimlerinde köyden demokrat partiye 8 tane oy çıkar. Kalan oyların hepsi (68) CHP’ye gider. Seçimlerden 15 gün sonra çobanı Kavak’taki adrese geri çağırılar ve çobana çeket, pantolon ve ayakkabı hibe ederler. Köylü ayakkabıyı ilk defa çobanın ayaklarında görür…çünkü köylü çarık giymektedir..çobanın ayaklarında ayakkabıyı görmeleri ile birlikte köylü “çat” ortadan ikiye yarılır, fakir yarısı (dikkat!..fakir yarısı) 1950 seçimlerinde demokrat partiye, nispeden zengin yarısı önceden olduğu gibi CHP’ye oy verir… Bu arada egeliler, Adnan menderesin egeli olması nedeniyle “ouww hemşehrimiz parti kurmuş” diyerekten ege bölgesinin %60-70 i, ege dışındaki bölgelerin “fakir yarısı” (tekrar dikkat) demokrat partiye oy verir ve neticede demokrat parti CHP’yi geçerek iktidara gelir…Sonuçta Türkiye de fakirlerin sağcı olması yönünde sağlam bir temel atılmış olur. Neden sağlam diyorum?..çünkü bugüne kadar hiç sarsılmadı.. neden sarsılmadı? diyorsanız,. (herhalde) kimse sarsmadığı için sarsılmadı..Bu temel, fay hattı üzerine kurulmuş bir apartman temeli değil ki depremlerde sarsılsın….Bu temeli demokrat partiden sonra adalet partısı, sonra DYP ile ANAP, şimdi de ak parti tepe tepe kullanıyor…
    Neden şehirler değil de köyler?.. iki sebebi var.
    1-O yıllarda nüfusun %80 i köylerde.
    2- köylü, kentliye göre daha fakir.. Ulamaca Köyü sakinlerinin hali vakti yerinde olanlar dahi para karşılığı oy vermeyi kabul etmezken Ankaranın Çankaya veya İstanbul şişlide oturan birisi para karşılığı oy verir mi?…. DP kurmayları bi şeyleri idrak ediyorlarmış demek ki!… (tabii burada DP lilerin “para karşılığında oy” faaliyeti, siyasi etiğe uygun mudur değil midir?… dağıttıkları bu paranın kaynağı nedir?.. bunlar ayrı konu…”para karşılığı oy” eylemini okeylediğim zannedilmesin).. tabii burada bütün ülke genelinde sadece fakirler mi para karşılığında oya evet demiştir??.. belki arada çıkmıştır,…. köyün en zengini olmasına rağmen para karşılığında oy veren ancak bunların yüzde üçü beşi geçtiğini hiç zannetmiyorum, sonuç da onu gösteriyor zaten…
    2. sebep: Fakirlerin solcu, zenginlerin sağcı (bizde tam tersi) şeklindeki ayırım “ekonomik ayırım” dır. Bir de işin “ideolojik” tarafı var.. ekonomik yönden fakiri solcu, zengini sağcı sayan batılı düşünce odağı, ideolojik bağlamda ise dindarı sağcı, dine karşı lakayt , dinsiz, ilgisiz..vs.. olanları solcu saymış… özetle:
    Fakir: solcu
    Zengin: sağcı
    Dindar: Sağcı
    Dine karşı mesafeli olan: solcu….
    Peki adam hem fakir, hem dindarsa ne olacak???????…..türkiyedeki insanların %70 i hem dindar hem fakir….dindar olduğu için sağcı, fakir olduğu için solcu mu olmuş olacak?..öyle olacaksa hem sağcı, hem solcu nasıl olmuş olacak?…”sağcı mısın, solcu musun” sorusuna ne cevap verecek????… sadece türkiyede değil, tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde toplumların fakir kesimi daha dindar, zengin kesimleri ise dine karşı –genel olarak- daha lakayt olagelmiştir…şimdi bu batılı düşünce odağının (büyük ihtimal Fransa) böyle bir “gaf” yapmış olması bana şunu düşündürüyor. Ya bu batılılar bizim zannettiğimiz kadar bilgili, kültürlü insanlar değiller, ya da işin içinde başka iş var…. Hangisidir bilmiyorum…
    Neyse sadede gelelim: demokrat parti iktidara gelince bazı dini serbestiler getirmiştir. Yaptığı en mühim iş de ezanı tekrar orijinaline çevirmek olmuştur. Zaten halkımızın (özellikle fakir ve aynı zamanda dindar kesimin) yüzde doksan beşi böyle istemektedir… Ekonomik yönden sağcı olmuş olan fakir kesim, ideolojik yönden de sağcı olmuş oldu.(batıda da dindar olanlar “sağcı” sayılmakta, ancak bizde dindar kesimin sağcı sayılması Avrupa’dan çekilmiş kopya değil… yukarda sebebi anlatıldı).
    3. sebep:
    Batıda zegin- fakir tanımı ile, bizde zengin fakir tanımı aynı değildir.
    Batıda özel uçağı olan zengin, otomobili olan fakirdir..
    Bizde ise, özel otomobili olan zengin, belediye otobüs bileti olan/ olmayan fakirdir…
    Yani Avrupa’nın zengini gibi zengin –kitlesel anlamda- Türkiye de yok, bizim fakirimiz gibi fakir de kitlesel anlamda Avrupa’da yoktu.(en azından son 20 seneye kadar böyleydi… Türkiye’de sağcılık- solculuk kavramlarının temellerinin atıldığı 50’li 60’lı yıllarda haydi haydi böyleydi.)
    Sözün kısası, bizim xenginimizle avrupanın fakiri aynı gelir düzeyine sahip…ti.
    İşte bizim zenginlerimiz Avrupa’ya gittiklerinde (ister haklarında çıkarılan bir tutuklama kararından kaçmış olsun, ister başka nedenden dolayı; Avrupa’da kendileriyle aynı gelir düzeyine sahip kesimle yüzgöz oluyurlar, haşır neşir oluyorlar, arkadaşlık kuruyorlar vs…” yani davul dengi dengine vurur” atasözünün gereğini yerine getiriyorlar…Ve doğal olarak da Avrupa’nın otomobil sahibi fakir; doğal olarak solcu kesiminden bizim zenginlerimize solculuk bulaşıyor. (körle yatan şaşı kalkar atasözünün gereği).. Ve bu bizim zenginler arada bir Türkiye’ye uğradıklarında (Türkiye ye uğradıklarında derken gidip de Ulamaca Köyüne uğramıyorlar, Ankara, İstanbul gibi) bizim fakirlerimizden bazıları bunları görüyor ve şöyle düşünüyor: “Adam zengin… (çünkü otomobili var), solcuyum diyor…. Zengin solcu olduğuna göre, ben fakirim, sağcı olmuş olmam lazım”..(etki- tepki mekanizması)…. Zengin solcularımız da fakir kesimi görüyorlar tabii…şöyle düşünüyorlar/ ya da düşünüyor olmalılar: Ben fakirim, dolayısıyla solcuyum (kendilerini fakir sayıyorlar, çünkü Avrupa’daki zenginler gibi uçak sahibi değiller) peki otomobil sahibi olacak kadar varlıklı iken kendileri fakir ise belediye otobüs bileti olan/ olmayan türk halkı neyin nesi??????….. onlara ne diyecekler???… bu soruya buldukları çözüm şu: “kendilerini halktan izole etmek.” “Ankara, İstanbul İzmir’in dışına çıkmamak ya da Avrupa’da kalmak”… böyle yaptıkları için 1946 da Anadolu’da, Ulamaca köyünde olan hadiseden habersizler…
    Böylece Türkiye’nin fakirlerinin sağcı, zenginlerinin solcu olmuş olmasının üçüncü nedeni de gerçekleşmiş oluyor….
    Bu üç neden benim tespit ettiklerim… başka başka bir yığın nedenleri de olabilir tabii……
    Benim asıl canımı sıkan kimin neye göre sağcı kimin neye göre solcu olmuş olması değil…
    İşte bu yukarda yazdığım nedenlerden habersiz aydınlarımız (!!!!!.) fakir kesimimizin sağ partilere oy vermekte olduğunu görüyor, görüyor,….. hatta sağ partilerin giderek oy ranlarını artırdığını görüyor, buna bir anlam veremiyor. Çünkü ona göre fakir solcu demektir, ve dolayısıyla sol partilere oy vermelidir..(elindeki Avrupa’dan çeviri kitaplar öyle yazıyor çünkü…) birisi bunun sebebini düşündü, düşündü, düşündü….” Türk milletinin yüzde atmışı aptaldır” dedi, çıktı işin içinden…sonradan bir başka aydınımız(!!) bu oranı yüzde yetmişe çıkardı… sizce hangisi???… türk milletinin yüzde yetmişi aptal olduğu için mi sağ partilere oy veriyor, yoksa mantıklı nedenleri mi var?…

         .
    
  33. Keyifle okudum değerlendirmelerini, ben de ciddi olabiliyormuşum eskiden ama o kadar bunaldım ki herhalde şu meşhur herkesi güldüren ama kendi gülemeyen sirk palyaçosu gibi oldum şimdilerde. Herhalde bilinçaltım artık fazla ciddiyeti kaldıramıyor, ama eminim seçimler yaklaşınca ciddileşirim.

    Şimdi; sağcılar fakir, solcular zengin kavramı arık değişti bence. En azından son on yıldır sermaye el değiştirdi ve dinci, cemaatçi bir zenginlik türedi. Otobüs durağında sıkmabaşı türbanı ile bekleyenleri yine sıkmabaş türbanlı dört çeker jipliler çamurlu su ile ıslatıyor. Ve her iki türbanlı da yine büyük oranda dinci, sağcı partilere, çoğunlukla da akp’ye oy veriyor.

    Sıkmabaştürbanlı HES protestocusuna da Karadeniz’de CHP sahip çıkıyor, ancak seçimde din, iman, ezan, kuran devreye girince bu aile gene dinci-sağcı bir partiye oy verebilir. Ülkemizde dini kullanmayan bir partinin iktidara gelmesi artık olanaksız geliyor bana. Ben yine de ölene kadar CHP için çalışacağım.

    Tekrar teşekkürler, güzel yazılarının devamını bekliyorum.

  34. Köylü ve demokrat parti arasındaki yakınlığın sebepleriyle ilgili tespitleriniz bence de yerinde görüşler.

    1950 öncesi döneme ilişkin,kendi köyümde neler yaşandığıyla ilgili büyüklerimizin anlattığı hatıralardan edindiğim bilgileri kısaca yazarak konuya eklemek istiyorum.

    1.Dünya savaşı hemen ardından Kurtuluş savaşı sürecinde, köyümüzün pek çok insanı hayatını kaybetmiştir. Bu insanlar diri, güçlü,genç işe yarar insanlardır.Bunlar kaybedilince köyde şöyle bir tablo oluşmuştu.

    Savaşlarda devlete yararlılık sağlamış ve karışıklık içindeki bu dönemde hayatta kalmayı başarmış bir adama, köyün ağası kesilmek için her kapı sonuna kadar açılmıştır.Çünkü devlet, köyümüzü bu şahıs (Ahmet Ağa) üzerinden yönetmeye başlamıştı. Chp her türlü arkasındadır. Jandarma karakoluna istediğini çektirip dövdürebilir.Başkasının muhtar seçilmesi diye bir imkan yoktur. Öyle bir adımı atacak kişinin ve sülalesinin canına okuyabilmek için eski bir çeteci olarak imkanları hazırdır.
    Köye memur gelecekse bu adamın evine uğrar.Mesela köye gelen tahsildarlar Ahmet ağa ne derse,vatandaşın üzerine o kadar vergi yazardı.Böylece istediğini kayırıyor ,istediğini cezalandırıyordu.

    Mesela bazı ürünlerin (gazyağı ,şeker,vs) karneye bağlandığı yıllarda ,halka parasıyla (ama karaborsa olmasın diye adalete uygun biçimde) satılması için gelen ürünler, bu adamın kontrolüne bırakılıyordu. Devlet CHP idi. Köyümüzde CHP ise Ahmet ağaydı. Dolayısıyla Ahmet ağa ve çevresi daha rahat yaşarken köyün geri kalanı daha sıkıntılı yaşıyordu.

    Köyümüz halkının geleneğinde ‘ağalık’ olmadığı halde 1.Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı kaosundan sağ çıkabilmeyi başaran bu adam, köyün gayrı resmi ağası haline dönüşmüştü.

    Gidişata artık dayanamayan birileri,kendi idamlarını da göze alarak 1947 yılında CHP ağasını bıçaklayarak öldürdüler.

    Ahmet ağanın, çocukları torunları yani soyundan gelenler, eş, dost, akrabaları her seçimde,eskiden olduğu gibi halen banko CHP oy verirler.Geri kalan ailelerden gelenler ise Chp haricindeki her partiye oy vermekteler.

    Üstelik durum sadece benim köyümle sınırlı kalan bir olgu değildir.Malesef Chp köy ağalarının partisidir.Civar köylerde de,aynı dönemde benzeri şeyler yaşandığını, böyle hatıralarını anlatanlardan duydum.

  35. haklısın..
    son 20-30 sene içinde sağcılık- solculuk; hatta her şey birbirine girdi.. türkü şarkıya, köylü kentliye traktör kepçeye girdi… iyi mi oldu kötü mü tartışılır..
    benim yazdıklarım her şeyin daha duru olduğu 20 sene öncesi için..
    zaten kimseyi eleştirmek için de değil, bir değerlendirme amaçlı yazdım..
    tek sitem ettiğim nokta, aydınlarımızın halktan kopuk şekilde, batıdan çeviri kitapları okuyarak, halkımızı buna uymaya zorlaması… uyduramayınca da milletimizi aptal, anlama kabiliyeti zayıf, cahil insan yerine koyması…
    bu ulamaca köyünde olan hadise (üç aşağı beş yukarı bütün köylerde olmuştur) fransız parlamentosunda olan hadiseden daha sığ mıdır?..ne olmuş fransız parlamentosunda?.. fakirlerin temsilcisi milletvekilleri soldaki koltuklara oturmuş, diğerleri sağdaki koltuklara, böylece fakirler solcu, zenginler sağcı sayılmış… bizde de ulamaca köyünün kahvedeki trajikomik hadiseden dolayı zenginler solcu, fakirler sağcı olmuş… arap dünyasında ise – bu süreç orada nasıl bür süreçten geçtiyse- fakirler solcu, fakat muhafazakarlar da solcu… her milletin bu ikilemi işleyiş serüveni farklı demek ki…
    son söylemek istediğim, halkımız aptal değil…en azından sağ partilere oy vermekten dolayı aptal değil. sebeplerini uzun uzun yukarda yazdım..
    oysa ki bana da halkımızın aptal olduğunu düşündüren başka durumlar da olmadı değil. birisi şu: seçim dönemlerinde siyasetçiler köy köy kasaba kasaba dolaşıp vaat saçarken, bizim vatandaşın ısrarla kendine en az gerekli olan şeyi istediğini farkettim. mesela yol istemez, okul istemez, alt yapı istemez, sağlık ocağı ister… nedenini yıllarca düşündüm. (tabii düşünürken de ” bizim insanımız amma da aptal” demekten de kendimi alamazdım ) uzun uzun düşündükten sonra şu neticeye vardım: vatandaşın kendisi için en az gerekli olan şeyi en çok istemesi; bu şeyin gerçekleştirme olasılığının da en düşük olmasıdır. mesela köye en gereksiz ve dolayısıyla en zor yapılması gereken sağlık ocağıysa, eğer seçim vaadinde bulunanlardan sağlık ocağı yaptırılabilirse, diğerleri nasıl olsa yaptırılır, hatta köylü istemese de yol, okul vs. yapılır düşüncesi var..bunu farkedince ortada bir aptallık değil cin fikirlik, hatta “hinlik” olduğu sonucuna vardım..

  36. Geçen seçimde şans eseri karşılaştığım Demre’li muhtarla biraz sohbet ettik, muhtar akp’li milletvekillerinin İKİ BAVUL ALTINLA ilçeye geldiklerini ve dağıttıklarını söyledi.

    Tespitlerin bazı köy ve mecralarda doğru olduğunu söylemeliyim. Yine de insanımızın geneli duygusal bağlarla oylarını kullanırlar. 70 li yıllarda barajcı Süleyman ile dürüst Ecevit defalarca kapışmış, bazen biri bazen diğeri kazanmıştı.

    Kaskatı menfaat kumpasıyla çevrilmiş anadolu insanı ta osmanlıdan beri geribırakılmışlıkla ve özde alevi oluşuyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. O ufacık fırsatı değerlendirebilmesi cinliği ve hinliğiyle doğru orantılıdır.

    Hani 2023 diyorlar ya, işte tam o gün hayal kırıklığı hepsini bekliyor olacak. Bundan eminim.

  37. tespitlerimin belirli köylerle sınırlı olduğu düşüncesinde değilim…..
    tabii her köyde böyle bir olay cereyan etmemiştir. yani köyün hali vakti yerinde olanların oy vermeye sıcak bakmayıp, partılı adamı da kırmamak için ona oy verecek adam araması ve gözlerinin köyün çobanına takılması sadece ulamaca köyünde olmuş olan bir hadisedir…fakat şu nokta hemen hemen tüm köylerde geçerlidir: partılı adamın oy karşılığında para teklif etmesi, köylerin de fakir kesiminin buna “evet” demesi…belki yüz kişide bir iki kişi çıkmıştır. köyün en zengini olmasına rağmen çok paragöz olup, üç beş kuruş için bu teklife evet diyen…ama yüzde üçü beşi geçmemiştir…
    biraz konu dışı olacak bir iki noktaya da değineyim:
    kahvedekilerin hali vakti yerinde olduğu için para karşılığında oy vermeye sıcak bakmayanlar neden ” biz oy vermeyiz ama, madem sen de buraya kadar gelip zahmet ettin, bu nedenle de sana birkaç kişi ayarlıyalım” derler?…fransız köylüsü veya ingiliz köylüsü de aynı şeyi yapar mıydı?.. ben zannetmiyorum. Bu -bana göre- milletimizin misafirperver olması, insan sevigisi taşıyor olması ile alakalı bir durum.. partili adam kendilerine bir teklif getiriyor, kendileri bunu kabul etmiyorlar, tabii partili adam buna üzülecek… en azından onu teselli mahiyetinde “sana birkaç kişi ayarlıyalım” olayına geliniyor. yani sağcılık/solculuk gibi tanımları benliğimizde yer ettirirken kendi milli vasıflarımız da işin içine giriyor…

  38. türkiye’de fakirlerin sağcı, zenginlerin solcu olduğunu iddia edip bunun üç tane sebebini yukarda sıralamış, kambur kerim de buna ek olarak bir sebep daha eklemişti…
    şimdi de, zenginlerin solcu olmuş olmasının “benim tespit ettiğim” iki sonucunu paylaşmak istiyorum:
    1- ben ankara tıpta öğrenci iken, okul idaresi tarafından çok cüz-i ücret karşılığında öğrenci yemekhanesinde öğrencilere öğle yemeği verilirdi. solcu arkadaşlar bu yemeği beğenmez, senede 3-4 defa yemek boykotu yapardı. oysa o yemek benim için ancak düğünlerde bayramlarda yiyebildiğimiz düzeydeydi. ankarada PTT misafirhanesinde, ziraat bankası yemekhanesinde, ankarada atatürk, cebeci, cumhuriyet, yıldırım bayazıt yurtlarındaki yemekhanelerde, tokat devlet hastanesi, samsun devlet, sigorta hastanesi yemekhaneleri vs.. ile kıyasladığımda, bu ankara ü. tıp fakültesinin yemekleri diğerleri ile kıyaslanamayacak kadar güzeldi..peki bu solcu arkadaşlar neden bu yemeği boykot ediyorlardı??…sebep şu: zengin çocuğu oldukları için okul dışında daha iyisini bulabiliyorlardı (herhalde)…ya da laf olsun, dostlar alışverişte görsün türünden eylem yapıyorlardı…….
    2-ben yine ankara tıpta öğrenci iken atatürk öğrenci yurdunda kaldım. atatürk öğrenci yurdunun yemekleri ise fakültedeki yemeğe göre berbat olduğu gibi cebeci, cumhuriyet, y. beyazıt yurtlarına kıyasla da berbattı… fakültede senede 3-4 defa yemek boykotu yapan solcu arkadaşların, atatürk öğrenci yurdunda 30-40 kere boykot yapması lazımdı.. ama hiç yapmadılar… sonraları öğrendim: atatürk öğrenci yurdundaki solcu öğrenci sayısı ancak dörtte bir kadar…sebep: solcu arkadaşlar “büyük çoğunlukla” zengin çocukları oldukları için devlet yurtlarına tenezzül etmemişler, özel yurtlarda, evlerde vs. kalmışlar….
    solcuların zengin olmasını eleştirmiyorum… kim olursa olsun, yasal yoldan, helal yoldan kazanabildiği kadar kazansın, istediği kadar da zengin olsun, istediği gibi de harcasın!…avrupadan çeviri kitapları okuyup, “solcu demek fakir demektir” (avrupada bu gerçekten böyledir) türkiyede kendilerini solcu, ve dolayısıyla fakir ilan etmeleri, bizim gibi fukaraları da sağcı ve zengin yerine koymaları ya da bizi yok sayıp, kendilerini avrupanın zenginleri karşısında fakir ilan etmeleri (avrupanın zenginleri karşısında kendileri gerçekten de fakir durumundadırlar/ doğrudur) abesle iştigaldir…

  39. türkiye’de zenginlerin solcu olduğunun bir delili daha:
    türkiye’de düşünce özgürlüğü savunucuları hep solculardan çıkmıştır. istisnasına rastlamadım. solcular hep kendilerini “düşünebilen” dolayısıyla “üstün meziyetli”, sağcıları ise “düşünme becerisi olmayanlar” olarak tasvir edip hakir görmekteler… hatta sağcıları düşünmekten aciz olmakla kalmayıp, düşünceye karşı, sağcı hükümetleri de düşünenleri ezen mevki olarak görmüşlerdir. “düşünüyorum, o halde vurun” sözü bunu özetler..
    sadede gelelim: bir insan düşünmekten, düşünce özgürlüğünden bahsediyorsa, ekmek sorununu halletmiş demektir. aç insan düşünemez.. hatta ayakta bile duramaz…

  40. Yorumunuzda neyle hesaplaşmaya çalıştığınızı anlamadım. Karnınızın tok olduğunu varsayıyorum ve soruyorum, siz nesiniz sağcı mı solcu mu? Solcu olmak için zengin olmak gerekir mi bilmem, ama entellektüel olmak için okumak gerekir.

  41. sağcı- solcu olup olmadığıımı ekomonik açıdan mı soruyorsun, ideolojik açıdan mı?…
    neyin peşindeyim: aydınlarımızın(?!) son yüzyıl içinde milletimize söylediği en büyük yalanı ortaya çıkarmaya, hatta isbat etmeye çalışıyorum..
    iddiam şu: türkiyede fakirler sağcı, zenginler solcudur. (avrupada tam tersi) yukarda açıklamaya çalıştım.
    yine türkiye de dindarlar sağcı, dine mesafeli olanlar solcudur.(avrupada da aynı)
    arap dünyasında ise fakirler solcu (avrupayla aynı, bizdekine ters); dindarlar da solcudur. (hem avrupaya, hem bize ters…arap dünyasında sağcılık solculuk tanımları yerleşirken nasıl trajikomik bir süreçten geçtiyse!…)
    ben neyim:
    önce şunu belirteyim: sağcılık ve solculuk tamınları artık türkiye de “tarihi birer terim” olmuştur, öyle kalmalıdır. bunların yerine günümüzde “sağ görüşlü, “sol görüşlü” tanımları kullanılmaktadır ve kullanılmalıdır. sağ görüşlü olmakla sağcı olmak, sol görüşlü olmakla solcu olmak arasında ne fark var diyorsanız: dağlar kadar fark var. sağ görüşlü veya sol görüşlü olmak, taşıdığı düşünceyi “içselleştirmiş, öncelikle kendi benliğine kabul ettirmiş, düşüncesiyle bütünleşmiş, çevresine de bu düşüncesini önerme, telkin etme, tavsite etme eğiliminde olmak demektir. sağcı veya solcu ise tam tersi, bu tanımları slogan olarak ezberlemiş, kendi benliğine değil çevresine “dayatma, zorla kabul ettirme, zorbalık yapma” çabası güden kimse demektir…
    sağcılık da solculuk da ülkemize batıdan girmiş iki kelimedir. batıdan ülkemize girmiş, ülkemizde taban bulamamış tanımları üzerimde taşımam. şunu söyleyebirim:
    dindar olmaya çalışan biriyim. bu durumda sağcı mı oluyorum, solcu mu karar senin…
    kendimi fakir kabul ediyorum, ancak zengin olmak için çabalıyorum, zengin olma hayaliyle yaşıyorum…bu açıdan da sağcı mı oluyorum solcu mu, yine karar senin:…
    bu hususta kararı sana bırakırken şimdi senin” sen sağcı oluyorsun, fakat solcu olman lazım” (ya da tam tersi) gibi olması muhtemel dayatmalarına hayır diyorum.. ve tabii ben de sana herhangi bir dayatmada bulunmamayı taahhüt ediyorum…

  42. Araplarda dindarlar nasıl solcu oluyor? İhsan Eliaçık gibileri mi düşünmek lazım.

    Mesela suudi kraliyet alilesi dindar değil mi?

  43. Ya da Türkiye de ve ya Avrupa’da çevreci yeşil hareket solcu mu oluyor? Bunun içinde burjuvası var, işçisi var öğrencisi de var di mi?

  44. Ben daha başka birşey soracağım..

    O da Sayın İsmet Gedik’e;

    Şimdi hocam, D.O.M Teorisine göre süperorganize bir toplumda Baldıran nikli arkadaşımız susacak mı susmayacak mı?

  45. demokrat partinin en önemli seçim sloganı:”her mahalleden bir milyoner çıkaracağız”!…
    bu slogana itibar eden tabii ki fakir kesim olmuş, böylece türkiye’de “fakirlerin sağcı” olmasına bir gerekçe daha ortaya çıkmıştır…
    böylece türkiye de fakirlerin sağcı,zenginlerin solcu olmuş olmasının beş nedenini belirlemiş olduk…
    burada”türkiye’de fakirler sağcı, zenginler solcudur” derken yüzde yüz üzerinden konuşmuyoruz..yüzde 90- 95 üzerinden konuşuyoruz… “fakirim, solcuyum” ya da “zenginim, sağcıyım” diyen insan yok mu?..var. fakat yüzde üç-beş düzeyinde..fakat bu kesimin tamamının kafasındaki düşünce yerli değil, ithal… avrupada (özellikle fransa) fakir solcu, zengin sağcı sayılmakta..bu düşünce cüz-i düzeyde de olsa bize de sirayet etmiş ve yüzde üç-beşimizi etkilemiş… yoksa yerli süreç fakirleri sağcı, zenginleri solcu kılmıştır, ve hala geçerlidir…

  46. 1946 da ulamaca köyü kahvesindeki hadiseye tekrar dönecek olursak:
    köylüler dp nin adamına şöyle diyor:”para karşılığında senin partine oy vermeyiz ama; madem sen de buraya geldin, yoruldun, emek sarfettin!”….(emek sarfettin!..) emek sarfetmek, “emeğe saygı” sol söylemin en önemli söylemlerinden biridir. peki bu köylüler sol söylemden etkilendikleri için mi emeğe saygıdan söz ediyor?..hayır!…emeğe saygı türk milletinin milli vasfında var. şimdi emeğe saygı milletimizin mili vasfında var iken, solcuların “emeğe saygı” söylemine nasıl bakar?..tabii ki ilgi göstermez..solcuların mlletimize “emeğe saygıyı” öğretmeye çalışması “turşucuya turşu satma” ya benzemiştir. turşucu turşu almaz..

  47. Yine, ismini büyük harflerle yazan birisi.

  48. Baldıran, sözlerini anlayıp anlamadığımı görmek istiyorum;

    Sen zenginlerin solcu, fakirlerin sağcı olduğunu söylüyorsun (yüzde üçlük istisna dışında)

    Hiçbir ücretlinin (milletvekillerinin büyük çoğunluğu hariç) zengin olamayacağını düşünürsek, bu zenginler genellikle fabrika, şirket sahipleri ve milletvekilleridir.

    Bu zenginlerin faaliyetleri ise ücretleri son derece düşük tutmak (asgari ücret açlık sınırının altında), sendikal faaliyetleri sıfırlamak (ya da sarı sendika oluşturmak), sosyal hakları olabildiğince kısıtlamak, sağlık hizmetlerine sekte vurmak (tam gün yasası ile birçok doktorun devlet hastanelerinden uzaklaşması ve sağlık giderlerinin vatandaşın sırtına yüklenmesi), eğitime sekte vurulması ve herkesin eşit olarak yararlanamaması, en doğal hak olan protesto yapılması durumunda terör suçu ile yargılanması, grev yapması durumunda ise hukuksuz olarak işten atılmaları, ve bu liste daha da uzar gider.

    Bunları yapanlar nasıl bir solcudur? Ve solcuların emeğe saygı söylemine ilgi göstermeyen bu kişiler, kendilerine yapılan bu muameleden hoşnut mudur?

    Ayrıca ekonomik olarak sağcılık ve solculuk nasıl oluyor?

  49. Baldıran sanırım doktor, mühendis, şantiye şefi, müdür gibi kısımları da zenginden sayıyor.

  50. ekonomik yönden sağcılık solculuk nasıl oluyor??
    şöyle oluyor: batıda zenginler sağcı, fakirler solcu…. sebebi, fransada parlementer sisteme geçildiği gün, fakirlerin temsilcisi milletvekileri parlemento binasının sol tarafındaki koltuklara oturmuş, diğerleri sağ tarafa…. ve bu durum ilerleyen zaman içinde “gelenek” halini almış…ve bu “gelenek” ilerleyen zaman içinde fransanın dışına taşıp bitin avrupaya yayılmış…(demek ki avrupalılar çok yenilikçi??!! olmalarının yanında zaman zaman da “gelenekçi” olablliyorlarmış)…bu tablo az da olsa bize de sirayet etti ve nüfusumuzun yüzde 3-5 ini etkiledi..sebep: kitap okuma alışkanlığımızın yüzde 3-5 olması…. bizde sağcılık solculuk trendini asıl belirleyen ise, kendi serüvenimiz… yukarda uzun uzun yazdım…
    chp ye göre daha sağ partı olan demokrat partinin para karşılığı oy toplaması gibi….

    sağcılık- solculuk ikileminde batıyı örnek alacak isek, bizdeki solculuğu yargılamak lazım…
    bizdeki solculuk avrupadakine ters.. yok “bizim solculuk trendimiz bize göredir” dersek o zaman ortada suçlu yoktur….
    bizde, adam fakir durumdayken kendini solcu sayıyorsa ( avrupadan ithal) bu adam ilerde zenginleşince kendini sağcı saymaz… ya da yerli imalat: fakirim sağcıyım deyip ilerde zenginleştiği taktirde kendini solcu saymaz… sebep işin başında sağcı veya solcu damgasının hangisini yediyse öyle devam eder. yani işin içine avrupada olduğu gibi “gelenek” de girer…
    ben doktor veya mühendisi sırf doktor veya mühendis olduğu için zengin saymıyorum…
    hatta ben kişisel olarak veya meslek grubu olarak kimseyi zengin- fakir sağcı-solcu saymıyorum.. ben sadece sağcılık- solculuk ikilemince avrupa ile bizdeki farklılığı ortaya koymaya çalışıyorum… bir durum tespiti niteliğindedir. eleştiri vs. değil…

  51. Baldıran yaptığın açıklama anlaşılır gibi değil.

    Önce sağcılık ve solculuğun başlangıcını, nasıl ortaya çıktığını anlattın. Tamam.

    Ama ülkemizde (yüzde üç-beşlik bir kesim dışında) bunun tamamen ters olarak kabul edildiğini söylüyorsun. Yani Avrupa’ya göre solcuların işlevini yüklenenlerin kendilerine sağcı, yine Avrupa’ya göre sağcıların işlevlerinin yüklenenlerin kendilerine solcu dediklerini söyemek istiyorsun (yazından bu anlaşılıyor).

    Ondan sonra da sağcılık solculuk ikileminde batıyı örnek alacaksak, bizdeki solculuğu yargılamak lazım diyorsun. Yani solcu olduklarını ileri sürenler aslında sağcı politikalar üretiyor diyorsun. E, bu durumda sağcı olduklarını ileri sürenlerin de solcu politikalar üretmeleri lazım.

    Hani nerde?

    Yukarıda da açıklamaya çalıştım. Hükümetin ürettiği politikalar bana göre solcu değil. Sana öyle gibi mi görünüyor?

    Sanırım senin açıklamak istediğin asıl konu, bizdeki solcuların çok pasif kaldıkları. Vatandaşın derdi ile uğraşmak yerine kendi statü ve konforlarına öncelik verdikleri. Adeta vatandaşla aralarına bir duvar çektikleri.

  52. Meyveyle sebzenin farklarından bahsederken, çekirge bitki yiyen bir hayvandır demeye benzemiş.

  53. Zénginlér solcuymuş :))) .. Hiç gülécéğim yoktu.

    ‘Sol’ dérkén néolibéral sistémé éntégré olmuş, bir élin parmağını géçméyécék sosyal düzénléméyi hayata géçirméyé çalışan, bunun dışında sérmayé ilé hiçbir sorunu olmayan késimdén bahsédérséniz, solcular zéngin dé olur, ilk 100 milyardér arasına da girér.. Hér bişi olurlar yani.

    Örnéğin ABD’déki ikili sistémdé Cumhuriyétçilér ‘muhafazakar sağı’, Démokratlar ‘libéral solu’ témsil édérlér.. Sola bu péncérédén bakarsan, élbétté éğitimli, gélir durumu daha iyi olan késimin solcu olduğunu félan iddia édébilirsin.. Méséla ABD’li milyardér Soros da solcudur.. Çünkü kéndisi Kéynésyén ékonomi taraftarıdır.. Dévlétin sosyal düzénlémélér yapması géréktiğini, bankacılık sistéminin dévlét tarafından daha sıkı kontrol édilmési géréktiğini félan savunur.. Kéndisi Obama’yı da séçim sürésincé déstéklémiştir.

    Avrupa’daki sözdé mérkéz-sol partilérin dé uygulamada Démokrat Parti’dén pék bi farkı yoktur.. Né Almanya, İngiltéré, Fransa gibi ülkélérdéki mérkéz-solun, né dé diğér ülkélérdéki bénzér partilérin sol ilé uzaktan yakından ilgisi yoktur.. Öylé sırtına Déniz Gézmiş parkası géçirméklé félan solcu olunmaz.

    Bugün Yunanistan’daki mérkéz sol parti PASOK nédén IMF’nin kurtarma pakéti yanlısı bir çizgidéykén, sol koalisyon buna karşı çıkıyor?.. Çünkü PASOK sérmayé yanlısı, öncéliği bankaların kurtarılması olan, halkın ümüğünün sıkılmasında hér hangi bir sorunu olmayan bir parti.. Vé Baldıran nickli arkadaşa göré bu parti ‘sol’ bi parti :)))

    Béncé arkadaş az yazmış.. Tüm milyardérlér ésasén solcudur ama farkında déğillérdir.. Hatta Ahmét Hakan’ın dédiği gibi Ali Koç’un édasında hafiftén bir Ché havası bilé vardır*.. Hay aklınızı séviyim bén sizin 🙂

  54. zenginler solcu demedim..
    1-türkiyede zenginler solcu dedim..sebeplerini de yazdım.
    2- türkiyenin zenginleriyle avrupanın fakirlerinin aynı gelir düzeyine sahip olduğunu, zaten avrupanın fakirlerinden bizim zenginlerimize solculuk bulaştığını, türkiye de zenginlerin solcu olmasının beş nedeninden birinin de bu olduğunu yazdım.. tekrarlamaya gerek yok…
    3- işin bir ekonomik, bir de ideolojik boyutunun olduğunu yazdım…
    yeni bir şey olarak şimdi şunu ekleyeyim:
    avrupada sağcı- solcu ayırımında ekonomik boyut ön planda (zengin sağcı, fakir solcu); bizde ise ideoloji ön plandadır. (dindar sağcı- dinle arası mesafeli solcu)…tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde fakirler daha dindar olagelmiştir.. bu nedenle türkiyede fakirlik, dindarlık, sağcılık aynı insan grubunda kümelenmiştir…. bu, yüzde yüz böyle değildir tabii ki… zengin olduğu halde dindar, fakir olduğu halde dine karşı lakayt insan yok mudur?.. var tabii yüz kişide üç beş kişi…

    benim bu yazı serüvenine katılmamın asıl nedeni aziz nesin ile müjdat gezen in, fakir kesimin %60-70 gibi bir kitlesinin sağ partilere oy vermesi nedeniyle “türk milletinin yüzde atmışı aptaldır” demiş olmasıdır.. onlara göre fakirler solcudur ve dolayısıyla da sol partilere oy vermelidir… tabii o onlar ve sağcılık- solculuk ikilemini avrupa indeksli düşünenler içindir.. bizim yerli imalatta ise fakirler sağcı olduğu için sağ partilere oy vermekliği eşyanın tabiatı gereğidir…

  55. Sayın Baldıran, ben şunu merak ettim. Türkiye’de zengin diye nitelendirebileceğiniz kesim, yüzde kaçtır?

  56. sayısını bilmiyorum.. fakat fakirlere kıyasla epeyce az olduğu kesin!… kaba bir yüzde ile yüzde 10-15… tabii bu zengin tanımı “bize göre” zengin… bizim zenginlerimizle avrupanın fakirlerinin aynı gelir düzeyine sahip olduğunu 3. kez yazıyorum… avrupanın zengini gibi zenginimiz yüzde ile ifade edilecek kadar yoktur.. belki binde üç beş falan..

  57. Sağcı olmak, ulusal ve küresel büyük sermayeden yana, burjuva sınıfından yana olmaktır, solcu olmak ise emekten, işçi sınıfından yana olmaktır, ama bilinçsiz, cahil, aptal insanların sınıfları ile ideolojileri çelişebiliyor, böylece yoksul, emekçi biri kendi sınıfının ideolojisi yerine karşı sınıfın ideolojisini benimsiyor, yani kendisi emekçi/işçi sınıfına üye olmasına rağmen solcu ideolojiyi değil de sağcı ideolojiyi benimsiyor, bu çelişkiler çözülmedikçe sermayenin emeği aldatması, kandırması ve sömürmesi sürüp gider. sınıfı ile ideolojisi çelişen insanlar oldukça dünyadaki bu kör dövüşü sürer.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.