Herşeyden önce, tanrının varlığını veya yokluğunu tartışabilmek için, tanrı kavramının tanımını yapmak gerekmektedir. Şaşırtıcı nokta, herkesin bu kadar sözünü ettiği bir kavramın çok kesin, net, herkesin anlayıp üzerinde birleştiği, kabul edilir ve anlaşılır bir tanımının bulunmamasıdır. Pek çok ateist-teist tartışmasının asıl noktalara gelinemeden, tanrının tanımı noktasında düğümlenip kaldığı, çünkü tanrının doğru dürüst bir tanımının yapılamadığına felsefi alanda çok tanık olunmuştur.
Bunun bir sebebi pek çok teistin tanrıdan ne kasdettiği ve tanrıyı nasıl tanımladığı konusunda fazla kafa yormamış olması, bir diğer sebebi de ortada yaygın birden fazla tanrı tanımının bulunmasıdır.
Genellikle tanrıdan ne kastedildiği tam anlaşılmadan tanrının varlığı veya yokluğunun kanıtlarına geçilir.
Örneğin şu diyaloğa dikkat ediniz ve konuyla olan bağlantısını kurmaya gayret ediniz(Diyalog modernleştirilmiştir) A: Masanın üzerinde küçük bir peri var.
B: Ama ben birşey görmüyorum.
A: Elbette, çünkü bu görünmez bir peri.
B: Ama dokunamıyorum da.
A: Ebette, bu peri görünmez, dokunulmaz ve hakkında hiçbir somut veri edinilemez bir peri.
B: Peki o zaman var olduğunu nereden biliyorsun?
A: Çünkü bu perinin varlığının kanıtları var.
B: Nedir bu kanıtlar?
A: Mesela yağmurun yağması bu perinin varlığının kanıtıdır. Bu peri yağmur perisi. Ne zaman yağmur yağsa bu perinin varolduğunu anlıyorum.
B: Peki yağmurun sebebinin bu peri olduğunu nereden biliyorsun?
A: Çünkü başka birşey olamaz. Sen söyle o zaman yağmurun neden yağdığını?
B: Yağmurun neden yağdığını bilmiyorum. Ama yağmurun sebebinin elindeki peri olduğuna inanmam için başka deliller gerekli.
(Dikkat ediniz, artık bu noktada, B dahi perinin varolup olmadığını veya niteliklerini sorgulamaktan çıkıp, varlığının delillerini tartışmaya başlamıştır).
A: Bu perinin varlığını kanıtlamaya aslında gerek bile yok. Herkes beyninin derinliklerinde bu perinin varlığına inanır. Sadece kişinin gönül gözünü açması gerekir. Bu peri kendi kendinin kanıtıdır. Ayrıca kendi varlığına dair inancı hepimizin beynine koymuştur. Hem sonra, başka türlü yağmurun nasıl yağdığını açıklamanın yolu olmadığından, bu perinin varlığına inanmak zorundasın.
B: Peki bu perinin nitelikleri neler? Neye benzer? Nasıl birşeydir?
(Dikkat edildiği gibi perinin nitelikleri, varlığının kanıtlarının tartışılmaya başlanmasından sonra gündeme gelmiştir).
A: Bu peri 15 cm boyunda, kanatlı, zayıf, ince bir varlıktır. Akıllıdır, konuşkandır ve neşelidir. Devamlı kanat çırpar. Ne zaman yağmurun yağmasını isterse bunu diler ve yağmur yağar. B: Bilmiyorum, bana yine de inanması biraz zor geliyor. A: Ama inanmazsan, bu peri kızar ve evini sel bastırır. İnanırsan ve dediklerini yaparsan ise bahçendeki bitkileri yeşertir, evine bolluk getirir.
(Dikkat ediniz, burada da insan motivasyonunun temel ilkeleri olan ödül ve ceza prensipleri kullanılmaktadır).
B: Ben yine de inanmıyorum.
A: İnanmıyorsan, olmadığını kanıtla o zaman?
B: ???
(Dikkat ediniz, sonunda diyalog dönmüş ve B den perinin olmadığını kanıtlaması istenmeye başlanmıştır. Hele de bu diyaloğun nesiller boyu sürdüğünü düşünün. A ve yandaşlarının bu perinin otoritesini kullanarak topluluklarına düzen getirdiğini, kurallar koyup bunların işlemesini sağladıklarını ve bu yolla bir yaşama ve yürütme otoritesi kurmayı başardıklarını düşünün. )
İşe yarayan ve düzen sağlanmasına yardımcı olan bir toplumsal fenomen, toplumda zaman içinde kabul görür. Daha az sorgulanır. Hele de insanlara bunun anlayamayacakları birşey olduğunu ve bu konuya ancak belli başlı bazı akıllı ve bilge kişilerin vakıf olduğunu söyleyin, insanlar zaten meşgul olan günlük hayatlarından bu meseleyi çıkarır, bu konuda güvendikleri kişilerin fikirlerini ve öğütlerini dinlemeye başlarlar.
Sonunda konuyla ilgili kafa yoran kişilerden de birbiriyle uyusan ve uyuşmayan görüşler çıkmaya başlar. Zamanla periden bütün somut özelliklerini (boyunu, kanatlarını, büyüklüğünü, vb) de çıkarır, daha zor sorgulanabilsin ve daha zor anlaşılabilsin diye tamamen soyut nitelikler atfederler. (Rengi, şekli, büyüklüğü yoktur, yeri yurdu yoktur, öncesi sonrası yoktur, vb gibi).Çünkü insan yalnızca anlayamadığı şeye inanır. Anladığı herşeyi sorgular insan…
Tanrı için de islami kaynaklara baktığınızda pek çok yerde hiç de soyut olmayan, neredeyse insana benzeyen bir varlık karşınıza çıkar. Örneğin tanrının “iki el”inden (Maide: 64; Şad: 75), “yüz”ünden (pek çok ayet içinde, örneğin Bakara:115) bahsedilir. Kuran ın, hadislerin sözlerine bakan kimi yorumcular, tanrının cisimli, “Mücessine” öldüğü görüşüne ulaşırlar. Ayrıca tanrı insan gibi görür, ışıtır, konuşur, yatışır, düşünür, acır, bağışlar, insan gibi “Efendi”dir (Rabb), “Kral”dir (Melik), “Ev”i vardır (Kabe), “Tahtı, Sarayı” vardır (Ars). “Güçlüdür” (Aziz), “Zorba”dır (Cebbar), “Sevecen”dir (Vedud), dost, düşman kazanır,vs. Ayrıca kurana göre tanrı göktedir. “GÖKTE OLAN ın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. GÖKTE OLAN ın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz?” (Maide Süresi, 16-17). Ayrıca tanrının Ars i (Taht, Saray) da göklerin üstündedir. Bunlara bakan kimi din alimleri ve kuran yorumcuları “Tanrı gökteyse, Tanrı nın gökten daha küçük olması gerekir. Böyle birşey düşünülebilir mi?” gibi, veya “Tanrı gökteyse varlığının ve varlığını sürdürebilmesinin bir başka şeye bağlı olduğunu da düşünmek gerekir, bu nasıl olabilir?” gibi sorular sormuşlardır. Fakat aynı zamanda tanrının “benzeri” olmadığı da söylenir (Şura: 11). “Öncesiz”, “Sonrasız”, “Doğmamış”, “Doğurulmamış” denir tanrı için. Özellikle günümüzde, artık tanrıdan bahsedildiğinde genellikle cisimsiz, mekansız, soyut bir kavram karşınıza çıkar. Tanrı nasıl bir şeydir? diye sorduğunuzda, elinizde kendisine atfedilen akıl, zeka ve istediğini yapabilme dışında hiçbir nitelik kalmadığını görürsünüz.
Aslında sorgulama devam ettiğinde tanrı kavramını bu niteliklerden bile soyutlama ihtiyacı hissederler.
Çünkü bir hristiyan teologun dediği gibi:
“Tanrı hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz. Çünkü tanrı hakkında birşey söylemek, tanrıyı sınırlamak demektir. Tanrı için A özelliğine sahiptir demek, tanrının non-A (A olmayan) özelliğine sahip olmadığını söylemek olur. Dolayısıyla her türlü sınırlamayı aşan bir kavram olması gereken tanrı için hiçbir şey söyleyemeyiz.”
“Bir elma hayal edin. Ve sırayla elmadan bütün niteliklerini çıkarmaya başlayın. Rengini çıkarın, büyüklüğünü çıkarın, kütlesini çıkarın, şeklini çıkarın. Geriye ne kalır? Konu elma olunca geriye birşey kalmaz ama konu tanrı olunca belli ki geriye var olması ve de bir olması kalıyor.
Bu düşünce tarzı aşağıdaki diyaloğa benzer:
Teist: Tanrıya inanıyorum.
Ateist: Tanrı nedir?
Teist: Bilmiyorum.
Ateist: Fakat inandığın şey ne o zaman?
Teist: Onu da bilmiyorum.
Ateist: Öyleyse inancını inançsızlıktan ayıran faktör ne?
Dolayısıyla bu düşünce tarzının absürdluğu açıktır. Bu yüzden de tanrıyı tüm niteliklerinden soyutlamak da istemezler. Tanrıyı insan olarak ancak kısmen anlayabileceğimizi söylerler örneğin. Ve de mümkün olduğunca genel ve sorgulanamayacak nitelikler atfetmeye çalışırlar. Fakat eğer bu nitelikler herhangi bir felsefi analize tabi tutulmaya çalışılırsa, o zaman yukarıdaki agnostik anlayışa çekilirler. Bu agnostik anlayışın yukarıdaki diyalogdaki gibi saçmalığı dile getirildiğinde ise, yine bazı nitelikleri olduğunu söylemeye başlarlar.
Kısacası teistlerin kullandığı şekliyle tanrı kavramı içinden çıkılamaz bir çelişkidir, bir paradokstür. Ne bir nitelik ithaf edebilirsiniz, ne de hiçbir niteliği olmamasına izin verebilirsiniz.
Bu yüzden tanrı kavramı aslında daha tanımı noktasında terkedilmesi gereken bir kavramdır. Fakat yazının devam edebilmesi için ve tanrının varlığıyla ilgili kanıtların analizi konusunda söz söyleyebilmek için yine de bir tanımda anlaşmak gerekiyor. Bu yüzden tanrı kavramının üç yaygın açıklamasını burada dile getiriyorum:
1) Cisimli, belli bir şekli ve boyutu, vs olan fakat bizim bilmediğimiz ve görmediğimiz biryerde varolan bir somut varlık.
2) Hiçbir fiziksel özelliği olmayan, doğaüstü, fakat yine de akıllı olmak ve istediğini yapabilmek gibi bazı nitelikler taşıyan, ve aynı zamanda tüm nitelikleri tam anlaşılamayacak bir varlık. 3) Varolan fiziksel dünyanın tümü, bütünü. (Panteist tanrı anlayışı).
(Bu yazı boyunca, her ne kadar tatminkar bir tanım olduğuna inanmasak da 2 numaralı tanımı kullanacağız. Çünkü toplumda en yaygın şekilde anlaşılan tanrı kavramı bu. )
Tanrının varlığını kanıtlamak için öne sürülen deliller ve akıl yürütmeler:
Bu kısımda tanrı kavramını kanıtlama gayesiyle en çok kullanılan bazı akıl yürütmeleri ve sunulan bazı delilleri ele alacağım..
1) İlk neden:
Bu akıl yürütmeye göre dünyada herşeyin bir nedeni vardır ve nedenler zincirinde geriye doğru gittiğinizde bir ilk nedene ulaşırsınız. Bu ilk neden ise tanrıdır. Bu akıl yürütme çeşitli konulara uygunalanabilir. (Örneğin ilk canlı nasıl oluştu, evren nasıl oluştu, vs).
Bu akıl yürütmenin felsefi açıdan zayıf noktası ise kendi amacıyla çelişmesidir. Nedenler zincirini hem kesmek hem de devam ettirmek isteyen bir akıl yürütmedir bu.
Yani şunu demek istiyorum: “Nedenler zincirinde geriye doğru gidip, ilk şeyin nedenini bulmaya çalışıyorsunuz, ve Evrene ilk ne sebep oldu? sorusuna kadar geldiniz diyelim. Eğer burada Evrene de tanrı sebep oldu deyip duracaksak, o zaman neden bu noktada durduğumuz ve neden Peki tanrının sebebi neydi sorusunu sormadığımız noktası gündeme gelir. Yök eğer Tanrı hep vardı veya Tanrı kendi kendisinin sebebidir diyebiliyorsak, o zaman bunu neden evrenin kendisi için diyemiyoruz? Sorusu gündeme gelir. Yani, belki evren hep vardı, veya evren kendi kendisinin sebebiydi? Yök eğer evrenin sebebini sorgulama ihtiyacını içimizde hissediyorsak, o zaman neden tanrının sebebini sorgulama ihtiyacını hissetmiyoruz?“
Kısacası görüleceği gibi burada yalnızca sebebi bilinmeyen birşeyi açıklıyor gibi görünmek gayesi vardır. Yapılan açıklama ise gerçek bir açıklama değildir. Teorik olarak zincire devam edebilir ve tanrının sebebi de kutsal ruh, onun da sebebi başka birşeydir diyebilirdim. Ama eğer varlığın bir açıklamasının yapılabilmesi için bir yerde durulması gerek diyorsanız, o zaman nerede duracağınızı neye göre seçiyorsunuz? Yani evrenin sebebinde durmuyorsunuz da niye tanrının sebebinde duruyorsunuz? …
Görüldüğü gibi ortada çok açık bir düşünce yanlışı bulunmaktadır. Nitekim İlk neden akıl yürütmesi, yüzyıllardır ciddi felsefi tartışmalarda kullanılmaz. Fakat günlük hayattaki tanrı tartışmalarında hala ısrarla ateistlerin önüne getirilmektedir.
2) Evrenin düzenli olması:
Evrende bir düzen olduğu gözlemi bazen tanrı kavramının bir kanıtı olarak kullanılır. Denir ki evren kaotik değildir, belli kurallara uyar. Ve dolayısıyla, bu düzenin altında, bu düzene sebep olan bir zeka olmalıdır. Ya da başka bir şekliyle bu akıl yürütme doğa kanunlarının kanun koyucusu fikri ile karşımıza çıkar. Denir ki “evrende doğa kanunları var, dolayısıyla bu kanunların bir kanun koyucusu gerekir, bu da tanrıdır.”Ya da evrende zeka ve bilincin olması (insanoğlu), buna sebep olan daha üst bir zeka ya da bilincin varlığının bir kanıtı olarak ifade edilir bazen. Tüm bunlar aynı akıl yürütmenin değişik versiyonları olduğundan, bu yazıda bir arada, aynı madde altında inceliyoruz…
Birincisi, evrenin kaotik değil, belli kurallara uyan bir düzen olduğunu ilan etmek o kadar kolay değildir. Nitekim uzmanlar, günümüzde kaotik olarak adlandırılan sistemler altında dahi n boyutlu diferansiyel denklemlerle ifade edilebilecek düzenler bulmaktadır. Sonuçta düzen kaos içindeki belli bir paterne uyan bir parçanın özelliğine verilebilecek bir isimse, herhangi bir kaos sayısız miktarda düzenli alt parça içerebilir demektir. Dolayısıyla evrenin daha üst bir kaosun belli bir paterne uyan bir alt parçası olması mümkündür.
Ayrıca evreni düzenli ilan etsek de herhangi bir düzenin bir zeka gerektirdiğini iddia etmek mümkün değildir. Zeka ile düzen arasında nedensel bir bağ yoktur. Bir düzenin ille de bir zekadan çıkması gerektiği mantıksal olarak gösterilemez.
Zekanın zekadan çıkması da aynı şey. Bir zekanın ya da bilincin daha üst bir zeka ya da bilinçten kaynaklanması gerektiği mantıksal olarak gösterilemez.
3) Ahlaksal kanıtlar ve adalet fikri:
Denir ki “tanrı olmazsa iyi ile kötü arasındaki farkı anlamanın ve ahlaksal prensipler getirmenin bir yolu kalmaz.”
Ya da denir ki, “bu dünya adaletsizliklerle doludur. Çoğu kez kötülük, kötülük yapanın yanına kalır. Öbür dünya, cennet ve cehennem, dolayısıyla tanrı olmalıdır ki adalet yerine gelebilsin.”
Birinci konu, yani tanrı olmazsa iyi ve kötü arasında bir farkın kalmayacak olması konusu doğru bir gözlem olabilir de olmayabilir de. Ancak, doğru olsa dahi bu prensip tanrı kavramının bir kanıtı olamaz. Belki gerçekten de iyi ya da kötü diye birşey yoktur ve biz boşu boşuna iyilik diye birşey tanımlayıp öyle davranmaya çalışıyoruz. Ya da belki iyi ya da kötü dediğimiz şeyler, insanoğlu olarak, bir toplum içinde bir arada yaşamanın gerekleri yüzünden, topluluğun tümünün refahı için uymamız gerekli olduğuna inandığımız kurallara verilen isimlerdir. Dolayısıyla, belki de iyi ve kötü insan yapısıdır ve insanların, yani bizlerin tanımladığımız şeylerdir. Yani tanrıyla bir ilgisi yoktur.
İkinci konu ise, yani adaletin yerine gelmesi için öbür dünyanın olması gerektiği konusu, felsefi açıdan bir delil değil, olsa olsa safça bir insanı temennidir.
4) Sonsuzluk:
Sonsuzluğu insanın kavrayamayacağı, böyle bir kavramı ancak tanrı gibi mutlak bir varlığın kavrayabileceği, dolayısıyla tanrının olması gerektiği fikri de felsefi alanda değil ama günlük hayatta bazen karşılaşılan bir akıl yürütmedir. Fakat mantıksal ve felsefi açıdan kanıt olarak nitelendirilebilecek bir yönü yoktur. Çünkü sonsuzluk kavramını insanın kavrayıp kavrayamaması konusu bir yana, kavrayamıyor desek de, insanın sonsuzluğu kavrayamamasıyla, sonsuzluğu kavradığı söylenen bir varlığın var olmasının gerekliliği arasında nedensel bir ilişki yoktur…
5) İmam Gazali nin kanıtı:
Bunun da bir önceki sonsuzluk örneğinde olduğu gibi yazıya alınmasının tek sebebi islami teist kesim arasında popüler olmasıdır. Yoksa bu da herhangi bir mantıksal ya da felsefi değer taşımaz. Bu kanıt, Gazali nin bir inançsızla tartışırken kullandığı „“Eğer sen haklıysan benim kaybedeceğim birşey yok, ama eğer ben haklıysam senin kaybedeceğin çok şey var“. Yani inansan iyi edersin anlamına gelecek türdeki bir akıl yürütmesidir.
Görüleceği gibi felsefi açıdan herhangi bir kanıt kaygısı güden bir akıl yürütme değildir bu. Çünkü karşı tarafın kendi beyninde ikna olup olmamasıyla ilgilenilmiyor, yalnızca itaat etmesi bekleniyor. Dolayısıyla, politik yandaş toplamada belki kullanılabilecek bir psikolojik manevra olabilir, ama felsefi değeri olan herhangi bir yönü yoktur…
Ayrıca, diğer açıdan bile yeterince güçlü olmadığını ifade etmekte fayda var. Nitekim, tanrıya inanmak, tanrıya inanan inanç sistemlerinden özel olarak birini seçmeye insanı kolayca yönlendiremiyor. Örneğin, Hinduizm, Hristiyanlık ve Bahaızm dinlerini örnek alırsak, tümünde tanrı kavramı olmasına rağmen, örneğin Hinduizmde islamla bağdaşmayan reenkarnasyon inancı, Bahaızm de İslam la bağdaşmayan Muhammed in son peygamber olmadığı inancı, Hristiyanlıkta ise Muhammed in bir peygamber olmadığı inancı mevcuttur. Dolayısıyla, Gazali ye hak versek bile, alternatifler arasında seçim yapmakta yine de zorlanırdık gibi gözüküyor…
6) Her şey mümkün olanın en iyisidir iddiası:
Bu da malesef tanrı konusunda sözü edilen yaygın kanıtlama girişimlerinin mümkün olduğunca fazlasını bu yazıda ele alma gayretim yüzünden, yazının ciddiyetinden ödün vermek istemememe rağmen, eklemek durumunda kaldığım bir akıl yürütmedir.
“Dünyaya tarafsız bir şekilde bakınca, aslında pek çok kişinin de gözlemlediği gibi, ortada yapılmış pek etkileyici bir iş yoktur. Yani insan her şeye kadir bir varlıktan biraz daha iyi işleyen, aksaklıkları, saçmalıkları ve kötülükleri daha az olan bir sistem beklerdi.”
Fakat bu konu bir yana, biz yine de kullanılan akıl yürütmeye dönersek, buna göre dünyada herşey en mükemmel şekliyle yapılmıştır. Buna örnek olarak da çoğunlukla doğadaki ahenk, ve bulunduğu ortama iyi uymuş canlılar, vs verilir. Fakat örneğin canlıların bulunduğu ortama uymak zorunda olduklarını, çünkü doğal seçilim sebebiyle uyamayanların soyunun tükendiğini, ancak uyabilenlerin hayatta kalıp genlerini yeni nesillere aktarabildiğini, vs ifade eden bilimsel bulgunun bilincinde olunmadan, ya da bu hesaba katılmadan yapılan bir beyandır bu.
Teistlerin bu konuda söylediği herşey, insan burnunun gözlük takmak için yaratılmış olduğunu söylemeye benzer. Yaptıkları şey meseleyi tersinden görmektir. Herşeyin çevresiyle uyum halinde olmasının, doğanın sadece çevresine uyanı barındırmasından kaynaklandığını görmezler. Bu ahenge ve uyuma hayret etmek, doğanın işleyişine dair bir kavrayış eksikliğini ifade ettiği gibi, bu hayret doğal olsa bile, bunun ortada hayret edici bir durum olması dışında ifade ettiği bir gerçek yoktur. Yani hayret ediyor olmak, hayret edici olayın sebebine dair birşey söylemez…
7) Mantıksal ve Ontolojik kanıtlar:
Teolojide çeşitli örneklerine rastlanan bu tür kanıtlar, saf mantıksal akıl yürütmelerle tanrının varlığını kanıtlama çabalarıdır. Örneğin Descartes in tanrı kanıtı bunların bir örneği kabul edilebilir.
Bu akıl yürütme şu şekilde özetlenebilir:
*”Tanrı En Yetkin ve En Gerçek varlık olduğuna göre böyle bir kavramı benim zihnime kim sokmuş olabilir? Ben En Yetkin ve En Gerçek özelliklerine sahip bir varlık değilim, öyleyse bu düşünceye ben kendim ulaşamam. Çevremde gördüğüm varlıkların da hiçbiri bu özelliklere sahip değil. Öyleyse bu fikri benim zihnime kendisi En Yetkin ve En Gerçek olan bir varlık, yani Tanrı koymuş olmalıdır…”
Bu tür düşünce tarzındaki birinci yanlış, tanımlanan bir şeyin varolmasının zorunlu zannedilmesidir. Örneğin ben efsanelerdeki kanatlı atı veya noel babayı tanımlayabilirim, fakat bu onların gerçek dünyada karşılıkları olduğu anlamına gelmez. Birşeyin zihinlerimizde varolmasıyla gerçekte de varolması aynı şey değildir…
Buradaki ikinci yanlış ise, bu akıl yürütmenin mantıkta döngüsel akıl yürütme (circular reasoning) denen türde bir düşünce tarzı olmasıdır. Bu tür akıl yürütmelerde ulaşılmak istenen sonuç yola çıkılan başlangıç noktalarında gizli olarak içerilir. Örneğin burada, yapılan tanrı tanımı, sonuçta ulaşılmak istenen amaca (tanrının var olması) hizmet edecek tarzda seçilmiştir. Bu tür akıl yürütme, düşünce biçimi olarak yeni bir bilgi vermez. Ancak başlangıçtaki postulalardan birinde içerilen bir bilgiyi açığa çıkarmaya yarar…
Bu tür tanrı kanıtlarına birbaşka örnek olarak Leibnitz in bir argümanını verebiliriz. Buna göre:
“Bu dünyada kendi varlıklarının nedenini içlerinde bulundurmayan varlıklar vardır. Örneğin ben anneme, babama bağlıyım, derken havaya, beşine, vs. Ayrıca bu dünya tek tek nesnelerin gerçek vaya hayali bir bütünü ya da topluluğudur, ki bunların hiçbiri yalnızca kendi içlerinde varlıklarının nedenlerini bulundurmamaktadır. Bu bakımdan, nesneler ve olaylar varolduğuna göre ve hiçbir tecrübe nesnenin kendi içinde kendi varlığının nedenini bulundurmadığına göre, bu sebebin, nesnelerin bütününün kendi dışında bir nedeni olması gerekir. Bu nedenin bir varlık olması gerekir. Diğerlerinin nedeni olan bu varlık, kendi kendinin nedeni olabilir de olmayabilir de. Eğer kendi kendisinin sebebiyse, tamamdır, değilse daha ileri gitmemiz gerekir. Ama bu anlamda sonsuza kadar gidecek olursak, varlığın bir açıklaması yapılmış olmaz. Bu bakımdan varlığı açıklamak için, kendi içinde kendi varlığının nedenini bulundurması gereken, yani varolmadan yapamayacak bir varlığa varmamız gerekir. Bu da tanrıdır”
Burada da dikkat edilirse tanrıyı Kendi sebebini kendi içinde içeren ve varolmadan yapamayacak bir varlık olarak tanımlamış, dolayısıyla bir döngüsel akıl yürütmeye düşmüştür. Yani yola çıkış noktasından daha fazla bir bilgi veren bir akıl yürütme değildir bu da…
Felsefede yalnızca mantık ve zihinsel akıl yürütmeler kullanarak tanrının varlığını kanıtlama çabaları daima boşa çıkmıştır. Çünkü bu tür bir kavram, kanıtlanmak için dışarıdan gelen verilere ihtiyaç duyar. Yalnızca zihin içinde yapılan akıl yürütmeler, doğaüstü bir varlığın varolduğunu göstermeye yetmez.
Tanrı kavramındaki mantıksal çelişkiler:
Tanrı kavramıyla ilgili ilk çelişki, yazının başında dile getirdiğimiz tanımı ile ilgili genel çelişkidir. Yazının bu kısmından bu genel çelişkiden yola çıkarak, tanrı kavramının içerdiği çeşitli sorunlardan bahsedeceğiz…
Örneğin, Herşeye kadir bir varlığın herhangi bir niteliğe sahip olması mümkün olabilir mi? . Tanrı her şeye kadirse, tanrı hakkında hiçbir sınırlama getiremiyorsak, o zaman örneğin Tanrı birdir nasıl diyebiliyoruz? Bu durumda Bir olma niteliği, bir den fazla olma şansını sınırlamış ölmüyor mu tanrının? Örneğin kendisi gibi aynı niteliklere sahip ikinci bir tanrıyı yaratabilme gücünü? Ya da kendisini yok edebilme gücünü?..
Benzer şekilde bir varlığın olumsuz olması, ölme şansını, var olması, var olmama şansını, veya herhangi bir A niteliği, non-A niteliğine sahip olmasını sınırlamıyor mu tanrının? Ya da doğaötesi bir kavramın tanımından çıkan bir başka sorun olarak, filozoflar Tanrı mantık ilkelerinin de üstünde midir? sorununu dile getirmişlerdir.
Mantık ilkelerini bilirsiniz.
1) A., A dır.
2) A, non-A değildir.
3) A, aynı zamanda hem A, hem de non-A olamaz.
Bunlar Aristo tarafından ilk olarak dile getirilmiş ve felsefe tarihi boyunca karşı çıkılmadan kullanılmış 3 temel mantık ilkesinin tanımıdır…
Her şeyin üstünde olduğu iddia edilen bir varığın, mantık ilkelerinin de üstünde olup olmadığını sormak geçerli bir soru oluyor o zaman:
Örneğin tanrı Evli bir bekar , Daire şeklinde bir kare , ya da Doğru olan bir yanlış önerme yaratabilir mi?
Kısacası, ayrıntılı bir felsefi analize tabi tutulduğunda, tanrı inancı absürd denebilecek düzeyde saçma ve sağlıklı düşünen bir bireyin normal koşullarda kabul edemeyeceği bir kavramdır.
Fakat o zaman nasıl oluyor da dünya üzerindeki bu kadar insan böyle bir kavrama inanabiliyor? Bunun cevabı büyük ölçüde uygarlık tarihinde, sosyal mekanizmaların işleyişinde ve insan psikolojisinde yatmaktadır…
İnsan sosyal bir varlık olmasaydı, tanrı kavramı ve ondan çıkan dinlerin uygarlık tarihinde yapıcı fonksiyonları olmasaydı ve öbür dünya inancının psiklojik açıdan pek çok insanın ihtiyaç duyduğu yapıcı bir yönü olmasaydı, tanrı kavramının çocuk masallarından öte inanılır bir yönü olmazdı…
Peki o zaman tanrı kavramı bir ihtiyaç midir? Tanrıya inanmamak psikolojik bozukluğa yol açar mı?:”Aslında benim düşünceme göre, tanrı inancından kaynaklanan psikolojik etkiler (ceza korkusu ve suçluluk duygusu), tanrıya inanmamaya göre daha zararlıdır. Ve bence, ki bunu ateist kesim üzerinde yapılmış gözlemlere göre söylüyorum, yeterli bir entellektüel olgunlukla birleşmiş bir ateizm, kişide tanrı inancını bir ihtiyaç olmaktan çıkardığı gibi, psikolojik açıdan daha sağlıklı bir hayat sürdürebilmeyi de sağlamaktadır… “Nitekim günümüzde, dinin diğer fonksiyonları (kanun ve düzen koyuculuk), bilimsel yöntemlerle diğer alanlara (bilimsel politika, hukuk, sosyoloji, vs) aktarılmış olduğu için aslında insanlık olarak dine ve tanrı inancına bir ihtiyacımız kalmamıştır.
Fakat toplumdan kısa sürede bu inancı terketmesini beklemek pratik açıdan pek mümkün değildir. Dolayısıyla, şu anda insanlık bu inancı uygarlık geçmişinin bir mirası olarak taşıyor ve öyle görünüyor ki yakın gelecekte de bu durum değişmeyecektir.
http://http://godaloneexistinsolitude.blogspot.com/2010/02/tanrinin-tanimi-veda.html
Böyle bir site kurarak demokratik bir fikir paylaşımı fırsatı sunduğu için “Sonsuz Us”a teşekür ederim…
Bloğumda ki yazının orijinalinde başlığa ilave olarak “veda”yazmış ve gerekçesini sıralamıştım.Burada o bölümü kullanma gereği hissetmedim çünkü bu konuya veda etme fikrinden beni vazgeçirdiler.
Peki o zaman tanrı kavramı bir ihtiyaç midir? Tanrıya inanmamak psikolojik bozukluğa yol açar mı?:”Aslında benim düşünceme göre, tanrı inancından kaynaklanan psikolojik etkiler (ceza korkusu ve suçluluk duygusu), tanrıya inanmamaya göre daha zararlıdır. Ve bence, ki bunu ateist kesim üzerinde yapılmış gözlemlere göre söylüyorum, yeterli bir entellektüel olgunlukla birleşmiş bir ateizm, kişide tanrı inancını bir ihtiyaç olmaktan çıkardığı gibi, psikolojik açıdan daha sağlıklı bir hayat sürdürebilmeyi de sağlamaktadır…
Keşke “ateist kesim üzerinde yapılmış gözlemler” yazmasaydın.
Aristo ve “Hem hem” için müracaat sayın Bilgisev…
Tanrı fikrinden neden vazgeçilsin? Papparazi programlarının belgesellerden daha fazla reyting aldığı nerde görülmüş?:)
tanrı bile var olmuş olabilir diyorum başka bir defasında, bu kadarr yok insanları tanıdıkça…
delişey:)
Tanrı yok ama, bir güç var.
Güç seninle olsun…
Güzel bir derleme olmuş. Bugüne kadar yapılan tartışmaların tıkandığı noktalar iyi açıklanmış.
)kapa parantez
Bence evet!Ancak gereksiz bir ihtiyaçtır.
Gerekçesini bir bebeğin yaşamında gözlemlemek mümkündür.Ta ki büyüyene kadar hep sığınacak bir kucak arar.Ne zaman ki diğer insanlardan daha zayıf olmadığının farkına varar o zaman sığınma ihtiyacı için müracaat edilecek,kendisinden güçlü bir tek merci kalır o da tanrı.Bir de dikkat ederseniz genelde insanlar çoğunlukla ileri yaşlarda ibadete yönelirler!Bunun sebebi de bilinmeyene duyulan korku,endişedir.Tövbe kavramı da bunun kolaylaştırıcısıdır.
Aksine tanrıya inanmanın psikolojik etkileri olacağını düşünüyor ve çoğu zaman bunu gözlemliyorum-ruz:)
bu tanımın varlığının tek sebebi bence tamamen insanın belirsizliğe duyduğu korkudur.
nasıl ki korku filmleri insanın belirsizlikten çıkan şeylerle korkutuyorsa din de aynı şeyi kullanıyor. belirsizlikten çıkacak çok güçlü bir şey gösteriyor bize.
Aslında tanrı son durakmıdır?
Diye sorgulamak isin dogrusu olur.
Peki son durak neresidir yahutta onu
ne diye adlandırmalıyız?
Ben onu yaratıcı, Buyuk patron, Total bilinç diye
adlandırıyorum.
Siz nasıl adlandırırsanız adlandırın.
İste bizim düsünebilecegimiz son nokta orası.
sen ora git düşün.
İşte kısır döngü burada başlıyor.Son nokta göreceli bir kavramdır.Sizin düşünce sınırlarınızla benim düşünce sınırlarım bir birinden çok farklı olabilir.Sizin nokta koyduğunuz yerde ben devam edebilirim,ya da tam tersi.Düşünce de sınır yoktur.İnsan olmanın avantajlarından bir tanesi budur.Düşünsel sınırları ortadan kaldırabilmeliyiz ve düşünmeye nokta koymayı asla düşünmemeliyiz…
Dilerseniz bunu bir örnekle açıklayalım.Siz düşünebildiğiniz son noktayı tespit edip bana yazın.Göreceksiniz ki siz bile daha fazlasını düşünmeye başlıyacaksınız.Ya da ben daha sayfalar dolusu yazıyor olacağım…
“Ben onu yaratıcı, Buyuk patron, Total bilinç diye
adlandırıyorum.”demiş Hightech kardeşim!”Onu”dediğimiz anda bir nesnellik atfetmiş oluruz ki tartıştığımız konu da bu.Ben “onun hayali bir yaratım olduğunu düşünüyorum.Bir düşünelim:Her şeyin başında bir şey olmalı.Zaten bilim de”hiç bir şey yoktan varolmaz var olan bir şey de yok olmaz,nitelik değiştirir”derken bunu işaret ediyor.Ancak paradoks burada başlıyor.”Her şeyin bir varoluş sebebi olması kural ise tanrınında bir varoluş sebebi olmalı.Her şey bir şeyden varoluyor ise tanrı da bir şeyden varolmalı.Bu soru ikisi de varlıklarını bir birlerine borçludur şeklinde çözümlenebilir.Zaten başka bir çözüm şekli de yoktur…
Not:Bence:)
İster Taş At İster Kurşun Hedefin Kukla Değil Kuklacı Olsun-X
Aslında sevgili kardeşim Daniken temel sorun insan bilincinin
sonlu kavramlara göre programlanmış olmasıdır.
Dediğin, herşey birşeyden yaratılmış olursa
onuda yaratan birşey olmalıdır sözü zaten temel yanlış.
Düşünki beynin sonsuzluk ve hiçlik arasında
programlanmış olsaydı farklı düşünüyor olacaktın.
Bu durumda Tanrı kavramı hiçlikten yaratılabilir
olacaktı.
Bu dediklerimi idrak etmek yaratılmış olan bilinc kontrollü
sistemde çok zor.( oyunun içinde )
Tanrı kavramının en üst derecesinde total bilince yada
sonsuz zekaya ulaşmak vardır.
“Proğramlanma”denince sanırım öğrenmeyi kasdediyorsun?
Yok benim beynim güncellemelere açıktır.Sürekli gelişir ancak varsayımlara göre değil bilimsel verilere göre gelişir.Bu günkü idrak noktamda da sonsuz bilinç veya,total zeka,yaratıcı gibi kavramlar yer almamaktadır.Bilime inanmak şartlanmak demek değildir…
İster Taş At İster Kurşun Hedefin Kukla Değil Kuklacı Olsun-X
Tanrı yoktur tabiki de, eğer olsaydı bunu hepimiz de bilirdik.
İster Kuklaya Ateş Et İster Kuklacıya Ama Kafasına Sık:))
“kafama sıkar giderim”:))
Bir çocuk ve bir hayvan yavrusu dünyaya gelir gelmez, bütün azaları ve his organları çalısmaga baslıyor. Bunların ahenkli, muntazam çalısmalarıyla yasamaga devam ediyor. Bu hal, bütün akl sahiblerini, bütün bilim adamlarını hayretde bırakıyor. Bu organları var eden ve böyle çalısdıran sonsuz kuvvet sâhibinin ismi
(Allah)dır..
]Ateist Mantığı Bu İşte..
linkı kopyala yapıştır aç
link to facebook.com
AKLI OLAN DURMAKTA OLAN BİR CİSMİN HAREKET ETTİGİNİ GÖRÜNCE BUNU HAREKET ETTIREN BİR KUVVETIN YARATICNIN VARLIGINI ANLAR DURMAKTA OLAN BİR CİSMİN KENDİLİGİNDEN HAREKET EDEMEYECEGİNİ ANCAK BUNUN DIŞARDAN BRİNİN HAREKET GETİRECEGİNİ BİLİR..
Ateistlerin düşündüğü gibi allahın varlığını reddetmek o kadar basit bir konu değildir. Reddetmek için pek çok teorik riskin ve mantıksızlığın göze alınması gerekecektir.FELSEFİ DÜŞÜNCELER ZAMANLA DEGİŞEBİLDiGİ GİBİ HİÇ BİR ZAMAN KESİNLİK TAŞMAZ. Çünkü lehlerinde birçok kanıt olmasına rağmen inananlar eleştirilebiliyorsa, ellerinde somut hiçbir kanıt bulunmayan ateistleri tenkit etmek daha kolay ve sıradan bir iş olacaktır. Bu yüzden allahın varlığını reddetmenin, kabul etmekten daha zor olduğu işin başında açıkça ortaya çıkmaktadır. Sadece evrende allahın varlığına doğrudan bir kanıttır. Dolayısıyla allahı inkâr etmeye ve bunun için gerekçeler uydurmaya çalışmak imkân-sızdır.
Sayın Bilgin Türk,
Öncelikle hoş geldiniz.:)
Ben de Türküm, ama sizin bilginiz daha bir Türk!!
Klavyenin tozuyla gelip yorumlara başlamadan önce biraz dolaşsaydınız sitede, iyi olurdu…
Türk olduğundan şüphe duymadığım ama bilginliği konusunda şüphe duyduğum kardeşim.;
Hareketsiz duran bir cismi hareket ettiren birden fazla kuvvet vardır.
Evrendeki her şey ya hareket halindedir ya da durağan yani hareketsiz haldedir. Hareket, cismin konumunun sürekli biçimde değişmesidir. Hareket halindeki bir cismi durdurmak ve durağan hale getirmek ya da hareketsiz durumdaki bir cismi harekete geçirmek için kuvvet denen bir etkinin uygulanması gerekir.Buna kuvvet denir ve 3 sınıfa ayrılır:
1. Uzaktan etkiyen kuvvetler yada alan kuvvetleri;
2. Temas kuvvetleri (ancak iki sistemin bağlantı kurması sonucu ortaya çıkar);
3. Kohezyon (iç tutunum) kuvvetleri (katı cisimlerin bükülmezliğini sağlarlar).
ALAN KUVVETLERİ: Bir cismin her bir öğesinin kütlesi üstüne etkirler; bu nedenle alan kuvvetlerine, bir yüzey üstüne etki eden temas kuvvetlerinden ayırt etmek amacıyla , kütle kuvvetleri de denir. Alan kuvvetleri, havasız bir ortam içinde bile birbirinden uzaktaki cisimlere etkirler. Bunlar yerçekimi kuvvetleri, cisimlerin ağırlığı ve elektrostatik, magnetik, elektromagnetik kuvvetlerdir.
TEMAS KUVVETLERİ: Birbirleri ile ilişki halindeki katıların, içine girilmez ve bozulmaz olma özelliğinden kaynaklanırlar. Her iki cisme de ortak, küçük bir yüzeyde (temas yüzeyi) gerçekleşen temas sonucu, bu bölgenin yakınlarında, katı hafifçe biçim değiştirir. Temas kuvvetleri yüzeye dik olduklarında, sürtünmesiz temas söz konusudur. Oysa, bir katı, bir başkasına oranla yer değiştiriyorsa, temas kuvvetleri, yüzeye oranla eğiktirler: Bu duruma da sürtünmeli temas denir.
KOHEZYON KUVVETLERİ: Katıyı oluşturan atomlar, moleküller yada iyonlar arasında etkirler. Makroskobik düzeyde, bu kuvvetler temas kuvvetlerini andırırlar, ama atomik ölçekte, alan kuvvetleri niteliğindedirler. Katılar arasındaki temas etkileşimlerinde temel nitelikte bir rol oynamakla birlikte, açıkça işe karışmazlar.
Lise 2 düzeyinde her çocuğun bildiği bu gerçekler içerisinde malesef “Tanrı”yoktur…
Sandığın gibi ateistler tanrının varlığını red etmezler.Üzerinde bile durmazlar.Senin gibi tanrının varlığını iddia edenlere”ispatla o zaman”derler.Çünkü tanrının varlığını iddia etmek “olağan üstü bir iddiadır.Olağanüstü iddialar da olağan üstü kanıtlara ihtiyaç duyarlar“…
Tarih içinde en geriye doğru gittiğinde göreceksin ki hiç bir insan durduk yerde “tanrı yoktur”diye ortaya çıkmaz.Aklının ermediği olayları açıklama çabası güden ve gücü yetmediği tehlikelere karşı kendini koruması düşüncesiyle kendinden daha güçlü bir varlığa ihtiyaç duymuş olan(tıpkı bebeğin annesine olduğu gibi)biri çıkıp “kardeş ben dağda biriyle konuştum.İsmi tanrıymış”diyene kadar.Diğeri “olmaz öyle şey(“çok yükseğe çıktıysan oksijen sarhoşluğu denen olguya maruz kalmışsındır“diyemiyeceği için).madem böyle bir şey söylüyorsun ispatla ozaman”diyene kadar.Ateizm ortaya çıkmamıştır.Yani ateistler varlığa kanıt gösterilmesini istemekten ve gösterildiği iddia edilen kanıtların saçmalığını ortaya koymaktan başka bir şey yapmazlar.”Var”idiası”olamaz”iddiasını doğurmuş ve böylece ateizm ortaya çıkmıştır…
İster Taş At İster Kurşun Hedefin Kukla Değil Kuklacı Olsun-X
Sitenize tesadüfen rasladım. Çok güzel düşüncelerin paylaşıldığı bir site ülkemiz için teşekkürler.
Ohh my god. Aman Allahım. Örneğin farklı ses çıkışları, fakat o anda beynimizden yayılan frekanslar hep aynı.
Kainatın başlangıç noktası ( Hala BigBeng çözülemedi sadece matematiksel teoriler mevcut.) Yaratan mevcut. Hangi dilde ve hangi inançta olursa olsun Yaratan Var. Çoğu kimse yukarıdaki peri hikayesindeki gibi hadi bana göster. Her şeyin zamanı vardır. Emin olunki zamanı gelince görecekler. Bundan kimsenin şüphesi olmasın geriye dönüpte kopya veremeyecekler. Eminim benim kadar materyelist pek kimse görmedim. (belki çok vardır) Fakat Yartanı his edince her şey değişti. Yaratana inancım, sevgim, güvenim, her gecen gün daha çok artıyor sonsuz bir şekilde O insanlara bir çok bilge göndermiş bütün gezegenin üzerinde izleri var, orta doğudaki büyük ticaret yolu üzerindeki topraklara bilmeyenler tekrar tekrar okusun diye insanlığın el kitaplarını göndermiş, fakat bütün insanlar bunun ticaretini yapmışlar. Bu bütün dinlerde ve yaşadığımız toplumlar için geçerlidir. Ben şahsen hiç bir dine inanmıyorum hepsi bence futbol taraftarı gibi. Yaratan yanlış anlaşılmış, insanlara din değil insan olmanın el kitaplarını göndermiş. İnsanlarda bunu kulüp prosedürü yapmış. Yaratan var. Ben mutluyum. Yaratanın sayesinde, ve bana daima yolumu gösteriyor. Onu seviyorum. Asla ve asla gezegenimizi ve üzerinde yaşıyan canlı veya cansız hiç bir şeye zarar vermiyelim sevelim ve sevgiyle yaklaşalım işte o zaman yeni bir kapı açılıyor.
Giriş zaten hep böyle olur:) Çoğ güzel bir site… (tabi yazılan onca şeye bakınca ister istemez böyle bir düşünce hasıl oluyor insanda: len harbi zeki insanlar var burada essahtan) Ara yorum: Daha girişte zekaya ortak olma durumları. Ama devamında şööle oluyo genelde onu da anlatalım: önce bi kaç patırtı gürültü çıkıyo, allah kitap zırt pırt… sonra da şu: Ben de bişey sandıydım da geldiydim bu siteye, zeki insanlar var diye düşündüydüm, aklını kullananlar var diye düşündüydüm ama yanılmışım, yazık ki hiçbiriniz bu ayarda değilmişsiniz, otmuşsunuz ot:)
Özet: tuhaf bişi tabi.
Fikirsel bazda yeterli olmayan insanlar genelde ilk tercih olarak basma kalıp argümanlarla gelirler(çoğunlukla da copy-paste).İkinci seçenek onlar için olmazsa olmaz olan saldırı konumudur.Yine olmaz ise küfür ve hakaret ile üste çıkma çabasını kendilerine yakıştırırlar…
Bende bu sitede çok eski değilim.Söylediğiniz tarz yaklaşımlara pek şahit olmadım.Şayet olursam da diğer arkadaşlarımın düşüncelerine olan saygımdan dolayı görmemezlikten geleceğim ve kişiyi muhatap almayacağım.Şayet sizde genel anlayışı kasdederek buraya taşıyorsanız ön yargılı olmamanızı rica ediyorum.Belki de diğer sitelerle arasındaki en bariz fark budur…
İster Taş At İster Kurşun Hedefin Kukla Değil Kuklacı Olsun-X
Şu Reşat Ali Mortulumba’yı çok tuttum valla, süper özetlemiş konuyu:))
Felsefede tanrı, bir sanat eseridir. Hastasıyım.
Dinde tanrı, bir intikam meselesidir. Düşmanıyım.