Tanımlar ve Kavramlar

Sitemizde tanım ve kavramları ortaklaştırırsak daha iyi ve verimli tartışmalar yapabileceğimize inancımdan dolayı böyle bir başlık açma ihtiyacı hissettim. Bazı kavramları ve tanımları netleştirirsek neye karşı çıktığımızı veya neye katıldığımızı daha iyi yazabiliriz.

Tartışmaları kısır döngüye sokan bu kavram karmaşasına son verelim el birliği ile. Herkes kendisine sorulan tanımları ve kavramları netleştirirse çok sevinirim “anlamak” adına. Yoksa kendimce “anlamlandırmaya” devam edeceğim bu da beni yanılgıya sokacaktır.

29 yorum “Tanımlar ve Kavramlar”

  1. İlk tanım veya kavram -ne dersek artık – ali k. ya geliyor. Şu insan bilim demekle ne demek istiyor, anlayabileceğim şekilde açıklarsa çok sevineceğim.

    xenix

  2. Xenix size katılıyorum bu konuda çünkü tartışmaların bazıları ya sonuçsuz kalıyor ya da gereksiz olduğu anlaşılıyor bu yüzden…

  3. hayat amaçsal,belli bir hedefe dogru akıyor..hayat enerjisi tanrıdan geliyor ve sonsuza degin sürecek…iradi evrim neticesi insan hayatın odaklandıgı varlık…
    bilim somuttan hareket ederek sonuçlar çıkartır…
    nesnel süreçten hareket ederek,tarihsel ve bilimsel kavramları bütünleştirdiğimizde insanın neliğine dair ,sonuçlar çıkarılabilir…
    insan dediğimizde;dogayı aşan irfani-düşünsel yapıya
    bilim dediğimizde fiziki-ilişkilere tekabül eder…
    insanbilim;insanın dogayı aşan yapısı ile dogayla ortak yapısını inceleyen bilimdir…
    dogayı aşması;tabi ölümlülük içindedir..ancak dogada yaşayan diğer canlılar;insandaki ruhsal özelliklere sahip degildir…
    scheler buna geist der…özgün bir yapıya sahip…
    bu özgün yapıyı ikili biçimde tabir caizse tanrısal akıl ile,doganın devamı olan fiziki yapının incelenmesinin adıdır insanbilim…
    islami -dini-maverai bir kavramla;akli -bir kavramı yanyana getirmeye çalıştık….

  4. Şu halde insan bilim dediğiniz zaman bazı varsayımları (öncülleri) kabul etmemiz gerekiyor anladığım kadarıyla.

    1- Hayat enerjisinin tanrıdan geldiği ve sonsuza kadar süreceği
    2- İnsanın doğayı aştığı (fizik kurallarının üstüne çıktığı)
    3- İnsanın ruhu olduğu, diğer canlıların ruhlarının olmadığı.
    4- İnsanda tanrısal akıl olduğu.
    5- Hayatın amaçsal ve belirli bir hedefe aktığı

    Şimdi tanımınızın çoğunu oluşturan bu varsayımların hiç birine katılmıyorum. Bu durumda benim insan bilim açısından konumum nedir?

    xenix

  5. 1,dogru anlamışssın
    2insan dogayı aşmıyor,ancak,tanrısallıgı kavrayabiliyor;bu tanrısallıgı dogmatik olarak ele almışssın burada yanlış anlamışşın
    3.her canlının ruhu vardır…insan en gelişmişidir,sorumluluk taşıyacagı ölçüdedir
    4.insanda tanrısal akıl doganın içindeki konumundaki seçkinliktir salt tanrılık degildir..
    5evet dogru anlamışssın
    ancak tanrıyı tiran olarak anlamakla yanılıyorsun…dost tanrı olarak anlamalısın…
    bu bir öncül çıkarım degil;hayatın ve tarihsel sürecin akümülasyonundaki ana etkilerden bütünlüğe gitmektir…
    hayatı saran aklın seviyeleridir,buradanda faşizm çıkarma…
    sen dürüst insansan,bir üst yapı kurmak için işbirliği yapılabılir,her kesimle yapılabilir…yeterki yalan konuşmasın….
    agnostik diyorki;ali k şeriatı dayatmak istiyor…
    ben dürüst ve sömürüden uzak beyin ve ruhların farklılıklar içinde birliğini savunuyorum…

  6. Sevgili xenix, Ali k arkadaşımız felsefeyle bu kadar ilgiliyse “antropomorfizm” in ne olduğunu da biliyor olmalıdır diye düşünüyorum. Gerçi her yazısında düzinelerce filozof, düşünür ve bilim insanının adını birbiri ardına sıralayan ve hem onlarla birlikte hem de onları aşmış bir şekilde felsefe yaptığını ve insana ait asıl hakikatı kavradığını ima eden birisinin bu terimi bir kerecik bile dillendirmemiş olması açıkcası bana garip geldi ama, ben şimdilik bunu önemsemiyor ve konu bağlamında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

    Antropomorfizm “insanbilim-cilik” olarak tercüme edilebilecek bir terimdir ve felsefe içerisinde yeri vardır. Kısa tarifi, insana ait biçim ve karakteristiklerin tabiat dışı kuvvetlere aktarılması ve bazı mitolojik/mistik (eskiler esatiri der) varlıklara (tanrılar ve ruhlar gibi) atfedilmesi şeklinde yapılabilir. Ksenophanes eski bir kaynak olarak okunabilir, ama ali k arkadaşımız da mutlaka incelemiştir ki, konunun geldiği noktada Feuerbach’ı anmamak olmaz. Kendisi antropomorfizm’in dindeki belirtilerini nerdeyse tam denilebilece bir derinlikte ortaya koymuştur. Aslında meselenin bir yanı animizm ve totemizm ile de sıkı sıkıya bağlıdır, adeta dinin ruhu içerisinde dolanan bir ikinci ruh gibidir. (ki bu ikinci ruh dikkatli bakılırsa ali k’nın yazılarınında da farkedilebilir) Aslında ali k’nın yapmaya çalışıp tam olarak beceremediği şey, islam ve yahudilik içerisinde gizli bir ruh misali dolanan bu formu başka bir ambalaj içerisinde sunup pazarlama teşebbüsüdür. (Ve itiraf etmeliyim ki, ben bunu felsefe yapar gibi görünüp politika yapmak şeklinde tarif edebiliyorum ve belki de bunun için Mehmet Ağar’ı hatırlatıyor bana)

    Tabi ali k, içerisinde kaybolduğu deryada antropomorfizm yapacağım derken eklektizmin kurbanı olmuş ve bir vücut ve sağlıklı bir bütünsellik oluşturmaktan uzak yaklaşımıyla -ve belki farkında bile olmadan- antropolojizm’e de uğramış bir miktar. Bu nedenle ali k’nın ele aldığı manadaki materyalizm, zaten Marks önceki dönemde ele alındığı haliyle olgun materyalizm’in yanlış bir tasvirinden başka birşey değildir. Gerçi ben onun bunun ayırdında olup olmadığından bile emin değilim ama, tanrı sözü ve buyruğuna şekil şemal vereceğim derken insanın yapamayacağı şey yok maalesef.

    [13.01.2011: küçük bir not : Antropomorfizm insan-bilimcilik değil insan-biçimciliktir. Sezgilerimin beni yanıltmayacağını düşünerek ve özellikle böyle yazmıştım, sürekli insanbilimden bahseden arkadaşımızın bunu farkedeceği ve düzelteceğini… hayır, beklemiyordum zaten:)]

  7. Tekrar ediyorum sn. ali k. Açıklamalarınızdan sonra bile hala ikna olmuş değilim ve yine hiç bir varsayımınıza katılmıyorum. Ne ruha, ne tanrısal akla, ne de tanrısallığı insanın kavramasına.

    Ben dost veya faşist bir tanrı arayışı içinde değilim, tanrı arayışı içinde değilim herşeyden önce.

    Bu durumda tekrar soruyorum. Bu varsayımları (öncülleri) bir kenara bırakırsak geriye ne kalıyor ve benim sizin insanbilimi açınızdan (sizin gözünüzde) konumum nedir?

    xenix

  8. Xenix bunda anlamayacak ne var? Sen bu durumda kendi yaşam siklusu içerisinde açıp solan bir bitki formasyonuna regrese oluyorsun.( Ama bunu beğenmediysen eğer, o zaman uzaydaki yörüngesinde “hiç şaşmadan” dönüp duran bir gezegen olma seçeneği de var.) Dikkat ettiysen ali k önceki forum metninde son derece detaylı bir şekilde açıklamış, tanrısal enerjiye sahip olan ve olmayan nesneler hangileridir diye)

    Bu arada daha başka ne diyor ali k; “akıl sahibi toplumlar;evrenin yaratılış amacındaki plan ve hikmeti tanıyarak evrenin orijinindeki amacı yakaldıkları zaman ilahi plan kendi akıllarında tahakkuk eder… “

    Şimdi burdan da şunu anlıyoruz ki, bizler ( ya da sen ve benim gibiler, daha doğrusu ali k gibi düşünmeyenler) zaten daha en başından akıl sahibi bir topluluk oluşturabilecek düzeyde değiliz. Örneğin kendi adıma konuşacak olursam, ben evrenin mevcudiyetinde bir amaç görmediğim gibi bir hikmet de aramıyorum ve bu bakımdan ilahi planın benim aklımda tahakkuk etmesi gibi bir ihtimal yok.

    Peki böyle bir ihtimalden neden mahrum bırakılıyorum? Evet, böyle bir ihtimalden mahrumum, çünkü ali k akıllı ve testisinde tanrı suyuyla geziyor, ama bende akıl yok ve de testim boş. Peki benim testim niye boş ? Çünkü ali k, adını “tanrısal enerji” koyduğu bir ab-u hayat’ı (mübarek sanki tanrıyla birlikte çekmişler tulumbadan suyu, yani o denli kesin bir bilgi bu) kerameti kendinden menkul bir şekilde ve bazen kaşıkla börtü böceğe bazen de kepçeyle insana pay ederken biz orda yokmuşuz. Yani yaradılış anında vardıysak bile artık yokuz, çünkü gördüğün gibi dün, bugün, geçmiş, gelecek, an, kesit, akumulasyon, e bende hazır yapılmışı var filan derken, herşey bir işte..

    Ol xenix sen bitki ol, su ol, hava ol, olmadı gezegen ol, seç beğen al, tak takıştır, zaten tanrısal enerji olmayınca hepsi bir.

  9. antropomorfizm..incelediğim konular arasında….bu baglamda feurebach farklı olsada deginmiştim…ademiyet benim kastım…insanın konumunu ademiyet ile anlatmaya çalışıyorum…Kuranda anlatılan yaratılış prologundaki Adem ,,,,
    doganın bilincindeki ve dogayı bu boyutta aşan insanlık baglamında Adem…antropomorfizm bu bakımdan sorunludur…mitolojik ögeler yoktur bende fakat sorgulanması vardır,insan tanrıya degin bir yoldadır,tanrıda degil…hiç bir zaman tanrılaşamayacaktır…özellikleri onu sartrenin dediği gibi;tanrılaşma istencie dogru götürecektir…butanrısal bilinç olarak ortaya çıkar…
    insan onda degildir ona dogrudur
    fakat hayatı saran ruh tek olması her şeyin tanrı olmasına,yada tanrıyla dou olması anlamına gelmez…bu yürüyüş tanrıya degindir…
    tanrı sözü ve buyrugunuda hiç sizin yaklaşımınızla ele almadım…

  10. Antropomorfizm’le de mi ilgilendiniz? Ne zaman peki, dün gece mi?

    Yakında bir bant kaydı olduğunuzu düşünmeye başlayacağım ali k.

  11. tamam gamaroda…ben dürüst ve zulme muhalefeti ;işte bu insan oluşluluk dairesinde görüyorum…hangi dinden yada ideolojiden olursan zulme karşı şiddetli tepkin varsa aynı amaca hizmet ediyoruz demektir..

  12. Bence siz dağınıksınız ali k. Yani sizi en iyi ifade edecek kelimenin “dağınıklık” olduğunu düşünüyorum.

    Eğer gerçekten söylediğiniz kadar okuyup yazdıysanız bile.. (her yazınızda onlarca düşünür ve filozofun adı adeta havada uçuşuyor)..ama şöyle de bir terslik var ki, daha “felsefe”nin ne olduğunu bile anlamamış gibi görünüyorsunuz. Hayır ali k, siz felsefe filan yapmıyorsunuz, ne de özgün bir metodolojiniz filan var. Evet, belirli aksiyomlarla bazı söylemler üretmişsiniz belki, ama bunları bir bütün içerisinde toplayıp değerlendirmek açıkcası imkansız görünüyor. Dedim ya, dağınık. Zaten bunun için kısa cevaplar veremiyorsunuz hiçbir soruya.

    Bakın ben edindiğim izlenimi şöyle özetleyeyim; Bir yanınız thomas’çı çağrışımlara açık. Thomas Aquinus göre, gerçek bilim maddeden ayrı olandı. Deneyi küçümseyen ve aşağılayan bu görüş diyordu ki, “İnsan aklının doğruları aracısız olarak kendisinden türetebilmek gibi bir yetisi vardır. Böyle yüce bir yol dururken deneye başvurmak niye?” Şimdi siz diyeceksiniz ki, hayır ben öyle demiyorum, bakın o kadar yazdım, kesit incelemesi yaptım, tarihe baktım, gözledim, değerlendirdim, vesaire..Hayır ali k, hayır..hiç öyle bilim-milim demeyin lütfen, çünkü kullandığınız bütün önermelerin müsebbibi olan “asıl ve en büyük doğru” yu siz aynen böyle buldunuz, yoksa araştırmayla filan değil.

    Diğer bir tarafınsa yeni Thomas’çı, ki orda da araştırma ve gözlemlerin duruyor zaten. Ama nasıl duruyor dersen, çözümleme olarak sunduğun tespitlerinin özü (tıpkı yeni thomasçı’ların yaptığı gibi) modern doğa bilimleri ve sosyal bilimlerin teolojik tahrifi ve bazen Hegel (bazen de belli belirsiz kant’ı anarak) yapılmış modern bir idealist uyarlama, daha doğrusu uyarlama çabası..Ama yanlış anlaşılmasın lütfen, çünkü ben senin bunları yaptığını söylemiyorum, daha o düzeyin yakınından bile geçemezsin ama, içinde akmak istediğin oluğun ruhunu hissedebiliyorum ben ali k. Bu bakımdan, örneğin Edmund Husserl seni görse başta bir merhaba diyecek gibi olur, ama sonra hiç seslenmeden geçip giderdi yanından. Hadi senin hakkında biraz daha ipucu vereyim sana , kendince yapmak istediğin şey bir nevi felsefede tarafsızlık, yani varlıktan soyutlanmış “saf bilinci” somut öznenin (bireyin) bilinciyle özdeşleştirmeye çalışıyor gibi. Ama devamı yok, çünkü sende birşey yok ali k.

    Bir başka tarafın antropomorfizm ile meşgul ama, orda da işin animizm ve totemizme değin uzanan köklerinden bihabersin. (Gerçekten birşey bulmak istiyorsan Feuerbach’ı okumanı tekrar tavsiye ediyorum bu arada.) Bir başka yanın-materyalizme dalmışken- 17.18 yüzyıl atropolojistik nüveler taşıyor..yani bunca dağınıklığı nasıl toparlayayım şimdi ben..

    Ama bir de ne var biliyor musun? Ben böyle anlatıyorum ama, aslında sen bunların hiçbirinin farkında bile değilsin ali k. Dediğim gibi, sadece dağınıksın. Daha fazla yazmak istemiyorum izninle, fazla bile ciddiye aldım, sana çalışmalarında başarılar dilerim.

  13. ademi merkeziyeti anlamaya çalış ve felsefeden yola çıkarak o bagı kurmaya çalış…akıldan parçalı akıldan total homme dogru yürü….ama akılla aşkı birleştir…aklın durdugu noktaya gel….ali şeriati-muhammed ikbal-molla sadra-aliy begoviç-hasan hanefiyide iyi anla…batı felsefesinin yanında…hayat kitabını anlamaya çalış…

  14. bak gamaro ben bir ideoloji ortaya koyuyorum….mugalata yapmıyorum …insan ideolojisi….insan nasıl olmalı?sorusuna yanıt olarak…..sen sözcüklere ve kişilere takılmışsın…derinliğine diyecegim yok..bunların hepsini üst bir kimlikte birleştirmek ruh ister….parçalı ve içe dönmüş,yarı gerçeklikten(yanlış demiyorum-kesitsel) Alice bir insan anlayışına geçmek ruh ister…
    onların yaptıgıda türkiyedeki mezhep ve cemaatlerin ;yaptıklarının akıl eksenli yapılması…
    tüm nesnel süreçten ,olmayan fakat olması gereken insana nasıl geçilir?benim aradıgım bu….
    benim kafamda üst-adil-asil insanın belirmesi var….
    ortyadır bütün alametler….
    husserl-marks-nietzche-thomas-augustinus v,s..bu baglamda dediğin gibi geldiler ve çekildiler….
    sosyal yapının idealize edilmesinden başkaca ne ürettiler…
    olması gereken akla dair….
    nesnel durumdan sonuçlar çıkarmak mühimdir…
    fakat daha üst sonuçlar çıkarmak nesnel sürecin donelerini aşmayı gerektirir…
    buda bir nevi risalettir…

  15. Doğrudur ali k, derinliğim iyidir.

    “Hadi gamaro, anlatacağım demiştin ama daha başlamamışsın anlatmaya” derken bunun farkında değildiniz muhtemelen, ama zararı yok. Dedim ya, size çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Daha fazlasına gerek yok. Selametle.

  16. Benim soru kaynamasın arada, cevap bekliyorum hala.

    xenix

  17. beni kapım herkese açıktır…insanbilim anlayışımında nerden kalktıgı ve ne sonuçlar ürettigi açıktır….o baglamda ,çizdigim katılımcı ve neye karşı olan birlikte;kimse benim muhalifim olamaz..

  18. Tartışmalarda sık sık “materyalizm” kavramının karıştırıldığını düşünüyorum. Bu konuda da tanımlar yazılabilir, ortak bir tanıma varılabilir. İnsanlar materyalizmi, paracılık veya maddiyatçılıkla karıştırıyor.

  19. Ateizm: Milyarlarca galaksilerden, yıldızlardan, gezegenlerden oluşan evrenin; Muhammed için yaratıldığını kabul etmeyen kibirli düşünce.

    xenix

  20. ignoratio elenchi: Tartıştılan meselenin esasına vakıf olmayanların sıkça sergiledikleri bir mantık hatasıdır. En masum haliyle şu şekilde ifade edilebilir; bir tezi çürütmeye çalışırken, çürütülmesi gereken tezle çelişki halinde bulunmayan bir başka sonucu ispata çalışma yanlışlığıdır. (Tersi de (ispat girişimi sırasında sergilenebilecek yanlışlıklar) mümkündür elbet, lakin bizim topraklarda çürütüm formu örnekleriyle daha sık karşılaşılır.)

  21. sonsuz güzel noktaya değişmişsin. bu benim toplum içinde de rastladığım bir durum.gerçektende “materyalizm” anlam olarak oldukça saptırılan bir kelime.
    evreni madde üstü algılamak istenmemesinin paracı ve hatta menfaatçi olarak dillendirilmesi , kelimenin anlamının idrakından çok bu algıyı gerçekleştirenlerin menfaatleriyle ilgili. aslında “materyalizm” kelimesi üzerinden kendilerinin algılayışlarını ortaya çıkarıyorlar.yani “materyalizm” kelimesinde bu saptırmayı gerçekleştirenler, sapkınlıklarını ifade etmiş oluyorlar.

  22. Toro, bu saptırma öyle sanıyorum ki yalnızca Türkiye’ye özgü olmalı… Çünkü sözlükler “maddecilik” olarak çeviriyorlar. Ben daha çeviri anında sözcüğe tecavüz edildiğini düşünüyorum.

    Türkçe Sözlük: Dünyada, yalnızca maddenin varlığını kabul eden, tanrı, ruh vb. manevi kavramları ret ve inkâr eden felsefi görüş, maddecilik, özdekçilik.

    Tümceyi okuduktan sonra insanın aklında yalnızca şu kalıyor: “manevi kavramları ret ve inkâr eden”

    Çarpıtma bilinçli bence… Uzman işi…

  23. Evet Hüseyin, kesinlikle katılıyorum. Sözlüğe baktığımda oldukça sinirlenmiştim. Bu yanlızca TDK’ya mahsus bir durum değil, maalesef demokrasiden dem vuranların, bir çok kurum içinde, bilinç altları böyle ortaya çıkıyor. Ne kadar demokratım, ne kadar tarafsızım deseler de, beyinlerindeki kalıplar (“inkar eden”) böyle saçılıyor ortalığa…

  24. İşine gelen hadisi kabul edip işine gelmeyeni -uydurma tüm hadisler diye- reddeden. İslamı bir tek biz doğru anlıyoruz sanısında, Kuran’ı kendine göre yorumlayan. Aslında islamda pek elle tutulur bir şey olmadığını farkedip, yine de çocukluktan itibaren müslüman yetiştirildiği için Allah’tan korkan, hafif deizmi andıran popüler inanç sistemi.

    xenix

  25. diyalektik Fr. dialectique
    1. Genelde akıl yürütme yoluyla araştırma ve doğrulara ulaşma yöntemi. 2. Bir tez veya görüşü, onun mantıksal sonuçlarını incelemek yoluyla çürütme yöntemi. 3. Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmaya yarayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi.


    Diyalektik: Evren, diyalektikle işler. Bu işleyişi kavrayabilmek içinse ona ancak diyalektikle işleyen bir bilinçle bakmak gerekirdi. Diyalektiğin hem bir yasa olarak saptanışının, hem de bir yöntem olarak kullanılışının nedeni budur.
    

    Diyalektik terim ilkçağ Yunanlılarında tartışmacılık anlamında kullanılıyordu, ve bu bakımdan bütün bilgiciler diyalektikçi sayılmıştı. Bu tartışmaların zamanla boş söz oyunlarına dönüşmesi insanlığın gerçeğe yaklaşmada en parlak buluşu olan diyalektiğin gözden düşmesine ve yüzyıllarca küçümsemesine sebep oldu.

    *Müzik seslerin katışması hakkında nasıl bir takım kurallar verirse, diyalektik de kavramların katışması hakkında kurallar veren bir sanattır. (Platon)

    *Diyalektik, düşünsel gelişmenin biçimidir. (Fichte)

    *Benim bireyliğimin kökü, beni başkasına bağlayan bağla belirlenmiştir. (Fichte)
    Genellikle diyalektik dış diyalektiktir, devimle devimin kavranması birbirinden ayrıdır. Birincisi nesnelere bakmanın, onların nedenlerini göstermenin bir yoludur. İkincisi ise nesnenin içinden düşünülmesidir. Nesne kendisi için, dış ilişkilere ve yasalara bağlı olmadan ele alınır. Nesnenin içine girilir ve gözlemlenir. Nesnenin üzerinde, kendi iç belirlenimlerine göre düşünülür. Böylece nesne kendisini açar, karşıt belirlenimler taşıdığını ve ancak kendisini böylelikle aştığını gösterir. (Hegel-Felsefe Tarihi Üstüne Dersler)

    *Bilimin gelişmesiyle kendini sınırlamayan ve başıboş bir özgürlük içinde alabildiğine pratik gerçeklikten uzaklaşan düşünce, zorunlu olarak metafiziği gerektirmiştir. Her an gelişen bilimle sınırlanan ve bilimsel pratikle kendini denetleyerek gelişme yoluna giren düşünce de böylece zorunlu olarak diyalektiği gerektirmektedir.

    *Bütün doğa, en küçük şeyden en büyüğüne, bir kum taneciğinden güneşe, ilk canlı hücreden insana kadar sürekli bir meydana geliş ve yok oluş, sürekli bir akış durmayan bir devim (hareket) ve değişme içindedir. Nesnel denen eğitişim (diyalektik) , bütün doğada geçerlidir. Öznel denen eğitişim, yani eyitişimsel düşünce ise bütün doğada zıtların karşıtlığından doğan devimin geçerliliğini yansıtır. Düşünce ve bilinç, insan beyninin ürünüdür. İnsan da doğanın bir ürünüdür, doğa çevresinde doğayla birlikte gelişmiştir. Bundan şu doğal sonuca varılır ki, insan beyninin ürünleri -ki, sonuç olarak onlar da doğanın ürünleri demektir- doğayla gelişme halinde değil doğanın bütünüyle uygunluk halindedir. (Diyalektik Ve Tarihsel Materyalizm -Marks)

    *Diyalektik, doğayı toplumu ve düşünceyi karşıtlarının çatışarak aşılmasıyla durmaksızın devindiren ve geliştiren süreçtir.

    Demek ki doğanın işleyiş mekanizmasıdır, toplumun geliştirici gücüdür, düşüncenin gerçeğe varmak için kullanabileceği tek bilimsel yöntemdir. Materyalist Diyalektiğe gelinceye kadar metafizik düşünce, ister idealist, ister materyalist yönde olsun, ne doğayı, ne toplumu ve ne de düşünceyi çözümleyememiştir. Doğa nedir ve nasıl işler, toplum nedir ve neden böyledir, düşünce nedir ve insan neden böyle düşünür? Bütün bunlar saçmasapan nedenlere bağlanıyor, hayal ürünü varsayımlarla açıklanmaya çalışılıyordu. Tarihte ilkkez gerçek nedenler diyalektik düşünceyle meydana konabilmiştir ve böylelikle tarihte ilkkez insan neden insan olduğunu ya da olması gerektiğini anlamuıştır.

    Diyalektiğin üç büyük yasası maddesel doğadan, tarihsel toplumdan ve bilinçsel düşünceden gözlemlenerek şöylece saptanmıştır;
    -her olay ve olgudaki gelişmenin, o olay ve olgunun iç gelişmelerinden doğan kendiliğinden bir devimle gerçekleştiğini açıklayan Karşıtların birliği ve savaşı yasası, her olay ve olgudaki gelişmenin sayıca çoğalmaların birdenbire nitelik değişmesini gerektirmesiyle gerçekleştiğini açıklayan Nicelikten niteliğe geçiş yasası, her olay ve olgudaki gelişmenin eskinin olumlu yanlarını özümseyen bir yenileşmeyle gerçekleştiğini açıklayan Olumsuzlanmanın olumsuzlanması yasası…

    doğanın, toplumun ve düşüncenin işleyiş mekanizmasını açıklayan bu üç büyük diyalektik yasası şu diyalektiksel yasalarla tamamlanır:
    1- Özel ve Genel
    2- İçerik ve Biçim
    3- Öz ve Olgu
    4- Neden ve Sonuç
    5- Zorunluk ve Rastlantı
    6- Olanak ve Geçerlik
    7- Tümel, tekil ve tikel
    8- Görünüş ve Gerçek
    9- Kuram (teori) ve Kılgı (pratik)
    10- Soyut ve Somut
    11- Mantıksal ve tarihsel vb. gibi bağımlı ulamlar (kategoriler) arasındaki diyalektiksel bağlılığı açıklayan yasalar…

    Diyalektiğin iyice kavranabilmesi için özellikle şu kavramların bilinmesi gerekir;
    1- Özdek (madde)
    2- Devim (hareket)
    3- Bilinç
    4- Oluş
    5- Yasa
    6- Zaman ve Uzay (mekan)
    7- Bilgi
    8- Kuram ve eylem
    Diyalektik, nesnel gerçekliğin gelişme yasası olmakla nesnel diyalektik ve nesnel gerçekliğin insan bilincinde yansıması olmakla öznel diyalektik olarak algılanır.

    DİYALEKTİK MATERYALİZM

    Bilimsel dünya görüşü, iki büyük öğretiden meydana gelmiştir. Tarihsel Materyalizm ve Diyalektik Materyalizm. Her iki öğretide diyalektik bir bağımlılık içindedir ve birbirini bütünler. Bundan başka ve aynı zamanda tarihsel gelişmeleri içinde düşünsel felsefeyle uygusalş bilimin bütün olumlu verileri de bu öğretilerde bütünlenmiştir. ‘Çağdaş fizik doğum sancıları çekmekte ve diyalektik materyalizmi doğurmaktadır. Diyalektik materyalizmi; doğa, toplum ve bilinç olgularını evrensel bir varlık anlayışı içinde bütünler ve bu bütünlüğün aynı çelişme yasasıyla geliştiğini meydana koyar. Bundan ötürüdür ki eytişimci (diyalektikçi) ve özdekçidir (materyalisttir) . Diyalektik ‘devim ve gelişme’, Materyalizm, doğanın insan düşüncesinden bağımsız olarak varlığı’ anlamındadır. Tarihsel ve diyalektik materyalist öğreti, ham ve metafizik yapılı diyalektikle ham ve metafizik yapılı materyalizmi aşıp yeni ve bilimsel birer anlam kazanan diyalektikle materyalizmin bağımlılığını ortaya koymakla oluşmuştur. Bu oluşma, bilim ve felsefe tarihinde tek ve en büyük bir devimdir. Bu oluşma sonucudur ki doğasal, toplumsal ve bilinçsel tüm olay ve olgular aydınlanmış, kolaylıkla anlaşılır olmuş, gerçekler meydana çıkmıştır. Bu oluşma sonucudur ki bilim felsefeleşmiş ve felsefe bilimselleşmiştir, bilim ve felsefe birbiriyle kaynaşarak tek ve bütün bir bilgi olmuştur. Diyalektik materyalizm’le, idealizm olduğu kadar, materyalizm de aşılmıştır. Metafizik olduğu kadar diyalektik de aşılmıştır, materyalizm diyalektikselleşirken diyalektik, materyalizmselleşmiştir. Diyalekikle materyalizm arasındaki bileşim, evrenin anlaşılmasını olduğu kadar değiştirmesini de zorunlu ve olanaklı kılmıştır. Bu yüzdendir ki diyalektik ve tarihsel materyalizm öğretisi, hem bilimsel-felsefesel bir kuram, hem de ve aynı zamanda bilimsel-felsefesel bir yötemdir. Tek ve biricik bilimsel dünya görüşü diyalektik materyalizmdir. Bu dünya görüşü diyalektikseldiri; çünkü doğasal, toplumsal ve bilinçsel tüm olaylara yaklaşma ve onları inceleyip kavrama yöntemi diyalektiktir; bu dünya görüşü materyalizmdir; çünkü doğasal, toplumsal ve bilinçsel tüm olayları yorumlayışı materyalisttir. Diyalektik materyalizm ‘bulunan doğabilimsel sonuçlarla o sonuçlar üstünde düşünme tarzını karşıtlığı yüzünden, öğrenciler kadar öğretmenleri ve okurlar kadar yazarları da umutsuzluğa düşüren o sonusz karışıklığa’ son vermiştir. Diyalektik materyalizmin bilimselliği, bilimsel verilere dayanmasından ve ancak bilimsel verilerle biçimlenmesinden ileri gelir. Bilimseldir, çünkü bilimle çelişmez, tersine bilimsel souçlarla upuygundur.

    Bilimseldir, çünkü evrene, fantastik peşin yargılarla değil, evrene özgü gerçek ilişkileri çözümleyerek yaklaşır. Bilimseldir çünkü evrenin bilimle bilinebileceğini savunur, hiçbir boş inanç ve gericilikle bağdaşmaz. Görüldüğü gibi bu bilimsellik, kimilerinin sandığı gibi yakıştırılmış bir bilimsellik değil, bilime dayanan ve bilimi savunan, bilimle güçlenen, ve bilimin gelişmesiyle oluşan bir kuramın gerçek bilimselliğidir. Gerek idealizmin ve gerek ham materyalizmin bilimsel olmadıkları ise doğa bilimlerine ters düşen kavramlarından, ve yorumlarından kolaylıkla anlaşılır. ‘Bilimin her gelişmesinde diyalektik materyalist bilgilerin geçerliliği yeniden denetlenmeli ve geliştirilmelidir’. Diyalektik materyalizm gelişme olgusunun genel yasalarının bilimi’dir, öylesine ki, bilimsel gelişme olgusunu bütün öğretiler içinde tek başına temsil eder. Her bilim gerçeğin farklı alanlarındaki gelişmesini ancak o alanlarda geçerli özel yasalara bağlar, diyalektik materyalizm ise bizzat gelişme olgusunu genel yasalara bağlar. Bu genel yasalar, kurgusal varsayımlar değil; bizzat doğanın, toplumun ve bilincin işleyişinden çıkarılmış ve onlara uygulanarak denetlenmiş ve doğrulukları saptanmış bilimsel yasalardır. Bu yasalar ‘karşıtlıran birliği ve savaşı yasasıdır, nicelikten niteliğe ve nitelikten nicelğiğe geçiş yasası, olumsuzlanmanın olumsuzlanması yasası’ adlarıyla anılırlar. Bu yasalar evrende var olan her şeyin bizzat nasıl devinip geliştiğinin, süreklilikte dönüşümlerle, nasıl aşıldığının, eskinin yıkılıp yenin nasıl oluştuğunun anahtarını verir. Diyalektik materyalizm hem bilme hem de yapmanın öğretisi olmakla kuramla kırgının bağımlılığını da ortaya koymuştur. kuramsız kılgı ve kılgısız kuram olmaz. Kılgı kuramla başarılı olabildiği gibi kuramda kılgıdan yansır.

    Diyalektik materyalizmin gereği gibi anlaşılması için yukarıda sayılı üç genel yasayla;
    Madde
    Devim
    Bilinç

    Zaman ve uzay, oluş, yasa vb. gibi kavramların diyalektik materyalist tanımlarının ve özel ve genel, içerik ve biçim, öz ve olgu, neden ve sonuç, zorunluuk ve rastlantı, olanak ve gereklilik, mantıksal ve tarihsel vb. gibi ulamların bir birileriyle olan sıkı bağımlılıkların, yansı kuramı adıyla anılan diyalektik materyalist bilgi kuramının ve tarihsel materyalizm öğretisinin bilinmesi, bilimsel gelişmeyle sınırlı olarak, tüm olay ve olguların bilinmesi, ve ileride olacaklarında doğru olarak tahmin edilmesi demektir.

    DİYALEKTİK YÖNTEM

    Doğasal, toplumsal ve bilinçsel bütün olgular diyalektik gelişme yasalarıyla oluşur. Öyleyse bu oluşmayı anlamak için ona diyalektik yötemle yaklaşmak zorunludur. Diyalektik, bu yüzden, gelişmenin yasası olduğu kadar onu inceleme yötemidir. Aynı zamanda, inceleme ve bilme yötemi yöntemi olduğu kadar, gerçekliği değiştirme yötemidir. Çünkü oluşmanın nasıl gerçekleştiği bilince, o oluşmaya nasıl incelemek ve o oluşmayı değiştirmek için ne türlü davranmak gerektiği de bilinir. Herhangi bir olgunun incelenmesinde diyalektik yötemi kullanmak, o olguya diyalektik bilgilerle bakmak demektir. Bu bilgiler metafizik ve mekanik bilgilerin tam karşıtı olan bilgilerdir. Diyalektik kavrayış, çok yönlü bir kavrayıştır, bu yüzden de formüllere bağlanıp reçetelenemez. Her şeyden önce metafizik ve mekanik düşünme alışkanlığından kurtulmak gerekir, bunun için de diyalektiğin iyice bilinmesi başlıca koşuldur. ‘Doğayı, tarihi ya da bilinçsel etkinliğimizi incelediğimiz zaman hiçbir şeyin olduğu gibi yerde kalmadığını, herşeyin değişip, geliştiğini görürüz. İlişkiler, tepkiler, değişimler ve bileşimlerle karşılaşırız. Hem de bu tabloyu bir bütün olarak görürüz, devinen nesneden çok devimle bakarız. Doğal diyalektikçi olan eski Yunan filozoflarının yaptığı da budur ve bunu dile getiren ilk düşünür de Herakleitos’tur. Ama geneliği doğru olarak saptayan bu görüş, ayrıntıları açıklamaya yetmez. Ayrıntılar açıklanmadıkça da ‘bütün’ anlaşılamaz. Bu ayrıntıları açıklayabilmemiz için onları doğal ve tarihsel ilişkilerinden koparıp ayırmamız, ayrı ayrı incelememiz gerekir. Nitekim böyle yapıldı. Ama bu zorunlu soyutlama, doğal nesneleri ve süreçleri, canlılıkarı içinde değil, ölülükleri içinde inceleme alışkanlığı doğurdu. Bacon’la Locke bu inceleme biçimini doğa bilimlerinden felsefeye aktarınca metafizik düşünme yötemi doğmuş oldu. Metafizikçi için nesneler ve onların insan üzerindeki yansıları birbirinden ayrılmıştır, birbirlerinden ayrı olarak incelenmeleri gerekir. Bir şey ya vardır, ya yoktur, bir şey aynı zamanda hem kendisi ve hem de kendisinden başka bir şey olamaz. Olumluyla olumsuz birbirlerini kesinlikler kovar, nedenle sonuç birbirlerine karşı birer karşısav durumundadır. Metafizik düşünme yöntemi ilk bakışta çok açık görünür. Ne var ki araştırmanın geniş alanına açıldıkça belli bri alanda yeterli ve gerekli olan bu yöntemin yetmezliği, tek yanlılığı, çözülmez çelişkilere düştüğü meydana çıkar. Ayrı ayrı nesneleri incelerken onların arasındaki ilişkileri unutur, devimleriyle geçmişlerini ve geleceklerini görmez oluruz. Ağaçları tek tek incelerken ormanı görmeyiz. Oysa her örgensel varlık her an hem aynıdır, hem aynı değildir. Her an dışardan sağlanmış maddeleri özümler ve başka maddeleri dışarı atar, öyleki her an kendisidir ve gene de kendisinden başka bir şeydir. Daha yakınan incelenince bir karşıtlığın iki ucunun, örneğin olumluyla olumsuzun, karşıt oldukarı kadar ayrılmaz ve karşıtlıklarına rağmen birbirleriyle iç içe olduklarını görürüz. Bunun gibi, nedenle sonucun ancak tek olaylarda geçerli kavramlar olduklarını, oysa o tek olayı evrenin bütünüyle olan genel ilişkisi içinde düşününce birbirleriyle rastlaştıklarını ve süreklü olarak yer değiştirdiklerini; evrensel etki ve tepkiyi göz önüne aldığımız zaman nedenle sonucun birbirine karıştığını, burada sonuç olan şeyin orada neden ve orada neden olanın burada sonuç olduğunu anlarız.

    Böylesine süreçlerin hiçbiri metafizik yöntemin çerçevesine giremez. Oysa diyalektik yöntemi, nesleri ve onların betimlenmelerini, düşüncelerini; ilişkileri, sıralamaları, devimleri, başlangıçları ve betimleri içinde kavrar. Doğa, diyalektiğin kanıtıdır ve metafizik olarak değil diyalektiksel işler. Doğada hiçbir şey kalktığı yerde dönen bir çemberin değişmezliğinde devinmez, tersine, gerçek tarihsel bir evrimle devinir. Yöntem, belli bir amaca varmak için izlenmesi gereken ilkeleri saptar. Doğru düşünme ve doğru uygulama amacına da varılır. Metafizik yöntem, belli ve dar alanlarda, bütünü parçalarında da tanımak için ya da parçalarını da tanıyarak bütünü daha iyi tanımak için soyutlamanın gerekli bulunduğu alanlarda geçerlidir. Bunun taban tabana karşıtı olan diyalektik yöntemiyse doğanın işleyiş biçiminden çıkarılmıştır ve gerçekten bilmenin geniş alanlarında; doğanın, toplumun ve bilincin tüm olay ve olgularında geçerlidir. Diyalektik yöntemi bilimseldir ve bilimlerin gelişmesiyle oluşmuştur, metafizik yöntemse kurgusaldır ve kurgusal soyutlamalarla oluşmuş, hiçbir zaman da bilimlerle bağdaşamamaştır. Diyalektiksel inceleme, somuttan soyuta ve sonra yeniden somuta varan bir yol izler. Diyalektiksel yöntem, parçalarını da tanıyarak bütünü daha iyi tanımak için en soyuta indiği evrede bile doğa ve son çözümlemede doğanın ürünü olan toplum ve insan bilinci olay ve olgularını;
    1- bütünsellikleri
    2- çok yanlılıkları
    3- bağımlılıkları
    4- devimsellikleri
    5- çelişmeleri
    6- değişkenlikleri
    7- gelişkenlikleri, içinde inceler.

    Diyalektik yöntemle inceleme önce bu olgu ve olayları tanıyıp bilmeyi (bilim) , sonra onlar üstünde doğru düşünmeyi (kuram) , daha sonra da bu doğru düşünmenin sonucu olarak doğru uygulamayı (kılgı) gerçekleştirir. Bilimsel veriler göstermiştir ki doğa, toplum ve bilinç diyalektiksel olarak işlemektedir; öyleyse bunların olay ve olgularını incelemek için bunlara aynı yöntemle eşdeyişle diyalektiksel bir düşünüşle yaklaşmak gerekir. Diyalektiksel olarak işleyen doğa, toplum ve bilinç olaylarına onlara ters düşen metafizik yöntemle yaklaşılamaz. Doğa, toplum ve bilinç olaylarını diyalektik yöntemiyle tanımak, onlar üstünde düşünmek ve onları insansal eylemle etkileyebilmek için:

    1- Onları somut bütünlükleriyle ele almak gerekir. Soyutlama, ancak onları parçalarında da tanıyarak bütünlüklerini daha iyi tanımak için yapılır. Onların gerçek bilgisi bu soyutlamanın yeniden somutlanmasıyla elde edilir.
    2- Onları çok yanlılıkları içinde ele almak gerekir. Her olay ve olgu çok yanlıdır, tek yanını tanımakla bütünü tanınamaz.
    3- Onları bağımlılıkları içinde ele almak gerekir. Her olay ve olgu, başkaca bir çok olay ve olgularla bağımlıdır.bu bağımlılıklarından kopararak onu incelemek, onun tanınmasını olanaksız kılar.
    4- Onları devimlilikleri içinde ele almak gerekir. Her olay ve olgu devimseldir. Geçmişi, şimdisi ve sonrası vardır. Bu, her olay ve olgunun bir tarihi olduğunu dile getirir. Hiçbir olay ve olgu geçmişinden koparılarak ve sonrasına bağlanmadan tanınamaz.
    5- Onları çelişmeleri içinde ele almak gerekir. Devimselliği gerçekleştiren çelişmedir. Neyle, neden, nasıl ve hangi yöne doğru çeliştiği bilinmeyen hiçbir olay ve olgu tanınamaz.
    6- Onlarıu değişkenlikleri içinde ele almak gerekir. Tüm olay ve olgular, kimi yavaş kimi hızlı, ama tümü de sürekli olarak değişirler. Bu değişkenlik devimselliğin zorunlu sonucudur. Onları değişmez olarak ele almak tanınmalarını olanaksız kılar.
    7- Onları gelişkinlikleri içinde ele almak gerekir. Gelişme, devim ve değişmenin zorunlu sonucudur. Olay ve olguların değişmeleri basitten karmaşığa, alttan üste ya da aşağıdan yukarıya, az gelişmişten daha gelişmişe doğru gelişen bir süreç izler. Onları bu gelişmelerinin dışında ve gelişmez olarak ele almak tanınmalarını olanaksız kılar.

    Bu ilkeleri tersine çevirmekle metafizik yöntemin ilkeleri elde edilir ve metafizik yöntemin geniş araştırmalardaki tüm yanılgılarının nedeni de kolaylıkla anlaşılmış olur. Demek ki metafizik yöntem, olay ve olguları bütünlüklerinden soyutlanmış olarak, tek yanlı, bağımsız, devimsiz, çelişmesiz, değişmesiz ve gelişmesiz bir durumda ele alır ve öyle görür. Oysa olay ve olgularla bağımlı, devimli, çelişmeli, değişmeli ve gelişmeseldirler. Demek ki ve pek açık olarak metafizik yötemin tutumu ve tutumun sonunda vardığı sonuçlar yanlıştır. Diyelektik yöntemi, doğa, toplum ve bilinç olaylarını tanımanın ve onlar üstünde düşünmenin ve yeniden kurmanın da yöntemidir. Yöntemin bu niteliği, olguları bütünüyle tanıması ve bilmesi sonucudur. Ancak bilinen değiştirilebilir, bilinmeyen değiştirilemez. Bundan başka doğa, toplum ve bilincin bizat kendileri her an bilinçli insan pratiğiyle değiştirilmekte ve insansal yaşama daha elverişli biçimlere dönüştürülmektedir. Değiştirmenin yöntemi olan diyalektik yöntem, bu yüzden yenici ve ilerici, bunun tam karşıtı olan değişmezliğin yöntemi metafizik yöntemse bu yüzden tutucu ve gericidir. Diyalektik yöntemi tüm inceleme ve gözlemlerinde diyalektiğin üç temel gelişme yasasını (zıtların birliği ve çatışması, nicelikten niteliğe ve nitelikten niceliğe geçiş, yadsımanın yadsıması yasalarını) daima gözününde tutar, onların bilgisiyle olay ve olgulara egemen olur.

    MARKSİST DİYALEKTİK
    1-) ‘Evrensen Bağımlılık ve Karşılıklı Etki’ ya da ‘Evrensel Birliktenlik Yasa’ ilkesi. Varolan tüm nesneler birbirleriyle ilinti halindedir. Evren, birbirlerine zorunlu şekilde bağlı olarak gelişen nesnelerin meydana getirdiği bir bütündür. İşte bundan dolayıdır ki; diyalektik metot, üzerine eğildiği nesneyi, tek başına ve soyut bir varlık olarak değil, bir bütün parçası olarak ve o bütünü meydana getiren öteki varlıklarla ilintisi içinde ele alıp inceler.
    Buna göre; nesneyi
    1- bütünsellikleri
    2- çok yanlılıkları
    3- bağımlılıkları
    4- devimsellikleri
    5- çelişmeleri
    6- değişkenlikleri
    7- gelişkenlikleri içinde inceler.

    2-) ‘Genel Değişme ve Sürekli Gelişme’ ilkesi. Varlık sürekli bir değişimdir, bir halden bir başka hale geçiştir. Alt bir plandan daha üst bir plana doğru gerçekleşir; dolayısıyla da, genel bir çelişmeye yol açar. Evrende hiçbir şey, değişmeksizin kalamaz. Varlığın ve insan düşüncesinin en genel kanunlarındaki değişmezlik bile, mutlak değil, gerçeğin ‘değişir’liğine oranla süren bir değişmezliktir. Mutlak olarak değişmeyen tek şey ‘değişmenin’ kendisidir. Değişmeyi sağlayan da evrensel harekettir.’Hareket, maddenin varoluş şeklidir. Hiçbir yerde ve hiçbir vakit, hareketsiz madde olmamıştır ve olamaz’ (Engels) . Ama bu değişme düz bir şekilde değil, alt plandan daha üst bir plana doğru gerçekleşir. Aşma, varlığın yeni nitelikler edinme yoluyla, yeni ve daha üstün bir gerçekliğe dönüşerek diyalektik bir şekilde gelişmesidir.

    3-) ‘Niteliksel Değişme’ ilkesi. Varlıktaki değişme, önce bir nicelik birikimi şeklinde başlar; yani başlangıçta bu, ‘niceliksel’ karekter taşıyan bir değişmedir. Niceliksel birikimlerin sonucu olan niteliksel değişme, bir sıçrama şeklinde ortaya çıkar. Demek ki meydana çıkan herşey, çoğu zaman hiç farkına varılmaksızın ve ağır ağır ilerleyen bir hazırlanma sonucunda zorunlu olarak meydana gelmektedir; ama bir çoğu zaman, durmaksızın ve gizliden gizliye biriken niceliksel değişmelerin niteliksel bir değişmeye dönüşünü, ancak sıçrama anında farkederiz.

    4-) ‘Çelişme’ ilkesi. (Diğer bir adıyla yadsımanın yadsıması. Karşıtların birliği ve çatışması ve ya olumsuzlamanın olumsuzlanması) Bir varlıkta, o varlığı kendisi olmaya sürüklüyen yönsemenin yanı sıra, başka bir varlık olmaya sürekleyen karşıt bir eğilim vardır ve her türlü değişme, işte bu karşıt güçlerin çelişmesinden doğar. İçlerinde karşıtlık olmasaydı, bütün nesneler hep aynı kalırdı. Kendi karşıtını içinde taşımak demek kendi yokoluş şartını, yani kendi olumsuzlamasını içinde taşımak demektir. Ama kendini olumsuzlayarak değişmeye uğrayan ve yeni bir varlık olarak ortaya çıkan şey de kendi karşıtını içinde taşıyacağından, o da kendini olumsuzlayacak; böylece, daha üstün plandaki bu ikinci olumsuzlama, ilk olumsuzlamayı ortadan kaldırmış olacaktır. Çelişme ilkesinin temel kavramı oaln olumsuzlamanın olumsuzlanması budur.

  26. Tanımlanmayı bekleyen bir sürü kavram var.

    Etik, kemalizm, Cumhuriyet, liberalizm, sosyalizm, milliyetçilik, ulusalcılık vs vs…

    Kavramların içinin boşaltıldığını düşünüyorum uzun zamandır. İçini boşalttıkça yeni tanımlar yüklemek mümkün oluyor ve dil değişiyor. Dil değişince düşünce de değişiyor.

  27. Belki konudan hafif bir sapma yapacağım ama anımsatmak istedim.

    Bertrand Russel adında biri ”Fikir ayrılıkları mantık hatalarından kaynaklanır. Kimse mantık hatası yapmazsa fikir ayrılığı diye bir şey olmazdı” demiş ve hemen hemen bütün düşünürler bu görüşü paylaşmış.

    Epeydir sitenizi izliyorum, adama hak veriyorum.

  28. Russellın bu düşüncesi Gödel tarafından çürütülmüştü. Bütün sistemleri mantık ile tanımlayabileceğini sanıyordu Russell fakat bir sistem ne kadar güçlenirse o kadar kendi üstüne çöküyordu aslında.

  29. Godel nasil curutmus bilmiyorum. Aslinda hic bir dusunurun ifadesi kesin dogrudur denemez. Russel da Godel de ayricaligi olan birileri degildir. Ama konu uzerinde epey tartisma yapilmis.

    Russel’a gore mantik hatalarinin cesitli nedenleri varmis. Sosyal, kulturel, dinsel, egitimsel, patalojik, vs. Tartismalarla bu hatalarin duzeltilmesi olasi ama cok vakit alirmis. Bu nedenle bir konu hakkinda kisa zamanda tartisarak sonuca varmak cok kucuk bir olasilikmis. Mantik hatalarinin duzeltilmesi uzun zaman alacagindan tartismalarin yani sira bir uzmana bas vurmayi oneriyormus. Tum mantik hatalarindan arinmak hemen hemen olasi degilmis.

    Her seyin mantikla aciklanmasi fikrine ben de sicak bakmiyorum, ama mantik gerekli, zorunlu ve vazgecilmez. Godel curuttu deyip mantiga sirt ceviremeyiz.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.