Sosyolojinin Fiziği

Sosyoloji veya Toplum Bilimi insan topluluklarının davranış nedenleri üzerine odaklanır. İlgilendiği konular arasında toplumda sınıfların oluşumu, toplum içinde parçalanmaların ve birleşmelerin nedenleri, cinsiyet farklarının sonuçları ve demografi denen toplum hareketlerinin arka zemini bulunur. Toplum bilimi ile uğraşanlar genele uygulanabilen sosyal yasalar ararlar ve bu amaçla sayısal verilerle somut kanıtlar bulmaya çalışırlar. Fakat toplumlar sabit yapılar olmadıklarından sayısal veriler bulunsa dahi onlardan somut yasalar elde etmek pek de kolay olmamıştır.

Öte yandan belirli yasaları bulunan Fizik bilimi, doğadaki cansız nesnelerin yapıları ve birbirleri ile olan etkileşimleriyle ilgilenir. Fizik biliminin ilgi alanı içine maddenin en küçük yapı taşlarından tüm var olanları içeren evrene kadar, her türlü nesne topluluğunun uyum sağladığı doğa yasaları girer.

Canlı varlıklarla ve özellikle insanlarla ilgilenen Sosyoloji ile cansızların temel bilimi olan Fizik arasında ortak yönleri bulmak ve her iki bilimde geçerli olan yasalar geliştirmek hem zor hem de tartışmalı bir yaklaşımdır. Zira insanların değişken ve çok çeşitli davranışları ile cansız nesnelerin değişmeyen sabit davranışlarını ortak yasalarla açıklamaya çalışmak, bugüne kadar çok az sayıda insanın başarılı olabildiği kaygan bir zemin oluşturur.

Bu bakımdan en genel yasalardan başlayıp gittikçe daha ayrıntılı ilişkilere doğru yayılmak, sosyolojinin fiziğini oluşturmanın metodu olabileceği görüşündeyim. Fizik bilimindeki en temel yasalardan biri Enerjinin Korunumu yasasıdır. Bir önceki 49 sayılı Enerji Hakkında başlıklı yazımda, enerjinin esasta tanımsız olduğunu, fakat gündelik hayatta ve doğada çeşitli şekillerde tanımlanabildiğini söyledim. Böylesine geniş bir kavramın yasası elbette ki canlı sistemleri de içermesi gerekir.

Kapalı sistemlerde enerjinin korunduğu biliniyor. Bu yasa defalarca ve her türlü doğa sisteminde deneysel olarak kanıtlanmış, matematik sayesinde sayısal değerleri hesaplanmıştır. Ancak ‘kapalı sistem’ kavramı pratikte bulunmayan soyut bir kavram olarak üzerinde durulmaya değer. Bir sistemin uyum sağladığı yasayı veya yasaları saptayabilmek için o sistemi çevreden soyutlayıp yalıtmak ve bağımsız bir birey olarak incelemek gerekir. Bu tür bir yaklaşımın sonucunda nesnellik (materialism) ve indirgeyicilik (reductionism) gelişmiştir. Her iki yaklaşımda idealist bir bakış mevcuttur. Zira doğada her sistem bir ortam içinde yer alır ve tümüyle yalıtık, mükemmel bir kapalı sistemden söz edilemez. Ancak pratik çözümler istendiğinde, laboratuar ortamında kapalı sistemler oluşturarak sayısal sonuçlar elde edebiliriz.

İnsan topluluklarını da, hatta tek bir insanı dahi, benzer şekilde idealize kapalı bir sistem olarak düşünebiliriz. Böylece, enerjinin korunumu yasası hem topluma hem de tek bir insana uygulanabilir. Enerjinin korunumu yasası, kapalı bir sistem içinde her türlü harekete, değişikliğe ve oluşuma rağmen, değişmeden kalan bir değerin varlığını koruduğunu iddia eder. Bu yasanın bir diğer açılımı da, çevresiyle etkileşen her sistemin minimum enerji kaybıyla varlığını sürdürmek istemesidir. Çünkü enerji kaybı dağılmaya, parçalanmaya ve yok olmaya götürür. Var olmak isteyen, daha doğrusu, varlığını sürdürmek isteyen her kapalı sistem, enerji kaybını mümkün olduğu kadar azaltmak, dolayısıyla enerjisini korumak zorundadır.

İnsanların davranışları büyük çapta bu yasaya uygunluk gösterir. Varlığını sürdürmek isteyen insanların en eski dönemlerden bu yana birleşip geniş aileler, klanlar, kabileler, şehirler ve uluslar oluşturmuş olmaları bu yasadan dolayıdır. Ulusların içinde daha küçük topluluklar oluşturan meslek kuruluşları, loncalar, dernekler, vakıflar ve politik partiler hep aynı yasanın gereği olarak ortaya çıkmışlardır.

Birey düzeyine inecek olursak, varoluşumuzun temeli olan beslenme gereksiniminde dahi enerjinin korunumu bulunduğunu görüyoruz. Meslek sahibi olmak, aile kurmak, ev sahibi olup barınmak ve bu türden, gündelik yaşamın değişik etkinliklerindeki esas neden enerji korunumudur. Ancak bu yasanın sosyal yapılardaki matematik ifadesini yazmanın güçlüğünü de kabul etmek gerekir. Yasanın niceliksel tanımını yapmak yerine niteliksel kapsamını kavramanın önemli olduğu görüşündeyim. İnsanların bencil ve çıkarcı oluşlarının, birer ego varlığı olarak hep haklı görünmek istemelerinin nedeni de büyük çapta bu yasadır.

Bu yasanın ahlak (etik) ve felsefedeki yansımasını Pragmatizm akımında buluyoruz. Yararcılık olarak da adlandırılan bu görüşe göre, bir düşünce veya davranış pratikte yarar sağladığı ölçüde doğrudur. Ancak, ‘doğru’ mutlak olmayıp göreli ve kişiden kişiye değişebildiğine göre “Kime yararlı ve kime göre doğru?” sorusunu yanıtlamak hiç de kolay değildir. Belki de en uygun yanıt “Hem kendime hem de insanlığa yaralı olan eylem ve girişimler doğrudur” denebilir. Zira tek bir insanın zarar görmesi bile tüm insanlığın zarar görmesine yol açabilir. İnsanlık bir bütündür ve onu parçalara ayırıp, şu grubun yararını veya bu grubun çıkarını düşünmek, indirgeyicilik ve ayırımcılık yapmakla eşdeğerdir.

Tüm insanların ortak yararını düşünüp davranmak, belki de hiçbir eylemde bulunmamak sonucunu da yaratabilir. Bu tür bir yaklaşım doğu kültürlerinde bilge insanların davranış şekli olmuştur. Zira bir ‘şey’ yapmak kadar, hiçbir şey yapmamak da geçerli bir seçenektir. Nitekim Japonların Zazen dedikleri meditasyon “Hiçbir şey yapmadan sadece oturmak” anlamını taşır. Zazen, bedeni sakinleştirerek zihni gereksiz takıntılardan kurtaran, varoluşun esas doğasını anlamaya yardımcı olan bir davranış şeklidir. Minimum enerji sarfıyla maksimum yoğunlaşmayı sağlayan bu çaba, insanın kendi doğasını anlamasına, her konuda uyumlu ve dengeli davranmasına da büyük çapta yardım eder. Böylece insan, egonun isteklerine boyun eğmekten de kurtulabilir.

Doğu mistiklerinin uzun süreler oruç tutmaları, yürürken meditasyon durumuna geçmeleri veya nefes çalışmalarında bulunmaları, enerji korunumu yasası ile yakından ilişkilidir. İnsan bir tin ve beden bütünlüğü olduğuna göre, bedene verilen önemin yanında tine, yani psikolojiye ve sosyal ortama da aynı derecede önem vererek, enerjinin korunabileceğini kavramakta ve davranmakta yarar olduğu görüşündeyim.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

Sosyoloji ile Fizik ilişkisini merak ediyorsanız http://www.halukberkmen.net sitesinde Bilim başlığı altındaki diğer yazıları okumanızı öneririz. Üye olanlara yeni yazı yayınlandıkça bilgi verilecektir.

12 yorum “Sosyolojinin Fiziği”

  1. doğada enerjinin korunumunu sağlayacak bir sistem doğal şartlarda mümkün değilse bu korunumu sağlamamız zararlıymış gibi geliyor düşününce.yani doğal olmayan durumların üzerimizde genellikle negatif bir etkisi oluyor.insanda enerjinin korunumu gerekliliğine son analizde nasıl ulaşıldı,bunu netleştiremedim.sonuç kısmına bağlayışınızdaki parametre sadece zazen uygulamaları sırasında enerjinin korunumuna bağlı olarak olabildiğince az enerji harcayıp büyük getiriler sağlamak mı? bu noktada doğanın içinde bulunduğu süreçle insanın olması gereken davranışına yapılan atıf çelişkili göründü bana.

    bir şey daha belirtmek istiyorum.gördüğüm şey,sosyal bilimlere hakim kişilerin fiziki çıkarsamaları,formel bilimleri ve bu mantığı sosyal hayata uyarlayışı ile formel alana hakim bilim insanlarının sosyal ve toplumsal hayata bu çıkarımları eklemleyişi tamamen farklı sonuçlara götürüyor.sosyal bilimciler bu işi yaparken daha fazla zorlanıyor.üstelik yanlış yerlere gidiyorlar.bu nedenle düşünsel hayata eklenecek bu çıkarsamaların formel alandan,doğa bilimlerinden ve bilimcilerinden yola çıkmasının çok daha doğru olasılıklara götüreceği düşüncesindeyim.hatta bazen felsefe yapabilmek için fizik ve matematik bilmek gerektiğini düşünüyorum.insanın ve doğanın yapısı tamamen farklı olmasa gerek.düşünsel alana eklenen düşünsel çıkarımların ucu çok açık ve götürebileceği yerlerin gerçekliğinin ve doğruluğunun olasılığındaki düşüklük beni rahatsız ediyor çoğu zaman

  2. ”
    1)İnsan topluluklarını da, hatta tek bir insanı dahi, benzer şekilde idealize kapalı bir sistem olarak düşünebiliriz. Böylece, enerjinin korunumu yasası hem topluma hem de tek bir insana uygulanabilir.
    [..]
    2)İnsanların davranışları büyük çapta bu yasaya uygunluk gösterir. Varlığını sürdürmek isteyen insanların en eski dönemlerden bu yana birleşip geniş aileler, klanlar, kabileler, şehirler ve uluslar oluşturmuş olmaları bu yasadan dolayıdır.
    [..]
    3)Birey düzeyine inecek olursak, varoluşumuzun temeli olan beslenme gereksiniminde dahi enerjinin korunumu bulunduğunu görüyoruz. Meslek sahibi olmak, aile kurmak, ev sahibi olup barınmak ve bu türden, gündelik yaşamın değişik etkinliklerindeki esas neden enerji korunumudur…İnsanların bencil ve çıkarcı oluşlarının, birer ego varlığı olarak hep haklı görünmek istemelerinin nedeni de büyük çapta bu yasadır.
    [..]
    4)Bu yasanın ahlak (etik) ve felsefedeki yansımasını Pragmatizm akımında buluyoruz. Yararcılık olarak da adlandırılan bu görüşe göre, bir düşünce veya davranış pratikte yarar sağladığı ölçüde doğrudur.”

    1) İnsan toplulukları ve insanların kendisi açık sistemdir. Bahsettiğiniz enerji korumu yasası böylece geçersizdir.

    2) BU görüşünüz globalleşme ile ve aurupai aile düzeni ile hiç uyuşmuyor. Sözü geçen şey ancak Iran gibi kapalı kültürlerde olabilir ama o da şüphelidir.

    3) Enerji korumak, var olan şeyi muhafaza etmektir. Bunda herhangi bir gelişme göremiyorum. Galiba zengin olanların servetlerini korumak istediklerinden bahsediyorsunuz, eğer böyle ise bu çok dar bir betimleme.

    4) Pragmatizm ile yararcılık (Wikipedia:Utilitarianism is a theory in normative ethics holding that the proper course of action is the one that maximizes utility, specifically defined as maximizing happiness and reducing suffering.) karıştırılmış olmalı. Felsefede bile tartışmalı olan yararcılık teorisini fiziksel yöntemle açıkladığınızı ifade ediyorsanız, buna bişey söyleyemiyeceğim.

  3. Enerji korunumu yasası evrensel bir yasadır. Bunda bir tercih söz konusu değildir. Her var olan enerji koruyarak varlığını sürdürür. Fakat enerji korunumunun değişik yolları ve metotları vardır. Bu yolları anlamak o kadar da zor olduğunu sanmıyorum.

    Turan “Enerji korumak, var olan şeyi muhafaza etmektir” diyorsun ama bu tam doğru değil. Enerjiyi korumak gerekli olanları muhafaza etmektir, gereksiz olanlar korunmaz. Örneğin nefes aldığımızda oksiyen alırız ve karbon dioksit üretiriz. CO2 gereksiz olduğundan nefesle dışarı atarız. Her var olan gereksizi dışlayarak genel entropiyi arttırır. Bu bakımdan şu yorumun “Galiba zengin olanların servetlerini korumak istediklerinden bahsediyorsunuz” yanlış. Lütfen yazdıklarımı dikkatli oku.

    İnsan çevresiyle etkileşen açık bir sistem olsa da “idealize kapalı sistem” olarak tanımladım. Burada “idealize” sözüyle pratikte demek istedim. Zira, yukarıda dediğim gibi, var olmak için enerjiyi korumak gerekir ve bunu da kapalı sistemlerde anlamak daha kolaydır. Alınma ama gene yanlış anladın :=)) ve yanlış yorumlar yaptın.

  4. Hayır, ben neden alinayim ki, yeterki şahsi olmayalım. Belki kaçırdığım noktalar vardır, yardımcı olabilirsiniz.

    Kapalı bir sistemde entropinin yükselmesi söz konusu olamaz. Kapalı sistemde entropi sabittir. Insanların da kapalı sistem olarak idealize edilmesi yanlıştır. Bizler hem enerji bakımından hem de çevre ile enformasyon alış-verişi bakımından açık sistemiz. Açık olduğumuz icin de entropi yasalarına tabiyiz. Bizler doğmadan ölüme dogru ilerliyoruz. Hayatta kalmamızın nedeni çevremizdeki enerjiyi emmemizden kaynaklanır.

    Büyümek bir zorunluluktur. Büyümenin sınırı yaşlandıkça artan mutasyonlarin onarilamamasindan kaynaklanır. Aksi takdirde biz ebedi yaşayabilirdik. Büyümek ve mutasyonlarla boğuşmak, daha doğrusu entropiye karşı gelmek her canlının görevidir. Var oldukça kendi kendimizi onarir durumda olmamız gerekiyor.

    Burada korunması gereken birşey göremiyorum. Burada var olan seylerin üzerine biseyler inşaa etmek vardır. Bu da muhafaza edici değildir.

  5. sayın bilgisev,
    ne insan, ne de toplum kapalı bir sistem değildir, olamaz da.
    kapalı bir sistem demek, çevresiyle madde ve enerji alışverişi yapmayan bir sistem demektir.
    kapalı bir sistemin ne girdisi vardır ne de çıktısı. çevresiyle hiçbir alışverişi yoktur.
    kapalı sistem, çevresinden yalıtılmış, izole bir sistemdir, yani çevreden içeriye ne madde ne de enerji girer,
    ne de sistemin içinden dışarıya/çevreye ne madde ne de enerji çıkar.
    böyle kapalı bir sistem ancak tüm evrendir.

    insanlar çevreleriyle madde ve enerji alışverişi yaparlar, dolayısıyla girdileri ve çıktıları olan açık sistemlerdir.
    toplumlar da keza çevreleriyle madde ve enerji alışverişinde bulunurlar, yani girdileri ve çıktıları vardır, yani açık sistemlerdir.
    ve açık sistemlerde enerji girip çıktığı için, sistem içindeki enerji miktarı sabit değildir, artabilir, azalabilir, dalgalanır.
    yaşayan, canlı açık sistemlerde entropi de artabileceği gibi azalabilir, duruma göre değişir, ancak canlıların ölümüyle entropileri maximum değerine ulaşır.

    açık sistemlerde madde ve enerji bir taraftan girer, diğer taraftan çıkar, yani sürekli bir madde ve enerji akışı halindedir.

    saygılar.
    Pertev Dural
    Ankara

  6. Galiba hem Turan hem de Pertev “idealize” sözünü gözden kaçırdı. İdealize demek düşünce boyutunda demektir. Zira “idea” düşünce veya fikir anlamı taşır. Şu halde pratik olarak ama sadece düşünce boyutunda ideal kapalı sistem olabilir. İnsan açık bir sistemdir, kabul ediyorum ama aslında her sistem açıktır. Sadece ideal olarak kapalı olduğu varsayılabilir. Bilmem anlatabildim mi? Bu konuyu tartışmaya bile gerek yok. Beni anlayacak kadar tahsilli ve zekisiniz. Acaba “bir açığını bulsam da şu Bilgisevi tuş etsem” diye mi konulara yaklaşıyorsunuz? :=))

    Merak etmeyin ben bu sitede neler gördüm. İlk kurulduğu günden beri vardım ve çok çeşitli konularda yazdım. İşte Ocak 2008 (5 sene önceki) yazılarım:

    link to sonsuz.us

  7. Sayın bilgisev,

    siz hem-hem teorinizi kullandığınız icin işinize geldiği zaman kapalı (idealize sistem) sistemden bahsediyorsunuz, işinize gelmediği zaman açık sistemden. Bence bilim böyle yürümüyor. Sizin öne sürdüğünüz tezleri belirttiğim gibi hiç bir şekilde çürütme imkanı yok. Ne söylesek siz öyle de doğrudur, boyle de doğrudur diyorsunuz. Söylediğim şey bahsettiğiniz gibi egomu şişirmek için değildir. Eğer öyle algilandiysam kusura bakmayın. Bana kalırsa teorinizin bir yeri noksan.

  8. Bir yeri noksa olabilir. Ama neresi noksan? onu da göster lütfen. Hiç bir teori ilk başta dört dörtlük olamaz. Zamanla noksanları tamamlanır ve olgunlaşır. Önemli olan ana hatlarının doğayı açıklıyor oluşu. Size bir örnek:

    1900 yılında Max Planck kara cisim ışımasını açıklayan denklemini ve Kuantum hipotezini ileri sürünce ona sormuşlar bu E = hf denklemine göre enerji kesiklidir. Doğada böyle bir durum var mı? Planck “Hayır, bu sadece matematik bir oyundur” demiştir. Ama sonradan, bu denklemle Einstein Fotoelektrik olayı açıklamıştır.

  9. Bizim de yapmak istediğimiz şey o noksan yerleri bulmak idi. Kendi düşünce cercevemde yanıtlamaya çalıştım.

    Bence birinci hata normal dağılım ile YENI oluşumları betimlemeye çalışmanız. Daha önce de söylediğim gibi normal dagilimin yeniliği betimlemek açısından hiç bir faydası yok. Siz singulariteyi normal dagilimla betimleyemezsiniz. Normal dagilimin enformasyonu sifirdir. Bunu daha önce de belirtmeye çalışmıştım.

    Entropi kendi kendini ulusturan olguları üretmiyor. Hücrelerin bölünmesi bile rekursif bir olaydır. Kendi kendine üreme ve tureme, bilhassa büyüme entropiye aykırı davranıştır. Bunlar sizin bahsettiğiniz yasalarla betimlenmesi imkansızdır. Bu olguları betimlemek icin başka şeylere siginmaniz gerekiyor.

  10. Öncelikle bu yazıda Normal Dağılımdan söz etmiyorum. Amacın beni genelde tenkit etmekse sana verecek cevabım yok. Yok bu yazı hakkında yazacaksan yanıt veririm. Her yazının kendi mantığı ve ilkeleri var. Bu yazıda enformasyon da yok. Üç yazıyı birbirne karıştırıyorsun. Bu yazıda Enerji Korunumundan söz ediliyor. Bu evrensel yasa hem canlılara hem de cansızlara uygulanır. Önemli olan bu noktayı görebilmek.

    Öncelikle şu noktada anlaşalım. Enerji Korunumunun evrensel bir yasa olduğunu kabul ediyor musun? Etmiyorsan ne diyeceğimi bilemiyorum. Zira insanlar kabul etmek istemezlerse gözlerinin içinde de soksan görmezden gelirler.

  11. ” Öncelikle bu yazıda Normal Dağılımdan söz etmiyorum. Amacın beni genelde tenkit etmekse sana verecek cevabım yok. Yok bu yazı hakkında yazacaksan yanıt veririm. Her yazının kendi mantığı ve ilkeleri var. Bu yazıda enformasyon da yok. Üç yazıyı birbirne karıştırıyorsun. Bu yazıda Enerji Korunumundan söz ediliyor. Bu evrensel yasa hem canlılara hem de cansızlara uygulanır. Önemli olan bu noktayı görebilmek.”

    Bakın, neden darildiginiz pek anlamlı değil. Siz bana genel anlamda nerede hata gördüğümü sordunuz, ben de genel anlamda eksik gördüğüm yerleri söyledim. Eksik olan yerlerin burada veya başka yerde olması yazinizin değerini değiştirmez. Noksan bir teori noksandir. Siz bütün bir teorinizi buraya parça parça sorarsınız, ben de genel bir değerlendirme yaptım. Bunda rahatsız olunacak birşey göremiyorum.

    ”
    Öncelikle şu noktada anlaşalım. Enerji Korunumunun evrensel bir yasa olduğunu kabul ediyor musun? Etmiyorsan ne diyeceğimi bilemiyorum. Zira insanlar kabul etmek istemezlerse gözlerinin içinde de soksan görmezden gelirler. “

    Bundan önceki yazımda da söylemiştim, o yasanın geçerliliği kapalı sistemlerde geçerlidir. Siz hem kapalı hem açık sistemde geçerli diyorsunuz. Bunun boyle olduğunu kanitlamaniz gerekiyor. Ben herhangi bir kanıt göremedim.

    Eğer bundan da rahatsız oluyorsanız, kusura bakmayın. Ben bu türlü tartışmalarda yokum.

  12. Enerjinin korunması kozmik ölçekte sözkonusudur, yani sadece tüm evren ölçeğinde enerji miktarı korunur, ancak evrenin sınırlı, minicik bir bölgesinde, yani bir gezegende diyelim, enerji korunması sözkonusu değil, enerji bir taraftan giriyor, diğer taraftan çıkıyor, sürekli akış halinde, örneğin dünyaya güneşten sürekli enerji geliyor, ama 5-10 milyar yıl sonra bu enerji akımı kesilecek ve dünyada yaşam ortadan kalkacak,

    mikro ölçeklerde bakacak olursak, canlı organizmaların korumaya çalıştığı şey DENGE’dir,
    bizler madde ve enerji DENGESİNİ korumaya çalışıyoruz.

    denge nedir?
    denge, sistem girdilerinin sistem çıktılarına EŞİT olması halidir.
    yani sisteme giren enerji = sistemden çıkan enerji olması bir denge durumudur,

    sisteme giren madde miktarı = sistemden çıkan madde miktarı denge durumudur,

    ilkokulda havuz problemleri vardı, bir havuza dakikada x litre su giriyorsa, ve aynı havuzdan dakikada y litre su çıkıyorsa havuzun dengede olması için x = y olmalıdır, bu durumda havuz dengededir, ve havuzdaki su seviyesi sabit kalır,
    havuzun dengede olmaması durumunda iki olasıllık vardır:
    1- havuzdaki su seviyesi gittikçe yükseliyorsa giren su miktarı çıkan su miktarından fazladır, x > y durumu,
    2- havuzdaki sus düzeyi gittikçe alçalıyorsa giren su miktarı çıkan su miktarından azdır. x < y durumu.

    pertev dural

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.