SANMAK…

Bir şey sandığınız şey o şey değilse ne olur?
Bir şey sanmadığınız şey, bir şey olursa ne olur?
60-70 km. hızla giderken, göğüs hizasında, yolun bir tarafından diğer tarafına çekilmiş bir teli fark ettiğimde tel ile aramda bir kaç metre kalmıştı… Aniden frenlere bastım… Frene basmasam tele takılıp biçileceğim ya da ne olacağım meçhul… Ama düşersem belki biraz ezik sıyrık sahibi olacağım… Düşmek diğer olasılıklardan daha tercih edilebilir. Bu durumda tele biçilmektense düşmeyi göze alarak, fren yaparak, eğilerek, yan yatarak altından geçeyim derken, motor benden önce ve benden bağımsız bir kararla(!) yan yatıp sürüklenmeye başladı. Beni de “kolları” arasına sıkıştırıp; “Seni biraz ezeceğim ama korkma yere çakılmaktan, kırıklardan çatlaklardan kurtaracağım” diyerek sevgili motorsikletimle beraberce sürüklendik…

Usta öğreticisi olduğum motorsikletimle öğrencilerime zaman zaman düşme teknikleri üzerine de konuştuğumuz olurdu… Bir kez daha söylediklerimi uygulama fırsatım oldu…

Düştüm..
Diyeceksiniz ki “Tel ne oldu, tele çarpmadınız mı?!” Yerde yatarken bu soruyu ben de sordum kendime: Lan ben tele çarpmadım… Çarpmış olsam düşünüyor olamam.. O halde ne oldu ortada tel de yok?!.. Serap mı gördüm, düş mü gördüm de düştüm ben? Halüsinasyon mu yaşıyorum derken yerde ince ve parlak bir şey kımıl kımıl parıldıyor… O da ne derseniz, belki şimdiki kuşak M3’lerle falan müzik dinlediğinden bilmez ama, şu eski teyp kasetlerinin içindeki bant vardır. Bozulup söküldüğü zaman insanı balık tutmaktan nefret ettiren misina dolaşığı gibi karman çorman olurlar… Hangi sivri zekalı çocuğun işidir bilinmez bu bandı bir güzel yolun bir tarafından bir tarafına çek sen… Hüseyin de bunu tel sansın ve bir saniyenin içinde milyonlarca olasılığı hesaplamaya kalksın. Olacak iş mi? Olmaz elbette. Ne olur?

Ah çocuklar…
Muhtemelen ilk olarak beni yerden kaldırmaya gelen çocuk idi bunu yapan… “Kim gerdi bunu yola lan” diye sorduğumda yola gerili bir şey de kalmadığı halde “Vallahi amca biz germedik” deyişinden belli idi…

Ah bu çocuklar…
Bu çocuklar olmasaydı
Düşer miydik yollara?
Bu çocuklar olmasaydı
Düşer miydik yollarda?
Bu çocuklar olmasaydı
Paramparça olur muydu yiğit bedenim
Solum sol tarafım sağ tarafım
Paramparça olur muydu gecelerim gündüzlerim…

Tel sandığım ŞEY’İN, püf deyince uçacak olan teyp bandı olduğunu anlasaydım düşer miydim ben?
Peki teyp bandıdır deyip de gaz kesmeden bastırıp geçmeye kalksaydım ve teyp bandı değil de harbiden tel olsaydı ne olurdu?

“Akan su pislik tutmaz” der atalar… Akan trafikte bu sorunlar olmaz. Bir kasabanın yeni asfaltlanmış çevre yolu idi… Demek ki kasabalarda henüz kültürün kaba saba olduğu beyinler var… Ya da televizyonlarda bilgisayarlarda şiddet içerikli absürd oyunlardan etkilenen çocukların bir “BUBİ TUZAĞI” denemesi…
Kasabalarda kaba saba yerlere düşerse yolunuz, kaba saba insanlara düşerse işiniz, daha bir dikkatle ve mevcut hız limitlerinin de altında seyredeceksiniz, yoksa sizi seyrederler yollarda…

Evet, tel olmayan şeyi tel sanışım, sahte engeli gerçek sanışım bu kazaya neden oldu… O an düşmekten başka çarem de yoktu… Biraz da isteyerek düştüm sanki…
Bir çok kazamız bu yüzden olmaz mı?
Sanmak ile doğru algılamanın arasındaki fark sizi yanlışlardan kurtaran şeydir. Sanmayacaksınız, anlayacaksınız! Sanıyorsanız aldanıyorsunuzdur… Gerçeği tanıyacak ve hakkını vereceksiniz!…
Adam sanmayacaksınız adam olmayanı örneğin. Adam olmayanı adam saymayacaksınız. Öyle bakıp da “a-a, eli kolu var, gözü kulağı var” deyip insan sandıklarımız değil midir bir çok zaman bizi üzen?

Yatıyorum 10 gündür. Topallama konusunda uzmanlaştım. İyileştikten sonra da topal taklidi yapacak denli deneyim sahibi oldum.

Zeybekleri bir kez daha anımsadım ve anladım!…

Çok gerekli bir deneyim olmasa da kazanç hanesinde görüyorum durumu. Belki gene zararda olduğum halde kazançlı sanıyorum kendimi ama ne halt edeyim böyle boktan bir kaza sonrasında?…
İyi kötü, “sanmak” ile “bilmek” arasındaki farka vurgu yapmaya çalıştım…
Belki birilerini bir gün benzer bir durumdan kurtarmış olurum…
Ha, kafamda kask olmasaydı, büyük bir olasılıkla bu satırları okuyamazdınız! Sırasıyla sol diz, sol dirsek, sol omuz yaralanırken, başımın sol yanı kask sayesinde sağ kaldı… Dizlik ve dirseklik taksaydım, onlar da olmazdı… Kaskı kafasına takacağı yerde, elinde taşıyan Motosikletçi arkadaşlar motor kıyafetlerine dikkat etsin… Bir de motorsiklet sürdükleri bölgelerde çocuklar yaşıyor mu yaşamıyor mu önceden istihbaratını yapıp gitsinler:))
Ah çocuklar ah!…

13 yorum “SANMAK…”

  1. ucuz atlattık desenize. yeniden bizimle olmanız ne güzel…

    geçmiş olsun:)

    Ve sanmakla bilmek konusunda bir sürü şey geldi geçti aklımdan şu an. konudan bağımsız, sanmakla bilmek arası geçirilen zaman dilimi epey zorlayıcı. sanmıyorum biliyorum!!!

    “O an düşmekten başka çarem de yoktu… Biraz da isteyerek düştüm sanki…
    Bir çok kazamız bu yüzden olmaz mı?”

    Olur evet, çaresizlikten düşmek isteriz bazen:( bunu isteyerek düşmeyenlerin hissedebilieceğini SANMIYORUM.

    “Sanmak ile doğru algılamanın arasındaki fark sizi yanlışlardan kurtaran şeydir. Sanmayacaksınız, anlayacaksınız! Sanıyorsanız aldanıyorsunuzdur… ”

    Bu iyiydi ama…

    Yeniden geçmiş olsun… Ahh bu çocuklar değil mi:)

  2. Geçmiş olsun Hüseyin Aktaş. Ve evet ah şu veletler…

    Sanmak inanmak gibidir. Kabul etmek ile etmemek arasında kalan geniş bandta, kabul etmeye daha yakın bir konum alır.

    Dindar kafanın da yaptığı bu değil mi? O kabul etmez, sanar … O, sanarak çevresindekilere sanmayı öğretir, kabul etmek adı altında. Tehlikeli …

  3. Rayların üzerine taş dizerdik biz..

    Tren devrilsin diye..

    Nası bi psikopatolojiyse..

  4. Çok geçmiş olsun. Kazanın kendisi kötü ama hikayesi tatlıymış.

  5. Kaza anlarında şunu farketmişimdir; o bir kaç saniye hatta saniyeden kısa süre içinde o kadar hızlı ve çeşitli şeyler düşünür ki insan. Ve hepsi nettir hatırlanır. Bu hikaye de o düşüncelerin özeti olmuş.

  6. Geçmiş olsun.

  7. Büyük geçmiş olsun.

  8. FSM korumuş seni Aktaş. O gördüğün bant da FSM nin uzantılarından biri olabilir.

    xenix: Takiplerim

  9. Geçmiş olsun, verilmiş sadakanız, alınmış duanız varmış.

  10. Tekrardan coook buyuk gecmis olsun…

    kaza anlari cok gariptir.Gercekten insan o kadar cok sey dusunur ki o kisacik an’da. Umarim bir daha hic yasamazsiniz oyle kisacik an’lar..

    uzuuuun uzuuuun bir omurde uzuuuun uzuuun dusunmek icin cok vaktiniz olsun:))

    G Milat

  11. ben çok severdim o bantları…kıvır kıvır saçlarım gibi olurdu…saçlarımın devamına tutar rüzgarda bir edalı salınışını izlerdim…ama hangisi önce hatırlamıyorum bir de büyük bir dikkatle elimde bir kalem uzay mekiği hasarı gideriyormuşum ciddiyetinde hala kurtarılabilir olduğunu düşündüğüm bandı bi ileri bi geri sarmaya, atlayan-düğüm olan yeri kurtarmaya çalışırdım ….-pek çok insan tuhaf bir biçimde aynı şekil ve edayla davranır band sararken, bazıları daha ustadır sadece- hangisi önceydi…anımsamıyorum…kıvır..kıvır…

    çok geçmiş olsun Hüseyin Bey; yapılacak en zekice şeyi yapmış ve hayatta kalmışsınız..zira; sanıyor ve emin olamıyorsak bizi bir sonraki an’a taşıyacak bir kararı hızla almak önemlidir…ve bu hız; gözünü seveyim sinaptik bağların…aracınızdan kesinlikle hızlı olmalı…yaralarınız, hissettiğiniz şeyler bana öykülerimdeki kahramanlarımı(!) anımsattı…onlar da böyle talihsiz kazaların, tesadüflerin ardından derin düşüncelere dalarlar…öte yandan “sanma”yı severim ben…ilk izlenimdir…gücü ve gerçeğe yakınlığı önemlidir…zamanınız varsa sandığınız şeyin gerçekliğe olan mesafesini ölçüp biçmek bencileyin iyi bir aktivitedir…ve fakat zaman…gerçeklik algısı ve hayatta kalmak, yitirmemek, kazanmak, devam etmek açısından önemlidir…tam da bunları düşününce zamanın “izafi oluşunu” anımsamak…şaka gibi…

    PS: çocuklar tehlikelidir…etrafınızdalarsa etrafınıza bir kez daha bakmakta fayda vardır…kendi çocukluğumdan biliyorum:)

  12. Hepinize teşekkür ederim.
    Marsseh arkadaşa beynimdeki “sanma” fikrine değişik bir boyut kazandırdığı için ayrı bir teşekkür etmek itiyorum …
    Sanırım “obje” ile “süje” arasında “sanma halkası” olmasa, tüm algılama ve değerlendirme sistemimiz çökerdi…
    Bu anlamda ilginç buldum, çok güzel; “öte yandan “sanma”yı severim ben…ilk izlenimdir…gücü ve gerçeğe yakınlığı önemlidir…zamanınız varsa sandığınız şeyin gerçekliğe olan mesafesini ölçüp biçmek bencileyin iyi bir aktivitedir…ve fakat zaman…gerçeklik algısı ve hayatta kalmak, yitirmemek, kazanmak, devam etmek açısından önemlidir…tam da bunları düşününce zamanın “izafi oluşunu” anımsamak…şaka gibi…”

    Teşekkürler:)

  13. “Antalya’da kamyon sürücüsü Ahmet Akban’ın, aracın kasasındaki küspe balyalarını indirmek için bir ucunu yolun karşısındaki ağaca bağladığı ip, motosiklet sürücüsü üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Deniz Kılıç’ın canına mal oldu.”

    Benim yaşadığım kaza benzeri bir kaza ve bu kez sonuç ölüm… Haberin devamı aşağıdaki linkte:

    link to yurthaber.mynet.com

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.